HEKİMİN ( DOKTORUN ) ÖZEL HUKUK AÇISINDAN SORUMLULUĞU



Hekimler, hatalarından özel hukuk açısından da sorumludurlar. Bu sorumluluğum kaynağı, hekimle hasta arasındaki ilişkiye göre değişir. Eğer hekimle hasta arasında bir sözleşme varsa, sorumluluk bu sözleşmeye dayanır. Hekimin sorumluluğu, sözleşme dışında, haksız fiil veya vekâletsiz iş görme kapsamına girebilir.
Hasta, hekimin sorumluluğuna dayanarak, hekimden maddi ve/veya manevi tazminat talep edebilecektir.

1. Hekimin Özel Hukuk Açısından Sorumlu Tutulabilmesi için Gerekli Şartlar

Hekimin özel hukuk açısından sorumlu tutulabilmesi için belli şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Bu şartlar şu başlıklar altında toplanabilir:
– Bir fiil olmalı
– Bu fiil hukuka aykırı olmalı
– Zarar olmalı
– Kusur olmalı
– Bunlar arasında illiyet bağı olmalı

a. Fiil
Genel olarak sorumluluktan ve özel olarak hekimin sorumluluğundan bahsedebilmek için, öncelikle bir fiilin olması gerekir. Fiil, yapma veya yapmama şeklinde olabilir.
Hekimin koma halinde bulunan bir hastaya deney maksadı ile müdahale etmesi, yapma şeklindeki haksız fiile; hipertansiyonu olan ve şikâyetlerle hekime başvurmuş olan hastaya hekimin müdahale etmemiş olması, yapmama şeklindeki haksız fiile örnektir.

b. Hukuka Aykırılık
Sorumluluk için, fiilin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Hukuka aykırılıkta, emredici bir hukuk kuralının ihlali söz konusudur.

c. Zarar
“Zarar, belli bir olay dolayısıyla bir kimsenin malvarlığında bir azalmanın meydana gelmesi yahut o kimsenin malvarlığında meydana gelecek çoğalmanın önlenmiş olmasıdır.”
Geniş anlamda zararın içinde kişinin malvarlığına ilişkin zarar olan “maddi zarar” ve kişinin şahıs varlığına ilişkin zarar olan “manevi zarar” yer alır. Maddi zarar, bir kimsenin iradesi dışında malvarlığında meydana gelen eksilmedir. Manevi zarar, bir kişinin şahsiyet haklarına yapılan hukuka aykırı tecavüz dolayısıyla, bir kimsenin duyduğu bedensel acı, ıstırap ve hayat zevklerindeki azalmadır.
Hastanın hekimden maddi veya manevi tazminat talep edebilmesi için, bir zararın vuku bulmuş olması gerekmektedir. Tedavinin konusu, kişinin bedeni ve vücut bütünlüğü olduğu için, bu zarar ölüm, uzuv kaybı ya da normalden çok acı çekme şeklinde ortaya çıkabilir.
Tedavi sonucu kişinin maddi zararları, tedavi giderleri, işgücü kaybı, destekten yoksun kalma ve ölüm nedeniyle diğer maddi zararlardır.
Kişinin uğrayabileceği manevi zararlar ise, hayat zevkinde ve sevincinde azalma olması sonucu uğradığı ruhi zararlardır.

d. Kusur

1. Kusur Kavramı
Kusur, olması gereken davranışta bulunulmamasıdır. Kusur, hekimin tedavi sözleşmesinin kendisine yüklediği yükümlülükleri kasten veya ihmal ile ihlal etmiş olmasıdır.

2. Kusur Çeşitleri
Özel hukukta kusur, kast ve ihmal olarak ikiye ayrılır. Sorumluluğun ağırlığını belirleyen, kusurun derecesidir.
Kastta, sorumlu kişi davranışının sonucunu bilmekte ve buna rağmen davranışını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir. İhmalde ise, sorumlu kişinin hukuka aykırı sonucu arzu etmemesine rağmen, bu sonucun meydana gelmemesi için, hal ve şartların gerektirdiği dikkati ve özeni göstermemesi söz konusudur.
Hekimin kusuru tanı kusuru, tedavi kusuru ve hukuk kurallarına ilişkin paramedikal kusurlar vb. olarak ortaya çıkabilecektir. Teşhisi koymadan önce gerekli araştırmaları özenle yapmış ve elde ettiği bulguları özenle değerlendirmiş olan hekim sorumluluktan kurtulur. Koyulan teşhisin ardından hekim tarafından minimum riskli ve maksimum başarılı tedavinin uygulanması gerekmektedir. Hekim, seçtiği tedaviyi uygularken tıp bilimi ve uygulamasında kabul edilmiş esaslara göre, gereken dikkat ve özeni göstermişse, tedavi başarısızlıkla sonuçlansa bile sorumluluğu olmayacaktır.
Bu konuyu uluslar arası hukuk açısından inceleyecek olursak, Fransız Yargıtay’ına göre, hekimin sorumluluğunun sözleşmeye dayanır. Yalnız sözleşme sorumluluğunun kabulü kendini mahir ve usta hissettiren hekimin, hissettirdiği ehliyette bir hekimin muvaffak olabileceği halde aczinden sorumlu olmasını gerektirir.
İsviçre Federal Mahkemesine göre hekim, hasta tarafından tedaviyi idareye memur bir vekil olması itibariyle vazifesini ifa sırasında her kusurundan sorumlu olması kuraldır. Ancak doktorun her kusurundan sorumluluğu kabul olunursa doktorluk mesleği çekilmez hale gelebilir. Hâkim bir hareketin kusur olup olmadığını takdir ederken bilimin kesin sınırları olmadığını, doktorun her şeye rağmen aldanabileceğini unutmamalıdır.
Hekim sorumluluğunda ihmalin belirlenmesinde kıstas, hekimin mensup olduğu kategori içinde yer alan, ortalama bir kişinin aynı hâl ve şartlar altında göstereceği davranıştır.
Türk hukukundaki uygulama açısından, bu konuda birkaç Yargıtay kararı örneği inceleyebiliriz:
“…somut olayda KBB uzman doktoru ameliyat esnasında hastanın burnunda kırılan iğneyi bulup çıkaramamış daha sora başka doktor tarafından iğne bulunup çıkarılmıştır. Orta seviyede tedbirli bir doktorun aynı hal ve şartlar altında göstereceği özen davacı hastaya gösterilmeyerek ağır kusur islenmiştir….”
“…Saralı ve koma halinde olan hastanın uzun süre sandalyeye bağlı olarak kontrolsüz bırakılmasında olumsuz sonuçların önceden görülmeyeceği söylenemez.”
“… Bir meslek veya sanat erbabı, meslek veya sanatını icra ederken muhakkak surette bilmesi gereken bir konuyu bilmemesi veya zararın önüne geçmek için bilimin lüzum gösterdiği tedbirleri ihmal etmesi yüzünden zarara sebebiyet verirse sorumlu olur. Ancak muhakkak olmayan tartışılan ve genellikle kabul olunmayan bilim kurallarına riayetsizlik sorumluluğu gerektiren bir kusur sayılmaz. Doktorlar tarafından yapılan ameliyatlar beklenen iyi sonucu vermemiş olsa dahi tıp biliminin bütün kurallarına uygun bir müdahale yapılmış ise, artık doktora kusur izafe edilemediğinden sonuçtan sorumlu tutulamaz.”
“…operatör hekimin davacı hastanın vücudunda ameliyat esnasında gazlı bez unutması ağır bir kusurdur sorumluluğu gerektirir…”
Ceza hukuku açısından Yüksek Sağlık Şurası raporu zorunlu olmasına rağmen, aynı şey özel hukuk açısından geçerli değildir. Bu konuda da Yargıtay kararları bulunmaktadır:
“…Yüksek Sağlık Şurası, 1219 s. Tababet K. m. 75 hükmüne göre, ceza mahkemeleri için CMUK 66/3 maddesine göre kendisine başvurulması zorunlu olan bir bilirkişi durumunda ise de, hukuk mahkemelerinde resmi bilirkişi değildir….”
“…Doktor tıp biliminin verilerini yanlış veya eksik uygulamışsa, mesleğinin gerektirdiği özel şartlara gereği ve yeteri kadar uymamışsa, mesleki kusurunun varlığı kabul edilmelidir… Dosyaya konulmuş davacıya ait fotoğraflara bakıldığında davacının ameliyat öncesi burnu ile ameliyat sonrası meydana gelen burnu arasında kıyaslanamayacak oranda fahiş ve çok açık farklılık ve çöküntünün hâsıl olduğu, adeta burnun yüz düzeyine dağılmış bir hale geldiği görülmektedir… Hâkimin yargılamada kesinlikle tespit edilen maddi olgular karşısında inandırıcı olmaktan uzak Yüksek Sağlık Şurası raporu ile bağlı olmayacağında duraksamaya yer olmamalıdır.”
“…Sağlık Şurası, hukuk davalarında zorunlu resmi bilirkişi değildir. Hâkim, aynı Yasanın 286. maddesi gereğince bilirkişi raporu ile bağlı değildir. Raporlar arasında çelişki vardır. Denetime elverişli rapor alınarak, tarafların varsa kusurları ve bu kusurlu eylemler ile doğan zararlı sonuç arasında, bilimsel bir nedensellik bağı bulunup bulunmadığı hususlarının saptanması gerekir…”

e. İlliyet Bağı
İlliyet bağı, hekimin hukuka aykırı kusurlu fiiliyle oluşan zararın ortaya çıkması şartını beraberinde getirir. Yani başka bir ifadeyle, oluşan zarar hekimin kusurlu ve hukuka aykırı fiiliyle ortaya çıkmışsa bunlar arasında illiyet bağı var demektir ve hekim sorumlu tutulacaktır.

Hekimin sözleşmeden Doğan Sorumluluğu

Sözleşmeden doğan sorumluluk kapsamında öncelikle Borçlar Kanununun genel hükümleri kapsamında yer alan 96. maddesine dikkat çekmek yerinde olacaktır:
“Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.”
Maddeden de anlaşılacağı üzere, hastanın, hekimin hatalı olduğunu iddia etmesi yeterlidir, hasta hekimin kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; aksine hekim kusursuzluğunu ispat etmek zorundadır.
Tedavi sözleşmesinin, vekâlet sözleşmesi mi, istisna sözleşmesi mi, hizmet sözleşmesi mi olduğu tartışmalıdır. Ancak tedavi sözleşmesinin hangi sınıfa girdiği somut olaya göre belirlenmesi gereken bir kavramdır.
Hekim, sözleşme çerçevesinde tedavi sürecinde bir yardımcı şahıs kullanıyorsa, Borçlar Kanununun 100. maddesi çerçevesinde sorumlu tutulacaktır:
“Bir borcun ifasını veya bir borçtan mütevellit bir hakkın kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan şahıslara veya maiyetinde çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi eden kimse, bunların işlerini icra esnasında ika ettikleri zarardan dolayı diğer tarafa karşı mesuldür.
Bunların fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapılan bir mukavele tamamen veya kısmen bertaraf edebilir.
Alacaklı, borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatın icrasından tevellüt ediyorsa; borçlu mukavele ile ancak hafif bir kusurdan mütevellit mesuliyetten kendisini beri kılabilir.”
Sözleşmeye dayanan sorumlulukta yardımcı kişi söz konusu olduğunda, hekimin kurtuluş kanıtı getirme olanağı yoktur.

Hekimin Haksız Fiilden Doğan Sorumluluğu

Hekimle hasta arasında sözleşme ilişkisi mevcut değilse, hekim haksız fiil hükümlerine göre sorumlu tutulacaktır. Borçlar Kanununun haksız fiili düzenleyen kısmı 41. ve devamı maddeleridir. Burada kural olarak kusur sorumluluğu kabul edilmiştir. Kusur sorumluluğunun istisnaları, kanunda açıkça belirtilmiştir.
Hekim, hastaya bizzat müdahale ediyorsa, kusur sorumluluğuna göre haksız fiilinden dolayı sorumlu tutulacaktır. Ancak hekim bazı durumlarda hekim kusursuz sorumluluğa göre de sorumlu tutulabilir.

a. Hekimin Kusur Sorumluluğu
Hekimin kusur sorumluluğu konusunda, Borçlar Kanununun 41. maddesini tekrar etmek yerinde olacaktır:
“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.”
Hekimin devlet hastanesinde kamu görevlisi sıfatıyla veya özel hastanede hizmet sözleşmesi ile çalıştığı durumlarda hekimin sorumluluğu, kural olarak, haksız fiil sorumluluğudur. Zira belirtilen durumlarda, hekimle hasta arasında önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisi mevcut olmadığı gibi, hekim hastadan ücret almamakta, hasta da hekimi seçememektedir.

b. Hekimin Kusursuz Sorumluluğu
Hekim tedavi sırasında yardımcı şahıs kullanabilir. Hekimin kullandığı yardımcı şahsın herhangi bir hatası sonucunda hekim bu hatadan Borçlar Kanununun 55. maddesine göre kusursuz olarak sorumlu tutulacaktır:
“Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamayacağını ispat ederse mesul olmaz.
İstihdam eden kimsenin, zamin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı rücu hakkı vardır.”
Maddeden de anlaşılacağı üzere, hekimin böyle bir durumda yardımcısına rücu hakkı vardır. Ancak bunun için hekimin şu şartları kanıtlaması gerekmektedir:
– Hekimin yardımcısını işe alırken iyi seçmiş olması gerekir
– Hekim, yardımcısına talimatlar vermek zorundadır.
– Hekim yardımcısını düzenli bir şekilde denetlemek zorundadır.
– Hekim tüm görevlerini yerine getirdiğini ve bütün özeni gösterseydi dahi sonucun gerçekleşeceğini kanıtlamak zorundadır.

Hekimin Vekâletsiz İş Görmeden Doğan Sorumluluğu

Borçlar Kanununun 410. maddesine göre:
“Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına tasarrufta bulunan kimse, o işi sahibinin menfaatine ve tahmin olunan maksadına göre yapmağa mecburdur.”
Maddeden de çıkarılacağı üzere, vekâletsiz iş görme, başka birine ait bir işin, o kişinin vekâleti olmadan, onun adına yapılmasıdır.
Önceden de üzerinde durduğumuz gibi, hekim ile hasta arasında her zaman bir sözleşme ilişkisi olmayabilir. Acil bir durumda veya önceden başlatılmış tedavinin acilen genişletilmek zorunda kalındığı durumlarda, hekimin vekâletsiz iş görmesinden söz edilir.
Vekâletsiz iş gören hekim, tıbbi müdahalesini hastanın menfaatine yapmalıdır.
Acil durumlarda, hekimin hastaya müdahale zorunluluğu vardır. Ancak bu zorunluluk, hangi durumların acil durum olarak kabul edileceği sorusunu beraberinde getirir. Bu, somut olaya göre değişmekle beraber, hastanın ağır yaşam veya zarar tehlikesinin olduğu durumlar, acil durumlar olarak kabul edilmektedir.
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 3. maddesinin birinci fıkrasına göre,
“Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanamadığı âcil vakalar da, mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur.”
Maddeden de anlaşılacağı gibi, nizamname hekime mücbir sebep dışında müdahale yükümü vermiştir.
Vekâletsiz iş görmenin hekim hasta arasında görülebileceği bir başka durum, ameliyat esnasında hekimin bir başka bulguyla karşılaşıp, ameliyatın seyrini değiştirme kararı olacaktır. Ancak, ameliyatta rıza önceden sınırlı bir müdahale için alınmış olduğundan, ameliyatın genişletilmesi veya seyrinin değiştirilmesi kararının nasıl alınacağı önem taşımaktadır.
Geliştirilen ameliyatın, hastanın mevcut durumu için zorunlu olması ve müdahale edilmediği takdirde hasta için tehlikeye yol açması, ayrıca bu müdahale için hastanın rızasının beklenemeyecek kadar acil olması gerekir.
Bu noktada bir Yargıtay Kararına yer vermek, yerinde olacaktır:
“…hekime böbrek taşının ameliyatla alınmasına izin verilmesine rağmen, rızası alınmadan böbreğinin tamamının alınması suretiyle uzvundan yoksun bırakılması sebebiyle açılan tazminat davasında;
1. Böbrekteki taşı almak için yapılan ameliyatta, böbrekte görülen iltihabi durum karşısında, taşın alınması davacının sağlığını tehlikeye koyacağından böbreğin alınmasının tıbbi bir zaruret sonucu olduğu,
2. Tıbbın gerektirdiği şekil de hareket edilmiş bulunmasına göre,
davalı doktorun sorumlu olmadığına karar verildi.”
Hekimin vekâletsiz iş görmesinden dolayı sorumluluğu, Borçlar Kanununun 411. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında düzenlenmiştir:
“Başkası namına tasarrufta bulunan kimse her türlü ihmal ve ihtiyatsızlıktan mesuldür.
Şu kadarki o kimse, iş sahibinin maruz bulunduğu zararı bertaraf etmek için yapmış ise, mesuliyeti tahfif olunur.”
Maddeye göre hekim, her türlü dikkat ve özeni tam olarak göstermek yükümlülüğündedir.

Maddi ve Manevi Tazminatın Tespit Edilmesi


Yukarıda ele aldığımız ölçütler ışığında, hekim sorumluysa, bu durumda hastanın maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı doğacaktır.

a. Maddi Tazminat
Borçlar Kanununun 45. maddesinde, haksız fiil sonucu ölümün meydana gelmesi hali ele alınmıştır:
“Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmağa muktedir olamamaktan mütevellit zararı ihtiva eder.
Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir.”
Maddeden de anlaşılacağı üzere, ölüm hemen gerçekleşmiş ise, kusurlu kişi sadece defin masraflarını karşılar. Eğer ölüm hemen gerçekleşmemiş ise, bu durumda kusurlu kişi, tedavi masraflarını, çalışamadığı zamanlarda çalışamamasından dolayı meydana gelen zararlarını, defin masraflarını tazmin etmek zorundadır. Her iki durumda da geride kalanlar, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Borçlar Kanununun 46. maddesinde ise, cismani zararların ortaya çıkması durumu ele alınmıştır:
“Cismani bir zarara duçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir.
Eğer hükmün suduru esnasında, kâfi derecede kanaat ile cismani zararın neticelerini tayin etmek mümkün değil ise; hükmün tefhimi tarihinden itibaren iki sene zarfında hâkimin, tetkik salahiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır.”
Maddede, haksız fiil sonucu uzuv kaybı meydana gelmesi halinde tazmin edilmesi gerekenlerin neler olduğu anlatılmaktadır. Burada tazmin edilmesi gereken değerler şunlardır: Tedavi giderleri, çalışma gücü kayıpları, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar.
Tazminatın ağırlığını, fiilin ağırlığı, kusurun ağırlığı ve tarafların sosyal konumu etkileyecektir.

b. Manevi Tazminat
Manevi tazminat ile kişinin çektiği acının, duyduğu elem ve üzüntünün az da olsa dindirilmesi ile adalet duygularının sağlanması amaçlanır.
Manevi Tazminatın tanımı konusunda Yargıtay’ın bir karar da vardır:
“…Manevi tazminat zenginleşme aracı olmayacak biçimde olay nedeni ile duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesini sağlayacak boyutta takdir edilmelidir…”
Manevi Tazminat, Borçlar Kanununun 47. maddesinde ele alınmıştır:
“Hâkim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namıyla adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.”
Yargıç, somut olayın özelliklerine göre manevi tazminat miktarını belirleyecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s