İlamlı Takip Para ve Teminattan Başka Borçlar Hakkında İlamların İcrası

                                         İlamlı Takip

   Para ve Teminattan Başka Borçlar Hakkında İlamların İcrası:

                                       Taşınır Teslimi:

Bir taşınırın teslimine dair olan ilam icra dairesine verildiğinde, icra müdürü bir icra emri düzenleyerek borçluya gönderir. İcra emri ile yedi gün içinde o şeyin teslimini emreder.

 İlam ile hükmolunan taşınır veya misli borçlunun elinde bulunursa ve borçlu icra emri gereğini yerine getirmez veya eksik yerine getirirse alacaklının talebi üzerine icra dairesince taşınır borçludan zorla alınarak alacaklıya verilir.

İcra müdürü, borçludan istenen taşınır eşyayı, borçlu tarafından saklandığı yerlerden araştırmak ve bunun için gerekli yerlerin açılmasını istemek ve gerektiğinde bunu zorla sağlamak yetkisine sahiptir. Yani icra müdürü borçlunun ilamda yazılı eşyanın kendisinde bulunmadığı şeklindeki beyanıyla yetinip başkaca bir araştırma yapmadan malın borçlunun elinde bulunmadığına dair tutanak düzenleyemez. Eğer yapılan araştırmada taşınır malın borçlunun elinde bulunduğu saptanırsa, borçlu teslimi hükmolunan ve takip konusu yapılan malın değerini ödeyerek malı teslimden kaçınamaz.[1]

Borçlu elinde bulunan şeyin ya da borçlu tarafından icra emri ile istenen eşya olarak icra memuruna teslim edilen şeyin, ilamda yazılan eşya olup olmadığı konusunda çıkan uyuşmazlık, icra mahkemesince gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak çözümlenir.

Hükmolunan taşınır, borçlunun elinde bulunmazsa ilamda yazılı değeri alınır. Taşınırın ilamda yazılı olan değeri borçlu tarafından ödenmezse ayrıca yeni bir icra emri tebliğine gerek kalmadan para alacağı olarak haciz yoluyla borçludan tahsil olunur.

Taşınır malın değeri ilamda yazılı değil ise ya da değer taraflar arasında yani alacaklı ve borçlu arasında ihtilaflı ise, icra müdürü tarafından değer haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur. Hükmolunan taşınırın değeri borsa ve ticaret odalarından, borsa ve ticaret odası bulunmayan yerlerde ise icra müdürü tarafından seçilecek bilirkişiden sorulup bu konuda alınacak rapora göre belirlenen değer üzerinden para alacağı borçludan tahsil edilir.

İlgililerin bu hususta icra mahkemesine şikayet hakkı vardır.

İİK  24. maddesinin uygulanmasına ilişkin, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 28.05.2013 tarih ve  2013/4458 E. – 8047 K. Sayılı kararı;

“…. Mahkemece ilamda yenisi ile değiştirilmesine karar verilen ayıplı Logan Ambiance Pac. 1.5 DCİ AC 2006 model aracın teknik donanımını ve muadili olduğu bildirilen 2010 model Dacia Logan Ambiance 1.5 DCİ Konfor paketinin teknik donanımını gösteren bilgi ve belgelerin taraflardan temin edilerek makine mühendisi bilirkişi aracılığı ile haciz tarihi itibariyle (aracın aynen teslimi için verilen 7 günlük sürenin sona erdiği tarih) 2010 model Dacia Logan Ambiance 1.5 DCİ Konfor aracın donanımlarına göre belirlenecek değerinden  2006 model araçta bulunmayan donanım farklarının tutarı düşülerek iade konusu aracın değerinin belirlenmesi gerekir. “ATO”’nun verdiği ve net ifadeler taşımayan cevapla ve eksik inceleme ile sonuca gidilmesi doğru değildir.”

İlamda taşınırın aynen teslimi, aynen teslimin mümkün olmaması halinde bedeline hükmedilmiş ise, alacaklı doğrudan taşınırın bedelini talep edemez. Öncelikle taşınırın aynen tesliminin mümkün olup olmadığının netleştirilmesi gerekir.

Borçlu aynen teslimine hükmedilen taşınırları teslime hazır olduğunu bildirirse, alacaklı aynen teslimi kabulden kaçınamaz.

Hükmolunan eşyaların eski ve kullanılmış olmaları bilirkişi incelemesi ile ilamdaki eşyalar olduğu açıkça tespit olunan bu eşyaların aynen teslim edilmiş olduğu olgusunu değiştirecek bir yön olmayıp ilamda kullanılmamış oldukları konusunda bir açıklamaya da yer verilmediğine göre icra müdürlüğünün ilamı yorumlayarak eski ve kullanılmış oldukları gerekçesiyle infaz etmemesi yerinde ve yasal da değildir.[2]

Teslimine hükmolunan malın değerinin ilamda yazılı olmaması ve borçlunun da malı teslim edememesi halinde malın değeri hakkında icra dairesi haciz tarihi itibariyle yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda alınacak rapor ile belirlenen değerinin ödenmesi için borçluya muhtıra tebliğ eder. Muhtıra tebliği ile borçlu temerrüde düşeceğinden, alacaklı bu tarihten itibaren temerrüt faizi isteyebilir.

Teslimine hükmolunan malın değeri ilamda yazılı ise ve taşınırın borçlunun elinde olmadığı tespit edilirse ilamda yazılı değer üzerinden karar tarihinden itibaren faiz talep edilebilir.[3]

İlamda yazılı değerden maksat hüküm fıkrasında açıkça belirtilmiş olan değerdir. Hüküm fıkrasında borçlunun elinde bulunan taşınır malın teslimine, bulunmaması halinde bedeli olan şu kadar paranın ödenmesine şeklinde bir açıklık yoksa malın değeri ilamda yazılı sayılmaz.[4]

İİK 23/son maddesine göre, taşınır mal kavramına gemi siciline kayıtlı olmayan gemiler de girdiğinden bu gemiler hakkında da İİK 24. madde hükmü uygulanır.

   Çocuk Teslimi ve Çocukla Şahsi Münasebetin Tesisine Dair İlamların İcrası

Çocuk teslimine dair ilam icra müdürlüğüne verildiğinde, icra müdürü,  bir icra emri tebliği suretiyle borçluya 7 gün içinde çocuğun teslimini emreder. Borçlu, icra emri gereğini yerine getirmezse çocuk, nerede bulunursa bulunsun ilam hükmü zorla yerine getirilir.

 Çocukla şahsi münasebetin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine de, icra müdürü borçluya icra emri gönderir. İcra emri ile küçüğün lehine hüküm verilen tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını, aksi halde ilam hükmünün zorla yerine getirileceğini bildirir.

 Ayrıca ilam hükmüne aykırı hareketin İİK 341. maddesinde belirtilen cezayı gerektireceği de icra emrine yazılır. Borçlu bu emri yerine getirmezse ilam hükmü zorla yerine getirilir.

Tedbir mahiyetinde ara kararı ile çocuk teslimi veya çocuk ile şahsi münasebetin tesisine karar verilmiş olması halinde, ara kararı ilam niteliğinde olmadığından dolayı ilamlı takip yapılamaz.

Bu gibi tedbir mahiyetindeki ara kararların yerine getirilmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda çözüm mercii tedbir kararını veren aile mahkemesidir. Bu husus 12. Hukuk Dairesi’nin 1.2.2008 tarih ve 2007/23136-1761 sayılı kararında belirtilmiştir.

6100 Sayılı HMK.nun geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar  (HUMK.443/4 m.), kesinleşmeden infaz edilemeyeceğinden, çocuk teslimine ve çocukla şahsi münasebet kurulmasına ilişkin  ilamların  infazı için  kesinleşmeleri gerekir.

Çocuk teslimine ilişkin ilamların icrasında icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması gerekir.

Çocuk teslimine ve çocukla şahsi münasebetin tesisine ilişkin ilamların yerine getirilmesi sırasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin itiraz ve şikayetleri inceleme görevi icra mahkemesine aittir.

Çocuk teslimine ve çocukla şahsi münasebetin tesisine ilişkin ilamların icrası sırasında icra müdürü çocuğun bulunduğu yeri araştırmak, yeri tespit etmek, gerektiğinde zor kullanmak yetkisine sahiptir. Bunun için kolluk kuvvetlerinden yararlanılabilir.

İİK’nun 341. maddesi hükmü gereğince, çocuk teslimi ve çocukla şahsi münasebetin tesisi hakkındaki ilamın gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyenler, lehine hüküm verilen kişinin şikayeti üzerine, icra mahkemesi tarafından 6 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır.

                     Taşınmaz Tahliye ve Teslimine Dair İlamlı Takip

                                 Taşınmazın Borçlu Elinde Olması

Bir taşınmaz veya geminin tahliye ve teslimine ilişkin ilam icra dairesine verildiğinde icra memuru taşınmaz veya geminin yedi gün içinde teslim emrini içeren icra emrini borçluya gönderir. Borçlu, icra emri gereğini yerine getirmezse ilam hükmü zorla yerine getirilir. Taşınmaz veya gemi alacaklıya teslim edildikten sonra borçlu, haklı bir neden olmaksızın müdahalede bulunursa ayrıca hükme gerek olmaksızın taşınmaz veya gemiden çıkarılır.

Tahliye veya teslimine hükmolunan taşınmaz veya gemide bulunan ancak; ilama dahil olmayan eşya borçluya veya vekiline veya ailesine veyahut müstahdemlerinden reşit bir kimseye teslim edilir. Eşyanın teslim edileceği kimse bulunamazsa eşya, masrafı ileride borçludan tahsil edilmek üzere peşin olarak alacaklıdan alınıp, güvenli bir yerde veya alacaklı nezdinde muhafaza ettirilir.

İcra dairesi eşyayı gelip alması için borçluya tebligat yapar. Bunun için borçluya eşyanın bulunduğu mahalde ise 5 gün, değilse 30 gün süre verilir.

Borçlu bulunduğu mahale göre 5 ya da 30 gün içinde eşyayı almaktan ya da masrafı ödemekten imtina ederse veya gerekli görülmesi halinde icra memuru icra mahkemesi kararı ile eşyayı satıp, satış tutarından eşyanın muhafaza masrafını öder. Geriye para kalırsa borçlunun adına Adalet Bakanlığı’nca çıkarılacak yönetmelikte nitelikleri belirtilen bankalardan birine yatırılır.

İlam taşınmaz ya da geminin aynına yani mülkiyet ya da diğer bir ayni hakka ilişkin ise, kesinleşmeden takip konusu yapılamaz.

İlam kesinleşmeden takip konusu yapılmış ise, icra müdürü takip talebini reddedemez. İcra emrini düzenlemesi gerekir. Borçluya icra emri tebliği üzerine borçlu tarafından ilamın kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı şikayeti ile icra mahkemesine başvurulması gerekir. Bu durumda icra mahkemesince takibin iptaline karar verilir. Bu konudaki şikayet süresizdir.

Taşınmazın tahliye ve teslimine ilişkin ilamın icrasında çıkan uyuşmazlıklarda örneğin; teslimi ve tahliyesi istenen taşınmaz ile ilamdaki taşınmazın aynı olup olmadığı, infazın ilama aykırı yapıldığına yönelik icra mahkemesine yapılan şikayet başvurusunun mahkemece, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak ayrıca mümkün olması halinde dava sırasındaki keşifte başvurulan fen ve yerel bilirkişiler de hazır bulundurularak çözümlenmesi gerekir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararları ile son dönemdeki 8. Hukuk Dairesi kararları bu doğrultudadır.

Men’i müdahale ilamı tahliyeyi de kapsayacağından infazda ihtarla yetinilmeyip icra müdürlüğünce tahliyenin sağlanması gerekir.

İlamda hem men’i müdahale hem de para alacağının tahsiline yönelik hüküm kurulmuş ise, borçluya taşınmazı teslimi için örnek 2 nolu, para tahsili için İİK 30. maddesi gereğince 4-5 örnek nolu icra emrinin tebliği gerekir.

                             Taşınmazın Üçüncü Şahıs Elinde Olması

Taşınmaz üçüncü bir şahıs tarafından davadan sonra ve hükümden önce yani dava sırasında henüz karar verilmeden önce davalıdan devralınarak adına tapuda tescil ettirilmiş ise, alacaklı borçlu aleyhine olan bu ilamı üçüncü kişi aleyhine takip konusu yapamaz. Yani böyle bir ilama dayanılarak üçüncü kişinin tahliyesi istenemez.

Bu durumda alacaklı borçlunun üçüncü kişiye karşı sahip olduğu hakları kullanabilir. Alacaklı bu yolu tercih etmez ise, borçluya karşı tazminat davası açabilir.

Ayrıca üçüncü kişinin kötü niyetli olduğu yani, borçlunun taşınmazda hakkı olmadığını bile bile taşınmazı devraldığını üçüncü kişi aleyhine açacağı bir dava ile de ispatlamak imkanına sahiptir. Böyle bir dava sonunda lehine olan ilamı üçüncü kişi aleyhine takibe koymak suretiyle taşınmazın tahliyesini isteyebilir.

Üçüncü kişi taşınmazda ayni değil de, şahsi bir hak iddia ediyorsa, örneğin kiracı olduğunu söylerse, kiralayan konumundaki kişinin taşınmazdan tahliyesi mümkün ise üçüncü kişinin de tahliyesi mümkündür.

Taşınmaz hakkında hüküm verildikten sonra taşınmazın el değiştirmesi halinde ilam hükmü yeni malik hakkında da uygulanır.

“İİK’nun 27. maddesi aynen “Taşınmaz, üçüncü bir şahıs tarafından davadan sonra ve hükümden evvel tapuya tescil edilmiş bir akde müsteniden işgal edilmekte ise alacaklı borçlunun o şahsa karşı malik olduğu hakları haiz olur. Bu şıkkı ihtiyar etmezse borçlusuna karşı tazminat davası açabilir. Şu kadar ki suiniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı umumi hükümler mahfuzdur.” hükmünü taşımaktadır.

Somut olayda takibe dayanak yapılan ilam men’i müdahale ilamı olup, taşınmazda bulunan üçüncü şahsın maddede yazılı koşullarda işgalde haklılığı ispat edilmiş olmadığından infazın buna karşı gerçekleştirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. O halde Mahkemece, şikayetin kabulü gerekir iken yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi isabetsizdir.”[5]

Tahliye kararı bir kira sözleşmesine dayalı olarak verilmişse ve taşınmazda üçüncü kişi bulunuyorsa kıyasen uyuşmazlığın İİK 276. maddesi gereğince çözümlenmesi gerektiğine yönelik Yargıtay kararları mevcuttur.

“ Kiracılık sözleşmesine dayalı sulh hukuk mahkemesi tahliye ilamlarının infazında, İİK’nun 41.  maddesi atfı ile   uygulama yeri bulan  276. maddesinde, tahliyesi istenen yerde kiracıdan başka bir şahıs bulunur ve işgalde haklı olduğuna dair resmi bir vesika gösterirse tahliyenin durdurulacağı hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda şikayetçi, Shell – Turcas  Petrol AŞ’nin  kiracısı olduğunu bildirerek  bayilik sözleşmesini  ibraz ettiği, yine icra dosyasına sunulan  02.04.2003 tarih ve 2489 sayılı Tapu Sicil Müdürlüğü’nde düzenlenen resmi senette ise;  taşınmaz maliki ve  ilam alacaklısı Nadir Yapar’ın taşınmaz üzerinde  akaryakıt servis  istasyonu ürünlerinin   satılması  yönünden  Turcas Petrol AŞ’ye  onbeş yıl süreyle ”bizzat”  veya ”bilvasıta” kullanmak üzere  intifa  hakkı tesis edildiği  anlaşılmaktadır. Bu durumda    şikayetçinin   Shell – Turcas Petrol  AŞ’den  bayilik sözleşmesiyle  08.06.2010 tarihinde  kiraladığı sözleşmeyle  taşınmazda  bulunduğu ve  taşınmazı  anılan madde kapsamında  haklı olarak işgal ettiği resmi senette  anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.”[6]

Gemi siciline kayıtlı olan gemi, borçlunun elinde bulunmazsa, alacaklı borçlunun gemiyi işgal etmekte olan şahsa karşı sahip olduğu haklara sahip olur.

Gemi üçüncü bir şahıs tarafından davadan sonra ve hükümden önce gemi siciline geçirilmiş bir akit sebebiyle işgal edilmekte ise, alacaklı borçlunun o şahsa karşı malik olduğu haklara sahip olur. Borçluya karşı tazminat davası açabileceği gibi kötü niyetli üçüncü kişi aleyhine de genel hükümlere göre dava açabilir.

           Bir İşin Yapılmasına veya Yapılmamasına Dair İlamlar

Bir işin yapılmasına ilişkin ilam icra dairesine verildiğinde icra müdürü ilamda belirtilen sürede işini yapılmasını, ilamda süre belirtilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işin yapılması için borçluya icra emri gönderir.

İlamın konusu yalnız borçlu tarafından yapılabilecek bir iş ise, örneğin; bir ressamın bir tablo yapması gibi, icra müdürü borçluya işi ilamda belirtilen sürede, ilamda süre yoksa işin mahiyetine göre belirlediği sürede yapması için icra emri gönderir. İcra emri gereği borçlu tarafından yerine getirilmezse, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince borçlunun İİK 343. maddesi gereğince üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilamın gereği yerine getirilirse borçlu tahliye edilir.

İlamın konusu yalnız borçlu tarafından yapılabilecek bir iş değilse ve borçlu icra emri gereğini ilamda belirtilen ya da icra müdürü tarafından belirlenen sürede yerine getirmez ise alacaklının talep etmesi halinde, işin yapılması için gereken masraf, icra müdürü tarafından bilirkişiye hesaplattırılır. Bilirkişi tarafından belirlenen masraf tutarına ilişkin borçlunun icra mahkemesine başvuru hakkı mevcuttur.

Alacaklı isterse işin yapılması için gerekli olan parayı, ileride hükme gerek kalmaksızın borçludan tahsil olunup kendisine verilmek üzere icra dairesine yatırmak suretiyle ilam konusu işin yapılmasını sağlayabilir.

Alacaklı parayı icra dairesine yatırmayı kabul etmezse ayrıca hükme gerek kalmadan borçlunun masrafa yetecek miktarda malı haczedilerek paraya çevrilip iş yaptırılır.

Takip konusu ilam bir işin yapılmamasına ilişkin ise, icra dairesince borçluya ilamda belirtilen sürede ilamda süre belirtilmemişse işin mahiyetine göre icra müdürü tarafından belirlenen sürede ilamdaki işi yapmaması ya da ilamda belirtilen şeye katlanmasına yönelik olarak icra emri gönderilir. İcra emrinde ilam hükmünün yerine getirilmemesi halinde İİK 343. maddesine göre cezalandırılacağı da yazılır. Borçlu ilam hükmüne uymaz ise, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince İİK 343. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır.

Bir işin yapılmasına ilişkin ilamların infazı sırasında taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklar icra mahkemesince çözümlenir. İcra mahkemesi ilam hükmünün aynen yerine getirilmesini sağlamakla görevlidir. Gerekirse mahallinde keşif yaparak bilirkişiden rapor alarak uyuşmazlığı çözümler.

Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilam hükmü yerine getirildikten sonra borçlu ilam hükmünü ortadan kaldıracak bir eylemde bulunursa mahkemeden ayrıca hüküm almaya gerek kalmadan önceki ilam hükmü tekrar zorla yerine getirilir. İİK 30. maddesi aynı Kanun’un 78/2. maddesine atıf yapmadığından ilam hükmü yerine getirildikten sonra borçlu ilam hükmünü ortadan kaldıracak bir eylemde bulunursa ilamın yeniden infazı için icra dosyasının yenilenmesine gerek yoktur. Ayrıca taşınmazın aynına ilişkin ilamlar zamanaşımına uğramaz.

          İrtifak Hakkıyla Gemi Üzerindeki İntifa Haklarına Dair İlamlar

Bir irtifak hakkının veya gemi siciline kayıtlı olan bir gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılmasına yahut böyle bir hakkın yüklenmesine dair ilam icra dairesine verildiğinde icra müdürü ilam hükmünün gereğini yerine getirmesi için borçluya icra emri gönderir. Borçlu ilam hükmü gereğini yerine getirmez ise, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince İİK 343. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Borçlu ilam hükmüne uymaz ise, ilam hükmü zorla yerine getirilir. Yani irtifak hakkı veya intifa hakkının kaldırılması veya yüklenmesi için tapu veya gemi siciline yazı yazılır.

             Para ve Teminat Verilmesi Hakkındaki İlamların İcrası:

İlamda para alacağına veya teminat verilmesine hükmedilmesi halinde alacaklı tarafından ilamda hüküm altına alınan alacağın tahsili amacıyla ilamlı takip yapılır. Takibe, takip talebi ile başlanır. Takip talebini alan ve para alacağına ilişkin ilamı gören icra müdürü örnek 4-5 numaralı icra emrini düzenleyerek borçluya tebliğe çıkarır.

Borçlunun ilamda vekili varsa icra emri vekile tebliğe çıkarılmalıdır.

İlamlı icra takibinde yalnızca başvuru harcı alınır ve takip harcın yatırıldığı tarihte başlamış olur.

İcra emrinde borcun yedi gün içinde ödenmesi veya teminatın verilmesi, bu süre içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icranın geri bırakılmasına ilişkin bir karar getirilmedikçe cebri icraya devam olunacağı, 7 gün içinde 74 üncü madde uyarınca mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya gerçeğe aykırı beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtarlarına yer verilir.

İlamsız icrada olduğu gibi icra emri ekinde takip dayanağı ilamın borçluya tebliği gerekmez.

İlamda hüküm altına alınan alacak yabancı para alacağı ise alacağın Türk Parası karşılığının takip talebinde ve icra emrinde gösterilmesi gerekir.

İlama dayalı olarak takibe başlanması halinde örnek 4-5 nolu icra emri gönderilmesi yasanın amir hükmü olup, ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamaz. İcra müdürünün para alacağına ilişkin ilamı gördüğü zaman icra emri düzenleyerek borçluya tebliğe çıkarması gerekir.

Öte yandan haklı bir sebep bulunmadığı sürece ilamda hüküm altına alınan her bir alacak için ayrı ayrı takip yapılması mümkün değildir.

Her iki hal de hakkın kötüye kullanılması nitelinde olup dürüstlük kuralı ile de bağdaşmaz.

İlamların icra edilecek kısımları hüküm fıkrası olup yorum yoluyla belirlenemez. Dolayısıyla hüküm fıkrasının aynen infazı gerekir.

Buna göre faizin ilama uygun istenmesi gerekir. İlamda faize hükmedilmemiş ise karar tarihinden itibaren, ancak ilamın icraya konulması için kesinlesmesi zorunlu ilamlarda, kesinleşme tarihinden itibaren yasal faiz istenebilir. İlamda faizin cinsi belirtilmemiş ise istenebilecek faiz yasal faizdir. İlamda hangi faize hükmedilmiş ise onun istenmesi mümkündür. Ancak yasal faize hükmedilmesi halinde yasada o alacak için öngörülen faizi anlamak gerekir. Faiz alacağına faiz istenemez.

İlamda hüküm altına alınan yargılama gideri ve avukatlık ücreti ticari alacak kapsamında değerlendirilemez ve taraflar tacir olsa bile ticari faiz istenemez. Bu alacaklara ilamın karar tarihinden, ilamın icrası için kesinleşmesi gerekiyor ise kesinleşme tarihinden itibaren yasal faiz istenebilir.

İlamda alacağın brüt olarak belirlendiği durumlarda vergi vs. kesintiler yapıldıktan sonra net alacak istenmelidir.

İlamı ancak lehine hüküm kurulan ilamın tarafı icraya koyabilir. Buna göre her ne kadar ilamda hüküm altına alınan vekalet ücreti vekile ait ise de bu durum iç ilişkiyi ilgilendirip, vekil ilamda taraf olmadığından kendisi adına takip yapamaz. İcra takibini asil yapabilir.

Yine ilam vekalet ücretinin icraya konulmasında da icra vekalet ücreti istenmesinde yasaya aykırılık yoktur.

İlamlı icra takibinde her türlü itiraz ve şikayetler icra mahkemesine yapılır. İcra dairesine yapılan itirazlar sonuç doğurmaz.

Takip konusu ilamda birden fazla borçlu olup da, ilamda her bir borçlunun sorumlu olduğu miktar belirtilmemiş ya da müteselsilen tahsil kararı verilmemişse her bir borçlu borçtan eşit oranlarda sorumlu olur. Örneğin iki borçlu varsa ½’şer orandan sorumlu olurlar.

İİK. nun 41.maddesi göndermesi ile 16.madde ilamlı icra takiplerinde de uygulanacağından, icra emrine yönelik borçlunun şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurması mümkündür. İcra emrinin ilama uygun düzenlenmesi gerekip, ilama aykırılık nedeniyle yapılacak şikayetler süreye tabi değildir.(m. 16/2)  İlama aykırılık kavramı yalnızca mahkeme ilamları değil ilam niteliğindeki belgeleri de kapsar. (m. 38)

“Kural olarak, ilamda faize hükmedilmemişse, kesinleşmeden infazı istenemeyecek ilamlar hariç, karar tarihinden itibaren faiz talep edilebilir. HUMK.nun 443.maddesine göre aile ve şahsın hukukuna dair hükümler kesinleşmedikçe infaz edilemez. Bu nevi davalar sonunda hüküm altına alınan yargılama giderleri ve tazminat gibi ilamın eklentilerine ilişkin bölümler de boşanma kararı kesinleşmeden infaz edilemez. Bu durumda, boşanma kararı ile birlikte hükmedilmiş tazminatın takibe konulması halinde, ancak, infaz edilebilir hale geldiği boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren faiz istenebilir.” 8.HD 13.06.2013 13/5748-9147

“Kamulaştırmasız elatma davaları uygulamada sıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmiş değildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi de 10.04.2003 tarih ve 2002/112 E. 2003/33 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız elatma davaları; İBK., HGK. ve Hukuk Daireleri’nin içtihatlarıyla yön bulmaktadır. Bu nevi davalarda hükmedilen tazminatların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür ve oranda olması gerektiği noktasında da kanuni boşluk mevcuttur.

Ancak; İdarenin kendisine Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza elatarak, kamulaştırma ilkelerine aykırı davranarak, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına müdahale etmesi halinde,  kamulaştırma ile mülkiyet hakkına Anayasa’nın 46. maddesi ile getirilmiş anayasal sınırlandırma kıyasen uygulanarak, özü ve vardığı hukuki sonuçları  itibariyle aynı nitelikler taşıyan   kamulaştırmasız   elatmaya  ilişkin  ilamlarda da  hüküm  altına  alınan  tazminatlara Anayasa’nın 46/son maddesinde düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Açıklanan nedenlerle, kamulaştırma bedelinin arttırılması ilamlarında olduğu gibi  kamulaştırmasız elatma ilamlarında da ilamın kesinleştiği tarihe kadar geçen dönem için ilam uyarınca yasal faiz, kesinleşme tarihinden sonraki dönem için ise, 17.10.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanunla Değişik Anayasa’nın 46/son maddesi hükmü uyarınca, kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması doğru olduğundan borçlu vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;  Bakanlar Kurulu’nun Kamu Alacakları İçin Uygulanan Gecikme Zammı Oranının Yeniden Belirlenmesine ilişkin 19.10.2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren 2010/965 sayılı  Kararına göre  kamu alacaklarına uygulanacak en  yüksek faiz oranı aylık  % 1,40 yani yıllık % 16,80 ‘e düşürülmesine rağmen,  hükme esas alınan bilirkişi raporunda ilamın kesinleşme tarihinden itibaren bu oranın değişiklikten önceki yıllık % 23,40  alındığı görülmüştür. O halde; Mahkemece, bu hususta bilirkişiden ek rapor alınarak, sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hatalı bilirkişi raporuna göre hüküm tesisi isabetsizdir.” 8HD 02.04.2013 2013/2113-4824

İlamların infaz edilecek kısmı hüküm kısmıdır. İlamın gerekçesine göre talepte bulunulamaz. İcra mahkemesi de hükmün aynen infazını sağlamakla görevlidir. İcra mahkemesi hükmü yorumlayamaz. Yorum yolu ile değiştiremez.

 “İlamlı takipte, mahkeme tarafından yazılıp, imza olunan ve mahkeme mührü ile mühürlenerek taraflara verilen böylece ilam niteliğini kazanan karar dayanak gösterilerek takip başlatılır, icra emri de buna göre düzenlenir. İcra müdürünün veya icra hakiminin ilamın hüküm fıkrasının değiştirilmesi anlamına gelecek işlem ya da yorum yapması mümkün değildir. Para alacağını içeren bir ilamda faize de hükmedilmiş ise alacaklı takip talebinde faiz oranını ve faizin başladığı günü göstermek suretiyle faiz isteminde bulunabilir. Faiz talep edilmesi halinde, İİK.nun 32. maddesindeki “hükmolunan şeyin cinsi ve miktarının icra emrinde gösterileceği” düzenlemesi karşısında talebin ilamın hüküm fıkrasında yazılı cins, miktar veya hesap tarzına uygun olarak gösterilmesi gerekir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise, borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin düzeltilmesi için icra mahkemesine şikayet yoluna başvurabilir (İİK 41, 16/1,2. maddeleri). Şikayeti inceleyecek icra mahkemesinin yetkisi ise sınırlıdır. Bu nedenledir ki, yerleşik yargısal uygulamada ilamların infaz edilecek kısmının  hüküm  bölümü  olduğu,  hüküm  içeriğinin  aynen  infazı  gerektiği  ve  gerek  icra dairesinin gerekse sınırlı yetkili icra mahkemesinin ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip olmadığı kabul edilmiştir .(HGK 8.10.1997 tarih 1997/12-517 E, 1997/776 K.; 22.3.2006 gün 2006/12-92 E, 2006/85 K.; 25.6.2008 gün 2008/12-45 E, 2008/453 K).

“Borçlu İcra Mahkemesine başvurusunda, kıdem tazminatı faizi ile oranının ve ihbar tazminatına uygulanan faizin fazla olduğunu ileri sürmüştür.

Borçlu tarafından faiz oranlarının uygulanmasını istediği banka adları bildirilmiş, alacaklı tarafından bildirilmemiştir.

HGK’nun 20.09.2006 tarih, 2012/594-534 Esas ve Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; bu durumda kıdem tazminatı için Mahkemece yapılacak iş; tarafların bildirdikleri bankalardan hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarca mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının sorulması, hakkın doğum tarihinden itibaren takip tarihine kadar istenebilecek faiz miktarının bilirkişiye hesaplattırılması şeklinde olmalıdır. Bu ilkeye uygun olmayan bilirkişi raporu ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.” 8HD 18.04.2013 2013/1075-5885

İlam hükmü bölünerek ayrı ayrı  takip yapılamaz.

 

‘’…. Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu durum hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hakim yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu objektif iyi niyet kuralları içinde doldurmak zorundadır. İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının 4 ayrı takip başlatmak suretiyle yasalarda belirtilen dürüstlük kuralına uymadığı, borçlunun zarara uğramasına neden olduğu anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında alacaklının bu davranışı hukuk düzeni tarafından korunamayacağından Kadıköy 2. İcra Müdürlüğü’nün 2012/13587 E. sayılı takip dosyası dışındaki takipler (2012/13588, 2012/13589, 2012/13590 E. sayılı) yönünden şikayetin kabulü gerekir. Aksine kanaatle  ve yazılı gerekçe ile ret kararı  isabetli olmamıştır.”  8HD 07.05.2013 2013/2780-6651

“… şikayet konusu takip dayanağı ilamda açıkça alacağın “reeskont faizi ile tahsiline” karar verildiği halde, dosya üzerinde yapılan  incelemeyle 3095 sayılı Yasanın 4489 sayılı Yasa ile değişik 2. fıkrasında yer verilen avans faiz oranları üzerinden hesaplama yapıldığı belirtilerek karar verilmesi  doğru değildir. Mahkemece anılan ilkeler doğrultusunda T.C. Merkez Bankası’ndan reeskont işlemleri için açıkladığı oranlar sorulup bu oranlar üzerinden  Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilirkişiden rapor alınarak sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.” 8 HD 09.05.2013 2013/3676-6829

İlama aykırılık şikayeti süresizdir.

“İlamlı icra takibinde faiz ve diğer alacakların fazla istendiği yönündeki başvuru İİK’nun 41. maddesi yollamasıyla İİK’nun 16/2. maddesinde yer alan bir hakkın yerine getirilmemesi nedeniyle ilama aykırı işlem yapıldığı iddiası olduğundan süresiz şikayete tabi olup, her zaman ileri sürülebilir (HGK’nun 21.06.2000 tarih, 2000/12- 1002 sayılı Kararı)

….O halde Mahkemece yapılacak iş; daha önce borçlu vekili banka ismi bildirdiğinden bu kez alacaklı vekilinin bildireceği bankalardan, (hakkın) doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının sorulması ve bu alacakların (hakkın) doğum tarihinden 2. icra emrinin düzenlendiği 24.01.2012 tarihine kadar istenebilecek faiz miktarının dosyaya celp edilen bankaların faiz oranları karşılaştırılarak bilirkişiye hesaplattırılması, öte yandan icra emrinde tüm alacaklar için işlemiş faiz talep edildiğinden yasal faiz uygulanacak alacakların 24.01.2012 tarihine kadar işlemiş faizlerinin de bilirkişiye hesaplattırılmasından sonra sonuca gidilmesi gerekirken, açıklanan ilkelere uygun düşmeyen hatalı bilirkişi raporuna dayanarak hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 28.05.2013 2013/4457-8045

Eda hükmü içeren ilamlar ilamlı takibe konulabilir. Tespit kararları ilamlı takibe konu edilemez. Ancak tespit kararlarının masraf ve vekalet ücretine ilişkin kısımları ilamlı takip konusu yapılabilir.

;…. Takibe  dayanak  yapılan İdare Mahkemesi ilamı  dava konusu işlemin iptaline  ilişkin olup, likit bir alacak yönünden eda hükmü içermemektedir. Bu hali ile ilam, eklentileri olan yargılama gideri ve vekalet ücreti  dışında  ilamlı icra takibine konu edilemez. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda İcra Mahkemesi’nce asıl alacak ve onun işlemiş faizi yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.” 8 HD 10.09.2013 2013/6367-11554

İlamın infaz edilecek kısmı hüküm kısmı olduğundan hüküm kısmında likit ve net bir şekilde tahsiline hükmedilen bir meblağın bulunmaması halinde ilam ilamlı takibe konu edilemez.

“İcra takibinin dayanağı olan Ankara 5.İdare Mahkemesi’nin  19.11.2009 tarih, 2009/692 Esas, 2009/1628 Karar sayılı ilamında, “Davacının 14.03.2003  tarihi ile 11.05.2009 tarihleri arasında maaş ve diğer özlük haklarının idareye başvuru tarihi olan 28.05.2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazmini isteminin kabulüne” şeklinde hüküm kurulmuştur.

..Her ne kadar İdare Mahkemesi kararı tazminata ilişkin olsa dahi hükümde likit bir alacağa karar verilmemiştir. Bu hali ile hükmün infazı mümkün olamayacağından ilamlı takip konusu yapılamaz.

Bu durumda takibin iptaline karar verilmesi gerekirken dar yetkili İcra Mahkemesi’nce ilam yorumlanarak 13.460,46 TL maaş ve özlük haklarının tahsilini sağlar şekilde hüküm oluşturulması isabetsizdir.” 8 HD 29.04.2013 2013/3391 – 2013/6241

İnfaz edilmesi için kesinleşmesi zorunlu olan ilamların takip tarihi itibariyle kesinleşmiş olması gerekir. Takip tarihinde kesinleşmemiş olan ilam takipten sonra kesinleşmiş olsa dahi takibin iptali gerekir.

“,…, takibe dayanak Giresun Aile Mahkemesi’nin 2011/146 Esas 2012/173 Karar sayılı boşanma ilamı ekinde hükmedilen maddi ve manevi tazminat ve birikmiş nafaka farkı  alacaklarının tahsili amacıyla 11.03.2013 tarihinde ilamlı takip başlatılmıştır. Giresun Aile Mahkemesi’nin ilamının kesinleşme şerhinden kararın boşanma yönünden 21.03.2013 tarihinde  icra takibi başlatıldıktan 10 gün sonra kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında  takip tarihi itibarıyla  boşanmanın fer’ileri niteliğindeki  maddi ve manevi tazminat alacakları açısından kesinleşmeyen ilama dayanıldığına göre bu kalem alacaklar yönünden yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda takibin iptali gerekir. Bu hususlar gözardı edilerek yazılı gerekçe ile şikayetin reddi  isabetsizdir.” 8 HD 16.09.2013  2013/12902 – 2013/12217 

“… şikayetçi  borçlunun  şikayet nedenleri arasında ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı yönünde bir başvurusu yoktur. Taşınmazın aynına ilişkin şikayetler süreye tabi değil ise de, taraflarca ileri sürülmedikçe hakim tarafından re’sen göz önüne  alınamaz. Şikayetçinin takibin mükerrer olduğu yönündeki şikayeti incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle  takibin iptali yönünde hüküm kurulması  isabetsizdir.” 8 HD 01.10.2013 2013/8529 2013/13965

                                 İlamlı Takipte Şikayet (m. 16)

İlamlı takipte İİK 41. maddesi yollamasıyla İİK 16. maddesi gereğince borçlu alacaklının takip hukuku yönünden henüz alacaklı sıfatını kazanmadığı, takip başlatamayacağı icra emrinin ilama veya takip talebine aykırı düzenlendiği şikayetiyle icra mahkemesine başvurarak icra emrinin düzeltilmesini, iptalini ya da takibin iptalini şikayet yoluyla talep edebilir. Ayrıca ilamlı takiplerde de icra dairesince yapılan işlemlerin kanuna aykırı olduğu ya da hadiseye uygun olmadığından dolayı şikayet başvurusunda bulunulabilir.

İlama aykırılığa dayalı şikayetler süresizdir. İİK 41. madde yollamasıyla İİK 16. maddesi gereğince bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması da her zaman şikayet olunabilir. Örneğin; ilama aykırı olarak fazla faiz talep edildiği, faiz oranının ilama aykırı olduğu, takip yapan kişinin ilama göre alacaklı sıfatının bulunmadığı gibi…

Uygulamada ilamın icra emri ile birlikte gönderilmediğine yönelik şikayet başvuruları sıklıkla yapılmaktadır. İlamlı takipte icra emri ile birlikte dayanak ilamın borçluya gönderilmesi zorunluluğu yoktur. İİK 32. maddede icra emri ile birlikte dayanak ilamın borçluya gönderileceğine dair yazılı bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenle bu konudaki şikayetlerin reddi gerekir.

    Uygulamada Sıkça Karşılaşılan Şikayetlere İlişkin Yargıtay Kararları;

 

;….HMK’nun 73, 81, 82, 83 Avukatlık Kanunu’nun 41., Tebligat Kanunu’nun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur.

Ne var ki vekile tebliğ zorunluluğunun bulunması asile tebligat yapılması lüzumunu ortadan kaldırmaz. Şöyle ki; İİK’nun 76. maddesinde düzenlenen  mal beyanında bulunmamak suçu, 338. maddesinde düzenlenen hakikate muhalif beyanda bulunma suçu gibi icra-iflas suçlarında borçlunun cezalandırılabilmesi için icra emrinin borçlunun vekiline değil, kendisine tebliğ edilmiş olması gerekir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, cilt 2, sh: 1280) Cezaların şahsiliği kuralı gereğince  borçlu asilin cezai yönden sorumlu tutulabilmesi için icra emrinin  borçlu asile tebliği zorunludur.  Şikayete konu  İstanbul 33. İcra Müdürlüğü’nün  2013/6217 Esas sayılı takip dosyasında takip dayanağı ilamda borçlunun vekili olduğu halde takip talebi ve icra emirlerinde adı belirtilmediğinden icra emirlerinin  borçlu  asile  tebliğ  edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda  icra emirlerinin  asile tebliğ işlemi usulsüz olmayıp, vekile de icra emirlerinin  tebliğ edilmemesi noktasında tebliğ işlemi eksikliği söz konusudur.

O halde Mahkemece, icra emirlerinin vekile tebliği suretiyle takibe devam  edilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle icra emirlerinin iptaline   karar verilmesi   isabetsizdir.” (8.HD. 16.12.2014, 3185/22360)

 “..Kural olarak, ilamda faize hükmedilmemişse, kesinleşmeden infazı istenemeyecek ilamlar hariç, karar tarihinden itibaren faiz talep edilebilir (HGK’nun 05.04.2000 tarih, 2000/12-739 E. 2000/746 K. İçtihadı Birleştirme kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.1995 tarih 1994/2 E. – 1995/2 K. sayılı kararı) Bu durumda istenebilecek olan faiz, 5335 sayılı Yasa ile değişik 3095 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde düzenlenen yasal faizdir.

Somut olayda; takibe dayanak yapılan ilamda “20.000,00 TL’nin 05.09.2003 tarihinden dava tarihine kadar işleyen 15.842,19 TL yasal faizi ile toplam 35.842,19 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine..” karar verilmiş olup, hükümde asıl alacak ve faizden kaynaklanan alacak kalemleri belirlenmiştir.15.842,19 TL olarak tespit edilen faiz alacağına faiz işletilemez ise de; 20.000,00 TL asıl alacak için karar tarihinden itibaren faiz istenilmesi olanaklıdır.

O halde; Mahkemece, belirtilen ilkeler doğrultusunda faiz hesaplanarak icra emrinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, talep olunan 23.000,00 TL faizin tümünün iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir .” 8 HD 05.11.2013 2013/8224 – 2013/15847

 “..Takip dayanağı ilam, kira bedeli tespit ilamı olup, kira alacağının tahsili yönünden eda hükmü içermemektedir. Bu hali ile anılan ilama dayanılarak kira paralarının tahsili istenemez  ise de ilamda hükmedilen yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden ilamlı takip yapılması olanaklıdır. Mahkemece bu kalemler ayrı tutularak icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken icra emrinin tümden iptali şeklinde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 20.05.2013 2013/4213 – 2013/7506

“… Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2011/471-2012/202 K sayılı  03.04.2012 tarihli  menfi tespit kararının kesinleşmediği anlaşılmakla, menfi tespit ilamında hükmedilen vekalet ücretinin talep edilmesi mümkün değildir.

O halde mahkemece, borçlunun ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyeceği yönündeki şikayetinin yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi yerine istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 15.05.2013 2013/5320 – 2013/7280

         

;..5335 sayılı Kanun 3095 sayılı Kanunun 1.maddesini  değiştirmiş maddede hesap tarzı belirlenen yasal faizin T.C. Merkez Bankası’nın belirlediği reeskont oranları üzerinden hesaplanması yöntemi terk edilmiştir. Bu durum sadece bu tarihten sonra yasal faizin belirtilen reeskont oranlarından bağımsız düşünüleceği anlamına gelmekte olup, Merkez Bankası’nın kendi kanunundan aldığı (1211 sayılı T.C. Merkez Bankası Kanunun 4651 sayılı Kanunla değişik “ilan edilecek hususlar” başlıklı 39. maddesinde) kendi işlemlerinde uygulayacağı reeskont iskonto ve faiz hadleri belirleme, ilan etme görev ve yetkisi devam ettiğinden ve bu hadler belirlenebilir olduğundan ilamda reeskont oranına hükmedilmesi veya sözleşmede açıkça kabul edilmesi halinde T.C. Merkez Bankası’nca belirlenmekte ve ilan edilmekte olan reeskont oranı üzerinden faiz hesaplanabilmesine engel teşkil etmez.

          Bu durumda şikayet konusu takip dayanağı ilamda açıkça alacağın “reeskont faizi ile tahsiline” karar verildiği halde, dosya üzerinde yapılan  incelemeyle 3095 sayılı Yasanın 4489 sayılı Yasa ile değişik 2. fıkrasında yer verilen avans faiz oranları üzerinden hesaplama yapıldığı belirtilerek karar verilmesi  doğru değildir. Mahkemece anılan ilkeler doğrultusunda T.C. Merkez Bankası’ndan reeskont işlemleri için açıkladığı oranlar sorulup bu oranlar üzerinden  Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilirkişiden rapor alınarak sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.” 8 HD 09.05.2013  2013/3676-6829

 

“.. Takip dayanağı  ilamda faizin başlangıcı konusunda bir hüküm bulunmaması halinde, karar tarihinden itibaren faiz istenebilir. (HGK’nun 05.04.2000 tarih ve 2000/12-739 E. – 2000/746 K.) (HGK’nun 04.07.2001 tarih ve 2001/2-565 E.) Bu durumda istenebilecek olan faiz, 5335 sayılı Yasa ile değişik 3095 sayılı Yasanın 1. maddesinde düzenlenen yasal faizdir.

  O halde  Mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınarak, borçlunun  vekalet ücretine uygulanan ve uygulanacak faize itirazının kabulü ile takipte yasal faiz oranlarının uygulanabileceği yönünde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi  isabetsizdir. “ 8 HD 13.05.2013  2013/3324- 2013/7031

“..İİK.nun 82/12. maddesi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Mahkemece, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir.

Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu ögeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.

Takip hukukunda asıl olan borcun ödenmesidir. İcra mahkemesi ve icra dairesi, takip aşamasında alacaklı ve borçlunun karşılıklı olarak menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür.

Somut olayda Mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda “taşınmazın 70.000 TL edeceği ve mahkemenin borçlu davacının haline münasip evi olduğu” bildirilmiştir. Bilirkişi raporunda borçlunun haline uygun ev alabileceği miktar belirlenmediğinden anılan rapor bu hali ile hüküm kurmaya elverişli değildir.

 Mahkemece yapılacak iş, bilirkişilerden ek rapor alınarak borçlunun haline münasip ev alabileceği  değerin  tespitinden  sonra  bu  miktar  mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve yetersiz raporla dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 03.10.2013 2013/7539-14210

 

;…İİK 33/1 maddesine göre zamanaşımı, imhal ve itfa sebeplerine dayanılarak yapılan itirazların 7 günlük süre içinde yapılması gerekir. Takibin mükerrer olduğu yönündeki şikayet ilamlı icra takibinde ilama aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle anılan başvuru İİK’nun 16/2. maddesine göre süresiz şikayete tabidir (HGK’nun 21.06.2000 tarih, 2000/12-1002 sayılı kararı). O halde, Mahkemece borçlu vekilinin şikayetinin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken  yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir” 8 HD 05.11.2013  2013/8970 – 2013/15914

 

 “..İlamda sözü edilen”  yasal kesintilerin infaz sırasında dikkate alınması” yönünde ki gerekliliğin yerine getirileceği zaman, alacaklı tarafından icra takibine başlanılması olup,alacaklının hükmedilen brüt alacakları yasal kesintilerini yaparak, net bedellerini tespit ettikten sonra bu miktarlar üzerinden  takibi başlatması gerekir.

Bu durumda, Mahkemece, borçlunun şikayet nedenlerinin esasının incelenerek sonuca gidilmesi gerekirken,eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 19.11.2013 2013/18890 – 2013/17134

“7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine  ve yahut  zabıta  amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder  ve tesellüm  edenin  adresini  ihtiva   eden  ihbarnameyi  gösterilen  adresteki  binanın  kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Madde burada, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir” hükmü öngörülmüştür.

Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu’nun 23/7 ve Tebligat Yönetmeliği’nin 35/f  bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı hakim tarafından denetlenebilir.                             

Muhatabın tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak; maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, iki numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinin 2, 3, 4 ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.

Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde bu husus da belirtilerek; Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır.

Somut olayda borçlu Zehra Ceylan’a yapılan tebliğ işlemi, muhatabın  adresten geçici veya daimi ayrılıp  ayrılmadığı belirlenmeden ”tebliğ imkansızlığı şerhiyle” yapıldığından yukarıdaki  anılan Yasa ve Yönetmelik   hükümlerine aykırı olup, borçlu Zehra  Ceylan’a yapılan tebliğ işleminin usulsüz olduğunun  düşünülmesi gerekirken, aksinin kabulü ile her iki borçlu yönünden de şikayetin reddi doğru değildir. “ 8 HD 13.11.2013   2013/10094-16459

“..Bir aracın, makam aracı olarak kullanılması, onun fiilen kamu hizmetinde kullanıldığı anlamına gelmeyeceği gibi, kamu hizmetinin yürütülebilmesi için Belediye başkanının makam aracının bulunması da gerekmez. Zira belediyelerin görevleri 5393 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde açıklanmış olup, bu görevlerin yerine getirilebilmesi için Belediye başkanının makam aracının bulunması zorunlu değildir. Kaldı ki belde sakinlerinin müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olan belediyenin borcu var iken Belediye başkanının makam aracı kullanması yukarıda belirtildiği üzere başta Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırılık oluşturabileceği gibi kamu vicdanını da rahatsız edecektir.

Öte yandan  237 sayılı Taşıt Kanunu’nun 4.maddesinde kimlere makam aracı verileceği düzenlenmiş olup, Belediye başkanı anılan yasa uyarınca kendisine makam aracı tahsis edilecekler arasında yer almamaktadır.

Bütün  bu açıklamalar ışığında, Belediye başkanının makam aracının haczedilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığından  haczedilmezlik şikayetinin reddine karar verilmesi gerekirken istemin kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.” 8 HD 25.11.2013  2013/10932 -2013/17653

;.. takibe konu ilamda davalılar cevaplarında;  davacı Çetin’in davaya konu edilen bağımsız bölümlere isabet eden 4/13 hisseyi davalı Osman’ın eşi ve diğer davalılar Harun ve Necati’nin annesi olan Şaziye Mermer’i aldatarak ve hile kullanarak iktisap ettiğini, Şaziye Mermer’in davalı aleyhine tapu iptali ve tescil davası açtığını,  bu davanın sonucunun beklenmesini  talep etmişler, Mahkemece taşınmazı tasarrufta haklı bir nedeni bulunmayan davalıların açılan dava ile ilgileri bulunmadığından dolayı bu talep kabul  edilmemiş  ise  de,  ilamda taşınmazın mülkiyetinin ihtilaf konusu yapıldığı görülmektedir.

Bu nedenle ilamın infazı için kesinleşmesi gerektiği düşünülmeksizin şikayetin kabulü yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 29.04.2013  2013/5100 – 2013/6240

“..Alacaklı vekili takip talepnamesinde, kıdem tazminatı alacağının faiz başlangıcını, dolayısıyla akdin fesih tarihini 24.01.2009 tarihi olarak belirlemiş, borçlu vekili şikayetinde bu tarihe karşı çıkmamıştır. O halde akdin fesih tarihinin anılan tarih olarak kabulü gerekir.

..HGK’nun 20.09.2006 tarih, 2012/594-534 Esas ve Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; kıdem tazminatı için Mahkemece yapılacak iş; tarafların bildirdikleri bankalardan hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarca mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının sorulması, hakkın doğum tarihinden itibaren takip tarihine kadar istenebilecek faiz miktarının bilirkişiye hesaplattırılması şeklinde olmalıdır.

Somut olayda, borçlu vekili tarafından  bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde  faiz oranlarının uygulanmasını istediği banka adları bildirilmiş, alacaklı tarafa banka adlarını bildirmesi için imkan tanınmamıştır.

Bu durumda Mahkemece, öncelikle şikayetin niteliği gereği duruşma açılarak, alacaklı tarafa banka isimlerini bildirmesi için usulüne uygun süre verildikten sonra yukarıda bildirilen ilkeler ışığında, her iki tarafın da bildirdiği tüm bankalardan faiz oranları getirtilerek,  bilirkişiden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, şikayete konu edilmeyen husus gerekçe gösterilerek, evrak üzerinden sonuca gidilmesi isabetsizdir.”8 HD 10.09.2013   2013/7102 – 2013/11558

“ Alacaklı vekili tarafından borçlu aleyhine ilama dayalı takip başlatıldığı, şikayetçi borçlunun  ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı ve faizin fahiş olduğu şikayetinde bulunduğu, Mahkemece şikayetin duruşmalı olarak yapılmasına karar verildiği, 20.09.2012 tarihli celsede, şikayetçi borçlunun mazeretsiz olarak hazır bulunmaması ve davalı alacaklı vekilinin de davayı takip etmeyeceğini bildirmesi  üzerine, dosyanın işlemden kaldırılmasına, bilahare de dava üç ay içinde yenilenmediğinden HMK’nun 150. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.

İİK’nun şikayet üzerine yapılacak yargılama usulünü belirleyen 18/son maddesinde, icra mahkemesinin aksine hüküm bulunmayan hallerde, duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir edeceği, duruşma yapılmasının uygun görüldüğü takdirde ilgilileri en yakın zamanda duruşmaya çağıracağı ve gelmeseler bile gereken kararı vereceği  düzenlenmiştir.

Somut olayda borçlu vekilinin İcra Mahkemesi’ne başvuru dilekçesindeki iddiaları  şikayet niteliğindedir.

Bu durumda, Mahkemece taraflar gelmese bile işin esası incelenerek gereken kararın verilmesi yerine, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye rağmen HMK’nun 150. maddesi uygulanarak “dosyanın işlemden kaldırılması” ve ikinci aşama olarak da “davanın açılmamış sayılması” yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.” 8 HD 10.09.2013 2013/6633 – 2013/11574

“.. Vergi Mahkemesi’nin belli bir miktar paranın tahsili hükmünü içeren   ilamına dayalı olarak, borçlu Kurum aleyhine ilamlı takip başlatılmıştır. Borçlu Kurum  vekili İcra Mahkemesi’ne başvurarak, 2577 Sayılı Kanunun 28/2. maddesi hükmüne aykırı olarak, ödeme için  kendilerine başvurulmadan doğrudan takibe başlanması nedeniyle  takibin iptali talebinde bulunmuştur. Mahkemece Kuruma ödeme için  müracaat  edilmeden    takibe  başlanıldığından   şikayetin kabulü ile takibin  iptaline karar verilmiştir.

Yukarıda yazılı yasal düzenleme uyarınca, İcra Dairesi’nin Kanuna aykırı işleminin, öğrenme  tarihinden itibaren  yedi gün içinde şikayet konu edilmesi halinde, Mahkemece  işin esası incelenerek  sonuçlandırılır, aksi halde şikayetin  süreden  reddine karar  verilmesi gerekir.

Bu durumda, Mahkemece, takip dosyasında borçlu Kuruma, icra emrinin 03.10.2012 tarihinde tebliğ edildiği ve  kanunun açık  hükmüne aykırı işlem,  bu tarihte öğrenildiği halde, şikayet talebinin yedi günlük süre geçirilerek 05.12.2012 tarihinde yapıldığı nazara alınıp, şikayetin  süreden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek  takibin iptali yönünde  hüküm kurulması   isabetsizdir.” 8 HD 09.09.2013  2013/5991 – 2013/11474

 

“..Ceza Mahkemeleri’nin tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri ilamlı icra takibine konu edilebilir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’nun 4. maddesi uyarınca mahkumiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz. Mahkumiyet kararın eklentisi olarak hükmolunan tazminat, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin de hüküm kesinleşmedikçe asla tabi olarak infazı istenemez.

Somut olayda ise takibe konu edilen Bursa 3. İcra Ceza Mahkemesi’nin yukarıda anılan ilamın Ceza Mahkemesinden verilen hükmün açıklamasının geri bırakılmasına ilişkin olup yazılan karar mahkumiyet hükmü içerdiği kabul edilemez. (HGK 01.02.2012 gün 2011/19-639 E 2012/30 K)

Bu durumda dayanak ilamın tazminat ilamı olduğu ve kesinleşmeden takip konusu yapılabileceği düşünülmelidir.

Mahkemece şikayetin reddi gerekirken yazılı gerekçeyle takibin iptali yönünden hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 03.10.2013 2013/7585 – 2013/14130

                                     İcranın Geri Bırakılması Talebi

Borçlu icra emri tebliği üzerine yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı itfa ve imhal edildiği itirazında bulunabilir. Yedi günlük süre icra emrinin tebliğinden önce, ilam tarihinden sonra gerçekleşen itfa, imhal ve zamanaşımı itirazlarına ilişkindir.

Borçlu itiraz süresini kaçırmış ise yasal şartların mevcut olması halinde İİK 41. maddesi yollaması ile 65. madde uyarınca gecikmiş itirazda bulunabilir.

Hükmün verilmesinden önceki itfa, imhal ve zamanaşımı itirazları icra mahkemesince dikkate alınmaz. Bu nitelikteki itirazların hükmü veren mahkemeye yargılama sırasında ileri sürülmesi gerekir. Hükümden önceki döneme ilişkin itirazların icra mahkemesinde incelenmesi ilamın icra mahkemesince değiştirilmesi anlamına gelir ki, bu da kesin hüküm ilkesine aykırı olur.

İcra emri tebliğinden sonra gerçekleşen itfa, imhal ve zamanaşımına dayalı talepler her zaman ileri sürülebilir. Süre kaydı yoktur.

“..Borçlu aleyhine ilamların icrası yoluyla 08.10.2012 tarihinde başlatılan icra takibinde; icra emri, borçluya 10.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dosyanın incelenmesinde, takibe konu ilamda hükmedilen alacağa ilişkin 18.508,30 TL’nin 11.10.2012 tarihinde, icra emrinin tebliğinden sonra alacaklının borçlu idareye bildirdiği hesaba yatırıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda; Mahkemece borçlunun, itirazının İİK’nun 33/2. maddesinde öngörülen ve her zaman ileri sürülebilecek itirazlardan olduğu gözetilerek, itirazın esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle süre aşımı nedeniyle istemin reddi isabetsizdir.” 8HD 12.09.2013  2013/7879-11774

  “İİK’nun  33/2. maddesi; ”İcra emrinin tebliğinden sonraki devrede tahakkuk etmiş itfa, imhal, veya zamanaşımına dayanan geri bırakma istekleri her zaman yapılabilir. Bunlardan itfa veya imhale dayanan istekler mutlaka noterlikçe re’sen yapılmış veya tasdik olunmuş belgelere veya icra zaptına istinat ettirilmelidir.” hükmünü içerir.

HMK’nun 188. maddesinde de; tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların, çekişmeli olmaktan çıkacağı  ve ispatının gerekmeyeceği düzenlenmiştir.

Somut olayda, borçlu aleyhine ilamdan kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile  takip başlatılmış, borçlu vekili Kooperatif Olağan Genel Kurulu’ndan alınan 01.03.2010 tarihli karar ile vekil edeninin ibra edildiğini, avukatlarına  Kooperatif yöneticilerinin yazdığı 03.05.2010 tarihli talimat ile de  takipten vazgeçilmesi bildirildiği halde, takibe devam edildiğinden takibin iptalini talep etmiştir. Mahkemece,  genel kurul kararında  ibranın takibe konu borç için olup olmadığının anlaşılamadığı ve vekile yazılan yazının vekil ile müvekkil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiği, İİK’nun 33. maddesindeki belge niteliğini taşımadığından  itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İcra mahkemesi dosyası incelendiğinde, alacaklı vekilinin 15.08.2012 tarihli celsede,  icra takibine dayanak ilama konu  alacaktan dolayı  ibraya ilişkin  genel kurul kararı alındığını kabul ettiği  görülmektedir.

Bu durumda Mahkemece 01.03.2010 tarihinde alınan karar ile borçlunun takip dayanağı ilamdan kaynaklanan  borçtan  ibra edildiğinin, alacaklı vekilinin ikrarı ile ispat edildiği gözetilerek, istemin  kabulü gerekirken  yazılı gerekçe ile ret kararı verilmesi isabetsizdir.” 8HD 15.04.2013 2013/1952 – 5673

İtfa İtirazı: Borçlu icra emri tebliğinden önce ve hükümden sonraki döneme ilişkin itfa itirazını, icra emri tebliğinden itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra mahkemesine yapması gerekir. İtfadan sadece ödeme anlaşılmayıp, borcu ya da alacağı ortadan kaldıran, sona erdiren her türlü hukuki işlemin (örn: ibra, bağışlama, af, terkin, takas) anlaşıldığı yani itfa terimine dahil olduğu uygulamada kabul edilmektedir.

İcra emri tebliğinden önceki döneme ilişkin itfa itirazı;

-Yetkili mercilerce re’sen düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış belge

-İcra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde alacaklı tarafından ikrar edilmiş belgelerle ispat edilebilir. İcra emri tebliğinden sonra gerçekleşen itfa ve imhale dayalı talepler mutlaka noterlikçe re’sen yapılmış veya tasdik olunmuş belgeler veya icra tutanağı ile ispatlanması gerekir. Maddede imzası alacaklı tarafından ikrar edilen belgelere yer verilmemiştir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre imzası alacaklı tarafından ikrar edilen belge ile de itirazın ispatı mümkündür.

Borçlunun İİK 33. maddeye dayalı olarak icra mahkemesine yapacağı icranın geri bırakılması talepleri kendiliğinden takibi durdurmaz. Mahkemece itirazın mahiyeti ve sunulan delillere göre tedbiren takibin durdurulmasına karar verilebilir.

Borçlu itfaya dayalı itirazını yasada belirtilen bu nitelikteki belgelerle ispatlaması gerekir. Adi nitelikte bir belge sunulması halinde, belgede alacaklının imzası bulunuyorsa alacaklıya imzanın kendisine ait olup olmadığı sorulup sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Alacaklı imzayı kabul ederse belge içeriğinden de borcun ödendiği anlaşılıyorsa, icranın geri bırakılmasına karar verilmelidir. Alacaklı adi nitelikteki belgede bulunan imzayı kabul etmezse icra mahkemesince imza incelemesi yapılamaz. İcranın geri bırakılması talebinin reddi gerekir. İtfa itirazının kabulü halinde icra mahkemesince takibin iptaline değil, icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekir. Verilen bu karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Bu nedenle alacaklının genel mahkemede alacak davası açması mümkündür.

İtfa itirazının reddi kararı da maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Borçlu İİK 72. maddeye dayalı olarak borçlu olmadığı parayı ödemek mecburiyetinde kaldığını iddia ederek alacaklı aleyhine paranın geri verilmesi için genel mahkemede dava açabilir.

İcranın geri bırakılması talebinin reddine ilişkin icra mahkemesi kararının temyizi teminat şartına bağlıdır. Borçlu temyiz süresi içinde alacağı karşılayacak nakit veya icra mahkemesince kabul edilecek taşınır rehin veya hisse senedi veya tahvil veya taşınmaz rehni yahut geçerli bir başka kefalet göstermek suretiyle temyiz yoluna gidebilir. Borçlunun alacağa yeter malı haczedilmiş ise teminat şartı aranmaz.

Teminat şartının yerine getirilip getirilmediği temyiz aşamasında Yargıtay’ca incelenecek bir husus olup, icra mahkemesince bu husus değerlendirme konusu yapılamaz. Ve bu nedene dayalı olarak borçlunun temyiz dilekçesi reddedilemez. (12 HD 11.10.2005 tarih ve 18401/19578)

Borçlu icra emrinin tebliğinden önceki döneme ilişkin zamanaşımı itirazını ilam ile ispat edebilir. İcra emrinin tebliğinden sonraki zamanaşımı itirazını ise icra dosyası ile ispatlaması mümkündür. İcra dosyasındaki zamanaşımını kesen işlem tarihleri arasında ilam zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı denetlenebilir.

İİK 33. maddesinde tazminata ilişkin bir hüküm bulunmadığından talebin kabulü veya reddi halinde tazminata hükmedilemez. Borçlu ödeme iddiasını İİK 33. maddesinde belirtilen belgelerle ispatlaması gerekir. Takip konusu ilama dayalı alacağa atıf yapan PTT tahsilat makbuzu veya banka idaresi tarafından verilmiş makbuz veya dekontların da İİK 33. maddesinde belirtilen belgelerden olduğu Yargıtay uygulamalarında kabul edilmiştir.

Nafaka alacaklarına ilişkin takiplerde de ödeme iddiasının İİK 33. maddesinde belirtilen belgelerle ispatlanması gerekir. Ancak nafaka borçlusu nafaka alacaklısına bizzat bakmak suretiyle borcu ifa ettiğini iddia edebilir. Bu durumda ödeme iddiasını tanık da dahil her türlü kanıtla ispatlayabilir. Yargıtay 12. ve 8. Hukuk Dairesi’nin içtihatları bu doğrultudadır. Yardım nafakası ve yoksulluk nafakasına ilişkin takiplerde ödeme borcu mahkeme kararı ile ortadan kalkabilir. İcra mahkemesi bu konuda değerlendirme yapamaz. İştirak nafakası borcu nafaka alacaklısının reşit olması ile sona erer. Borçlu nafaka alacaklısının reşit olduğunu iddia ederek icranın geri bırakılmasını isteyebilir.

“Borçlu vekili, müvekkili aleyhine müşterek çocuk için hükmedilen iştirak  nafakasının tahsili için ilamlı takip başlatıldığını,  takipte istenilen nafakanın düzenli  olarak her yıl asgarı ücret artışı oranında ödendiğini belirterek takibin iptalini talep etmiştir. Mahkemece, işlemiş nafaka bedelleri alacaklının hesabına  yatırılmış olup, bu ödemeler İİK 33.madde kapsamında olduğundan, birikmiş nafaka yönünden takibin iptaline,    devam eden aylar  yönünden ise itirazın reddine karar verilmiş, hüküm alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 Şikayetçi borçlu vekilinin nafaka borcunun ödendiğinin ispatı amacıyla ibraz ettiği çeşitli miktarlardaki banka dekontları incelendiğinde, hesaba yapılan ödemelerin 2006 yılının 3. ayına kadar kira ve aidat ödemeleri olduğu, bu tarihten sonra da buna uyan ödeme miktarları ile periyodik artışlı ödemelerin devam ettiği dikkate alındığında, yapılan ödemelerin aidat ve kira bedellerinin devamı olarak değerlendirilmesi gerekir. Anılan ödemeler ahlaki ödeme kabul edileceğinden, borçlu tarafından alacaklıya yapılmış nafaka ödemesi bulunmamaktadır. 

Bu durumda  itirazın  reddine   karar verilmesi gerekirken  birikmiş  nafaka alacakları için takibin iptaline karar  verilmesi isabetsizdir.” 8 HD 10.09.2013  2013/6620 – 2013/11568

“.. İzmir 2.Aile Mahkemesi’nin 04.06.2010 tarih 2010/381-515 Esas ve Karar sayılı ilamında, tarafların müşterek çocuğu Emre için 14.01.2008 tarihinden geçerli olmak üzere aylık 75,00 TL nafakanın davalı babadan alınarak, davacı anneye verilmesine karar verilmiştir. Borçlunun dosyaya sunduğu ödeme makbuzlarının incelenmesinde; borçlu tarafından  alacaklı  Dilek Tazegül adına PTT havalesiyle takip tarihinden önce  8 adet, aylık 70,00 TL, 75,00 TL ve 100,00’er TL’den oluşan toplam 745,00 TL ödeme yapıldığı  anlaşılmaktadır. Alacaklı vekili tarafından bahsi geçen ödemeler mahsup edilmeden takip başlatılmıştır. Yapılan bu ödemeler, miktarları dikkate alındığında müşterek çocuk Emre için hükmedilen aylık nafaka miktarları ile uyumludur. Bu durumda anılan 745,00 TL’nin müşterek çocuk Emre için talep edilen işlemiş nafaka ve faizinden düşülerek, bakiye borcun belirlenmesi gerekirken, itirazın tümden reddine karar verilmesi isabetsizdir.” 8 HD 10.09.2013 2013/7118 – 2013/11560

Türk Medeni Kanunu’nun 169 ve 197. maddelerine dayalı olarak hükmedilen tedbir nafakaları ise, boşanma hükmünün kesinleşmesi ile son bulur. Borçlu boşanma hükmünün kesinleştiğini belirterek tedbir nafakasına ilişkin takipte icranın geri bırakılmasını icra mahkemesinden isteyebilir.

İlamlı icradaki genel uygulamaya paralel olarak nafaka ilamlarında da faizin başlangıç tarihi ilamda belirtilmemiş ise, faizin karar tarihinden itibaren hesaplanması gerekir. Yargıtay kararları bu doğrultudadır.

İİK 33. maddesinde tahdidi olarak sayılan borçlunun itiraz sebeplerinden olan itfa terimine uygulamada takas da dahil edilmiştir. Borçlu alacaklıdan olan alacağını takibe konu borç ile takas edilmesini talep edebilir. Mevcut uygulamaya göre borçlu takas talebini icra dairesine yapabileceği gibi icra mahkemesine de yapabilir. Takas itirazının ileri sürülmesi herhangi bir süreye bağlı değildir. Takas itirazına konu alacak aynı ilamda yer alabileceği gibi başka bir ilamda da yer alabilir. Takasa konu ilamın icra takibine konulması ve kesinleşmesi de zorunlu değildir.

 “Yeni  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesinde (Eski 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 118. maddesi), İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebileceği düzenlemesi mevcuttur.

İcrada takas mahsup def’inin nazara alınabilmesi ise alacağın ilamdan kaynaklanmasına veya 68. madde de sayılan belgelere dayanmakla birlikte anılan belgeye dayalı başlatılan takibin kesinleşmiş olması koşuluna bağlıdır.

Somut olayda Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/348 Esas, 2010/46 sayılı kararının Samsun 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/9183 sayılı dosyası ile takibe konulması üzerine ilamın davacısı ve karşılık davaların davalısı olan Tarım Kredi Kooperatifleri 11. Bölge Birliği Müdürlüğü vekili aynı ilamla kendilerinin de alacaklı olduklarını, takip alacaklısının ilamdan kaynaklı takibe konu yapılan alacağı, daha önce aynı ilama dayalı başlattıkları Samsun 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/8239 sayılı dosyada takas mahsup edilerek bakiye alacakları için takibe geçtiklerinden takas mahsup nedeniyle takibin iptalini istemiştir.

Mahkemece tarafların ilamdan doğan alacakları bilirkişi marifeti ile belirlenmiştir.

Yukarıda yasal düzenlemede de yer verildiği üzere, takas muaccel ve aynı cins iki borcun borçlulardan birinin tek taraflı iradesi ile sona erdirilmesi olup takas def’inin ileri sürülmesinde borcun niteliğinin asıl alacak veya faiz olmasının bir farkı bulunmamaktadır.

Bu durumda 19.02.2013 havale tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar nazara alınıp takas isteyen Tarım Kredi Kooperatif Samsun Bölge Müdürlüğü’nün ilamdan kaynaklanan asıl alacak ve fer’ileri ile takip alacaklısı Davut Berkay’ın aynı ilamdan  kaynaklanan  alacak  ve  fer’ileri birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken takibin 8.366,39 TL üzerinden devamı yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 17.09.2013 2013/6127-11484

      Borcun Ertelendiği (İmhal) İtirazı: Borçlu alacaklının kendisine borcun ödenmesi konusunda yeni bir süre verdiğini ileri sürerek icranın geri bırakılmasını isteyebilir. Borçlu bu iddiasını İİK 33. maddesinde belirtilen belgelerle ispatlaması gerekir. Talebin kabulü halinde takip sona ermez. Sadece durur. Alacaklının verdiği süre dolduğunda alacaklının talebi ile takibe kaldığı yerden devam olunur.

Borcun Zamanaşımına Uğradığı İtirazı: İcra emri tebliğinden önceki zamanaşımı itirazları icra emri tebliğinden itibaren yedi günlük süreye tabidir. İcra emri tebliğinden sonra gerçekleşen zamanaşımına dayalı itirazlarda ise, süre kaydı yoktur. Borçlu her zaman yani takibin sona ermesine kadar zamanaşımı itirazını icra mahkemesinde ileri sürebilir. İcra emri tebliğinden önceki döneme ilişkin zamanaşımı itirazı ilam ile, icra emri tebliğinden sonra gerçekleşen zamanaşımı itirazı icra dosyası ile ispatlanır.

İlam tarihi ile takip tarihi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş ise icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekir.

İcra emri tebliğinden sonraki dönemde gerçekleşen zamanaşımı, icra dosyasında yapılan son işlem tarihine göre belirlenir.

İİK 38/1. madde hükmüne göre ilamlı takipler son işlem tarihinden itibaren 10 sene geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak kişiler ve aile hukuku ile taşınmazın aynına ilişkin ilamlar zamanaşımına uğramaz. (12 HD 13.07.2006 13261/15432)

Hüküm tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra ilam kendisine tebliğ edilen borçlu, temyiz yoluyla ilamın zamanaşımına uğradığını ileri sürebileceği gibi, böyle bir ilamın takip konusu yapılması halinde icranın geri bırakılması için icra mahkemesinden talepte bulunabilir. Borçlunun talebi duruşmalı incelenir.

İİK 38. madde hükmüne göre para borcu ikrarını içeren re’sen tanzim edilen noter senetleri ilam hükmünde olmakla birlikte bu tür senetlere dayalı takipler senedin niteliğine göre Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununda öngörülen zamanaşımı sürelerine tabidir. Noterlerce re’sen tanzim olunan bono, ilamlı takibe konu edildiğinde zamanaşımı süresi on yıl değil bonolara ilişkin zamanaşımı süresi olan üç yıldır.

Diğer ilam niteliğindeki belgelerde ise zamanaşımı süresi on yıldır.

Borçlunun zamanaşımı itirazına karşı alacaklı zamanaşımının kesildiği veya tatile uğradığını ileri sürebilir. Alacaklı bu iddialarını resmi belgelerle ispatlaması gerekir. İddianın borçlu tarafından imzası ikrar edilmiş belge ile de ispatı mümkündür.

Borçlunun zamanaşımı itirazı yerinde görülürse icra mahkemesince takibin iptaline değil icranın geri bırakılmasına karar verilir.

İcranın geri bırakılması kararı ile takip son bulur. Alacaklı icranın geri bırakılması kararının kesinleştiğinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde genel mahkemede ilamın zamanaşımına uğramadığının tespiti için dava açabilir. Alacaklı böyle bir dava açmazsa ilamın zamanaşımına uğradığı hususu kesin hüküm teşkil eder.

İcranın geri bırakılması talebinin reddine ilişkin kararın borçlu tarafından temyizi İİK 33/son maddesinde olduğu gibi teminat şartına tabidir.

                                     İlamlı Takipte Yetki

İlamlar ya da ilam hükmündeki belgelere dayalı olarak her icra dairesinde takip başlatılabilir. Yani Türkiye’de herhangi bir icra dairesinde ilamlı takip başlatılması mümkündür.

Alacaklı takibin başlatılmasından sonra yerleşim yerini değiştirirse takibin yeni yerleşim yerindeki icra dairesine havale edilmesini isteyebilir.

 

                                  İlamlı takibe konu olabilecek ilamlar:

  • Hukuk Mahkemesi İlamları: Eda hükmü içeren nihai nitelikteki kararlar ilamlı icra takibine konu olabilir. Nihai nitelikte olmayan ara kararları ile eda hükmü içermeyen tespit hükümleri, delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararları ilamlı icra takibine konu olamaz.

Ara kararı ile hükmedilen nafaka alacakları için ilamsız takip yapılabilir. Bu nitelikteki ara kararlar İİK 68. maddesinde sayılan belgelerdendir.

  • Ceza Mahkemesi İlamları: Ceza mahkemelerinin tazminat ve yargılama giderine ilişkin hükümleri ilamlı takibe konu olabilir.
  • Yargıtay İlamları : Yargıtay’da yapılan duruşmalar sonucu kendisini vekil ile temsil ettiren taraf lehine hükmedilen vekalet ücreti alacağı yönünden Yargıtay ilamı ilamlı takibe konu edilebilir.
  • Tam Yargı Davaları Sonunda Verilmiş Olan İdari Yargı İlamları ilamlı takibe konu olabilir.
  • Vergi mahkemesi ilamları
  • Sayıştay ilamları.
  • Hakem kararları

İlamların, ilamlı icra takibine konu edilebilmesi için mutlaka eda hükmü içermeleri gerekir. Tespit hükmü içeren ilamlar ilamlı takibe konu edilemez ise de, hükmün yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı eda hükmü içerdiğinden ilamlı takibe konu edilebilir.

                    Kesinleşmeden İcraya Konulamayan İlamlar

6100 Sayılı HMK.nun geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar  (HUMK.443/4 m.),

Mahkumiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları(12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı),

Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. Madde),

Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2 ),

Sayıştay Kararları (6085 sayılı Sayıştay Kanunu 53. Madde),

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı  İYUK 28/1, )

Mülkiyetin tespitine ilişkin olmaları nedeniyle istihkak davasının kabulüne dair ilamlar kesinleşmeden infaz edilemez

Ayrıca, taşınmazın aynına ilişkin olmasa dahi, kal’e ilişkin davalar sonunda verilen kararların kesinleşmeden icrası ve daha sonra hükmün bozulması halinde, telafisi imkansız zararların meydana geleceği nazara alınarak, bu konuda verilen kararların da  kesinleşmeden  icra  edilemeyeceği  Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin son kararlarında kabul edilmektedir.

Ör.8 HD 22.11.2013 2013/10146 – 2013/17488

İlamlı takip ilamda lehine eda hükmü kurulan kişi tarafından başlatılır. Alacaklı sıfatını taşıyan bu kişi ölmüş ise, mirasçıları ilama dayalı takip başlatabilir. Tüm mirasçıların takibi birlikte başlatmaları gerekir. Aralarında zorunlu takip arkadaşlığı vardır.

Alacaklı ilama dayalı alacağı temlik etmiş ise, temlik alacaklısı da ilamlı takip başlatabilir.

İcra müdürü takip başlatılması için sunulan belgenin ilam niteliğinde olması halinde borçluya icra emri gönderebilir. Aksi halde icra emri göndermemelidir. İlam hükmünde olmayan belgeye dayalı olarak icra müdürlüğünce ilamlı takip başlatılmış olması halinde borçlu tarafından bu şikayete konu edilebilir. Yargıtay 8.Hukuk Dairesi son kararlarında bu konudaki şikayetin süresiz olduğunu kabul etmektedir.

Kural olarak ilamların icraya konulabilmesi için kesinleşmeleri gerekmediğinden icranın durdurulması Yargıtay’dan tehir-i icra kararı getirilmesine bağlıdır.

Hükmü temyiz eden borçlu hükmolunan para veya eşyanın resmi bir mercide depo edildiğini ispat ederse, yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilebilecek taşınır rehni veya hisse senedi veya tahvil veya taşınmaz rehni veya geçerli banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para veya eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için Yargıtay’dan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilmesini talep edebilir.

 “.., borçlunun icra dosyasına tehiri icra kararı sunması amacıyla  başvurarak  mehil talebinde bulunması yönünde  herhangi bir süre sınırlandırılmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

   Bu durumda, Mahkemece borçlunun takibin kesinleşmesi ve hacizlerin  takbikinden sonra   tehiri icra kararı sunmak  için mehil talebinde bulunmasında  usul ve  yasaya aykırı bir yön  bulunmadığı nazara alınarak, şikayetin  reddine karar verilmesi  yerine   yazılı  gerekçeyle kabulü  ile icra  dairesi işleminin  iptali yönünde   hüküm tesisi   isabetsizdir.” 8.HD 23.09.2013  2013/16390-2013/12885  

Borçluya ne kadar süre verileceği icra müdürü tarafından belirlenir. Verilen süre içinde icranın geri bırakılması kararı getirilmemesi halinde, borçlunun ihmali ya da kusuru yok ise zorunluluk halinde icra müdürlüğünce borçluya ek süre verilmesi mümkündür.

Borçlu tarafından teminat olarak sadece hükmolunan paranın yatırılması yeterlidir. İcranın durdurulması için ayrıca takip giderleri ile takip vekalet ücreti için de teminat yatırılması gerekmez. ( 12HD 3.5.1982 3670/3837)

Teminat olarak yatırılan paranın aynı miktarda başka bir teminatla değiştirilmesi mümkündür.

Tahliye ilamlarının temyizinde teminat miktarı üç aylık kira miktarı kadardır.

Borçlu devlet ya da adli yardımdan yararlanan bir kimse ise teminat gösterme zorunluluğu yoktur.

Nafaka alacaklarına ilişkin ilamların temyizi halinde borçluya icranın geri bırakılması için icra müdürlüğünce süre verilemeyeceği gibi Yargıtay tarafından da icranın geri bırakılması kararı verilemez.

Masrafı ilgili tarafından karşılanması halinde Yargıtay’ca icranın geri bırakılması hakkındaki karar icra dairesine telgrafla bildirilir.

Yargıtay’ca icranın geri bırakılması kararı verilmesi halinde takip durur. Yargıtay’ca hükmün bozulması halinde icra durmakta devam eder. Borçlunun başvurusu üzerine hükmü veren mahkemece bozmanın niteliğine göre teminatın geri verilip verilemeyeceği hakkında bir karar verilir. Mahkemenin bu konuda vereceği karar kesindir. İcra mahkemesinin bu konuda karar verme yetkisi yoktur. Teminat olarak borçlunun hükmolunan para veya eşya kadar malı haczedilmişse hükmün bozulması ile borçlunun malları üzerindeki haciz kalkmaz. Hükmü veren mahkemece de haczin kaldırılmasına karar verilemez. Çünkü bu durumda İİK 40. maddesi uygulanır. (Kuru, İcra El Kitabı, S.788)

Yargıtay’ca hükmün onanması halinde icranın geri bırakılması kararı kalkar. Ve icraya devam olunur. Karar düzeltme yoluna gidilmesi icrayı durdurmaz. Borçlunun gösterdiği teminat para ise alacaklıya ödenir. Teminat taşınır rehni veya hisse senedi veya tahvil veya taşınmaz rehni veya banka teminat mektubu ise icra mahkemesince nakde çevrilerek alacaklıya para ödenir.

Kural olarak icra mahkemesi kararlarının temyizi halinde İİK 36. madde uygulanmaz. Yani Yargıtay’dan icranın geri bırakılması talep edilemez. Ancak yasada belirtilen hallerde İİK 36. maddesi uygulanabilir. Ve Yargıtay’dan icranın geri bırakılması istenebilir.

  • İtirazı geçici olarak kaldırılan borçlu itirazın geçici kaldırılması kararının kendisine tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde takibin yapıldığı veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde borçtan kurtulma davası açabilir. Borçlunun borçtan kurtulma davasının reddi halinde, kararı temyiz eden borçlu İİK 69/4. maddesi gereğince 36. madde hükümlerini yerine getirmek şartıyla icra dairesinden süre isteyebilir.
  • İİK 97. madde gereğince 3. kişi tarafından açılan istihkak davasının reddi halinde kararı temyiz eden istihkak davacısı İİK 97/14. maddesi gereğince icra dairesinden İİK 36. maddeye göre süre isteyebilir.
  • İİK 269/c maddesi gereğince icra mahkemesince tahliyesine karar verilen borçlunun tahliye kararını temyiz etmesi halinde üç aylık kira tutarını teminat olarak yatırmak suretiyle icra dairesinden İİK 36. maddeye göre süre isteyebilir.
  • İİK 276. maddeye göre tahliyesi istenen yerde kiracıdan başka bir şahıs bulunur ise ve icra mahkemesince tahliyeye karar verilmiş olması halinde İİK 36. madde hükmü uygulanır.
  • İİK’nun 97/14.maddesinde, üçüncü kişinin istihkak iddiasıyla ilgili açtığı davanın reddi hakkındaki kararı temyiz eden istihkak davacısı, üçüncü kişinin İcra Dairesi’nden 36.maddeye göre mühlet isteyebileceği hükme bağlanmış olup, takip hukuku yönünden sonuçları aynı olan, İİK’nun 99.maddesine göre, alacaklı tarafından üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi talebiyle açılan davanın kabulü halinde de İİK’nun 36.maddesinin uygulanması mümkündür.

 “İcra Mahkemesi kararları ilam niteliğinde olmadığından İİK’nun 36.maddesi kural olarak İcra Mahkemesi kararlarının temyizinde uygulanmaz. Ancak, Kanunda açıkça göndermede bulunan hallerde İİK’nun 36. maddesinin uygulanması mümkündür. İİK’nun 97/14.maddesinde, üçüncü kişinin istihkak iddiasıyla ilgili açtığı davanın reddi hakkındaki kararı temyiz eden istihkak davacısı, üçüncü kişinin İcra Dairesi’nden 36.maddeye göre mühlet isteyebileceği hükme bağlanmış olup, takip hukuku yönünden sonuçları aynı olan, İİK’nun 99.maddesine göre, alacaklı tarafından üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi talebiyle açılan davanın kabulü halinde de İİK’nun 36.maddesinin uygulanması mümkündür.” 8HD 02.12.2013 2013/21904-278                                                                

“İcra Mahkemesi kararları ilam niteliğinde olmadığından İİK’nun 36. maddesi kural olarak İcra Mahkemesi kararlarının temyizinde uygulanmaz. Ancak, Kanunda açıkça göndermede bulunan hallerde (İİK’nun 69/4, 97/14, 269c/3, 276/3) İİK’nun 36. maddesinin uygulanması mümkündür. Ayrıca İİK’nun 364/3. maddesinde temyizin satıştan başka icra işlemlerini durdurmayacağı hükme bağlanmıştır.Temyiz edilen karar yönünden yukarıda yazılı koşullar oluşmadığından tehiri icra isteminin REDDİNE” 8 HD 02.12.2013 2013/21856-275                  

                                  İlam Niteliğindeki Belgeler

                İİK 38. Maddeye Göre İlam Niteliğindeki Belgeler:

  • Mahkeme huzurunda yapılan sulhler ilam hükmündedir. Sulh görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. (HMK 313/1). Mahkeme ile kastedilen Türk yargı organlarıdır. (12. HD 7.7.2003 13228/15938) Naip ve istinabe hakimi önünde yapılan sulhler ile keşif sırasında yapılan sulhler mahkeme önünde yapılmış sulh sayılır. (HGK 8.6.1966 5-72/172) Mahkemece tasdik edilen konkordato, konkordato projesindeki alacaklar bakımından ilam niteliğindedir. (12 HD 6.4.1976 1196/4211)

  • Mahkeme huzurunda yapılan kabuller ilam hükmündedir. Kabul, davacının talep sonucuna davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. (HMK 308/1)
  • Para borcu kabulünü içeren düzenleme suretiyle re’sen tanzim edilen noter senetleri ilam hükmündedir. Bu senetlerin ilam hükmünde olabilmesi için kayıtsız şartsız tek taraflı borç ikrarını içermesi ve noterlerce re’sen düzenlenmiş olması gerekir. Noterlerce düzenleme şeklinde yapılmasına rağmen iki tarafa borç yükleyen karşılıklı edimleri içeren bir sözleşme ilam sayılmaz. (12 HD 10.11.2006 17842-20956)
  • Temyiz kefaletnameleri ilam hükmündedir. Temyiz kefaletnameleri, İİK 36. maddeye göre Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı getirilmesi ya da İİK 33. maddeye göre icranın geri bırakılması talebinin reddine ilişkin icra mahkemesi kararının borçlu tarafından temyizi için verilen kefaletlerdir.
  • İcra dairesindeki kefaletler ilam hükmündedir. Üçüncü kişilerin icra dairesi önünde borçlunun borcunu tamamen veya bir kısmını üstlenmesi ve ödemeyi taahhüt etmesi ile icra kefaleti doğar. Bu kefaletin geçerli olabilmesi için koşulsuz olması, kefil olunan miktarın belirli olması, kefilin beyanının icra tutanağına yazılarak tutanağın altının kefil ve icra memuru tarafından imzalanması gerekir. İcra kefaletinin müteselsil kefalet olduğu İİK 38. maddede açıkça belirtilmiştir. İcra kefaletinde kefilin borcu on yıllık zamanaşımına tabidir.

İhtiyati haciz sırasında verilen icra kefaletleri geçerli olup, asıl borçlu hakkında takip iptal edilmediği sürece kefaletin geçerliliği devam eder. (12 HD 9.6.2006 tarih 9681/12433)

Asıl borçlu yönünden takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri çıkarılamayacağı gibi borç miktarının kesinleşmemesi halinde takibin devamı da mümkün değildir. (12 HD 6.2.1997 703/1286)

“Borçlu  aleyhine,  Ankara 47. Noterliği’nin  04.11.2011 tarihli  ve 35526  yevmiye numarasıyla onaylanmış ”araç rehin sözleşmesi” ne  dayalı olarak   taşınır rehninin paraya çevrilmesi  yolu ile ilamlı takip başlatılmıştır. Borçluya   örnek 44 no’lu  icra emrinin  tebliği üzerine, borçlu vekili borcun ödendiğini, takip talebine, müvekkilinin borçlu olduğuna dair belgenin eklenmediğini, takibin haksız olduğunu bildirerek takibin  kaldırılmasını   talep  etmiştir. Mahkemece, borcun ödenerek senetlerin geri alındığı iddiasının, İİK’nun 33. maddesinde yazılı belgeyle ispatlanamadığı gerekçesiyle itiraz ve şikayetin reddine karar verilmiş, karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İİK’nun  150/h  maddesinde;  alacağın veya rehin hakkının yahut her ikisinin bir ilamda veya ilam mahiyetini haiz belgelerde tespit edilmiş olması halinde, ilamların icrasına dair hükümlerin kıyasen uygulanacağı, aynı Yasanın  38. maddesinde ise, ilam mahiyetindeki belgelerin; mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletlerin olduğu belirtilmiştir.

Somut olayda;  takip dayanağı  araç rehin  sözleşmesi  incelendiğinde, 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun  84 vd   maddeleri gereğince  ”düzenleme  şeklinde”  yapılmadığı, aynı Yasanın 90. maddesine  göre  ” onaylama ”  biçiminde  yapıldığı   anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Mahkemece şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi   gerekirken,  yazılı gerekçeyle  şikayetin reddi yönünde hüküm  tesisi  isabetsizdir.” 8 HD 21.05.2013  2013/4375 – 2013/7530

Özel Kanunlarda İlam Hükmünde Kabul Edilen Bazı Belgeler:

İİK’nun da belirtilmediği halde bazı belgelerin ilam niteliğinde olduğu özel kanunlarında belirlenmiştir. Özel kanunlarında ilam olduğu kabul edilen belgelere örnekler:

  • Baroların, avukatlar hakkında verdikleri para cezasına ve giderlere ilişkin kararlar(Avukatlık Kanunu m.162,64,86)
  • Harcırah Kanunu gereğince fazla tahakkuk ettirilen paraların geri verilmesi hakkında verilen kararlar (6245 Sayılı K. m. 59/VII)
  • Avukatlar ve müvekkilleri tarafından birlikte düzenlenen uzlaşma tutanakları (Avukatlık Kanunu m.35/A)[7]
  • Çiftçi Mallarının Korunması Hakkındaki Kanun uyarınca, koruma ve ihtiyar meclislerinin kesinleşmiş tazmin (ödetme) kararları. (4081 Sayılı K. m. 10)[8]
  • Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Derneklerinin kayıt ücretleri, yıllık aidatı ve para cezaları ile ilgili kararları (507 Sayılı K. m. 39,108)[9]
  • Kamulaştırma Kanununun 16, 17, 19. maddeleri uyarınca kamulaştırma yapılan yerin idare adına tapuya tescilinden sonra, idare tarafından, kamulaştırılan yerin boşaltılması icra dairesinden istenebilir. (2942 Sayılı K. m. 20/I)[10]
  • Noterlik Kanunu uyarınca, stajyerlik ücretinin geri verilmesi, fazla alınan ücretlerin geri verilmesi, para cezası ve giderlerin ödenmesi konusunda Türkiye Noterler Birliği Disiplin Kurulunca verilen kararlar. (1512 Sayılı K. m. 20/V, 117/I, 145/II, 145/III)
  • Tahkim Kanunu uyarınca, hakemler tarafından verilen kararlar (3533 Sayılı K. m. 7)
  • 1581 Sayılı Tarım Kredi Kooperatifler ve Birlikleri Kanununun 12. maddesine göre kooperatiflerin kredi ile ilgisi olacak senetleri ve taahhütname ve sözleşmelerin ortağın oturduğu veya kooperatifin bulunduğu köy veya mahalle ihtiyar heyetleri tarafından tasdik edilmeleri halinde bu belgeler İİK. nun 38. maddesinde yazılı ilam niteliğindeki belgeler hükmündedir. [11]
  • Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun gereğince verilen masrafların tecavüzde bulunandan alınmasına ilişkin kararlar.(3091 Sayılı K. m. 17/IV) [12]
  • Ticaret oda ve borsalarının kayıt ücreti, yıllık aidat, kesinleşen zamlar, para cezalarına ilişkin kararları. (5590 Sayılı K. m. 78)[13]
  • Dispeç raporlarının tasdiki hakkındaki kesinleşmiş kararlar ile itiraza uğramamış olan dispeç raporunun tasdiki hakkındaki kararlar (TK. m. 1213)[14]
  • 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 16/son maddesi uyarınca müteşebbis heyetin yönetim aidatı ile ilgili kararları ilam hükmünde olup, ilamların icrasına ilişkin yolla takip edilir.[15]
  • Tüketici sorunları hakem heyetinin, değeri beş yüz milyon liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir.(4077 sayılı K. m.22/V)
  • İİK 149. maddesine göre kayıtsız şartsız belirli bir borcu ikrarını içeren ipotek akit tabloları ilam niteliğinde belge sayılır. Yine İİK 150/ı maddesine göre borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi anılan maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde icra müdürlüğünce İİK 149. maddeye göre işlem yapılır. Yani borçluya icra emri gönderilir.

                                                     İcranın İadesi

Bir ilamın bozulması icra işlemlerini olduğu yerde durdurur. Bozma ilamı icra dairesine verilinceye kadar yapılan işlemler geçerlidir. Daha önce konulan hacizler devam eder. İlamın bozulması ile takip durduğundan takibin durmasından sonra yeni haciz kararı verilemez.

Maaş ve ücret haczinde de haciz kalkmaz. Takibin durmuş olması nedeniyle kesinti işlemi yapılamaz.

Bozma kısmi ise hükmün bozulan kısmı yönünden takip durur. Onanan kısmı yönünden ise takip devam eder. Yargıtay ilamında açıkça onanmasına denmese dahi bozma kapsamı dışında kalan hususlar onanmış sayılır. Yargıtay uygulaması bu doğrultudadır. Örneğin; “sair temyiz itirazlarının reddine” denildikten sonra hükmün bozulan kısmı ilamda belirtilmişse bozma kapsamı dışında kalan hususlar onanmış kabul edilir.

Hükmün Yargıtay’ca bozulmasından sonra bozma ilamına uyan mahkemece davanın reddine karar verilip, karar kesinleşirse icra takibi son bulur. Borçlu tarafından icra dosyasına ödeme yapılmışsa, borçlu icranın iadesini isteyebilir. Yani icranın iadesi için bozmadan sonra verilen ret kararının kesinleşmesi gerekir.

İlamın bozulmasından sonra verilen yeni ilamın eski icra dosyasına sunulması gerekir. Eski icra dosyası üzerinden yeni ilama göre borç hesaplanıp, borçluya ödeme için muhtıra gönderilebileceği gibi yeni ilama göre icra emri de düzenlenip gönderilebilir. Bozmadan sonra verilen yeni ilamın ayrı bir takibe konu edilmiş olması halinde ilk takipten feragat edilmediği sürece yeni takip mükerrer takip olur. Borçlunun itirazı üzerine ikinci takiple ilgili icra mahkemesince takibin iptaline  kararı verilmesi gerekir.

İİK 40. maddeye göre bozma üzerine takibin durdurulması için ilamın takibin başlatılmasından sonra bozulması gerekir. İlam henüz takip konusu yapılmadan bozulmuşsa bozulan ilam herhangi bir takibe konu yapılamaz. Yapılır ise takibin iptali gerekir.( 12. HD 30.01.2007 2006/23960-1369 )

Takip konusu ilamın bozulması faizin işlemesini durdurmaz. (12. HD 21.11.1988 5275/1406) Çünkü bozma üzerine verilen ilama dayanarak yapılacak takip önceki takibin devamıdır. Takip konusu ilam bozulmuş dahi olsa, temerrüt ilk verilen ilam tarihinde oluşmuş sayılır. Bozmadan önceki ilam tarihinden itibaren gecikme faizinin hesaplanması gerekir. (12 HD 6.3.1990 10476/2143)

Mahkemenin eski kararda direnmesi eski hükmün tekrarı anlamına geldiğinden İİK 40. madde gereğince takip durmaya devam eder.

İlam hükmü yerine getirildikten sonra hüküm Yargıtay’ca bozulur, borçlunun hiç ya da ilamda yazılı olduğu kadar borcu olmadığı kesin bir ilamla gerçekleşirse, ayrıca mahkeme kararına gerek olmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur. Bozmadan sonra mahkemece verilecek karar ile borçlunun hiç ya da ilamda yazılı olduğu kadar borcu olmadığına karar verilip, bu kararın kesinleşmesi üzerine icranın eski hale iadesi aynı icra dosyası yani tahsilatın gerçekleştiği dosya üzerinden sağlanır.

Takip konusu ilamın bozulmasından sonra davanın takip edilmemesi nedeniyle mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olması halinde bozmadan önceki ilam uyarınca alacaklı tarafından tahsil edilen paranın borçluya iadesi gerekir.

İcranın iadesi halinde iadesi gereken paraya paranın iadesi talebini içeren muhtıranın alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren faiz yürütülebilir. (12 HD 9.12.2005 20574/24633)

Borçlu faiz ile karşılanmayan bir zararı olduğu iddiasında ise, bunun için genel mahkemede dava açma hakkı vardır.

İcranın eski hale iadesinde üçüncü kişilerin iyi niyetle kazandığı haklara halel gelmez. Örneğin; taşınır teslimine ilişkin yapılan takipte alacaklıya teslim edilen taşınır iyi niyetli üçüncü kişiye satılmış ise taşınırın bedeli İİK 24. maddesi hükmü kıyasen uygulanmak suretiyle alacaklıdan alınır. (Kuru, İcra El Kitabı, S.797)

Üçüncü kişiye ihale yolu ile yapılan satışta taşınır veya taşınmazı ihalede alan üçüncü kişi hakkında kötü niyetli olsa dahi bu madde uyarınca icranın iadesi yoluna gidilemez. İhale bedeli alacaklıya ödenmiş ise, bu bedel alacaklıdan geri alınır.

 

“İİK’nun 40/2. maddesine göre “Bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulduğunda, aleyhinde icra yapılmış  olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kat’i bir ilamla belirlenirse ayrıca hükme hacet kalmaksızın  icra tamamen veya kısmen  eski hale iade olunur.” Maddeden de anlaşılacağı üzere yapılan ödemenin  geri alınabilmesi, dayanak ilamın kesinleşmesi  koşuluna bağlıdır. Alacaklının iade etmesi icap eden  miktardan haberdar edilmesi bir muhtıra ile sağlanmalıdır. Alacaklının muhtıra tebliğine rağmen bu parayı iade  etmemesi halinde  temerrüdü oluşur ve kendisinden faiz istenilebilir. Bir başka anlatımla alacaklıdan iadesi gereken paraya muhtıranın tebliğ tarihinden  (muhtıra ile süre verilmiş ise bu süreden sonra) faiz istenebilir hale gelir. .” 8HD 20.05.2013 2013/3413-7464

 

;..İİK’nun 40. maddesi gereğince bir ilamın nakzı icra muamelelerini olduğu yerde durduracağından alacaklının takibine dayanak yaptığı ilamın Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nce bozulması üzerine icra muameleleri olduğu yerde durur. Bozma kararından sonra Mahkemece bozmaya uyularak verilen ilamla, alacaklının yeni bir icra emri veya muhtıra düzenlenmesini isteyerek duran takibine devam etmesi mümkündür. İlk takipten feragat edilmeksizin aynı alacak için bozmadan sonraki ilama dayanılarak yeni bir takip yapılması halinde ikinci takip mükerrer olacağından Mahkemece itirazın kabulü ile mükerrer takibin iptaline karar vermek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddi isabetsizdir.” 8HD 02.05.2013 2013//1033-6392

 

                                      İ  S  T  İ  H K  A  K

Borçlu hakkında haciz işlemi uygulanırken borçluya ait olmayan mal, alacak ya da hakların haczedilmesi halinde bu hacze itiraz imkanı vardır. Borçlu elinde bulunan malın bir başkasına ait olduğunu ya da bir başkasının rehni olduğunu iddia edebileceği gibi üçüncü kişi de haczedilen malın kendisine ait olduğunu ya da rehin hakkı olduğunu iddia edebilir. İİK 85/2. maddesi ile de borçlu ile malı birlikte elinde bulunduran üçüncü kişiler başka bir üçüncü kişi yararına istihkak iddiasınd istihkak davası açılmadan önce haczedilen bir mal, hak veya alacak üzerinde icra takibinin tarafı dışındaki bir üçüncü kişinin kendi adına takip borçlusunun veya borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran kişinin başka bir üçüncü kişi yararına mülkiyet veya rehin gibi bir hakkı bulunduğunu ileri sürmesidir. (Ali Güneren, İstihkak Davaları, -2008, S.2)

Buna göre borçlu üçüncü bir kişi yararına, üçüncü kişi kendi adına, borçlu ile malı birlikte elinde bulunduran üçüncü kişi başka bir üçüncü kişi yararına istihkak iddiasında bulunabilir. Borçlu ile malı birlikte elinde bulundurmayan bir üçüncü kişinin başka bir üçüncü kişi için istihkak iddiasında bulunma hakkı yoktur.

Haciz sırasında hazır bulunan işçi haczedilen malların çalıştığı şirkete ait olduğunu bildirmiştir. Bu kişi davalı şirketi temsile yetkili olmadığı gibi İİK 85/2 maddesinde açıklanan “…Borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahıs” kapsamında da değildir. Bu nedenle bu kişinin açıklamasını usulüne uygun bir istihkak iddiası olarak değerlendirmek olanaksızdır. (21. HD 28.3.2006 9381-3011)

İstihkak iddiası icra dairesine sözlü olarak bildirilebileceği gibi dilekçe ile de bildirilebilir. Genellikle haciz sırasında sözlü olarak bildirilip, icra memuru tarafından haciz tutanağına yazılmaktadır.

Haciz sırasında hazır bulunup istihkak iddiasında bulunmayan borçlu ya da üçüncü kişi haczi ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine dilekçe ile yada sözlü olarak istihkak iddiasını bildirebilir.

Borçlu ya da üçüncü kişi yada borçlu ile malı elinde bulunduran üçüncü kişi, diğer bir üçüncü kişi için istihkak iddiasında bulunması üzerine bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve istihkak iddiasını alacaklı ve borçluya bildirir.

İcra Memuru istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişiye yedi gün içinde dava açması için süre verme yetkisi yoktur. İcra Müdürlüğü yasaya aykırı olarak dava açması için süre vermiş olsa bile üçüncü kişi verilen süreden sonra dava açmış olsa bile icra mahkemesince dava süre aşımı yönünden reddedilemez. Çünkü yasaları doğru uygulamakla görevli icra hakimi icra müdürlüğünün yanlış kararı ile bağlı değildir. (21. HD. 05.12.2000 8594/8831 )

Üçüncü kişinin istihkak iddiası alacaklı ve borçluya, borçlunun üçüncü kişi yararına istihkak iddiası alacaklıya bildirilir.

Borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran üçüncü kişinin, bir başka üçüncü kişi yararına ileri sürdüğü istihkak iddiası da alacaklı ve borçluya bildirilmesi gerekir. ( Ali Güneren, İstihkak Davaları 2008 72. sayfa)

İcra müdürlüğünce istihkak iddiası taraflara bildirilirken ayrıca iddiaya itirazları olup olmadığını bildirmeleri için üç günlük süre verir.

Haciz, talimat icra müdürlüğünce yapılmış olsa bile istihkak iddiası üzerine İİK. 97 ve 99. maddesinin uygulanmasına dair işlemin asıl icra dairesince yapılması gerekir. Talimat icra dairesinin istihkak prosedürünü uygulama yetkisi yoktur. (12. HD. 21.04.2000, 5442-6450)

Alacaklı istihkak iddiasını tebliğ etmeyen icra müdürlüğü işlemini süresiz şikayet edebilir. ( 12. HD. 20.01.1986, 1985/6830-414)

Takibin durdurulmasına karar verilmiş olmadıkça istihkak iddiası satış isteme süresinin işlemesini engellemez. (12. HD 14 .11.1983 17570/8852)

 İstihkak iddiasına üç gün içinde itiraz etmeyen alacaklı istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Bu nedenle üçüncü kişinin istihkak davası için neden yoktur. Buna rağmen üçüncü kişi dava açar ve alacaklı tarafından dava kabul edilirse yargılama giderleri davacı üçüncü kişi üzerinde bırakılır. ( 21 HD. 25.5.2001 3978-4128 )

Üç gün içinde itiraz etmediği için üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılan alacaklının süresinden sonra yaptığı itiraz üzerine icra müdürlüğünce prosedürün işletilmesi icra mahkemesince de bu hususun gözden kaçırılarak takibin devamına ve istihkak iddia edenin yedi gün içinde dava açması için süre verilmesi sonucu dava açılması üç günlük hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması ile doğan sonuçları ortadan kaldırmaz. Üçüncü kişinin istihkak iddiası alacaklı tarafından kabul edilmiş sayıldığından davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur. Davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekir. (21. HD. 07.3.2000 1930-1963 )

İstihkak iddiasına alacaklı veya borçlu üç günlük sürede itiraz ederse icra müdürlüğünce icra dosyası icra mahkemesine gönderilir. İcra mahkemesi dosya üzerinden veya gerek görürse ilgilileri davet ederek duruşma yapmak sureti ile edineceği kanaate göre takibin devamına veya talikine karar verir.

İİK. 97 ve 99. maddelerinde yazılı prosedürü uygulayacak olan asıl takibin yapıldığı yer icra müdürlüğüdür. ( 12. HD. 22.12.2005 22335-25798 )

Talimat icra müdürlüğünün görevi haczi uygulayıp haciz tutanağını takibin yapıldığı icra müdürlüğüne göndermektir. ( 12. HD. 24.3.1999 2980-3926)

İcra mahkemesi istihkak iddiasının sırf satışı geri bırakma gayesi ile kötü niyetle yapıldığını kabul edecek ciddi deliller bulunması halinde takibin devamına karar verir. Takibin devamı kararı kesindir temyiz edilemez. ( İİK. 97/5)

Takibin devamı kararı ile birlikte icra mahkemesi üçüncü kişiye yedi gün içinde istihkak davası açması için süre verir. Üçüncü kişi bu kararın tefhimi veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açmaz ise alacaklıya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Takibin devamı kararı üçüncü kişiye tebliğ edilmeden de üçüncü kişinin dava açması mümkündür. Bu durumda üçüncü kişinin dava açması için mahkemece verilen yedi günlük süre başlamamış olacağından davanın da süresinde olduğu kabul edilir.

İcra mahkemesi istihkak iddiasının süresinde olup ayrıca ciddi olduğu kanaatine varırsa takibin ertelenmesine karar verir. Bu erteleme kararı istihkaka konu haczedilen mallara ilişkin takip işlemlerinin ertelenmesi anlamına gelir. Takibin tümünün ertelendiği anlamına gelmez.

Takibin ertelenmesi halinde haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararına karşı davacıdan İİK. 36. maddesinde gösterilen teminat alınır. Teminatın cins ve miktarı mevcut delillerin mahiyetine göre icra hakimi tarafından takdir olunur. Takibin ertelenmesi kararının hüküm ve sonuç doğurabilmesi mahkemece gösterilen teminatın yatırılmasına bağlıdır. Teminatın yatırılması ile takip ertelenmiş sayılır.

Takibin ertelenmesi kararı ile İİK. 36. maddesinde gösterilen teminatın alınmasına karar verilmesinin yanı sıra 3. kişiye de  dava açması için yedi günlük süre verilir.

Takibin ertelenmesi kararının temyizi mümkündür. Tefhim ve tebliğinden itibaren on gün içinde temyiz edilebilir.

İstihkak iddiası üzerine icra müdürlüğünce İİK. 97. maddesinde öngörülen prosedür işletilmiş ve icra mahkemesince takibin devamı veya ertelenmesi kararı verildikten sonra dava açılmış ise icra mahkemesince takibin devamı veya ertelenmesi kararına ilişkin dosya getirtilerek, kararın tebliğ edilip edilmediği tebliğ edilmiş ise tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde davanın açılıp açılmadığını denetlemesi gerekir. Kararın tebliğ tarihinden itibaren yedi günlük süre geçtikten sonra dava açılmış ise davanın süre yönünden reddi gerekir.

Vekil aracılığı ile takip edilen işlerde kararın vekil yerine asile tebliği hukuksal sonuç doğurmayacağından dava süresi asile tebliğ ile başlamaz.  (15 HD. 05.6.1989- 1413/2637)

Süresinde istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi icra müdürlüğünün İİK. 97/1. maddesinde belirtilen işlemleri yapmasını beklemeden direk istihkak davası açabilir. Bu durumda dava süresinde kabul edilir. Prosedür işletilmeden dava açılmasına engel yasal bir düzenleme yoktur.

Borçlu elinde haczedilen bir mal üzerinde mülkiyet ve rehin gibi bir hakkı olduğunu iddia eden üçüncü kişi haczi öğrenme tarihinde itibaren yedi gün içinde icra müdürlüğüne istihkak iddiasında bulunması gerekir.

İstihkak iddiasında bulunmamış üçüncü kişi haczi öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açmak zorundadır. Aksi takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder.Dava açmak için öngörülen 7 günlük süre hak düşürücü süredir.

Üçüncü kişinin haczi öğrendiği tarih konusunda delil yoksa üçüncü kişinin bildirdiği tarihte haczi öğrendiği kabul edilmelidir. Alacaklı, üçüncü kişinin haczi bildirdiği tarihten önce öğrendiğini savunursa, bu savunmasını ispatla yükümlüdür.

Üçüncü kişi, hacizli mal satılıp bedeli alacaklıya ödeninceye kadar istihkak davası açabilir. Satış bedeli alacaklıya ödenmişse takip bu mal yönünden sona erdiğinden artık istihkak davası açılamaz. (İİK 97/9)

İstihkak davası açılınca yasada öngörülen satış isteme süreleri işlemez.(İİK 97/8)

Süresinde açılan istihkak davası ile hak düşürücü süre kesilmiş olur. Açılmamış sayılmasına karar verilen davanın hak düşürücü süreyi koruma özelliği kalmaz. Birinci dava hiç açılmamış sayıldığından, ikinci dava önceki davanın devamı sayılamaz. Bu nedenle yedi günlük hak düşürücü dava süresi ikinci açılan davanın açıldığı tarihe göre hesaplanır. (21 HD. 24.12.2002- 9551/11116)

2.Yetki ve Görev

Hacizden doğan istihkak davası hacizli malın değerine bakılmaksızın icra mahkemesinde görülür. (İİK. 97/6-9, 99. mad. )

İhtiyati haciz uygulanmasına dayalı istihkak davaları da icra mahkemesinde görülür. Haczin ihtiyati haciz yada  kesin haciz olması istihkak davasının çözümünde görev yönünden bir fark doğurmaz. (İstihkak davaları Ali Güneren 2008)

1086 sayılı HUMK’nun 512/1. maddesine göre eşyanın bulunduğu ya da icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinde istihkak davasının açılabileceği açıkça düzenlenmişti. Bu özel yetki kuralı HUMK’nun 9. maddesindeki genel yetki kuralına ayrıcalık oluşturmakla birlikte genel yetki kuralını ortadan kaldırmadığı ve İİK’nun 50. maddesi gereğince de HUMK’nun yetkiye ilişkin hükümleri takip hukukunda da uygulandığı için hacizden doğan istihkak davaları genel yetki kuralınca, yasada ayrıca düzenlenmiş olmadıkça (taşınmazlarda ve iflastaki istihkak davası gibi,)  davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir, özel yetki kuralı uyarınca da; haciz icra takibinin yapıldığı yerde uygulanmış ise bu yer, talimat aracılığı ile uygulanmışsa hacizli malın bulunduğu yer ya da icra takibinin yapıldığı yer,icra mahkemesinde açılabilirdi (HUMK’nun 512/1, 9, İİK’nun md. 97–99. maddeleri).

6100 sayılı HMK’da, 1086 sayılı HUMK’nun 512. maddesine paralel bir düzenleme getirilmemiştir. Bu durumda İİK’nun yetkiye ilişkin 4, 50. maddeleri ve 6100 sayılı HMK’nun 5, 6. maddeleri uyarınca genel yetki kuralının uygulanması gerekir. Buna göre istihkak davalarının asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ile davalının yerleşim yeri mahkemelerinde açılması mümkündür. Davanın bunların dışındaki bir yerde açılması halinde ise, yetki  itirazında bulunulmuşsa HMK’nun 19, 331. maddeleri uyarınca yetkisizlik kararı verilmesi gerekir. 8 H.D 18.06.2013 2013/5808-9394 sayılı kararında da bu husus vurgulanmıştır.

  1. İstihkak Davasına İlişkin Koşullar
  • Hacizden doğan istihkak davasının dinlenebilmesi için borçlu hakkında yapılan takibin kesinleşmesi gerekir. Takip kesinleşmeden borçlunun mal ve haklarına haciz konulamaz. Ancak ihtiyati haciz için takibin kesinleşmesi gerekmez. İhtiyati haciz sırasında da istihkak iddiasında bulunulması mümkündür.
  • İstihkak davasının dinlenebilmesi için hukuken geçerli bir haczin olması gerekir. Geçerli bir haciz yoksa davanın konusu da yoktur. Davanın reddi gerekir.
  • İstihkak davasının dinlenebilmesi için süresinde yapılmış geçerli bir istihkak iddiasının da olması gerekir.

 

  1. Üçüncü Kişi Tarafından Açılan İstihkak Davası

Malın borçlu elinde haczedilmesi üzerine istihkak davası açma hakkı kural olarak haczedilen malda mülkiyet veya rehin hakkı olduğunu ileri süren üçüncü kişiye aittir. Ancak istihkak davasının yasaya konuluş amacının haczedilen şey üzerinde alacaklıya karşı daha üstün bir hak ileri süren kişinin haklarını korumak olduğu göz önünde tutularak mülkiyet ve rehin sözcüklerinin sınırlandırıcı olmadığı, irtifak hakları, taşınmaz yükü gibi diğer sınırlı ayni haklar, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, sözleşmeden doğan ön alım, geri alım, kira sözleşmesinden doğan haklar gibi tapuya şerh verilerek güçlendirilmiş kişisel haklar, mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi, finansal kiralama sözleşmesinden doğan haklara dayanarak da istihkak davası açılabileceği Yargıtay kararlarında ve öğretide kabul edilmektedir. ( İstihkak Davaları, Ali Güneren, 2008, 601. sayfa)

Dava açma yükümlülüğü üçüncü kişiye ait olduğu halde alacaklı tarafından dava açılmış ise dava reddedilmeyip incelenmelidir. Bu durumda ispat külfeti yine üçüncü kişidedir. İspat külfeti alacaklıya geçmez.

Borçlunun istihkak davasında davacı sıfatı yoktur. İİK. 96 ve devamı maddelerinde üçüncü kişi ve alacaklının dava açabileceği hüküm altına alınmıştır.

Üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davasında alacaklı davalı olarak gösterilmelidir. Borçlu üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmamış ise davalı olarak gösterilmesi gerekli değildir. Yargıtay uygulamaları bu doğrultudadır. Örneğin; Borçlu üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunmuş ise yada üçüncü kişinin istihkak iddiası icra müdürlüğünce kendisine bildirildiğinde üç gün içinde itiraz etmemiş ise, davalı olarak gösterilmesi gerekli değildir. Ancak haciz sırasında hazır bulunmamış ise, istihkak iddiası kendisine bildirilmemiş ise yani İİK. 97. maddesindeki prosedür uygulanmadan direk üçüncü kişi tarafından dava açılmış ise borçlunun da davalı gösterilmesi gerekir.

İstihkak iddiasına genel hükümler çerçevesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır, dosya üzerinden karar verilemez.

‘..İstihkak davalarına İİK’nun 97/11. maddesi uyarınca genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. İcra hakimi, tarafları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için yöntemine uygun biçimde davet etmeden hüküm veremez.

Basit yargılama usulünü düzenleyen HMK’nun 317 ve devamı maddelerinde belirtilen usul çerçevesinde yargılama yapılıp hüküm verilmesi gerekir.

Bu durum, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.

Diğer yandan, istihkak davalarında alacak miktarı ile hacizli malın değerinden hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi karar ve ilam harcının başlangıçta 1/4’ü peşin olarak alınmalıdır. Her ne kadar 01.10.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun “Ön İnceleme ve Tahkikat” başlıklı 320. maddesinin 1. fıkrasında 1086 sayılı HUMK’ndaki düzenlemelerden farklı olarak: “(1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir…” düzenlemesine yer verilerek basit yargılama usulüne tabi davalar açısından duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesi olanağı getirilmişse de; Mahkemelerce bu hükmün uygulanacağı haller tayin edilirken, özellikle iddia ve savunma haklarının kısıtlanması sonucunu yaratacak uygulamalardan kaçınılması ve her olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Somut olaya gelince, davacı 3. kişi, haczedilen bilgisayarın kendisine ait olduğunu iddia ederek, haczin kaldırılmasını istemiş, fatura ibraz etmiştir. Davalı alacaklı vekili ise cevap dilekçesi ile yetki itirazının yanı sıra, faturanın delil gücü olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.  Mahkemece duruşma açılarak taraflara duruşma gün ve saati tebliğ olunarak, iddia ve savunma çerçevesinde kanıtların toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma açmaksızın dosya üzerinden inceleme ile sonuca karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” 8HD 01.07.2013 2013/7009-10316

İstihkak davasında yasal karine İİK. 97/a maddesinde hüküm altına alınmıştır.

Buna göre bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Borçlu ile üçüncü şahısların malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde addolunur.

Alacaklı yararına olan bu yasal karinenin varlığını kabul etmek için borçlunun haciz yapılan adresle ilişkisinin kesin olarak saptanması gerekir. ( 21 HD. 03.3.2008, 2007/6546-3392)

Bu karinenin aksini ispat yükü üçüncü kişiye aittir.

Dava konusu mala borçlunun yerleşim yerinde haczedilmiş ise, borçlunun huzurunda ya da ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste ya da takibe konu senette yazılı adreste haczedilmiş ise ispat yükü istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişiye aittir.

Birlikte oturulan yerlerdeki mallarda mahiyetleri itibarı ile kadın erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılabilir veya örf ve adet sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farz olunur. Örneğin, birlikte oturulan yerde bulunan dikiş makinesi örf ve adet gereği kadına ait eşyalardandır. (21 HD. 04.11.2003, 7033-8820)

Aynı şekilde altın ziynet eşyası da niteliği gereği kadına ait eşyalardandır. Bunun aksini ispat külfeti alacaklıya aittir. (21 HD. 18.05.1999, 3037-3426)

Niteliği gereği kadına ait olmayan eşyalar ise çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, elektrik süpürgesi, fırın, koltuk, buzdolabı, halı, televizyondur. (21 HD. 10.12.2002 8897-10495)

İki tekerlekli küçük bisiklet çocuğa ait bir eşyadır. (21 HD. 28.04.1998 3201-3041)

İİK. 106/2 maddesi gereğince borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı taşınır hükmündedir. Örneğin, bankalardaki mevduat.

Borçlunun bankalar nezdindeki mevduatına icra müdürlüğünce gönderilen yazı ile haciz konulabileceği gibi İİK. 89. maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderilerek de haczedilebilir.

Trafikte tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri noterlerce yapılır. Noterlerce yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir. Buna göre borçlunun elinde haczedilen bir araç trafik sicilinde başka bir kişi adına kayıtlı ise, ispat yükü davalı alacaklıya düşer. Ve davalı alacaklı o aracın borçluya ait olduğunu ancak noterde yapılmış bir satış ve devir sözleşmesiyle ispat edebilir. İspat edemezse, icra mahkemesi üçüncü kişinin istihkak davasının kabulüne karar verir.

Davacı üçüncü kişi aracı satın aldığı tarihte trafik kaydında haciz şerhi bulunmadığından araç mülkiyetini kazanmıştır. (21 HD. 01.04.2008 10115-5230)

Trafik sicilinde üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için tedbir şerhi bulunan araç plakasını dürüstlük kurallarına aykırı olarak satın alan kişinin araç üzerinde elde ettiği haklar alacaklının haklarını etkilemez. (21 HD. 02.03.2004 2003/ 11067-1902)

Borçlunun yeğeni olan davacı üçüncü kişi, aracı satın alırken iyiniyetli olmadığından satışı alacaklıya karşı ileri süremez. (21HD 01.04.2003 1712-2828)

Aracın gerek kaydi haczi gerekse fiili haczi üzerine istihkak davası açılabilir.(21 HD 04.06.2001 4245-4428)

Trafik sicilinde haciz şerhi bulunmayan aracı noterde düzenlenen sözleşme ile satın alan üçüncü kişi iyiniyetlidir. Satıştan sonra aracın trafik sicilinde alıcı adına tescil yapılmaması satışı geçersiz kılmaz. (21 HD 23.11.2000 7384-8379)

Haciz şerhi, aracın kaydına konulmuş, araç borçlu tarafından bu hacizle yükümlü olarak davacıya satılmıştır. Davacının sorumlu olduğu ilk hacizden sonra, yasal süresi içinde satış istenmediğinden haciz kendiliğinden kalkmış olup, mülkiyet davacıya  geçtikten sonra icra müdürlüğüne  başvuran yeni alacaklı tarafından konulan ikinci hacze karşı ileri sürülen istihkak iddiasının kabulü gerekir. (15 HD 20.09.1995 4346-4835)

Davacının istihkak iddiasını haklı bulan mahkemece davanın kabulüne karar verilir. Mahkemece davanın kabulü ile  istihkaka konu mallara ilişkin haczin kaldırılmasına karar verilir. Kararın kesinleşmesi ile birlikte dava konusu mal üzerindeki haciz kalkar.

 İstihkak iddiası rehin hakkına dayalı ise, malın rehin hakkı ile haczedilmiş sayılmasına karar verilir.(21 HD 12.11.2001 7845-7563)

Davayı kabul eden mahkeme, alacaklı veya borçlunun ,üçüncü kişinin istihkak iddiasına kötüniyetle itiraz ettikleri kanaatine varırsa, davacı üçüncü kişiye tazminat ödenmesine karar verir.

Alacaklının salt üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkması kötüniyetli davranış sayılmaz.(21 HD 15.03.2004)

Haczin düşmesi ile konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına  karar verilmişse, davalı alacaklı kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutulamaz.(21 HD 17.02.2004 03/10135-1218)

Alacaklının kötü niyetinden maksat, haczedilen malların, üçüncü kişiye ait olduğunu bildiği halde, haczin uygulanmasını istemesidir.(21 HD 13. 02. 2001 836-1060)

İstihkaka konu mala ilişkin satışın durdurulması istenmemiş ya da talep edilmekle birlikte, icra mahkemesince talep reddedilmişse, hacizli mal ihale ile satılır.Bu durumda istihkak davasının konusu satış bedeline dönüşür.Bu durumda icra hakimi bedelin yargılama sonuçlanıncaya kadar ödenmemesi veya teminat karşılığında veya halin icabına göre teminatsız derhal alacaklıya verilmesi hususunda ayrıca karar verir. (İİK 97/10)

Davanın sonunda, üçüncü kişinin talebi kabul edilirse, satış bedelinin davacı üçüncü kişiye ödenmesine, satış bedeli alacaklıya ödenmişse, alacaklıdan alınıp davacı üçüncü kişiye ödenmesine karar verilir.

Satış bedelinden fazlaya hükmedilemez.(21 HD 18.09 2001 5901- 5880)

Üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davasında, mahkemece üçüncü kişinin istihkak iddiası sabit görülmezse, dava reddedilir.Ret kararı ile haciz kesinleşir.Hükmün temyizi de satışı durdurmaz. Satışın durması için ,İİK 97/14 hükmüne göre İİK 36 maddesi gereğince Yargıtay’dan tehiri icra kararı alınması gerekir.

Üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davası reddedildiğinde, eğer, takibin ya da satışın durdurulmasına karar verilmişse alacaklı yararına tazminata hükmedilir.(İİK 97/13)

Herhangi bir nedenle dava konusu mahcuzlar üzerindeki haciz kalkarsa, davanın konusu kalmaz. Mahkemece konusu kalmayan davayla ilgili karar vermeye yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

  Alacaklı Tarafından Açılan İstihkak Davası

Haczedilen şey borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia eden üçüncü bir şahıs nezdinde bulunursa icra müdürlüğünce o şahıs aleyhine icra mahkemesine dava açması için alacaklıya yedi gün mühlet verilir.

Yedi günlük süre icra müdürlüğü kararının alacaklıya tebliğ veya tefhiminden itibaren başlar. Yedi günlük süre hak düşürücü süredir. Davanın süresinde açılıp açılmadığı, icra mahkemesince resen denetlenmesi gerekir.

Alacaklı yedi günlük süre içinde dava açmazsa, üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır, istihkaka konu mal üzerindeki haciz kalkar.

Alacaklıya  dava açması için verilen yedi günlük süre içinde alacaklı dava açmaz, üçüncü kişi dava açarsa, yedi günün sonunda, alacaklı istihkak iddiasını kabul etmiş sayılıp, haciz kalkmış olacağından,üçüncü kişi tarafından açılan davanın konusu kalmayacağından, karar vermeye yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

Alacaklı yedi gün içinde dava açmamış, üçüncü kişi  yedi günlük süre geçtikten sonra dava açmışsa, açılan davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir.

Alacaklıya dava açması için süre verme yetkisi, asıl takibin yapıldığı yer icra müdürlüğüne aittir.Talimat icra müdürlüğünce alacaklıya dava açması için süre verilmesi geçerli değildir.(21 HD10.10 2005 4687-9066)

Alacaklı tarafından İİK 99 maddeye göre açılan istihkak davasında davalı üçüncü kişidir.

Haczedilen malın üçüncü kişiye ait olduğunu bildiren borçlu da davalı olarak gösterilmesi gerekir.Ancak borçlu haczedilen malın kendisine ait olduğunu ileri sürerse davalı olarak gösterilmesine gerek yoktur.

Alacaklı tarafından açılan davada ispat külfeti davacı alacaklıya aittir.Alacaklı haczedilen malın üçüncü kişiye değil, borçluya ait olduğunu ispatlaması gerekir.

Davanın alacaklı yerine üçüncü kişi tarafından açılması halinde ispat külfeti yer değiştirmez. Yine ispat külfeti alacaklıya aittir.

İcra mahkemesince üçüncü kişinin istihkak iddiasının haksız olduğu kanaatine varılırsa alacaklı tarafından açılan davanın kabulü ile davalı üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilir.

Alacaklı açtığı davada haklı çıkarsa davada davalı olarak taraf olsa bile borçlu tazminattan sorumlu tutulamaz.Çünkü alacaklıyı bu davaya açmaya zorlayan üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunmuş olmasıdır. Borçlunun istihkak iddiasını kabul edip etmemesinin dava açmasına ve takibin durmasına herhangi bir etkisi yoktur. (Ali Güneren İstihkak Davaları, 1248. sayfa)

Alacaklı tarafından açılan davanın kabulü ile üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine ilişkin verilen kararın temyizi hükmün icrasını durdurmaz. İcranın durdurulması İİK. 36. madde çerçevesinde mehil belgesi alınıp Yargıtay’ dan icranın geri bırakılması kararı alınmasına bağlıdır.

  Mahkemece üçüncü kişinin istihkak iddiasının yerinde olduğu kanaatine varılırsa alacaklı tarafından açılan dava reddedilir. Ret kararı ile birlikte istihkaka konu mal üzerindeki haciz kalkar. İstihkak iddiası rehin hakkına dayalı ise mal rehin hakkı ile yükümlü olarak haczedilmiş sayılır.

Davanın reddi kararı ile birlikte İİK. 97/15. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesi, alacaklının kötü niyetli olması, davaya konu malın borçluya ait olmadığını bile bile dava açtığı sübut bulursa üçüncü kişi lehine de tazminata hükmedilir.

 

[1] 12. HD.  20.02.1990 tarih ve 9865/1440 sayılı kararı.

[2]   HGK 28.12.2005 tarih ve 12-730/769

[3]  12. HD. 27.02.2003 tarih ve 1160/3770 sayılı kararı

[4] 12. HD. 17.06.1980 tarih ve 4448/5271 sayılı kararı.

[5]  8 HD 06.06.2013,  2013/7682-2013/8592

[6]  8.HD. 25.03.2013 tarih 12/15257 E. 13/4252 K.

[7]            12.HD. 11.07.2006, 12238/15281(İleride içtihat no:18)

[8]            12.HD. 01.05.2003, 6725/9757(İleride içtihat no:35)

[9]            12.HD. 14.11.2002, 22149/23514(İleride içtihat no:38)

[10]          12.HD. 26.06.2006, 10614/13920(İleride içtihat no:20)

[11]          12. HD. 16.02.2007, 2006/24260-2654(İleride içtihat no:12)

[12]          12.HD. 27.6.2002, 13292/13763(İleride içtihat no:39)

[13]          12.HD. 28.1.2002, 579/1544(İleride içtihat no:41)

[14]          12. HD. 22.9.1997, 7882/ 9056(İleride içtihat no:52)

[15]          12.HD. 12.02.2007, 2006/24450-1964(İleride içtihat no:13)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s