ESNAF-TACİR AYIRIMI BAKIMINDAN 6102 VE 6762 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU HÜKÜMLERİNE İLİŞKİN İNCELEME

6102 sayılı Kanun ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu bütünüyle değiştirilmiş ve 6102 sayılı Kanun’un 1534 üncü maddesinde, Kanun’un istisna hükümleri dışında, 01.07.2012 tarihinde yürürlük kazanacağı hükme bağlanmıştır.
6102 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi 1 inci fıkrasında, Ticari İşletme; “Esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme” olarak tanımlanmış; 2 nci fıkrasında ise ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği hükme bağlanmıştır.
Yine, 6102 sayılı Kanun’un 15 inci maddesinde de Esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 nci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır.
6762 sayılı (Eski) Türk Ticaret Kanunu’nun 17 nci maddesi Esnaf başlığı altında; “İster gezici olsunlar, ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir” hükmü ile kanun uygulamasında geçerli esnaf tanımını vermiş ve keza aynı Kanun’un 1463 üncü maddesi ikinci fıkrası “Yıllık gayrısafi geliri kararnamede gösterilecek miktardan aşağı olan sanat ve ticaret erbabının, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret erbabı sayılması için kararnameler çıkarmaya İcra Vekilleri Heyeti salahiyetlidir. Böyle kararnamelerin çıkarılması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka kimse kanunun 17 nci maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz” hükmü ile Bakanlar Kurulu esnaf kriterlerini belirlemede yetkili kılınmıştır.
Diğer taraftan, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 1 inci maddesi uyarınca Anayasa’nın 135 inci maddesi kapsamında “kamu kurumu” niteliğinde meslek kuruluşu kurulmuş ve aynı kanunun 3 üncü maddesinde, bu kanun uygulamasında Esnaf ve Sanatkar; “Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayici Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilen ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf olan meslek ve sanat sahibi kimseler” olarak tanımlanmıştır.
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 172 inci maddesi; Ticaret ve sanat erbabı; Ticaret şirketleri; İktisadi kamu müesseseleri; Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler, Serbest meslek erbabı ve Çiftçiler bakımından bu kanuna göre defter tutma mecburiyeti getirmektedir. 173 üncü maddede ise, gelir vergisinden muaf olan esnaf defter tutmak mecburiyetinden istisna kılınmıştır. Yine 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 176 ncı ve 177 nci maddeleri kapsamında, defter tutma mecburiyeti bakımından tacirler sınıflara ayrılarak, azami hadler belirlenmiştir.
6762 sayılı (Eski) Türk Ticaret Kanunu’nun 14 üncü maddesi 1 nci fıkrası karşılığı olan 6102 sayılı Ticaret Kanunu’nun 12 nci maddesi 1 inci fıkrası gereğince, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseyi “tacir” olarak tanımlamakta olup, “tacir” tanımında kriter olarak “ticari işletme” alınmıştır. Yine, 6102 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinde,“tacir” olmanın hukuki sonuçları düzenlenmiş olup, Ticaret Kanunu ile getirilen düzenlemeler kapsamında defter tutmakla yükümlü kılınmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 47 ve 48 inci maddeleri ile getirilen Basit usulde vergilendirmeye tabi olmak için genel ve özel şartlar sayılmıştır. Buna göre, 47 nci maddeye göre, kendi işinde bilfiil çalışan ve işyeri kira değerinin büyükşehir belediye sınırları içinde ve diğer yerlerde kanunen belirlenmiş sınırları aşmayan, başkaca ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeni ile gerçek usulde gelir vergisini tabi olmayan gerçek kişiler basit usulde vergilendirilecektir. Buna ilaveten de, 48 nci madde ile getirilen özel şartları karşılamalıdır. 48 inci maddede ise özel şart olarak ticari faaliyet nedeni ile bu şahısların elde edeceği hasılat ve gelirlerinin üst sınırları belirlenmiştir.
Bu madde ile 5362 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birlikte mütalaa edilmesi halinde ise; bir kimsenin esnaf olarak kabulünde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 48 inci maddesindeki sınırların esas alınması gerektiği sonucuna varılacaktır. 5362 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde bu şartlara ilaveten bir kimsenin esnaf sayılabilmesi için, “işletme hesabına göre defter” tutması da birlikte aranacak bir yasal koşuldur. Bu durumda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 177 nci maddesi ile yapılan ayırıma dikkat etmek lüzumu doğmaktadır. Burada da, “işletme hesabına göre defter tutabilecekler” in belirlenmesinde azami hadlerin tespit edildiği ifade edilmelidir. Keza, 213 sayılı Kanun’un mükerrer 414 üncü maddesine göre de; bu kanunda yer alan maktu hadlerin, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak bu kanun uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranları artırılmak sureti ile uygulanacağı, bu şekilde belirlenen hadlerin yarısına kadar artırmaya ve yarısına kadar indirmeye veya kanuni sınırlara tekrar çekmeye Bakanlar Kurulu yetkilendirilmiştir.
14.01.2011 tarih ve 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesine göre; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 11 inci maddesi ikinci fıkrası gereğince çıkarılacak Bakanlar Kurulu kararına kadar, yürürlükteki düzenlemelerin uygulanmasına devam edileceği belirtilmelidir.
Buna göre; 28.12.2002 tarih ve 24977 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.03.2003 tarihinde yürürlük kazanan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 414 üncü maddesine göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177 nci maddesine ilişkin 2002/4983 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen limitler halen geçerlidir.
Nitekim en son, 18/6/2007 tarih ve 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile de 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulamasına yönelik olarak;
“ a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri,
Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,
b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri”
kararlaştırılmış, olup bu düzenleme de halen geçerlidir.

İlgili mevzuat hükümleri kapsamında, bir kimsenin ekonomik faaliyetinin “esnaf” olarak yürütülebilmesi için hali hazırdaki düzenlemeler uyarınca; gerek koşullar şu şekilde özetlenebilecektir.
*13 Haziran tarih ve 26551 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu 1 no.lu Kararı ile belirlenen, “Meslek Kolları Listesi” nde yer alan bir faaliyet konusunda çalışıyor olmak,
*Ekonomik faaliyeti, sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayanıyor olmak,
*Basit usulde vergilendirilmek ve işletme hesabına göre defter tutmak mecburiyetinde olmak: (İşyeri mülkiyetinin iş sahibine ait olması halinde emsal kira bedeli, kiralanmış olması halinde yıllık kira bedeli toplamının kanunen belirlenen sınırlar içinde olması)
*Başkaca ticari, zirai veya mesleki faaliyet dolayısı ile gerçek usulde Gelir Vergisi’ne tabi olmamak
*213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmamak, ( Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 32.500.00 TL.nı veya satışlarının tutarı 42.500.00 TL.nı; satış işlerinin dışındaki işlerle uğraşıları halinde bir yıl içinde elde ettikleri gayrisafi iş hasılatının 35.000,00 Tl.nı , satış ve satış dışı işlerle birlikte faaliyet halinde ise yıllık iş hasılatının 87.500,00 Tl.nı ve yıllık satış tutarının 32.500,00 TL.nı aşmaması)
Şu an itibari ile, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 11 inci maddesi 2 nci fıkrası ile Bakanlar Kurulu’na tanınan yetkinin uygulamada bir değişiklik yaratmadığı görülmekle birlikte, bu maddeye dayalı olarak çıkarılacak kararın, yukarıda verilen kanun hükümleri ile çelişki yaratmayacak nitelikte olması gerekmektedir. Şöyle ki, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 3 üncü maddesine göre, Esnaf olabilmek için aranan şartlar içinde, “basit usulde vergilendirilme ve işletme hesabına göre deftere tabi olma” koşullarının gerçekleşmesi gerektiğinden, bu koşulların belirlenmesinde ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177 nci maddede belirtilen sınırların uygulama alanı bulacağı açık olup, 213 sayılı Kanun’un mükerrer 414 üncü maddesi ile Bakanlar Kurulu’nun bu sınırlarda değişiklik yapmaya yetkili olduğu tartışmasızdır. Bu madde kapsamında belirlenecek sınırlar ile 6102 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi 2 nci fıkrası ile tanınan yetki kapsamında Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek sınır arasında fark bulunması halinde, bir kanuna göre esnaf sayılırken, bir diğer kanuna göre esnaf kabul edilmemek gibi bir çelişki doğmasından kaçınılmalıdır. Kaldı ki, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 414 üncü maddesi ile dolaylı da olsa “esnaf” sayılma kriterlerini belirleme yetkisi bulunan Bakanlar Kurulu’na, 6762 sayılı (Eski) Ticaret Kanunu’nun 1463 üncü maddesi karşılamak üzere 6102 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi 2 nci fıkrası ile getirilen düzenlemenin yersiz ve uygulama sorunları yaratabilecek mahiyette olduğu sonucuna varılmaktadır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s