Monthly Archives: Mayıs 2012

AVUKATLIKTA ZAMAN YÖNETİMİ
Yetiştirilme ve geçmiş alışkanlıklar
Zaman yönetimi çocukluğumuzdan başlayarak kazanmamız gereken bir disiplindir. Ancak Türk eğitim sistemi, zamanlarını planlama konusunda bilinçlenmiş bireyler yetiştirmediği için zamanı yönetmek bizlerin kişisel beceri ve disiplini sayesinde mümkün olmaktadır. Hatta çocukluğumuzda ve gençliğimizde zamanımızın yönetimi konusunda bizim dışımızda etkili olan insan sayısı ne kadar fazla ise ilerleyen yaşlarda ve mesleğimize başladığımızda zaman yönetimi ve bunun disiplinini kazanmak bir o kadar güçleşebilmektedir.
Zamanı yönetebilmenin avukatlara kazandıracakları
Sahip olduğumuz zamanı etkin bir şekilde değerlendirmek ve kontrolünü elimizde tutabilmemiz bize bir çok yarar sağlayacaktır. Günlük koşuşturma ve hiç yetişmeyen işlerden sıyırabildiğimiz beyinlerimiz, gelecek için planlama yapacak dinginlik ve özgürlüğe kavuşacaktır. Böylece bulunduğumuz şartlar ve ortamın esiri halinde kalmak yerine gelişmeyi ve ilerlemeyi de düşünme imkanı bulabiliriz.
Zamanla, gazete başlıkları, Yargıtay karar özetleri ve karşı tarafın dava dilekçelerinden başka birşey okumadığını fark eden avukatlara dönüşmeyi kim ister? Zamanımızı kontrol altında tutarak, işimizle ilgili gelişmeleri takip edebileceğimiz makale ve kitaplar ve hatta bizi dinlendirecek yayınlar okumaya bile zaman bulabiliriz.
Artıracağımız zaman sayesinde ailemize, arkadaşlarımıza daha çok zaman ayırabilir, tanıdığımız insan sayısını artırmak için farklı ortamlara zamanımız ayırabiliriz. Yine zamanında biten işler sayesinde yeterince dinlenmeye ve uyumaya ve böylece sağlığımızı korumaya da özen gösterme imkanı bulabiliriz.
Düşünce yapımız ve kabullerimiz
Avukatlar çoğunlukla, işi başından aşkın, işlerini yetiştirmek için hiç yeterince zamanı olmayan, önemsiz şeylere bir dakika bile zaman ayıramayacak kadar meşgul insan imajı çizerler. Çizdikleri imaj ilk başta bir tür pazarlama girişimi olsa da zamanla bu imaja gerçekten inanmaya ve kabullenmeye başlarlar. Bu algılama tamamen geliştirdiğimiz tarzın “düşünme alışkanlığına” dönüşmesiyle ilgilidir. Ancak günümüzde bu tür insan profili çok çabuk ayırt edilebildiğinden ve inandırıcı bulunmadığından, alışkanlıklarımız bize zarar veren davranışlar haline dönüşmüş olabilir. Geliştirdiğimiz alışkanlıklarımız, lehimize olduğu sürece işlerimizi kolaylaştıran kısayollar, işlerimize engel olmaya başladığı zaman ise aşılması gereken engeller olarak karşımıza çıkarlar.
Zaman denetimi
Her gün alışkanlıklarımız nedeniyle zamanın nasıl geçtiğini bilemiyorsak bu durumu değiştirmenin ilk yolu zamanımızı nasıl geçirdiğimizi denetlemektir. Bunun en etkili yolu da günlük faaliyetlerimizi listelemek veya günlük tutmaktır. Böylece gün içinde bize en çok zaman kaybettiren uğraşılarımızı tespit etme ve bunlara ayıracağımız zamanı azaltma imkanıı bulabiliriz. Liste netleştiğinde bu kez bu liste üzerinde düşünerek, neleri değiştirebileceğimizin listesini yapmalı buna sıkı bir şekilde uymalıyız.
Ara vermek zaman kaybı değildir. Çalışma sırasında verilen küçük aralar dikkatimizi tazeleyerek verimliliğimizin korunmasını sağlar. Ancak ara vermeler, erteleme ve dikkat dağınıklığı olarak karşımıza çıkıyorsa ve amacını aşacak kadar uzun sürüyorsa bu durum da üzerine gidilmesi gereken bir zaman yönetimi sorunudur.
Günün en verimli saatleri?
Kimi insanlar sabahları, kimileri ise akşamları daha etkinidir. Öncelikle kişilerin kendi vücut takvimlerinin günün hangi saatinde daha verimli çalışmaya yatkın olduğunu belirlemeleri gerekir. Yapılan araştırmalar bu zamanların çoğunlukla sabahın erken saatleri olan 7 ila 11 saatleri olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bu saatlerden iyi yararlanmak erken uyanmayı, erken kalkabilmek, yeterince uyuyabilmek için erken yatmayı gerektirmekte. Ancak avukatlar gibi günün en verimli olabilecek zamanlarında duruşma için adliyede zaman kaybediyor olmak, zaman yönetiminin işimizin verimliliği korumak için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Geç vakitlere kadar çalışmak gerekebilir ama bunu alışkanlık haline getirmemek gerekir. Aksi halde, dikkat dağınıklığı, sürekli bitkinlik ve yorgunluk gibi yeni sorunlarımız olabilecektir.
Genel zaman kaybettiriciler?
Zamanı boşa harcamak, insanın doğasında vardır. Bu bizim kendi seçimlerimizin sonucu olabileceği kadar, çeşitli etkenler de zamanımızı istemediğimiz halde alabilirler. Zaman kaybettiricilerle mücadele etmek onları zamanımızı çalmadan tanıyıp engel olmakla mümkündür.Zaman kaybettiriciler genelde şunlardır:
  • Kişisel, çevresel düzensizlik,
  • Kişisel erteleme, geciktirme alışkanlığı,
  • Zaman kaybettirecek isteklere hayır diyememek,
  • Planlanmamış beklemeler,
  • Beklenmeyen aksaklıklar,
  • Randevusuz ziyaretçiler,
  • Uzayan / gereksiz telefon görüşmeleri,
  • Gereksiz posta ve kargolar,
  • Uzayan dedikodu / kahve / sigara sohbetleri,
  • Amacını aşan / gereksiz titizlik,
Kişisel, çevresel düzensizlik
Yanlış yere konulmuş dosyalar, yanlış dosyaya takılmış bulunamayan belgeler… Bir avukatlık bürosundaki en sıkıntılı anların sorumlularıdır. Böyle bir durumun vereceği stresten ve zaman kaybından korunmanın en iyi yolu iyi bir dosyalama sistemi oluşturmak ve masa üzerlerinde, açıkta hiçbir evrak bulundurmamaktır. ABD’li hukuk firmaları, dosyalar ve ilgi bekleyen evraklarla dolu masalar yerine, “temiz masa” politikasını benimsemiş durumdalar.
Türk avukatlar için dosyalama sistemi konusunda herhangi bir standart bulunmamaktadır ve staj eğitim programlarının en büyük eksikliklerinden birisi de stajyer avukatlara evrak ve dosya yönetimi konusunda tecrübe aktarımı yapılmaması, bu konuda bir standart oluşturulamamasıdır. Halbuki yönetim bilimlerinden yararlanılarak avukatların daha verimli çalışması sağlanabilir. Zaman kaybettiriciler arasında masa ve büro dağınıklığı kadar, zihin dağınıklığı da zaman israfına neden olmaktadır. Bu nedenle zaman yönetimi uzmanları kesintiye uğramış olsa da başlanmış bir iş bitirilmeden bir diğerine başlanmamasını önermektedirler.
Kişisel erteleme, geciktirme alışkanlığı
Jane Allan’ın dediği gibi, “Hiçbir şey ertelemek kadar uzun sürmez“. Yine ona göre ertelemenin esas sebebi korkudur. Masamızın üzerinde yıpranmış ve üzerinde çay lekesi bulunan evraklar varsa, bunlar ertelenen işlere en iyi örneklerdir ve bu ertelememiz genellikle şu sebeplere dayanır:
  • Yapmaktan nefret ettiğimiz için,
  • Sonuçlarından korktuğumuz için,
  • Nasıl yapılacağını bilmediğimiz için,
  • Yapmaktan zevk almadığımız için.
Erteleme ve geciktirme her insanın doğasında olduğu oranda avukatlık mesleğine de yansır. Ancak bu erteleme ve geciktirmeler genellikle usul hukukundan kaynaklanan süreler ve avukatın özen yükümlülüğü nedeniyle pek fazla uzayamaz.  Ertelenen işler genellikle sıkıcı, hoşlanılmayan, araştırma gerektiren ve angarya olarak değerlendirilen işlerdir. Bu ertelemelerin verimliliğimizi düşürmemesi için uzmanlar, her iş için bir bitirme tarihi belirlenmesini, bu işin bitirilmesi karşılığında içten içe bir ödül veya ceza sistemi geliştirilmesini, hatırlatıcılardan yararlanılmasını, en önemlisi ise ertelenmeye meyilli olunan “sıkıcı” işleri en kısa sürede bitirerek, hem o işten hem de verdiği stresten öncelikle kurtulmayı öneriyorlar.
Zaman kaybettirecek isteklere hayır diyememek
Hayır diyememek, avukatların çok fazla zamanına malolan bir durumdur. Bu durumun arkasında birçok algı ve beklenti yatar. Şöyle cümleler duymaya alışmışsınızdır: “O müvekkilin bende 4 tane önemli davası var nasıl hayır diyeyim?”. Ancak bu soru cümlesi pek az profesyonellik barındırır. Aldığımız işlerin, yapmamız için zorlandığımız bedelsiz işlerde, şantaj aracı olarak kullanılmasına hayır diyebilmeliyiz. Yardıma koşmak ve buna devamlı hazır olmak, iyi insan özellikleridir. Ancak verdiğimiz yardımın paraya tahvil edilmesi gereken bir hizmet türü olması gerçeği karşısında, insanlarda yaratacağımız “yardımsever” intibasının bize büyük zararları olacaktır. Bahsettiğim kaygılarla kabullenilen işlerin bedelsiz olarak yapılıyor olmasının müvekkil için hiçbir önemi yoktur. Çünkü onu yapmayı artık kabul etmişsinizdir. Siz bundan dolayı taktir beklerken, aksine; kabul ettiğiniz ve zamanında yetiştiremediğiniz işler nedeniyle, “güvenilmez avukat” olarak nitelenmeniz büyük olasılıktır. Hayır diyebilmek konusunda William Ury tarafından yazılan Pozitif Hayır’ın Gücü kitabını her meslektaşımın okumasını öneririm.
Randevusuz ziyaretçiler
Bir avukatlık bürosunda gelip gidenlerin sayısının fazla olması genellikle özlenen ve tercih edilen bir durumdur. Ama bu durum kontrolden çıkmış ve sizi çalışamaz hale getirmişse, dur demenin zamanı gelmiş demektir. İnsanlar ülkemizde, diğer profesyonel meslekler için gösterdikleri özeni, avukatların mesaisine göstermeme eğilimindedirler. Ne de olsa -kafalarındaki imaja göre- avukatlar oturdukları yerden para kazanırlar ve hergün vatandaşın “muhteşem” sorunlarını günün her saatinde dinlemeye hazır ve nazır kişilerdir… İşte bu anlayıştaki ziyaretçilerin alacağı zamanı yönetmek, hem sabır hem de incelik gerektirir.
Tecrübeler ve uzman görüşleri göstermiştir ki, ne zaman geleceği belli olmayan müvekkillerin randevularına uymalarını beklemek yerine onları, onlar için ayrılan günde ve gerektiği kadar sürelerde ziyaret etmek daha iyi bir tercihtir. Böylece zamanın yönetimi ve görüşmeyi sonlandırma avukatın inisiyatifinde olacaktır. Bürodaki uzayan bir görüşme için de uzmanlar “ayağa kalkmayı” önermekteler. Çünkü ev sahibinin ayağa kalkması ile büyük oranda ziyaretçinin de ayağa kalktığı bir otomatik tepkiye sebep olunur. Hiç uygun olmadığınız zamanlarda ise ziyaretçinizi ayakta karşılamak ve gerekmedikçe oturmasını teklif etmemek de zaman yönetiminde başka bir etkili yol olarak tavsiye edilmekte. Bazı durumlarda dürüst davranıp, zamanınızın kısıtlı olduğunu, bitirmeniz gereken işler olduğunu açıkça söylemeniz gerekebilir.
Beklemeler…
İnsanların randevularına gecikmesi bizim ülkemizde olağan bir durumdur. Bu durumda zaman kaybetmemek için mutlaka yedekte bir iş bulundurmalı ve beklenen kişi gelene kadar bu işe devam edilmelidir Aksi halde beklemek, hem zaman hem de moral kaybı haline dönüşecektir. Yüzyüze görüşmenin derekmediği hallerde kullanımı oldukça kolay olan video konferans yazılımları zaman kazanmak için iyi birer seçenektir. Bu konuda en geniş imkan tanıyan program olarak Skype‘yi önerebilirim. Böylece ulaşım ve diğer beklemelerden kaynaklanan zaman kayıpları en aza indirilebilir.
Duruşma solunu önündeki beklemeler avukatların sabrını en çok zorlayanlardır. Burada geçen günün “en verimli zamanını” az sonra gireceğimiz davanın dosyasını gözden geçirerek ya da öğleden sonra yazacağımız bir dilekçe için bulduğumuz kaynağı gözden geçirerek mesaimize kazandırmamız mümkündür.
Zaman yönetimi ne değildir?
Zaman yönetimi saate karşı yarışmak ve bunu takıntı haline getirmek demek değildir. Zamanımızı yönetmek onu boşa hacamamak için yapmamız gerekenlerdir. Ama zaman yönetimi insan kapasitesinin sınırlarının sonuna kadar denenmesi de demek değildir.  Bu nedenle hayatımızı harap etmeyecek sayıda iş yapmayı hedeflemek ve buna uygun tempoda çalışmak en iyisidir.
Zaman yönetimi basit kurallarla ve disiplinli şekilde, özellikle yazılı planlar yaparak ve notlar alarak çalışmakla mümkündür. Zaman yönetimi adına yapabileceğimiz en büyük hata, hafızamıza güvenmek ve beynimizi not alarak rahatlatabileceğimiz işlerle meşgul etmek demek değildir.Beynimiz en fazla 7 – 8 düşünceyi aklda tutma kapasitesine sahiptir.
Zaman yönetimi aynı işi daha kısa zamanda ve kaliteli bir şekilde yapmak demektir. Yoksa zaman yönetimi alıştığımız verimsiz davranışlarımızı daha kısa zamanda yapmaya çalışmak demek değildir. Örneğin daha düzenli faks göndermeye çalışmak yerine, yazışmalarımızı e-posta ile yapmayı seçebiliriz. Müvekkil ve meslektaşlarımızla iletişim kurarken e-posta kullanmak büyük zaman kazandırır. Yeter ki e-posta yüz yüze görüşülmesi gereken bir konu için kullanılmamış olsun. Biz avukatlar yazışmalarımızda genellikle resmi ve sert bir dil kullanırız. Bu da yazdıklarımızdan istemediğimiz anlamlar çıkarılmasına neden olabilecektir. Bu nedenle ilişkileri eski haline getirmek gibi “zaman alıcı” bir işle uğraşmamak için en etkili iletişim yöntemini her işe göre ayrı ayrı belirlemek gerekir.
Kaynaklar
  • Marion E. Haynes, Kişisel Zaman Yönetimi
  • Jane Allan, Zaman Yönetimi

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

MİRAS PAYLAŞTIRMA HUKUKU KANUNİ MİRASÇILIK BELGESİ DAVALARI

MİRAS PAYLAŞTIRMA HUKUKU
KANUNİ MİRASÇILIK BELGESİ DAVALARI

Ölüm hak, miras helâl.

Türk Atasözü    

         GİRİŞ
          İnsanın en öncelikli temel hakkı, yaşama hakkıdır. Öncelik sıralamasında yaşama hakkını mülkiyet hakkı takip eder. İnsan için mülkiyet hakkının sahip olduğu önemi, insanların bazen, bazı şeylerin mülkiyeti için yaşama haklarını bile tehlikeye atacak kadar fütursuz davranışları ortaya koymaktadır. Malsız yaşamak; sıkıcı, zor, hatta çekilmez olarak değerlendirile bilmekte. “Mal canın yongasıdır.” Türk Atasözü bu değerlendirmenin veciz bir ifadesidir.
Mülkiyet hakkının temelini, olmaz ise olmazını, can damarını ve yaşamasını miras hakkı teşkil eder. Nitekim T.C. Anayasası’nın “Mülkiyet Hakkı” başlıklı 35. Maddesi “Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” diye, koyduğu kural ile bu temele dayanmıştır.
Yaşama olayının doğal ve kaçınılmaz sonucu ise ölümdür. Ölüm ile yaşama olayı sona erdiği gibi sahiplenme olayı da fiilen son bulur. Bu maddi olaylar; hukuken, kişilik ve mülkiyet haklarının sona ermesi sonucunu doğurur.
Ölen insanların, mülkiyetini fiilen bıraktıkları malların akıbeti, miras hukukunun konusunu oluşturur. Ölenin mallarının kendisiyle birlikte gömüldüğü veya yağmalandığı toplumlarda miras hukukundan bahsedilemez ise de, bu tür toplumlara artık yeryüzünde rastlanılmamaktadır. O halde; miras hukuku, bütün günümüz toplumları açısından, kendisinden vazgeçilmesi mümkün olmayan fiili bir ihtiyaçtır.
 Türk Milleti, Dünya’nın bilinen tarihini kapsayan döneminin belli başlı devinim kaynaklarından biridir. Bu durum, Millet’in hayatının da sürekli ve büyük değişiklikler içerisinde yaşanması ve hukukunun da değişme içerisinde olması neticesini doğurmuştur.
 Bu değişiklikler miras hukukunda da yaşanmıştır.
 Miras, kural olarak miras bırakanın öldüğü yerde ve öldüğü zamanda yürürlükte bulunan hukuka tabidir.
 Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihine kadar Türkiye topraklarında ölen kişilerin mirası Osmanlı-İslam Hukuku’na tabidir.
Bu tarihten sora Türkiye’de vefat eden kişilerin mirası ise;  ölüm tarihine göre Türk Kanun-u Medenisi ve Türk Medeni Kanunları ile vücut bulan ve temelini Roma ve Kıta Avrupa’sı Hukukundan alan yeni Türk Hukukuna tabidir.
TEMEL KAVRAMLAR
 Türk Milleti’nin kültüründe ve Miras Hukukunda meydana gelen değişiklikler kurumlarda ve kurallarda olduğu kadar kavramlarda da önemli değişmelere yol açmıştır. Bu durumda kavramlar mümkün olduğu kadar yürürlükteki Kanun’un ve Yaşayan Türkçenin ortak kabullerine uygun olarak belirlenmeye çalışılarak, kullanılan diğer kavramlarla birlikte verilmeye gayret edildi.
 Miras Hukuku: Gerçek kişinin ölümü ile malvarlığının kimlere nasıl geçeceğini düzenleyen kuralların tamamı.
 Miras: Ölen gerçek kişinin (insanın) mirasçılarına bıraktığı para, mal, hak ve borçların tamamı.
 Tereke: Ölen gerçek kişinin (İnsanın) mirasçılarına bıraktığı para ve para ile ölçülebilen aktif (para, mal, hak ve alacaklar) ve pasif değerler (borçlar) in tamamı.
 Mirasbırakan: Gerçek kişinin ölümü ile miras hukuku açısından kazandığı sıfat. Ölümü ile geriye miras bırakan gerçek kişi(insan). Tüzel kişilerin ve insandan gayrı canlıların varlıkları son bulsa bile Mirasbırakan sıfatını kazanmaları mümkün değildir.
 Ölüm: Hayati işlevlerin fiilen son bulması hali. Bu anda ölenin kişiliği de hukuken son bulur.
 Gaip: Ölüm tehlikesi içerisinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan kişi.
 Mirasçı: Miras bırakanın ölümü üzerine bıraktığı mirası almaya hak kazanan gerçek ve/veya tüzel kişiler ile cemaatler(kişi toplulukları).
 Kanuni Mirasçı: Kanun gereği mirasta hak veya pay kazanan gerçek veya tüzel kişiler ile kişi toplulukları.
 İradi Mirasçı: Mirasbırakanın yaptığı ölüme bağlı tasarruf ile mirasta hak veya pay kazanan gerçek ve tüzel kişiler ya da kişi toplulukları.
 Yerine Geçme (Halefiyet) :Mirasçıların mirasbırakanın ölümü ile ve ölümü anında mirasbırakanın yerine geçmesi ve böylece mirasın mirasçılara geçmesi.
 Tamamen Yerine Geçme (Külli Halefiyet) :Mirasçıların, mirasın tamamı, yani malvarlığı ve haklar ile borçların tamamı için mirasbırakanın yerine geçmesi.
 Kısmen Yerine Geçme (Cüzi Halefiyet) : Mirasçı veya mirasçıların, mirasta belli bir mal, hak veya pay için mirasbırakanın yerine geçmesi. Ölüme bağlı tasarruf ile mirasçı atanması veya belirli mal vasiyeti suretiyle mirasçı olma halinde ve intifa hakkı sahibi olma şeklinde gerçekleşebilir. Bu halde, mirasbırakanın yerine kısmen geçen (cüzi halef),  terekenin borçlarından sorumlu değildir.
 Altsoy (Füruğ) : Mirasbırakanın sulbünden gelen kişiler. Yani; mirasbırakanın çocukları, torunları, torunlarının çocukları, torunlarının torunları ve oların çocukları gibi mirasbırakanın kanından, soyundan gelen kişiler.
 Üstsoy (Usul) :Mirasbırakanın sulbünden geldiği kişiler. Yani mirasbırakanın anası, babası, büyük ana ve büyük babaları, dedeleri, nineleri ve onların ana babaları gibi mirasbırakanın; kendilerinin kanından, soyundan gelmiş olduğu kişiler.
 Mirasçılık Davası (Veraset Davası): Mirasçılık belgesi verilmesi için açılan, çekişmesiz yargı türünden işlem niteliğinde dava.
 Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı-Veraset Vesikası-Veraset Senedi):Mirasbırakanın mirasçılarını ve paylarını gösteren belge.    

KANUNİ MİRASÇILAR HAKLARI VE PAYLARI

        

KONU HAKKINDAKİ MEVZUAT

1-  4.10.1926 TARİHİNE KADAR OLAN DÖNEMDEKİ MEVZUAT HAKKINDA AÇIKLAMA

743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihine kadar vefat edenlerin mirasçıları ve payları, Osmanlı-İslam Hukukuna göre belirlenir. Bu dönem ve konu programın ve kitabın kapsamı dışında olup, başlı başına bir çalışma konusu olup, bu konuda uzmanlar tarafından yapılmış yeterli çalışmalar bulunduğunu belirtmekle yetiniyorum.

 

2- 4.10.1926 TARİHİNDĞEN BU YANA MEVZUAT

         743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.11.1926 tarihinde, Türk Hukukunun diğer önemli alanlarında olduğu gibi, Miras Hukukunda da büyük ve köklü bir değişiklik gerçekleştirilerek yeni bir miras hukuku sistemi kuruldu. Bundan sonra 23.11.1990 tarihinde Yürürlüğe giren 3678 Sayılı Kanun ile sistemde bazı önemli değişiklikler yapıldı. Bu şekilde kurulan miras hukuku sisteminde 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile bazı küçük değişiklikler yapıldı.
         Bu değişiklikleri daha iyi anlamak ve takip edebilmek için karşılaştırmalı olarak tablo halinde verilen mevzuatı aşağıdaki linke tıklayarak görüntüleyebilirsiniz.


MİRASÇILAR VE DERECELERİ

1- MİRASÇILARIN DERECELERİ (ZÜMRELER)

743 Sayılı Türk Kanunu Medeni’si ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu miras paylaştırmada derece ( zümre) esasını benimsemiştir.
Derece (zümre) esasına göre, miras bırakana yakın bir derecede (zümrede) mirasçı varsa, diğer derecedeki (zümredeki) mirasçılara miras geçmez
  Mirasçılar arasında pay bakımından kadın erkek arasında fark yoktur.
      Miras bırakandan önce ölen mirasçıyı her dereceden halefiyet yoluyla kendi altsoyu temsil eder.
      Türk Kanunu Medenisi ve Türk Medeni Kanunu mirasçı olarak 3 derece (zümre) kabul etmiştir:
  1. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar: Ölenin Altsoyu: Yani ölenin çocukları ve onlardan ölü olan varsa, ölü olan çocuğun altsoyu;
  2. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar:-Ölenin ana babası ve onlardan ölen varsa onun altsoyu;
  3. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar:-Ölenin büyük anaları ve büyük babaları veya onlardan ölü olan var ise onun altsoyu;
4. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar:- Ölenin büyük ana ve büyük babaların ana babalarıdır.                (Bunların, 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde intifa hakkı olarak mevcut olan miras hakları, 3678 Sayılı Kanun ile tamamen ortadan kaldırılmış ve 4. derecede mirasçı olanlar kanuni miras hakkından yoksun kılınmıştır.)

 

         2- DERECE (ZÜMRE) ESASININ İLKELERİ

1. Derecede (zümrede) mirasçı var ise miras 2. ve 3. derecelere geçmez. Yani çocuğu veya torunu sağ olan ölenin ana babası veya büyük ana ve büyük babaları mirasından kanuni pay alamazlar. 1. derecede mirasçı yok 2. derecede mirasçı var ise miras 3. derece olan büyük analar ve büyük babalar ile onların altsoylarına geçmez.
  Yani mirasbırakanın ana babasından yahut kardeşlerinden veya onların altsoylarından biri bile sağ ise; büyük baba ve büyük analara ve onların altsoyu olan amca, hala, dayı ve teyzelerle, onların altsoyuna miras geçmez. Çünkü mirasbırakanın ana babası veya onların altsoyu 2. derecede mirasçı olup, mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ile amca, hala, dayı ve teyzeleriyle onların altsoyları 3. derecede mirasçıdırlar.
  Örneğin; mirasbırakan altsoyu olmaksızın vefat etmiş ve geride babası ile annesi kalmış ise, bunlar derecelerine düşen mirası yarı yarıya paylaşacaklardır.
 Mirasbırakanın babası sağ, annesi ise kendisinden önce ölmüş olup ta, annenin sağ veya ölü olmakla birlikte altsoyu bulunan iki çocuğu var ise, mirasbırakandan derecelerine düşen mirasın yarısı babaya, geri kalan yarısı ise eşit paylar halinde annenin iki çocuğuna ait olacaktır. 
Mirasbırakan bekâr ve altsoyu olmaksızın vefat etmiş, babası sağ, annesi altsoysu olmaksızın ölü ve annesinin babası ile iki kardeşi sağ ise mirasın tamamı mirasbırakanın babasına intikal edecek, diğer mirasçılar mirastan hiç pay alamayacaklardır.
  Çünkü mirasbırakanın sağ babası 2. derecede mirasçısı olup, sayılan diğer akrabalarının hepsi 3. derecede mirasçı olduklarından baba 3. derecedeki mirasçıların tamamını miras dışına iterek mirasın tamamına sahip olacaktır.
  Derecede (zümrede) olan mirasçının sayısının önemi yoktur. Bir derecede (zümrede) bir mirasçı bile olsa miras diğer dereceye (zümreye) geçmez.
  Derece içerisinde ölü olanın payı her dereceden halefiyet yoluyla kendi altsoyuna geçer. Mirasçı sağ iken kendi altsoyunun miras payı olmaz ve bu durumda olanlara miras payı geçmez.
Yani; miras bırakanın çocuklarından biri mirasbırakandan önce ölmüş ve altsoyu var, mirasbırakanın çocuklarından diğeri sağ ve altsoyu var ise, ölü çocuğun payı kendi çocuklarına geçerken sağ çocuğun payı kendi üzerinde kalır ve onun çocukları mirastan pay alamazlar.

 

3- SAĞ EŞİN DURUMU

 Mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşinin mirasçılık derecesi yoktur. Sağ eş dereceler üstü mirasçıdır.
Mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşinin, hangi derecede mirasçılarla birlikte bulunursa bulunsun miras payı vardır. Eşlerden sağ kalan, birlikte mirasçı olduğu zümreye (dereceye) göre değişen oranlarda mirastan pay alır.
  Eşlerden sağ kalan ile hangi dereceye ait olursa olsun miras bırakanın ölümü anında sağ olarak mirastan pay almaya hak kazanan mirasçının daha sonra ölümü halinde, bu mirasçı yeni bir miras bırakan gibi işleme tabi tutulur.

4- GAYRIRESMİ EŞİN DURUMU

Gayrı resmi birleşmeler, 743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’ne ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik olarak kabul olunamayacakları gibi, resmen evli olmayan kişiler hukuken birbirlerinin eşleri olarak kabul olunamayacağından, bu durumdaki kişilerin birbirlerinde kanuni bir miras hakları yoktur. Bu durumdaki kişilerin arasında evlenmenin dini veya toplumsal merasimlerinin yapılmış olması, açıklanan bu miras durumlarında bir değişiklik oluşturmaz.

MİRASÇILIK HAKKINDA AÇIKLAMALAR

1-  MİRASBIRAKANIN 4.10.1926 TARİHİNDEN ÖNCE VEFAT ETMİŞ OLMASI HALİ

  743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihinden önce vefat eden mirasbırakanların mirasçıları ve payları Osmanlı- İslam Hukuku’na göre belirlenir.
Bu konunun uzmanları tarafından yazılmış birçok önemli eser mevcut olduğundan, burada başkaca açıklama yapılması uygun görülmedi.

2-   MİRASBIRAKANIN 4.10.1926 – 23.11.1990 TARİHLERİ ARASINDAKİ DÖNEMDE ÖLMÜŞ OLMASI HALİ

A- GENEL AÇIKLAMA
4.10.1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi, Türk Halkı’nın miras paylaşımını da kapsayacak şekilde, yaşayış ve davranış kalıpları üzerinde büyük değişiklikler meydana getirmiştir.
         Mirasçılar arasında kadın erkek ayrımı ortadan kaldırılarak aynı durumda olan mirasçıların payları birbirleriyle eşit hale getirilmiştir.
Kanunla aynı durumdaki mirasçıların eşitliği kuralına getirilen tek istisna; nesebi sahih olan mirasçıların nesebi sahih olmayanlarla birlikte mirasçı olmaları halinde vardır.(743 S. TKM md. 443)
         Türk Miras Hukuku’nun tüm dönemlerinde olduğu gibi, 4.10.1926 – 23.11.1990 tarihileri arasındaki dönemde vefat eden mirasbırakanların mirasları ölümleri anlarında yürürlükte bulunan kanunlara tabidir.
Bu konuda, çok değerli birçok hukuk adamının, çok kapsamlı açıklamalarını içeren eserleri bulunduğundan, bu hususta açıklamaya yer verilmedi.
Uygulayıcıların, ihtiyaç duyduğu bilgileri, bu konunun uzmanlarının kitaplarından temin etmelerinin uygun olduğu kanaatinde bulunduğumu belirtirim.
Burada sadece, dönemin sonraki dönemlerden farklılık gösteren önemli özellikleri olan dönem içinde ölen mirasbırakanın sağ eşiyle birlikte altsoyunun da bulunması halinde, sağ eşin tercih hakkının bulunduğuna ve nesebi sahih olan mirasçılarla, nesebi sahih olmayan mirasçıların miras payları arasında fark bulunduğu hususlarında kısa açıklamalarda bulunarak, bu önemli noktalara vurgu yapmak istiyorum.
B-SAĞ EŞİN TERCİH HAKKI VE KULLANILMASI
         4.10.1926 tarihi ile 23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde vefat eden mirasbırakanın, vefatı anında sağ olan eşinin, mirasbırakanın altsoyuyla birlikte mirasçı olması halinde, miras payı üzerinde tercih hakkı vardır. Bu durumda olan sağ eş,  isterse mirasın yarısının intifa hakkını, isterse mirasın ¼ ünün mülkiyet hakkını tercih eder. (743 S. Türk Kanun-u Medenisi Md. 444)
Bu dönemde vefat eden miras bırakanın sağ eşi, bu konuda tercih hakkını bir defa kullandıktan sonra, bu tasarrufu ile bağlı olur. Diğer bütün mirasçıların muvafakatleri olmadan bu tercihini değiştiremez. (Bakınız, Y.2.H.D. 4.1.1951 T. 7925/62 E.K. Sayılı İlamı)
         Bu dönemde vefat eden mirasbırakanın sağ eşi, bu konudaki tercih hakkını mahkemeye gelerek bizzat veya bu konuda vereceği özel olarak mirasta tercih hakkını kullanma yetkisi verilmiş bir vekâletnameyle vekili marifetiyle kullanabilir.
Bu hakkın kullandırılması usulü 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun 5. maddesinde;
 “Verese arasında mülkiyet ve intifa haklarından birini seçmekte muhayyer olan mirasçı varsa, veraset senedini veren mahkeme tarafından kendisine verilecek bir hafta mühlet içerisinde hangisini seçeceğini beyan eder. Bu müddet içinde cevap vermediği takdirde mülkiyeti seçmiş kabul olunarak veraset senedi tanzim olunur. Bu müddet hazır olmayanlara tebliğ suretiyle verilir.”
Şeklinde düzenlenmiştir. 
Buna göre; tercih hakkını kullanmak üzere hazır olan mirasçı sağ eşe, konu hakkında açıklama yapılıp tercih hakkını ne şeklide kullanabileceği ve kullanmamasının anlam ve sonuçları anlatılarak “tercihini hemen veya en geç bir haftalık süre içerisinde bildirmesi ve süresinde bildirimde bulunmadı takdirde mülkiyet hakkını tercih etmiş sayılacağı” hususları tefhim olunmalı ve bu durum duruşma tutanağı ile belgelenmelidir.
Tercih hakkını kullanmak üzere hazır bulunmayan mirasçıya çıkartılacak tebligat, hukuk tekniği açısından isticvap ve yemin davetiyeleri ile aynı mahiyettedir. Bu nedenle, davetiye tebliği edilecek mirasçı, tebliği çıkaracak mahkemenin yetki alanı içerisinde ise mahkemece davetiye tebliğ edilmelidir.
Mirasçı başka bir mahkemenin yetki sınırları içerisinde bulunan bir yeri yerleşim yeri olarak kullanıyorsa, o mahkemeye yazılacak talimat ile davetiye tebliğinin gerçekleşmesi ve mirasçı tarafından yasal sürede tercih hakkı kullanılır ise buna ait bayan veya evrakların o mahkemece alınarak davanın görüldüğü mahkemeye gönderilmesinin istenmesi ve bunun gereğinin yerine getirilmesi gerekir.
Tercih hakkını kullanması istenilen mirasçıya çıkarılacak tebligata “Mirasbırakan eşiniz ……… in mirasının ½ sinin intifa hakkı veya ¼ ünün mülkiyet hakkından birini tercih etme hakkınız mevcut olup bu tercih hakkınızı hangisinden yana kullandığınız konusunda yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü beyanınızı vermek üzere tebliğden itibaren bir hafta içerisinde Mahkememize müracaat etmeniz, aksi takdirde 2644 Sayılı Tapu Kanunun 5. maddesi gereğince mirastan ¼ mülkiyet hakkını tercih etmiş sayılacağınız ve buna göre mirasçılık belgesinin düzenlenerek verileceği hususu tebliğ olunur” açıklamasının yazılması gereklidir.
Bu dönemde ölen mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşinin, tercih hakkını kullanmadan ölmesi veya tercih hakkını ne şekilde kullandığının tespit olunamaması durumunda ne olacaktır? Bu duruda mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşi tercih hakkını kullanamamış olacaktır. İntifa hakkı ölümle son bulur. Buna göre mirasbırakanın sonradan ölen eşinin intifa hakkını tercih ettiğini kabul ettiğimizde, onun mirasçılarına miras olarak hiçbir şey intikal etmemiş olacaktır.
 Sonradan ölen sağ eşin, henüz kullanamadığı tercih hakkından dolayı, mirasçılarının ölümle ortadan kalkan intifa hakkı tercih edilmiş kabul olunarak miras haklarından yoksun kalmaları, kanun koyucunun amacına, tercih hakkının özüne yukarıya yazılan 2644 Sayılı Tapu Kanunun 5. maddesinin lafzına, ruhuna ve hukuka uygun olamayacağından, tercih hakkını kullanmadan ölen sağ eşin mülkiyet hakkını tercih etmiş kabul olunarak buna göre paylaştırma yapılır. (Bakınız, Medeni Kanun Şerhi Senai Olgaç, Olgaç Matbaacılık, Ankara, 4. Baskı Sf.:250-251)
         Bu dönemde ölen mirasbırakandan sonra ve gene bu dönem içerisinde ölen mirasçısının ölümü anında sağ olan eşinin tercih hakkı var mıdır?   Bu durumda, sonradan ölen mirasçı yeni bir mirasbırakan gibi işleme tabi tutulacağından sağ eşinin tercih hakkı da mevcut olacaktır.
C- GAYRI SAHİH NESEPLİ HISIMLAR
    Evlilik birli içinde veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğan çocuklar 743 S TKM sinin  241. maddesine göre nesebi sahih (soybağı düzgün) çocuklardır.
    Ancak; evlilik birliği içinde veya evliliğin bitiminden itibaren 300 gün içinde doğmamalarına rağmen;                                         
        a)Evlilik dışında doğup da bilahare ana babasının evlenmeleri nedenle nesebi kendiliğinden sahih olan çocuklar, (TKM md. 248)
b)Birbirleriyle evlenmeyi vaat edip de, birinin ölümü veya evlenme ehliyetinin ortadan kakması sebebiyle evlenemeyen ana babadan doğan ve başvuru üzerine hâkim kararıyla nesebi düzeltilen çocuklar, TKM md. 249)
c)Akdi çocuklar, yani evlatlığa alınan çocuklar ve altsoyları, (TKM md. 257 ve 447)
d)Butlan dolayısıyla feshedilen bir evlenmeden doğan çocuklar, (TKM md. 125) nesebi sahih olan çocuklardır. Bunların dışında bulunan evlilik dışı doğmuş kişilerin nesebi (soy bağı) gayrı sahihtir(düzgün değildir).
    Evlilik dışı doğmuş (nesebi gayrı sahih) hısımlar ana tarafından nesebi sahih hısımlar gibi miras hakkına sahiptirler.
    Evlilik dışı doğmuş (nesebi gayrı sahih) kişilerin 4.10.1926-23.11.1990 tarihleri arasındaki dönem de baba tarafından mirasçı olmaları  için, babalarının kendilerini tanıması veya mahkemece babalıklarına hükmedilmesi şartlarından birinin gerçekleşmiş olması gerekir.
    Nesebi sahih füru (düzgün soybağlı altsoy) bulunmadığı takdirde, babaları tarafından tanınan veya babalıklarına hüküm verilmiş bulunan gayrı sahih nesepli altsoy, nesebi sahih altsoy gibi tam hisse miras payı alır. 
Nesebi sahih olmayan altsoy, nesebi sahih olan altsoyla birlikte 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönem de mirasçı olursa, TKM 443. maddesi gereği nesebi sahih altsoya isabet eden payın yarısı oranında pay alır.
    Hukukumuzda 4.10.1926 – 23.11.1990 tarihleri arasındaki dönem de geçerli olan, belli şartlar altında gayrı sahih nesepli hısıma farklı miras payı verilmesi uygulaması, 23.11.1990 tarihinde yürürlüğe giren 3678 Sayılı Kanun ile ortadan kaldırılmıştır.

3-  MİRASBIRAKANIN 22.11.1990 1.1.2002 TARİHLERİ ARASINDA ÖLMÜŞ OLMASI HALİ

23.11.1990 tarihli resmi gazetede yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 3678 Sayılı Kanun ile miras hukukunda önemli değişiklikler yapılmıştır.
Altsoyla birlikte mirasçı olan sağ eşin, intifa hakkını tercih edebilme hakkı ortadan kaldırılarak miras hakkı, mirasın ¼ ünün mülkiyeti olarak belirlenmiştir.
Nesebi sahih mirasçılarla nesebi gayrı sahih mirasçılar arasında, baba yönünden mirasçılıkta bulunan, miras payları arasındaki eşitsizlik ortadan kaldırılmıştır. Yapılan değişiklik gereği, tanıma veya babalığa hükmedilme hallerinde, nesebin sahih olup olmadığına bakılmaksızın, aynı durumdaki bütün mirasçılara eşit oranda pay verilecektir.
3678 Sayılı Kanun ile 3. ve 4. derece mirasçı olanların miras hak ve payları üzerinde de önemli değişiklikler yapılmıştır. Buna göre; 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde, büyük analar ve büyük babalar mirasbırakandan önce ölmüş iseler; kendilerine isabet eden miras payları altsoylarına geçer iken; 23.11.1990–1.1.2002 tarihleri arasındaki dönemde, büyük analar ve büyük babalar mirasbırakandan önce ölmüş olup da mirasbırakanın sağ eşi var ise, 3. zümre mirasçılarına isabet edecek miras, büyük ana ve büyük babaların altsoyuna geçmeyip, mirasın tamamı mirasbırakanın sağ eşine geçer.
4. Derecede mirasçı olan büyük ana ve büyük babaların ana babalarının, 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde intifa hakkı olarak mevcut olan miras hakları, 3678 Sayılı Kanun ile tamamen ortadan kaldırılmış ve 4. derecede mirasçı olanlar kanuni miras hakkından yoksun kılınmıştır.

4-  MİRASBIRAKANIN 1.1.2002 VE SONRASINDA ÖLMÜŞ OLMASI HALİ

1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu; genel olarak 743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi üzerinde 3678 Sayılı Kanunla oluşturulan miras rejimini benimseyerek önemli bir değişiklik getirmemiştir.
1. ve 2. derecede mirasçı olanların ve onlarla birlikte mirasçı olan sağ eşin miras hak ve payında bir değişiklik olmamıştır. 4. derecede mirasçı olanlar, yani büyük analar ve büyük babaların ana babaları ve onların altsoylarının miras hakkı ve payı bu kanuna göre de yoktur.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun miras hukukuna ilişkin getirdiği tek değişiklik mirasbırakanın 3. derecede mirasçıları hakkında olmuştur.
Hatırlanacağı üzere; 3678 Sayılı Kanun ile getirilen değişiklik gereği; miras bırakanın sağ eşi var ise büyük babalar ve büyük analardan miras bırakandan önce vefat etmiş olanların mirası aynı taraftaki sağ olan diğer büyük ana veya büyük babaya kalıyor, o da ölmüş ise diğer tarafta sağ olan büyük ana ve babalardan sağ olanlara geçiyor, onlar da ölü ise mirasın tamamı sağ eşe kalıyor ve mirasbırakanın amca, hala, dayı teyzelerine ve onların altsoyuna intikal etmiyor idi.
4721 Sayılı Kanunla getirilen değişiklik gereği (497/son madde); 3. derecede mirasçı olan,  büyük baba ve büyük analardan miras bırakanın ölümü anında ölü olanların miras payı, kendi çocukları olan ve mirasbırakanın amca, hala dayı ve teyzeleri olarak adlandıracağımız guruba geçecek, ancak ölü olan büyük ana ve büyük babanın çocukları (amca, hala, dayı, teyze)  ölü ise onun çocuklarına geçmeyecek, büyük babalar ve büyük analar ile onların çocuklarından sağ olanlara geçecek, bunlar da yok ise, mirasın tamamı sağ eşe geçecektir.

BASİT MİRAS PAYLAŞTIRMA ÖRNEKLERİ

1- BİRİNCİ DERECEDE MİRASÇI OLANLAR VE ONLARLA BİRLİKTE BULUNAN SAĞ EŞ

    743 Sayılı TKM 439 md. Ve 4721 Sayılı TMK 495. maddesine göre “mirasbırakanın 1. derece mirasçıları altsoyudur. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar. Kadın erkek veya nesebi sahih veya gayrı sahih fark etmez. Evlatlık varsa altsoy olarak kendi düzeyindeki diğer altsoylarla eşit olarak mirasçı olur.
Ancak evlatlığın durumu özellik arz etmektedir. Medeni Kanunun 447. maddesi gereğince evlatlık, evlat edinenin mirasçısıdır. Ölümle, sözleşmeden doğan evlatlık bağı ortadan kalkar. Onun için evlat edinen kişinin ölümünden sonra ölenin, miras bırakanlarından kendisine gelen mirastan halefiyet yolu ile evlatlığa miras geçmez.
    Örneğin mirasbırakan 1.1.1999 tarihinde ölmüş ve mirasçı olarak iki nesebi sahih erkek çocuk, iki nesebi sahih kız çocuk, bir nesebi gayrı sahih erkek çocuk, bir nesebi gayrı sahih kız çocuk ve bir de kız evlatlık bırakmış, başka bir mirasçı bırakmamış ise, her çocuğu eşit pay alacak, buna göre toplam mirası yedi (7) pay kabul olunarak her çocuğa birer pay miras verilecektir.
      Mirasçı olan altsoyun mirasbırakandan önce ölmüş olması halinde miras payı asıl mirasbırakanın ölümü anında sağ olan kendi altsoyuna geçer. Mirasbırakandan sonra vefat eden mirasçılar ve payları, yeni bir miras bırakan gibi işleme tabi tutulurlar.
     Bir örnekle açıklayacak olursak: Mirasbırakan ölerek geride bir çocuğu ile kendisinden önce ölen bir çocuğunun 2 kız 1 erkek çocuğundan ibaret üç torununu bırakmış ise;  mirasbırakanın mirası 6 pay kabul olunarak, üç payı sağ çocuğunu üç payı da birer eşit pay halinde kendisinden önce ölen çocuğunun 3 çocuğuna ait olacaktır.
      Eğer mirasbırakanın alt soyu ile birlikte sağ eşi var ise, 22.11.1990 tarihinden sonra vefat eden mirasbırakanlar açısından sağ eş (kanunen her hangi bir başka şeyi tercih etme hakkı olmaksızın)  mirasın ¼ ünün mülkiyetini pay olarak alır.
    Mirasbırakanın ölümü anında ölü olan çocuğunun sağ eşi olsa bile, onun mirasta kanunen payı bulunmamaktadır.
  Mirasbırakanın alt soyu, kök içinde her derecede halefiyet yoluyla mirastan pay alacak olup bu intikallerde yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde herhangi bir kuşak sınırı bulunmamaktadır. 

2-  2. DERECEDE MİRASÇI OLANLAR VE ONLARLA BİRLİKTE BULUNAN SAĞ EŞ

2. Derecede mirasçı olanlar mirasbırakanın ana babası ve onlardan ölü olan var ise,  kök içinde her derecede halefiyet yoluyla, ölü olan ana ve/veya babanın altsoyudur.
Ana ve baba eşit olarak mirasçıdırlar. Yani mirasbırakanın ölümünde ana ve baba sağ ise her birini 1 pay verilecek ve toplam miras 2 pay olacaktır.
Mirasbırakanın ana babası ile birlikte sağ eşi de bulunmakta ise, sağ eş mirasın yarı payına sahip olacağından 2 pay da ona verilir ve bu şekilde toplam miras 4 pay olacaktır.
Mirasbırakanın ana ve babasından biri ya da ikisi de ölü ise,  bunlardan ölü olan altmirasbırakan sıfatını alarak, payı kendi alt soyuna her çocuğa eşit pay verilecek şekilde geçer.
 Bu arada, mirasbırakanın ölümü anında ölü olan mirasçının miras payı altsoyuna intikal ederken, ölü olan mirasçının varsa sağ eşinin, kanunen mirasta payının olamadığı, gözden ırak tutulmamalıdır.
   Ana babadan biri alt soyu bulunmaksızın ölü ise, onun miras payı karşı tarafa, yani ana babadan sağ olana veya ölü ise altsoylu olana geçer.
   Ana babadan biri altsoyu bulunmaksızın ölü olur da, diğeri sağ veya ölü olmakla birlikte altsoyu sağ olursa, ana babanın ana ve babası veya onların altsoyu olan mirasbırakanın amca, hala, teyze ve dayıları veya bunların altsoyları hiçbir şekilde mirastan pay alamazlar.

3-  3.  DERECEDE MİRASÇI OLANLAR VE ONLARLA BİRLİKTE BULUNAN SAĞ EŞ

Altsoyu, anası babası veya bunların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçısı büyük anaları ve büyük babalarıdır. Bunlar da eşit olarak mirasçıdırlar. Yani, bu kişiler mirasbırakanın ölümü anında sağ iseler ve mirasbırakanın sağ eşi yok ise, büyük analar ve büyük babalardan her birine 1 pay verilecek ve toplam miras 4 pay olacaktır.
Mirasbırakanın sağ eşi yok ise, bu büyük analar ve büyük babalardan ölü olanların mirası her dereceden kök içinde halefiyet yoluyla kendi altsoylarına intikal eder.
22.11.1990–1.1.2002 tarihleri arasında mirasbırakan ölmüş ve sağ eşi de var ise, ölü olan büyük ana ve büyük babaların payları alt soylarına intikal etmeyecek onun yerine kendi tarafındaki sağ büyük ana veya büyük babaya kalacaktır. Bu da yok ise yani bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın ikisi de ölü ise miras payları karşı taraftaki sağ olan büyük ana ve/veya büyük babaya geçecektir.
Örneğin mirasbırakan 24.11.1990 tarihinde sağ eş bırakarak ölmüş olup ta, altsoyu, ana babası ve onların alt soyu yok ise; büyük ana ve büyük babalarının dördü de sağ ise mirasın ¾ ü sağ eşe, geri kalanı büyük ana ve büyük babalara ait olacağından; büyük ana ve büyük babalara 1 erden 4 pay verilecek ve bunun üç katı olan 12 pay da sağ eşe ait olacak mirasın tamamı 16 pay olacaktır.
Örneğin baba tarafından olan büyük ana da ölmüş ise miras; 2 pay baba tarafından büyük babaya, birerden 2 pay ana tarafından büyük ana ve büyük babaya 12 pay da sağ eşe olacaktır. Büyük ana ve büyük babalardan sadece 2 si kalmış ise bunlar 2 şer paydan 4 pay alacaklar, 12 pay da sağ eşe kalacaktır. Büyük ana ve büyük babalardan sadece biri sağ ise 1 pay bu sağ kişi alacak 3 pay da sağ eş alacak mirasın tamamı 4 pay olacaktır.
1.1.2002 Tarihinde ve sonrasında ölen mirasbırakanın altsoyu ana babası ve onların altsoyu bulunmamakta ve sağ eşi de var ise, mirasbırakanın ölümü anında ölü olan büyük baba ve büyük ananın miras payı kendi çocuklarına intikal edecektir. Ancak; büyük ana ve büyük babaların çocuklarından ölü olanların payları kendi altsoylarına intikal etmeyecek, kendi tarafındaki büyük analardan ve büyük babalardan sağ olana, bunlardan ölü olanların ise kendi çocuklarına, onlar da yok veya ölü ise karşı taraftaki büyük ana ve büyük baba veya onların çocuklarına kalacak, onlarda yoksa miras tamamen mirasbırakanın sağ eşine kalacaktır.

 

MİRASÇILIK EHLİYETİNDE ÖZEL DURUMLAR

         Mirasçılık ehliyeti ve bununla ilgili özel durumlar, konunun önemli noktalarından birini teşkil ederler.
 Konu ile ilgili geniş bilginin Miras Hukuku ile ilgili diğer eserlerden temin edilebileceğini ve edilmesi gerektiğini uygulayıcıların dikkat ve bilgisine önemle sunulur.
Bu konu hakkındaki detaylı bilgiler çalışmamızın kapsamı dışında olduğundan, aşağıda sadece konunun can alıcı noktalarını içeren Yargıtay içtihat özetleri, kanun metinleri ve kısa açıklamalara yer verildi.
“Mirasçının mirasçılık ehliyetinin olup olmadığı, miras bırakanın ölüm gününe göre araştırılıp belirlenir”. (YHGK 10.2.1993 T. 2/717E.K.)
“Ceninin mirasçılığı sağ olarak doğması koşuluna bağlıdır.”(Y 2.HD 27.2.1998 T. 624/2342E.K.)
“Hangisinin önce öldüğü tespit olunamayan kişiler, aynı anda ölmüş sayılırlar.” (TMK Md.28)

“Aynı anda ölenler, birbirlerine mirasçı olamazlar.”    (Y2.HD 17.3.1992 T. 1395/3146 E.K.)

  “Füruğun üst soyu temsil edebilmesi için kendi ana veya babasının miras hakkının doğmuş olmasına gerek yoktur. Murisin ana veya babasının füruğu hangi tabadaki olursa olsun doğrudan doğruya mirasçı olur. Bu esasen kanunun kabul ettiği üzere; her zümre içinde daha yakın ve sağ olan hısımın kendi füruunun mirasçılığına engel olması; her zümre için de kanuni mirasçı sıfatını kazanan en yakın kan hısımlarının eşit miras hakkına sahip olması; en yakın hısımlardan biri veya bir kaçı miras bırakandan önce ölmüşlerse veya başka bir sebepten dolayı mirasçı olamıyorlarsa bu takdirde bunların yerine onların fürularının geçmesi; kök içinde halefiyet ve bir hısımın yerine geçen füruğun ancak onun hak ve hissesine sahip olması prensiplerinin gereğidir.” (Y.2.HD: 17.3.1992       E.K.)
Boşanma kararı kesinleşmeden eşin ölümü halinde, diğer eş mirasçı olur. (Y.2.HD 17.9.1998 T. 6854/9439 E.K.)
403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 4112 S.K. ile 12.6.1995 tarihi itibariyle değiştirilen 29. Maddesi aynen:
Bu kanun gereğince Türk Vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur. Ancak doğumla Türk Vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan çıkma izini almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları, Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla ülkede ikamet, seyahat, çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal iktisabı ile ferağı gibi konularda Türk Vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. 33 ve 35 inci maddeler hükümleri saklıdır.”Hükmünü içermektedir.
Yabancılar ve 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 25 ve 29. maddeleri gereğince, Bakanlar Kurulunca Türk Vatandaşlığını kaybettiklerine karar verilenler yabancı muamelesine tabi tutularak karşılıklılık esasına göre mirasçı olur veya olamazlar.
Ancak; doğumla Türk Vatandaşlığını kazanmış olup da, sonradan Bakanlar Kurulu’ndan vatandaşlıktan çıkma izini almak suretiyle yabancı bir ülke vatandaşlığını kazanan kişiler Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenli ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla miras hakkından yararlanmaya devam ederler. (Bakınız: Medeni Yasadan Önce ve Sonra Türk Miras Hukuku –Sayfa 295–296 -Ali İhsan Özuğur-Seçkin Yayınevi-Ankara 2001)
 Uygulamada Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı iken, çalışmak amacıyla yurt dışına çıktıktan sonra Bakanlar Kurulunun izni ile vatandaşlıktan çıkarak Almanya Devleti veya diğer bazı Avrupa Devletlerinin Vatandaşlığına geçen kişilerin durumu hakkında sık sık tereddütler hâsıl olmakta olup, yukarda açıklanan kural çerçevesinde, bu kişilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan mirasbırakanlarına mirasçı olacakları ve miras hakkından yararlanmaya devam edecekleri açıktır.

 

MİRASÇILIK BELGESİ DAVALARINDA UYGULANACAK YARGILAMA USULÜ KURALLARI

Mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle açılan davalarda izlenecek yargımla usulü, aşağıda, alt başlıklar altında izah edilmektedir.

1- GÖREVLİ MAHKEME:

Mirasçılık belgesi verilmesi davalarına bakma görevi Sulh Hukuk Mahkemelerine aittir. (HUMK md.8)
Ayrıca; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 598 maddesinin “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.”  Hükmü gereği, bu belgeyi verme görevi, Sulh Hukuk Mahkemesine aittir.

        

2- YETKİLİ MAHKEME:

HUMK 11. maddesine göre, mirasçılık belgesi davaları, mirasbırakanın yerleşim yeri mahkemesinde görülmesi gerekmekle birlikte; mirasçıların bir veya birkaçının yerleşim yeri veya bulundukları yer mahkemesinde de görülebilir.

 

3- DAVACI SIFATI:

         Mirasçılık belgesi verilmesi davalarını, kanuni veya iradi olan mirasçılardan bir veya birkaçı ya da tamamı açabilir. Mirasçı olarak atanmaksızın kendisine belirli mal vasiyet edilen kişinin kanuni veya kanuni ve iradi olarak mirasçı atanan kişilerin talep edebilecekleri mirasçılık belgesini talep etmelerinde hukuki yararları bulunmadığından bu davaları açma ehliyetleri yoktur.
Mirasçı olmamakla birlikte, görülmekte olan bir davada taraf teşkilinin sağlanması için, ilgili taraf, ölü tarafın mirasçılarının ve paylarının tespiti için, dava açmak üzere, davanın görüldüğü mahkemeden yetki belgesi alabilir. Ve bu belgeye dayanarak mirasçılık belgesi verilmesi davasını açabilir.
Mirastan ıskat ve mahrumiyet sebepleri, ya da mirasın reddi veya mirastan feragat sözleşmesi halleri veraset belgesi istemeye engel değildir.
 Yapılan bir icra takibinde muhatap ölü ise, alacaklı olduğu iddiasında olan taraf muhatabın mirasçıların ve paylarının tespiti için, dava açmak üzere icra müdürlüğünden yetki belgesi isteyebilir ve alabilir. Bu şekilde temin edilen yetki belgeleriyle mirasçı olmayanlar da mirasçılık belgesi verilmesi davası açabilirler.
Görüldüğü gibi temelde, dava açma hakkını ve davacı sıfatını, hukuki yararın varlığı belirlemektedir. Mirasçılık sıfatı veya yetki belgesi olmayan; yani davada hukuki yararı bulunmayan kişinin açtığı mirasçılık belgesi verilmesi davası, hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
Mirasçılık belgesi verilmesi davalarında davaya müdahale, hukuki yararın varlığı şartıyla mümkündür.

4- DAVALI SIFATI VE HASIM:

Mirasçılık belgesi verilmesi davaları hasımsız açılabildiği gibi, hasımlı olarak da açılabilir. Hasımlı açıldığında, diğer mirasçılar hasım gösterilmelidir.

 

5- YARGILAMA USULÜ:

Mirasçılık belgesi verilmesi davaları basit usule tabidir.                                     
     Basit yargılama usulünde:                                                  
    I-  HUMK Madde 508 gereği,  kanıtlayıcı belgeler dava dilekçesine eklenmelidir.   
   II- HUMK Madde 509 gereği, davacıya veya taraflara sunmak istediği belgeleri, her halde belirlenen günde gönderilmesi gerekliliği belirtilir.   
  III-   HUMK Madde 510 gereği, davacı veya taraflar sunacağı delilleri, duruşma esnasında derhal sunmak mecburiyetindedir.  Davacıdan veya taraflardan,  bu mecburiyetin gereğini yerine getirmesi istenilmelidir.                                                                   
          IV- HUMK Madde 511 gereği,  basit yargılama usulüne tabi olan hallerde HUMK un yukarıdaki hükümlerine aykırı olmayan alelade yargılama usulü kuralları da uygulanacağı gözetilerek, delillerin çabuk ve ucuz bir şekilde toplanmasına gayret edilmeli, delillerin tamamlanmasının her zaman hüküm altına alınabileceği gözden ırak tutulmamalıdır.
            Ayrıca; mirasçılık belgesi verilmesi davaları, basit yargılama usulüne tabi olduğundan ve kanunun sulh hukuk mahkemesini veya hâkimini görevli kıldığı işlerden olduğundan, HUMK 176. maddesi gereği, adli tatilde de görülür.                  
  

6- MİRASÇILIK BELGESİ VERİLMESİ DAVASININ AÇILMASI VE İLK İŞLEMLER:

Dava dilekçesi ekinde nüfus kayıtları tam olarak sunulmamış veya mirasçılardan nüfus kaydı kapalı olanlar var ve davacı bu kayıtları elden takiple getirmek arzusunda ise; görevli mahkeme hâkimi veya yazı işleri müdürü tarafından öncelikle nüfus müdürlüğüne nüfus kayıtlarının gönderilmesi için havale edilmesi, arkasından kalem kaydı için havale edilmesi davanın çabuk ve kolay çözümü için uygun olur.
Dava dilekçesi nüfus kayıtları ile birlikte sunulduğunda veya davacı taraf nüfus kayıtları için elden takip arzusunda olmadığında, dilekçe kalem kaydı için havale edilmelidir.
Kalem kaydı havalesi üzerine, nüfus kayıtları tamam ise veya davacı kayıtların getirtilmesini elden takip etmek istemiyor ise; harç ve masraflar alındıktan sonra dava kalemde esas defterine kaydedilerek dosya haline getirilmeli ve kalemce bu dosya hemen hâkime tevdi edilerek tensibin yapılması sağlanmalıdır.
 Bu aşamada getirtilen nüfus kayıtları davacının iddialarını doğruluyor ve dava hasımsız açılmışsa ya da davacı hasımlı açılmış da taraflar hazır ise;  hemen oturum açılarak yargılamanın yapılıp bir karar verilmesi ve kararın ilgili tarafa/taraflara tebliği uygun olur.

7- DAVACIYA TEBLİGAT:

 Hâkim ileri bir tarihe duruşma günü verilmesini uygun görmüş ise hemen tensip tutanağı oluşturularak davacıya/taraflara HUMK 509 ve 510. maddesi gereği açıklamalı davetiye tebliğ edilmelidir. Bu durum davacı duruşmaya geçerli bir özrü olmaksızın gelmediğinde dosyanın işlemsiz olarak elde kalmaması ve davanın HUMK 409. madde gereği işlemden kaldırılabilmesi için zorunludur.
Tensip zaptının tamamlanması aşamasında davacı mahkeme alanında değil ise; kendisine HUMK 509 ve 510. maddeler gereği çıkarılacak davetiyeye, (Dava dilekçesinde adres bildirdiği nazara alınarak) Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereği “muhatap adreste tanınmaz veya adres bırakmadan ayrılmış olur da yeni adresi tespit olunamaz ise Tebligat Kanunu 35. madde gereği tebligat yapılması” şerhini belirgin ve okunaklı bir şekilde içermesi uygun ve gereklidir.
Bu yöntem; davacının verdiği adresin doğru olmaması veya davacının adresten adres bırakmadan taşınmış olması durumlarında davetiyenin tebliğ edilmeksizin geri gelmesi halinde dava dosyasının mahkemenin elinde masrafsız olarak kalmaması, gereksiz yazışma ve usulî işlemlere ve kamu masraflarına yol açılmaması ve davanın hemen HUMK 409. madde gereği işlemden kaldırılmasına karar verilebilmesi açılarından önem taşır.
Davacıya çıkartılan Tebligat Kanunu 35. madde gereği tebliğ açıklamalı davetiyenin Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebliğ edildiği dönen davetiye parçasından anlaşılır ise;  davetiye içeriği özetinin hemen  mahkeme divanhanesine asılarak ilan edilmesi ve bu ilanın duruşmadan 1 gün öncesi mesai bitimine kadar divanhanede askıda tutulduktan sonra indirilmesi ve durumun bir tutanakla belgelenmesi tebligatın geçerliliği için gereklidir.

8- DELİLLER VE TOPLANMASI:

Mahkeme, miras bırakanın nüfusa kayıt edildiği yer ve dönemin,  nüfus kayıtları açısından gösterdiği özellikleri göz önüne alarak, aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olan nüfus kayıtları davacının iddialarını kanıtlıyor ve kayıtlarda tereddüde yol açabilecek bir yön yok ise, bu delil ile karar verebilir.
Ancak; nüfus kayıtları hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak derecede davayı aydınlatmaya yetmiyor, özelliklede nüfus kayıtları 1940 yılı öncesine ait bilgiler içeriyor ise;
I-Tanık veya tanıklar dinlemek,
II-Mirasbırakanın yerleşim yerinin muhtar ve ihtiyar heyetinden alınacak, mirasbırakanın mirasçılarının kimler olduğuna dair belgeyi dosyaya getirtmek,
III-Muhtar ve ihtiyar heyetinin beyanlarını almak,
IV-Tapu kayıtları, iskân kayıtlarını getirtmek,
V- Davayı aydınlatabilecek diğer delilleri toplamak,            
suretiyle durum aydınlanıp vicdani kanaat oluştuğunda karar verilmelidir.
Yüksek Yargıtay’ın konu ile ilgili aşağıya çıkartılan içtihatları hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde izlenecek yolu ortaya koymaktadır: “Verasetin sübutuna dair davalarda nüfus kayıtlarına itibar edilir.” (Yargıtay 2. H.D. 17.4.1953 T. 2006/2023 E.K. Sayılı İlamı.)
 “Nüfus kayıtlarının aksi her türlü delille, bu arada tanıkla da ispat olunabilir.” (Yargıtay 2.H.D. 13.1.1972 T. 7919/94 E.K. Sayılı İlamı.)  “Doğum ve ölüm tarihleri her türlü delille ispat olunabilir.” (Yargıtay 2.H.D. 25.4.1978 T. 2–908/4404 E.K. Sayılı İlamı.)
“Mirasçılık belgesi” tek başına terekenin ve terekeye ait para ve taşınmazların belgede gösterilen kişilere teslim ve adlarına tapuda tescili sonucunu doğurmakta olup özellikle Tapu Sicili Nizamnamesinin 19. maddesine göre mirasçılık belgesi kendisine ibraz edilen tapu sicil memuru mirasçılık belgesinin içerinin doğru olup olmadığını araştırmadan gerekli intikal işlemlerini yapmak zorundadır. İşin bu kadar önemli sonuçlar doğurduğu göz önüne alınarak,  nüfus kayıtlarının tam doğru ve eksiksiz olmama ihtimalinin çok az da olsa bulunduğu her durumda, tanık ve diğer delillerle denetlenip kesin kanaatin oluştuğu aydınlanma sağlandıktan sonra karar verilmelidir.
HUMK 77 ve 508 ve devamı maddeler gereği davanın en az masrafla en çabuk ve doğru bir şekilde aydınlanarak sonuçlanması için davacının gerekli delilleri sunması ve getirtilmesi için gerekli masrafı vermesi ve delillerin ivedilikle toplanması için hâkim gerekli zorlayıcı önlemleri alması zorunludur.

9- MİRASÇILIK BELGESİNDE BULUNMASI GEREKLİ BİLGİLER:

Mirasçılık belgesinde miras bırakanın adı soyadı baba ve ana adları, doğum ve ölüm tarihleri ile nüfus kayıt bilgileri yani nüfusa kayıtlı olduğu, il ilçe, köy veya mahalle, cilt, aile sıra ve sıra numaraları eksiksiz olarak yazılmalıdır. Bunların eksikliği miras bırakanın kimlinde tereddütlere yol açarak ilgilileri zor durumda bırakarak önemli karışıklık ve kayıplara yol açabilir.
Mirasçılık belgesinde ayrıca mirasçıların ad soyadları ile ana baba adları doğum tarihleri açık ve okunaklı bir şekilde yazılmalıdır. Aksi takdirde mirasçıların kimlikleri açısından tereddütlerin oluşarak önemli karışıklık ve kayıplara sebep olunabilir.
Mirasçılık belgesinde ölü olan veya sonradan ölen mirasçı nedeniyle mirasçılık sıfatı kazanarak miras payı alanlar var ise, bunlarında kimin hangi tarihte ölmesinden dolayı miras payı kazandıkları hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıkça yazılmalıdır.
Bu bilgiler “Mirasçılık Belgesi” nin anlaşılmasını kolaylaştıracağı gibi, karışıklık ve tereddütleri de ortadan kaldıracak, hepsinden de önemlisi, veraset ve intikal vergilerinin tespitinde ve intikallerin yapılmasında kolaylık ve çabukluk sağlayacaktır. 
Mirasçılık belgesinin niteliği göz önüne alındığında, programın oluşturduğu genel gerekçe uygun ve yeterlidir. Gerekçede daha uzun ve detaylı anlatımlar ile mantıksal çıkarımlara ihtiyaç bulunmadı kanaatindeyim.

10- MİRASÇILIK BELGESİNİN HUKUK TEKNİĞİ AÇISINDAN NİTELİĞİ:

Mirasçılık belgesi teknik anlamda bir Mahkeme Kararı (ilam ) niteliğinde olmayıp aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğindedir.
4721 Sayıl Türk Medeni Kanununun Mirasçılık Belgesi başlıklı 598. Maddesi “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.” Demek suretiyle bu kararın niteliğini belge olarak belirlemiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 8./II–6. maddesi bu karın niteliğini “Mirasçılık Belgesi” olarak göstermiş, 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun 5. maddesinde mirasçılık belgesi terimi yerine “Veraset Senedi terimi kullanılmıştır. Tüm bunlar kararın “mahkeme kararı” , “ilam” nitelinde değil, “belge”, “senet niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.
 Mirasçılık belgesinin aksi de her zaman iddia ve her türlü delille ispat olunabilir. Bu halde mirasçılık belgesinin geçerliliği verilen mirasçılık belgesinin iptali kararıyla ortadan kalkar. Bu aşamaya kadar mirasçılık belgesi geçerliliğini korur. 
Mirasçılık belgesi verilmesi veya verilmesi talebinin reddi kararlarına karşı kanun yolu açık olup bu kararların temyizi mümkündür.
         Mirasçılık belgesi teknik anlamda bir ilam olmadığından, mahkeme ilamlarının aksine ilgili kimse açısından kesinleşerek kesin hüküm teşkil etmezler.

11- VERİLEN KARARLARA KARŞI KANUN YOLLARI

Mirasçılık belgesi verilmesi talebinin reddine dair verilen kararlara karşı karının tebliğinden itibaren 8 gün içerisinde temyiz yoluna başvurulubalinir.
Mirasçılık belgesi verilmesi kararlarına karşı; karar kesinleşmeden ilgililer tarafından itiraz davası açılabilir.  Kanunda itirazın süresi ve biçimi hakkında bir hüküm bulunmadığından her ilgili belgeyi veren mahkemeye itiraz davası açabilir. Bunun üzerine mahkeme kesinleşmediği için elde bulunan dosyada duruşma açılıp yargılama yapılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mirasçılık belgesi kararlarına karşı, HUMK 437. maddesi gereği tebliğden itibaren 8 günlük yasal süre içerisinde temyiz yoluna başvurulabilinir.
Mirasçılık belgesi verilmesi kararlarının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay tarafından verilen kararlara karşı HUMK 440 madde gereği tebliğden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yoluna başvurulabilinir.
Mirasçılık belgesi kesinleştikten sonra her ilgili her zaman belgenin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesi için dava açabilir. Bu dava önceki mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilenlerin miras hak ve paylarını etkileyebileceğinden önceki kararda taraf olanlar bu davada hasım olarak gösterilmelidir.

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

HUKUK DAVALARINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Yetkili tetkik mercii

Davanın Konusu Görevli Mah. Yetkili Mahkeme
ACELE İŞLERDE El Koyma, Tespit ve Tescil  ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ADİ ŞİRKET sözleşmesine göre ortaklık payı olarak emek arzedenle şirket arasında ihtilaf TİCARET M. Şirket merkezinin bulunuduğu yer/KESİN
AİLE ekonomisi sınırları içinde bulunan tarımla ilgili işyerlerinde çalışan ile işveren arasında ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
AİLE üyeleri tarafından yapılan ev ve el sanatlarında çalışanla işveren arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Apartman kapıcısı nın ücret talebine dayalı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Bağkur Kanunundan doğan) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
ALACAK (Belediye Memurunun maaş alacağından doğan) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
ALACAK (Çiftçi mallarını koruma bekçisinin özlük haklarırından doğan) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
ALACAK (Çoban ile istihtam edeni arasındaki ilişkiden doğan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Eski belediye başkanının ödenmeyen aylık ücretlerinin ödenmesi) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
ALACAK (Faiz alacağı) (İstisnai göreli Mahkeme VAR İSE; BU MAHKEME), Yok ise , ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri, Olay yeri, /İHTİYARİ
ALACAK (Gayrımenkul tellallığı (Emlakçı) ücretinin ödenmesi) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (İdari tasarrufla anonim şirketin genel müdürlüğüne atanan kişinin ücretinnden doğan) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
ALACAK (Kamu alacağının (6183 S.K. Kapsamında) tahsili) Alacaklı tahsil dairesinin mahalli tahsil dairesi, Borçlu veya malları başka yerdi ise bunların bulunduğu yer tahsil dairesi niyabeten Alacaklı tahsil tahsil dairesi, Borçlu veya malları başka yerdi ise bu tahsil dairesi niyabeten/KESİN
ALACAK (Kamu görevlisinin fazladan aldığı paranın tahsili) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Kamu görevlisinin fazladan aldığı paranın tahsili) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Kat mülkiyeti veya irtifakı kurulmuş yerlerde kat malikinin borcunu ödememesi) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ALACAK (Kira alacaığı) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Aktin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Sözleşmeden doğan yetki içeren bonaya bağlanmış para alacağı) Tüketici M., TİCARET M Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri, Sözleşmeyle belirlenen yer/İHTİYARİ
ALACAK (SSKK (506 S.) 80. maddesinden kaynaklanan kurum alacağı ile ilgili davalar) İŞ M. Alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer/KESİN
ALACAK (Tacir konumundaki kredi borçlusu ile BANKA arasındaki dava) TİCARET M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ALACAK (Tüketici konumundaki kredi borçlusu ile BANKA arasındaki dava) HAKEM HEYETİ, TÜKETİCİ M. Tüketicinin yerleşim yeri, Davalının yerleşim yeri , Dava konusu işlemin yapıldığı yer/İHTİYARİ
ANONİM ŞİRKET KURULUŞUNUN TASTİKİ TİCARET M. Şirket merkezinin bulunduğu yer/KESİN
ANONİM ŞİRKETİN Kuruluşunda ayni varlığın değeri için bilirkişi seçimi TİCARET M. Şirket merkezinin bulunduğu yer/KESİN
ANTRONÖR ile Spor Klübü arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri/KESİN 
APARTMAN KAPICISI  ile yönetim arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
ARAÇ KAYDININ İPTALİ VE TESÇİL (Satın alanın araç kaydını üzerine almadığından) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
ARSA sahibi adına inşaat yaptıran ile işçi arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
ASKERİ   sivil memurun atölye tazminatı istemli davası İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
ASKERİ ATEŞE ile kamu kurumu arasında yurtdışı görev aylığı ile ilgili ihtilaf İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
ASKERİ okuldan istifaen ayrılan kişinin öğrenci masraflarının geri istenmesi işlemine karşı dava İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
AT YARIŞINDA kazanan atları belirleyen komiserler kurulu kararına iptali ve ödülün verilmesi İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
AYRILIK Davası AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BABA İLE Soybağı Kurulması AİLE M. Taraflardan birinin dava ve ya doğum sırasındaki yerleşim yeri/İHTİYARİ
BABALIK  Davası AİLE M.  Taraflardan Birinin Dava Veya Doğum Zamanındaki İkametahı/İHTİYARİ
BAĞKUR Kanunundan Doğan Davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
BAKANLIK yönergesini dayanılarak nüfus kütüklerinde yapılan değişikliklerin düzeltilmesi ASLİYE HUKUK M. Kaydı düzeltilecek kişinin yerleşim yeri/KESİN
BASIN İŞ Kanunundan Doğan Davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
BASIN mesleğinde çalışanlarla işverenler arasındaki ihtilaflar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
BAŞKASININ TAŞINMAZI Üzerinde Yapılan İnşaat Dolayısıyla Açılan Davalar ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
BAŞKASININ TAŞINMAZI Üzerinde Yapılan İnşaat Dolayısıyla Açılan Davalar ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
BAŞKASININ TAŞINMAZINA taşkın yapılan yapı nedeniyle yıkım davası ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
BELEDİYE ile işçi arasındaki tasarrufu teşvik kesinti ve nemalarından kaynaklanan ihtilaf İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
BELEDİYE tarafından açılan çevrenin kirletilmesinin durdurulması, ASLİYE HUKUK M. Haksız fiilin yapıldığı yer/KESİN
BELEDİYECE  su borcundan su bağlamadığından, borçlu olmadığını tespit ile suyun bağlanması ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, /İHTİYARİ
BELEDİYENİN  istediği su bedelinin terkini ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
BELEDİYENİN  işçisinin işine son vermesine karşı dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
BELEDİYENİN  kanun gereği ödemekle yükümlü olduğu sosyal amaçlı yardımın tahsili İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
BELEDİYENİN  kurduğu özel hukuk hükümlerine tabi kuruluş ile hazine arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/KESİN
BELEDİYENİN  kusurlu ruhsat verme işleminden doğan davalar İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
BONONUN İPTALİ TİCARET M. Borçlunun yerleşim yeri/KESİN
Borçlunun itiraz ve şikayetinin kaldırılması ve iflas Dv. (Kam. Sen. M.Y. İcra takibinde) TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
BORÇLUNUN İVAZSIZ Taşınmaz Satışının İptali (6183 S. AATHK  27, 28 ve 30 md. gereği) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın bulunduğu yer/KESİN
BORÇLUNUN TASARRUF YETKİSİNİN KALDIRILMASI İCRA M. Konkordato kararı veren mahkemenin bulunduğu yer/KESİN
BORÇLUNUN TASARRUFLARININ İPTALİ ASLİYE HUKUK M. Borçlunun yerleşim yeri, Tasarrufun yapıldığı yer/İHTİYARİ
BOŞANMA (Akıl Hastalığı Nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BOŞANMA (Evlilik Birliğinin Sarsılması Nedeni İle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BOŞANMA (Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BOŞANMA (Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BOŞANMA (Terk nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BOŞANMA (Zina nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
BOŞANMA Davaları AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
CİNSİYET değişikliği için izin talebi ASLİYE HUKUK M. Nüfus Kaydı Düzeltilecek Kişinin yerleşim yeri, /KESİN
CİNSİYET Düzeltilmesi Davaları ASLİYE HUKUK M. Nüfus Kaydı Düzeltilecek Kişinin yerleşim yeri, /KESİN
ÇARŞI BEKÇİSİ VE MAHALLE BEKÇİSİ ile işveren arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ÇEKİN İPTALİ TİCARET M. Borçlunun yerleşim yeri/KESİN
ÇEVRE KİRLETİLMESİNİN ÖNLENMESİ ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ÇIRAK  ile işveren arasındki ihtilaflar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ÇİFTÇİ Mallarını Koruma BEKÇİSİNİN  KIDEM TAZMİNATI İstemi İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
ÇOCUK  Malları Konusunda Hakim Kararları AİLE M. Küçüğün yerleşim yeri /İHTİYARİ
ÇOCUK ile kişisel ilişki kurulması  AİLE M. Çocuğun oturduğu yer M. (boşanmaya ve evlilik birliğinin kor. ilişkin yetki hük. saklı), Davalının yerleşim yeri, Çocuğun ,ana babasının, vasisinin, birlikte yaşadığı kişi-nin bulunduğu yer/İHTİYARİ
DEMİR MADENİNİN mülkiyeti ile ilgili özel hukuk tüzel kişisi ile Devlet arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
DENİZ İŞ Kanunundan Doğan Davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
DENİZ TİCARET ihtilaflarından doğan dava DENİZCİLİK İHTİSAS M., Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
DİSİPLİN CEZASININ İPTALİ (Asker ile ilgili askerlik hizmetini ilgilendirmeyen) İDARE M. Kamu görevlisinin son görev yeri/KESİN
DİSİPLİN CEZASININ KALDIRILMASI (DSİ ile işçisi arasında) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
ECRİMİSİL (Hazinenin açtığı Ecrimisil (işgal tazminatı)) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
ECRİMİSİL (İşgal tazminatı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
ECRİMİSİL (Kat malikinin ortak alanı işgal ederek kullanması nedeniyle) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer, Davalının yerleşim yeri /İHTİYARİ
ECRİMİSİLE İTİRAZ (Devletin mülkiyet veya tasarrufundaki yerin işgali üzerine yazılan) VERGİ MAHMEMESİ Ödeme emrini düzenleyen dairenin bulunduğu yer/KESİN
EĞLENCE veya konaklama işyerinde yüzde ile çalışan kişiyle işveren arasındaki ihtilaf İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ   (Yaylaya elatmanın önlenmesi davası) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ   (Zilyetliğin korunması davası) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (Kamu kurumu aleyhine komşuluk hukukuna dayalı açılan) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (Kamu kurumu aleyhine komşuluk hukukuna dayalı açılan) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (Kat Mül./İrtf. kurulmuş yerde bağımsız bölüm malikinin ortak yerlere) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (MERAYA) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (Salt zilliyetliğin korunması davası) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (Suya elatmanın önlenmesi davası) ASLİYE HUKUK M. Kaynak veya akarsuyun bulunduğu yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ (TAŞINMAZA) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu YerBirden Fazla Taşınmaz Varsa Bunlardan Birinin Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ davası sırasında KİRACILIK SAVUNMASI ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ davası sırasındaKADASTRO GİRMESİ KADASTRO  M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ ve ECRİMİSİL ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELATMANIN ÖNLENMESİ, KAL VE ECRİMİSİL ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ELBİRLİĞİ  (iştirak halindeki) mülkiyetin paylı  mülkiyete dönüştürülmesi davası SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Elindeki mal haczedilmiş olan 3. kişinin mülkiyet davası İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
EMEKLİ SANDIĞI İŞLEMİNİN İPTALİ (Askeri ilgilendiren ve askeri hizmetle ilişkili) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
ERGİN KILINMA (KAZAİ RÜŞT) ASLİYE HUKUK M. Küçüğün yerleşim yeri /KESİN
Eser, vekalet, nakliye, neşhir, adi şirket sözleşmesiyle adam ÇALIŞTIRANLA çıkacak ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ESNAFLIK faaaliyetinde(3ten az kişinin çalıştığı) çalışanla işveren arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
EŞ VE ÇOCUKLARIN aile hukuku çerçevesinde yaptıkları HİZMETten doğan davalar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
EŞYA ALACAĞI ( Eşler arasındaki) davası AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
EV HİZMETİNDE ÇALIŞANlarla işveren arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
EVDE hastaya bakan HEMŞİRE ile işveren arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
EVLAT EDİNİLEN Küçüğün Ana Babasının RIZASININ ALINMASI AİLE M. Küçüğün ya da ana babanın oturduğu Yer/İHTİYARİ
EVLAT EDİNME   AİLE M. Evlat edinenin oturma yeri, Birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri/İHTİYARİ
EVLATLIK İlişkisi Kurulması AİLE M. Evlat edinenin oturma yeri, Birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri/İHTİYARİ
EVLATLIK İlişkisinin Kaldırılması Davası AİLE M. Evlat Edinenin,Edinenlerin veya Evlat Edinilenin yerleşim yeri/İHTİYARİ
EVLERDE yapılan el sanatları işinde ÇALIŞANla işveren arasındaki dava  ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
EVLİLİĞİN FESHİ ( Mutlak Butlan Nedeniyle)  AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
EVLİLİĞİN FESHİ ( Nisbi Butlan Nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
EVLİLİĞİN FESHİ (Gaiplik Sebebiyle ) AİLE M. Davacının yerleşim yeri, Fesih gaiplik başvurusu ile birlikte açılmışsa kişinin Türkiyedeki son yerleşim yeri, Yoksa nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer, Yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer/KESİN 
Fazladan alınan İMAR HARCININ İADESİ (Fazladan alınan) İDARE M. İmar harcının kesildiği Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
GAİPLİK ASLİYE HUKUK M. Gaibin Türkiye’deki son yerleşim yeri, Bu yoksa nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer, Böyle bir kayıt yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer /KESİN
Geçersiz (batıl) İŞ SÖZLEŞMESİNE dayalı olarak taraflar arasında çıkan ihtilaflar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri/KESİN 
GEÇİT HAKKI Verilmesi Davaları ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
GEÇİT HAKKI Verilmesi Davaları ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
GENEL KURUL ÇAĞRISI VE GÜNDEM TESPİTİ  (Anonim Şirkette 1/10 hisse sahiplerinin) TİCARET M. Anonim Şirketin merkezinin bulunduğu yer/KESİN
GENEL KURUL KARARLARININ İPTALİ (Anonim Şirkette) TİCARET M. Anonim Şirketin merkezinin bulunduğu yer/KESİN
GÜMRÜK PARA CEZASININ kaldırılması VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
GÜVENLİK GÖREVLİSİYLE işveren arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
HACZE İTİRAZ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
Hacze katılacakların sıra cetveline itiraz İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
HAKİM KARARI (Mal Ort. Rej. Ortaklığa Girecek Mirası Kabul Veya Red Hususunda) AİLE M. Davacı eşin yerleşim yeri/İHTİYARİ
Hakka dayalı ZİLLİYETLİK davası SULH HUKUK M., ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
HAKSIZ RAKABETİN ÖNLENMESİ TİCARET M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
HAKSIZ REKABETİN SONUÇLARININ DÜZELTİLMESİ TİCARET M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ TİCARET M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
İCRA DAİRESİNİN YAPTIĞI İHALENİN FESHİ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İCRA TAKİBİNE GECİKMİŞ İTİRAZ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İCRA TAKİBİNİN DURDURULMASI, KALDIRILMASI VEYA İPTALİ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İCRADA 3. KİŞİNİN İSTİHKAK DAVASI İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İCRADA İSTİHKAK İDDİASINA İTİRAZ (ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN) İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M., Mal başka yerde bulunuyorsa malın bulunduğu yer/KESİN
İCRADA KIYMET TAKTİRİNE İTİRAZ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İCRADA OLAĞANÜSTÜ DURUMLARDA SÜRE VERİLMESİ TALEBİ İCRA M.  İflasa tabi borçlunun muamele merkezi, diğer borçlunun yerleşim yeri, Yabancı ticari işletmenin Türkiyede merkez veya şubesinin bulunduğu yer/KESİN
İCRADA OLAĞANÜSTÜ SÜRENİN KALDIRILMASI DAVASI İCRA M. Olağanüstü süreyi veren mahkeme/KESİN
İCRADA OLAĞANÜSTÜ SÜRENİN UZATILMASI DAVASI İCRA M. Olağanüstü süreyi veren mahkeme/KESİN
İCRANIN GERİ BIRAKILMASI İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İdari birim adının değişmesi nedeniyle NÜFUS KAYDIndaki idari birimin düzeltilmesi talebi İLGİLİ NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜ KESİN
İDARİ CEZAYA İTİRAZ (BELEDİYENİN  faaliyetten men cezasına) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ CEZAYA İTİRAZ (BELEDİYENİN  işyeri kapatma cezasına) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Asker  kişinin devlet memurluğundan çıkarılması) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Asker  kişinin görevine son verilmesi) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Asker  kişinin kendisine ek gösterge verilmesi talebinin reddi) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Askeri hizmete ilişkin olmayan) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Belediye Encümeninin verilen zararın tahsili kararına karşı) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Belediyece şuyulandırılan taşınmazın  tapuca tescilinin yapılmaması) İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Birlik üyesi belediyeye su borcunu ödeyinceye kadar su verilmemesi) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Evlat edinmenin nüfusa işlememesi işleminin) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Harp Okuluyla ilişiği kesilmesi işleminin) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (İmar İşleminin iptali) İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Kamulaştırma kararını iptal eden Belediye Encümeni kararının iptali) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Komutanlığın malulen emeklilik isteminin reddine ilişkin) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Lojman tahsis işleminin) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (MEB da sözleşmeli statüsünde çalışanın harcırah istiminin reddi ned.) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Oda yönetim kurulu kararının iptali) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Sahte nüfus cüzdanıyla yapılan vergi kaydının iptali) VERGİ M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Sulama birliğince çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesi) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Şehit ve yetim aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin kararın) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
İDARİ İŞLEMİN İPTALİ (Uzatmalı onbaşının eşinin dul aylığı bağlanması talebinin reddinde) İDARE M. Kamu görevlisinin son görev yaptığı yer/KESİN
İDARİ KARARIN İPTALİ (Belediye encümeninin kiralananın ruhsatının iptali ve tahliye kararı) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ (Belediyece hafriyat toprağı dökülmesi nedeniyle yazılan) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ (İmar Kanununun 21, 32, 40 ve 42. maddelerine göre kesilen) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ (İmar mevzuatına aykırı bina nedeniyle verilen) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ (Sahil şeridine izinsiz yapılan yapı nedeniyle kesilen) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
İdari sözleşmenin idarenin tek taraflı feshi nedeniyle oluşan ihtilafla ilgili dava İDARE M. İdari sözleşmeyi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İDDET MÜDDETİNİN KALDIRILMASI AİLE M. Bulunulan Yer/İHTİYARİ
İFLAS DAVASI TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLAS DAVASI ( Önceden takibe gerek olmaksızın-Doğrudan) TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLAS DAVASI (Anonim, Limitet ve Kooperatif şirketlerin iflasına karar verilme isteği) TİCARET M. Şirketin muamele merkezi/KESİN
İFLAS DAVASI (Borçlunun kendiliğinden iflas istemesi) TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLAS DAVASI (Kambiyo senetlerinin iflas yoluyla takibinde) TİCARET M. İşlemi yapan İcra D. bağlı bulunduğu İcra M., Borçlunun muamele merkezi yeri, Kambiyo senedinde yetkili olarak gösterilen yer/İHTİYARİ
İFLAS İSTEĞİ (Konkordatonun reddinden sonra) İCRA M. İflasa tabi olmayan borçlunun yerleşim yeri, Yabancı ticri işletmenin Türkiyede şubesinin veya varsa merkezinin bulunduğu yer/KESİN
İFLASA İTİRAZ DAVASI TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLASIN KALDIRILMASI TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLASIN KAPANMASI DAVASI TİCARET M. (Kurulmamışsa Asliye H.M.) Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLASTA 3. KİŞİLERİN İSTİHKAK İDDİASI İCRA M. İşlemi yapan iflas dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İFLASTA İTİBARIN YERİNE GETİRİLMESİ DAVASI TİCARET M. İflas kararını veren mahkeme/KESİN
İFLASTA SIRA CETVELİNE İTİRAZ (Alacağın esası ve miktarı yönünden) TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLASTA SIRA CETVELİNE İTİRAZ (Alacak sırasına şikayet) İCRA M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLASTA TAKASA İTİRAZ TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İFLASTAN SONRA KONKORDATO İSTEĞİ VE İFLASIN KALDIRILMASI D. TİCARET M. (Kurulmamışsa Asliye H.M.) İflas kararını veren mahkeme/KESİN
İHALE yöntemiyle geçekleştirilen özelleştirme sonucu hisse satış işlemiyle ilgili uyuşmazlık TİCARET M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
İHALE yöntemiyle geçekleştirilen özelleştirme sonucu hisse satış işlemiyle ilgili uyuşmazlık TİCARET M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
İHALENİN ek sözleşmesine uyulmaması nedeniyle çıkan ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının bulunduğu yer, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
İHALENİN FESHİ (Ortaklığın Giderilmesi İle İlgili Satışın İptali Davası) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN 
İHTAR (Terk Nedeniyle) AİLE M. Eşlerden birinin yerleşim yeri, Eşlerin davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer/KESİN
İHTİYATİ HACİZ Kaynak ve Değere Göre TÜKETİCİ M. SULH H.M., TİCARET M., ASLİYE H.M.  Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri, Sözleşmeyle belirlenen yer/İHTİYARİ
İHTİYATİ HACİZ (Konkordatonun reddinden sonra) İCRA M. Konkordatonun tastikini reddeden mahkeme/KESİN
İHTİYATİ HACİZ KARARININ KALDIRILMASI (İcra takibine başlandıktan sonra) İCRA M. İhtiyati haciz kararını veren mahkemenin bulunduğu yer/KESİN
İHTİYATİ HACİZ KARARININ KALDIRILMASI (İcra takibine başlanmadan önce) İHTİYATİ HACİZ KARARINI VEREN MAHKEME İHTİYATİ HACİZ KARARINI VEREN MAHKEME/KESİN
İHTİYATİ HACİZDE İFLAS YOLUYLA TAKİP TİCARET M. Borçlunun muamele merkezi/KESİN
İHTİYATİ HACİZE İTİRAZ İHTİYATİ HACİZ KARARINI VEREN MAHKEME İHTİYATİ HACİZ KARARINI VEREN MAHKEME/KESİN
İHTİYATİ TEDBİR Dava açılmadan önce işin nit. Göre; İdare,   İcra, İş, Tüketici, Ticaret, Sulh H., Asliye H. M., Asıl davanın aç. sonra, Davanın Görüldüğü M. Dava açılmasından sonra davanın görüldüğü mahkeme, Dava açılmadan önce işin niteliğine   göre Tedbirin En Az Masrafla En Seri Uygulanacağı Yer/Dava açılmadan İHTİYARİ/Sonra KESİN
İMARA AYKIRI BİNANIN YIKTIRILMASI İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İmarda yerinde korunamayan yapı için kıymet takdir komisyonunca belirlenen BEDELE İTİRAZ ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İMZAYA İTİRAZ (Kambiyo senetlerine mahsus yolla İcra takibinde) İCRA M. İşlemi yapan İcra D. bağlı bulunduğu İcra M., Borçlunun yerleşim yeri, Kambiyo senedinde yetkili gösterilen yer/İHTİYARİ
İNDİRİM (TENKİS) Davası ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
İPOTEĞİN KALDIRILMASI ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İPOTEĞİN KALDIRILMASI ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İPTAL (Esnaf odası üyeliğinden çıkartma kararının iptali) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İPTAL (HİSSE SENEDİNİN İPTALİ) TİCARET M. Anonim Şirketin merkezinin bulunduğu yer/KESİN
İPTAL (İCRA TAKİBİNİN İPTALİ) İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İPTAL (Miras Mukavelesinin ve Vasiyetnamenin İptali Davası) ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
İPTAL (Ölüme bağlı tasarrufun iptali davası) ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
İSİMİN ( ADIN)  DEĞİŞTİRİLMESİ KARARINA İTİRAZ ASLİYE HUKUK M. Adın değiştirilmesi kararını veren yer M./KESİN
İSİMİN ( ADIN) DEĞİŞTİRİLMESİ   ASLİYE HUKUK M. Adını Değiştirmek İsteyenin yerleşim yeri veya Nüfusa Kayıtlı Olduğu Yer/KESİN
İskan tevzi defterindeki yanlışlıktan kaynaklanan TAPU kaydındaki yanlışlığın düzeltilmesi İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
İSTİHKAK (Miras sebebiyle istihkak davası) ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
İSTİHKAK DAVASI (6183 Sayılı yasadan doğan ) VERGİ M. Haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu yer M./KESİN
İSTİHKAK DAVASI (Genel hukuki ilişkilerden doğan) ASLİYE HUKUK M. Taşınmaz davalarında malın bulunduğu yer, Taşınır davalarında malın bulunduğu yer, Davalının yerleşim yeri/TAŞINMAZLARDA KESİN-TAŞINIRLARDA İHTİYARİ
İSTİHKAK DAVASI (Genel hukuki ilişkilerden doğan) ASLİYE HUKUK M. Taşınmaz davalarında malın bulunduğu yer, Taşınır davalarında malın bulunduğu yer, Davalının yerleşim yeri/TAŞINMAZLARDA KESİN-TAŞINIRLARDA İHTİYARİ
İSTİRDAT (Geri Alma) Davası ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Takibi Yapan İcra Dairesinin Bulunduğu Yer/İHTİYARİ
İSTİRDAT (Mal Sahibinin Sağladığı Yararları Geri Alma Davası(madde 34 e göre)) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulnduğu Yer/KESİN
İSTİSNA AKTİYLE işverenin bürosunda ücretle proje çizen mühendisle işveren arasındaki ihtilaf İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
İŞ HANI BEKÇİSİYLE işveren arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
İŞ KANUNU’ndan doğan DİĞER davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
İŞÇİ ile İş Kurumu arasındaki ihtilaf İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
İŞÇİLERLE İşveren Arasında İş Akdinden Veya İş Kanuna Dayanan  Davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
İŞÇİNİN ücretinden fazla VERGİ kesildiği iddiasına dayalı ihtilaf VERGİ MAHMEMESİ Vergiyi tahakkuk ettiren  dairenin bulunduğu yer/KESİN
İŞKOLU TESPİTİNE İTİRAZ İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
İŞVERENden zaman esasına göre ücret alan AVUKATla işveren arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
İTİRAZ (İCRA TAKİBİNE İTİRAZ) İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İTİRAZIN GEÇİCİ OLARAK KALDIRILMASI İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
İTİRAZIN İPTALİ ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri,/İHTİYARİ
İTİRAZIN KESİN OLARAK KALDIRILMASI İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
KADASTRO ÇALIŞMA ALANI SINIRINA itiraz davası KADASTRO M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KADASTRO tespitine karşı askı ilanı süresi içerisinde açılan iptal ve tesçil davası KADASTRO M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KADASTRO tespitine veya tapu kaydına karşı askı ilanı süresi dışında açılan şerhe yönelik dava  ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Kadastroca taşınmazın imar uygulaması sonucunda oluşan kullanım durumuna göre tespitine itiraz İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KAMBİYO SENETLERİNDE BORCA İTİRAZ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
KAMBİYO SENETLERİNDE İMZAYA İTİRAZ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
KAMU İHALESİ sonucu yapılan ESER sözleşmesi ile ilgili davalar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
KAMU İHALESİNİN FESHİ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
KAMU kurumunca İHALE yoluyla satılan taşınmazın ihalesinin ve tesçil işleminin İPTALİ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
KAMU kurumunda olumsuz sağlık raporu nedeniyle İŞE ALINMAMA işleminin İPTALİ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
KAMU kurumunun yönetim kurulu toplantısının ve alınan kararın İPTALİ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
KAMU payı %50 den az Kamu iktisadi teşebbüsüyle çalışan arasındaki ihtilaf İŞ M. (Kurulmamışsa İş M. Sıfatıyla ASLİYE H.M.) Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
KAMU payı %50 den fazla Kamu iktisadi teşebbüsüyle çalışan arasındaki ihtilaf İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
KAMU personeliyle kamu kurumu arasında YOLLUK ÖDENMESİ ile ilgili ihtilaf İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
Kamu ve işyerlerinin park ve bahçeleri dışında TARIM işlerinde çalışanlarla işveren ihtilafları ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN GERİ ALINMASI ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve Taşınmazın İdare Adına Tescili Davaları ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Kamulaştırma İşlemindeki Maddi Hataların Düzeltilmesi Davası ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KAMUYAŞTIRMASIZ ELATMANIN ÖNLENMESİ ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KAPICIYLA İHTİLAF (Kalorifersiz konutlarda tek işveren veya tek konuta bağlı olmayan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
Kardan pay almaya dayalı sözleşmeyle ÇALIŞAN kişi ile işveren arasındaki dava ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
Kardan pay almaya dayalı sözleşmeyle ÇALIŞAN kişi ile işveren arasındaki dava ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
KAT MALİKLERİ KURULU KARARININ İPTALİ SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KAT MALİKLERİ KURULUNUN İPTALİ SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Kat Mülkiyeti veya irtifakı kurulmuş taşınmazda MÜLKİYET uyuşmazlığından doğan davalar ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KATILIM HARCININ İADESİ (Fuzulen ödendiği öne sürülen yol ve kanal harcı) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Babalık davası için) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Boşanma davası için) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Dernekler Kanununa göre) SULH HUKUK M. Dernek merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Diğer tüzel kişilere) SULH HUKUK M. Tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Evlat edinme davası için) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Gaiplere, uzun zamandan beri bulunamayan ve adresi bilinmeyenlere)  SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Görülmekte olan dava sırasında ölen tarafa) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Hayır için toplanan yardımı yönetme yolu sağlanamadığından)  SULH HUKUK M. Hayır için toplanan yardımın bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (İstek üzerine) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Kooperatiflere) SULH HUKUK M. Kooperatif merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Mahallin en büyük malmemurunun kayyum atanması) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Malvarlığını kendi başına yönetmek veya temsilci atayamayanlara ) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Mazereti nedeniyle ivedi bir işini göremeyecek durumda olana ) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Miras, tereke, veraset davalarında kayyum atanması) SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Mirasın muşa (taksim edilmemiş ve ihtilaflı) halde bulunması nedeniyle) SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Nafaka davası için) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Ortaklığın giderilmesi, taksim davaları için) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Ölen şirket ortağının payına kayyum atanması) TİCARET M. Şirket merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Ölen şirket ortağının payına kayyum atanması) TİCARET M. Şirket merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Sendikalara kayyum atanması) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
KAYYUM ATANMASI (Şirkatin faaliyeti sırasında kayyum atanmasına ihktiyaç duyulan kişiye) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Şirketin kuruluş aşamasında kayyum atanmasına ihktiyaç duyulana) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Şirketin son bulma aşamasında kayyum atanmasına ihktiyaç duyulana) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Terekede miras hakları belirsiz veya ceninin menfaati gerektiriyorsa) SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Tüzel kişinin yönetim organlarından yoksun kalmış  ise) SULH HUKUK M. Tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Vakıflar Kanunu açısından kayyum atanması) SULH HUKUK M. Vakıf merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Yasal temsilci ile temsil altındakinin menfatinin çatışması durumunda) SULH HUKUK M. Kayyum atacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel olduğu durumlarda) SULH HUKUK M. Kayyum atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
KAYYUM ATANMASI (Yönetimi kimseye ait olmayan mallar için ) SULH HUKUK M. Malın bulunduğu yer/KESİN
KAYYUM Taşınmazlarda Kayyumluğun Kaldırılması Davaları İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
KAYYUMUN AZLİ İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Kayyum atananın yerleşim yeri/KESİN
KAYYUMUN DEĞİŞTİRİLMESİ SULH HUKUK M. Kayyum atananın yerleşim yeri/KESİN
KİRA AKTİNİN FESHİ SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
KİRA AKTİNİN İPTALİ SULH HUKUK M., Davalının yerleşim yeri, Aktin icra yeri /İHTİYARİ
KİRA BEDELİNİN TESPİTİ SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
KİRA PARASININ UYARLANMASI SULH HUKUK M., Davalının yerleşim yeri, Aktin icra yeri/İHTİYARİ 
KİRA PARASININ Yatırılma Yeri Saptanması KARARINA İTİRAZ SULH HUKUK M. İtiraz Edilen Kararı Vermiş Olan Mahkeme/KESİN
KİRA PARASININ YATIRMA YERİNİN SAPTANMASI SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
KİRALANANIN TAHLİYE EMRİNE İTİRAZIN KALDIRILMASI İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
KİŞİSEL EŞYALARIN İADESİ AİLE M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
KONKORDATO SÜRESİ VERİLMESİ KARARINA  İTİRAZ İCRA M. Konkordato kararı veren mahkemenin bulunduğu yer/KESİN
KONKORDATO TALEBİ İCRA M. İflasa tabi olmayan borçlunun yerleşim yeri, Yabancı ticri işletmenin Türkiyede şubesinin veya varsa merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KONKORDATONUN İPTALİ TİCARET M. Konkordatonun tastiki kararını veren mahkeme/KESİN
KONKORDATONUN MAHKEMEDE ONANMASI İSTEMİ İCRA M. İflasa tabi olmayan borçlunun yerleşim yeri, Yabancı ticri işletmenin Türkiyede şubesinin veya varsa merkezinin bulunduğu yer/KESİN
KONKORDATONUN TASTİKİ TİCARET M.  İflasa tabi borçlularda muamele merkezi yeri, diğerlerinde borçlunun yerleşim yeri/KESİN
KONKORDATOYA İTİRAZ İCRA M. İflasa tabi borçlularda muamele merkezi yeri, diğerlerinde borçlunun yerleşim yeri/KESİN
Kooperatif Ortaklığından Çıkarılma Kararına İTİRAZ Davası TİCARET M.  Kooperatifin Bulunduğu Yer/İHTİYARİ
Köy ihtiyar kurulu kararıyla davacının fırınının önüne yapılan köy fırınının yıkılması ve İTİRAZ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
Köy korucusunun KIDAM TAZMİNATI davası İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
KÜÇÜĞÜN ERGİN Kılınmasına İzin Verilmesi Davası ASLİYE HUKUK M. Küçüğün,  yerleşim yeri/İHTİYARİ
MADDİ TAZMİNAT (İSİMİN ( ADIN)  korunması ile ilgili) TİCARET M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri M., Haksız fiilin yapıldığı yer, Davacının kendi yerleşim yeri/İHTİYARİ
MADDİ-MANEVİ TAZMİNAT (İSİMİN ( ADIN)  korunması ile ilgili) TİCARET M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri M., Haksız fiilin yapıldığı yer, Davacının kendi yerleşim yeri/İHTİYARİ
MAL AYRILIĞI REJİMİNE GEÇİLMESİ (Mal ortaklığı rejiminden alacaklının talebi ile)  AİLE M.  Borçlu Eşin Yerleşim Yeri/İHTİYARİ
MAL REJİMİNİ DEĞİŞTİRME (Mal Ayrılığına  ve Eski Rejime Dönme) AİLE M.  Eşlerden Herhangi Birinin Yerleşim Yeri/İHTİYARİ
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ AİLE M.  Evliliğin Ölümle Sonuçlanması Halinde Ölenin Yerleşim Yeri, Boşanma, Evliliğin İptali, Hakim Kararıyla Mal Ayr. Dönme Halinde Bu Kararı Veren M., Diğer Hallerde Davalı Yerleşim Y.
MALİ MÜŞAVİR ile İŞVEREN arasındaki dava İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
MALULEN EMEKLİLİK (Asker kişinin sakatlık derecesinin ve emeklilik tarihinin düzeltilmesi) İDARE M. Kamu görevlisinin son görev yaptığı yer/KESİN
Mandıra ağıl gibi yerlerde salt hayvan bakıcılığı yapan İŞÇİ ile işveren arasındaki ihtilaflar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
MANEVİ TAZMİNAT (İSİMİN (ADIN)  korunması ile ilgili) TİCARET M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri M., Haksız fiilin yapıldığı yer, Davacının kendi yerleşim yeri/İHTİYARİ
MANEVİ TAZMİNAT (Nişanın bozulmasından dolayı) AİLE M.  Davalının veya davacının yerleşim yeri/İHTİYARİ
MEMUR SENDİKASI ile ilgili dava ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
MENFİ TESPİT ASLİYE HUKUK M. Alacaklının yerleşim yeri, Takibin Yapıldığı İcra Dairesinin Bulunduğu Yer/İHTİYARİ
Meslek eğitimi gören STAJYER öğrenci ile İŞVEREN arasındaki uyuşmazlık ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
MESLEK KOMİTESİ üyeliğinden düşürülmesine ilişkin kararın İPTALİ ve üyeliğin TESPİTİ İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
Miras Şirketine TEMSİLCİ ATAMA SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
MİRASÇILIK BELEGESİ (Veraset İlamı) Verilmesi SULH HUKUK M. Oturulan veya Bulunulan Yer/İHTİYARİ
Mirasçılık Belgesinin İptali Davaları SULH HUKUK M. Oturulan veya Bulunulan Yer/İHTİYARİ
Mirasçılıktan çıkarılmanın (ISKATIN) İPTALİ davası ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
Mirasın borca batık olması nedeniyle HÜKMEN REDDİ ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
Mirasın borca batık olması nedeniyle HÜKMEN REDDİ ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
MİRASIN REDDİ SULH HUKUK M. Oturulan Yer,  Nüfusta Kayıtlı Bulunulan Yer, Miras bırakanın Son Olarak Oturduğu Yer/İHTİYARİ
MİRASTA İADE ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın Son Olarak Oturduğu Yer, Davalının yerleşim yeri /İHTİYARİ
NAFAKA AİLE M.  Taraflardan birinin yerleşim yeri /İHTİYARİ
NAFAKA (artırılması,eksiltilmesi veya kaldırılması) AİLE M.  Borçlunun yerleşim yeri, İştirak Naf.n Art. Boşanma D. Gören ile Davalının yerleşim yeri M., Tedbir Naf. Yetki Söz Konusu Değil (Bulunulan yer)/İHTİYARİ
NAFAKA (Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası) AİLE M.  Davacının yerleşim yeri/KESİN
NAFAKA (Tedbir Nafakası Davası MK 197) AİLE M.  Eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri M./İHTİYARİ
Nakliye sözleşmesine göre çalışmayı meslek edinen serbest hammalla iş sahibi arasındaki ihtilaf İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri/KESİN 
Nişanın bozulmasından dolayı HEDİYELERİN İADESİ AİLE M.  Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
NÜFUS KAYDININ DÜZELTİLMESİ ASLİYE HUKUK M. Nüfus Kaydı Düzeltilecek Kişinin yerleşim yeri, /KESİN
NÜFUS KAYITLARININ  yok olması nedeniyle YENİDEN YAZIMI davası ASLİYE HUKUK M. Nüfus kaydı yazılacak kişinin yerleşim yeri, /KESİN
NÜFUS TASHİHİ (Ölü kaydının sağ olarak düzeltilmesi, sağlığın veya ölümün tespiti davası) ASLİYE HUKUK M. Kaydı düzeltilecek kişinin yerleşim yeri ,/KESİN
Organize San. Bl. Md. Y. Krl. oluşumunun yasaya aykırılığının TESPİTİ ve murazanın giderilmesi ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/KESİN
ORMAN dışına çıkartılan taşınmazın hak sahipliği tespit komisyonunun tesipitine İTİRAZ İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ   SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN, 
ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİNDE KIYMET TAKDİRİNE İTİRAZ   SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN, 
ÖDEME EMRİNE GECİKMİŞ İTİRAZ İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
ÖDEME YERİ BELİRLENMESİ (TEVDİ MAHALLİ TAYİNİ)  SULH HUKUK M. Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
ÖNALIM (ŞUFA) DAVASI ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Özelleşitirilen ve Öz.  kapsamındaki KİT lerle sözleşmeli veya kapsam dışı personelinin ihtilafı İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
PARA CEZASININ KALDIRILMASI (Çiftçi Mal. K. K. Bşk.lığınca verilen tazminat niteliğinde)  ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/KESİN
PARA CEZASININ KALDIRILMASI (Çiftçi Mal. K. K. Bşk.lığınca verilen tazminat niteliğinde)  ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/KESİN
Parasal nitelikli ilamın icrasının geri bırakılması İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
Parça başına ücret alan kişi ile ona İŞ VEREN kişi arasındaki ihtilaf İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
Pilot, hostes, telsizci veya garson gibi bir işte hava taşıma sektöründe çalışanla İŞVEREN  iht. ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
Pilot, hostes, telsizci veya garson gibi bir işte hava taşıma sektöründe çalışanla İŞVEREN  iht. ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
POLİÇENİN İPTALİ SULH HUKUK M., TİCARET M.  Borçlunun yerleşim yeri/KESİN
RET KARARINA İTİRAZ (Evlendirme Memurunun) AİLE M.  Evlenme başvurusu üzerine red kararı verilen yer /KESİN
Senaryoya göre rolünü oynayan tiyatrocu ile İŞ SAHİBİ arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
SENDİKA GENEL KURULUNUN İPTALİ İŞ M. Sendika merkezinin bulunduğu yer/KESİN
SENDİKA İŞYERİ TEMSİLCİ SAYISINA İTİRAZ İŞ M. Davalının yerleşim yeri/KESİN
SENDİKA YETKİSİNİN TESPİTİNE İTİRAZ İŞ M. Tespite konu iş yerinin veya itiraz eden şirket merkezinin bağlı olduğu bölge çalışma müdürlüğünün bulunduğu yer/KESİN
Seracılık veya bahçecilik işlerinde İŞÇİ olarak çalışanlarla işveren arasındaki ihtilaflar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
Serbest hamal ile İŞVEREN arasındaki dava ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
SİTE BEKÇİSİ ile site yönetiminin ilişkilerinden doğan davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
SOYBAĞININ Kurulmasına İtiraz AİLE M.  Taraflardan Birinin Dava Veya Doğum Zamanındaki İkametahı/İHTİYARİ
SOYBAĞININ REDDİ AİLE M.  Taraflardan Birinin Dava Veya Doğum Zamanındaki İkametahı/İHTİYARİ
SÖZLEŞMELİ PERSONELLE İŞVEREN arasındaki ihtilaflar İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
SPORCU  ile spor kulübü arasındaki ihtilaflar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
SPORCU  ile spor kulübü arasındaki ihtilaflar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
SSK da sigortalanmış Kooperatifle Başkanı arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
SSK’dan doğan uyuşmazlık İŞ M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
SU DAVASI (Kaynak Ve Akarsularla İlgili Davalar) ASLİYE HUKUK M. Kaynak veya Akarsuyun Bulunduğu Yer /KESİN
SULAMA HAKKININ TESÇİLİ (ÇİFTÇİ tarafından DSİ aleyhine açılan) İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
ŞİKAYET (Borçlunun kambiyo hukuku bakımından şikayeti) İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
ŞİKAYET (İCRA İŞLEMİNİ ŞİKAYET) İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
ŞİRKETİN FESHİ  TİCARET M.  Davalının yerleşim yeri, /KESİN
ŞİRKETİN FESHİNDE TASFİYE MEMURU ATANMASI TİCARET M.  KESİN
Şirkette Murahhas Aza veya Yön. Kur. üyesi olarak ücretle çalışan ile şirket arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE    (Borçlar Kanununa Göre Tahliye) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE   (Temerrüt nedeniyle)  SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE   (Yeni iktisap ve ihtiyaç nedeniyle ) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE   (Yeniden inşa nedeniyle) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE  (Akte aykırılık nedeniyle ) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Aktin icra yeri /İHTİYARİ
TAHLİYE (6570 Sayılı Kanuna Göre Tahliye Davası) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Aktin icra yeri /İHTİYARİ
TAHLİYE (Aynı belediye hudutları dahilinde taşınmazı olması nedeniyle) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Aktin icra yeri /İHTİYARİ
TAHLİYE (Esaslı tamirat ve tadilat nedeniyle) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE (FUZULİ İŞGAL nedeniyle)  SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAHLİYE (İhtiyaç nedeniyle) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE (İİK 269/a KİRALANIN TEMERRÜT NEDENİYLE TAHLİYESİ) İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
TAHLİYE (İki haklı ihtar nedeniyle tahliye) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE (Taahüt nedeniyle) SULH HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAHLİYE 6570 S.K. dışındaki kiralananda kira süresi dolup  feshi ihbardan sonra Elatm. Önl. ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TANIMA İLE SOYBAĞI KURULMASI AİLE M.  Taraflardan Birinin Dava Veya Doğum Zamanındaki İkametahı/İHTİYARİ
TANIMANIN  İptali AİLE M.  Taraflardan Birinin Dava veya Doğum Zamanındaki İkametahı/İHTİYARİ
TAPU  İPTALİ – TESÇİL ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU  Kaydı Tashihi (Düzeltilmesi) Davası ASLİYE HUKUK M. Tapu kaydının Bulunduğu Yer, Birden Fazla Taşınmaz Varsa Bunlardan Birinin Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU  kaydındaki DAVALIDIR ŞERHİNİN silinmesi  davası ASLİYE HUKUK M. Tapu kaydının Bulunduğu Yer, Birden Fazla Taşınmaz Varsa Bunlardan Birinin Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU  kaydındaki ŞERHİN silinmesi veya düzeltilmesi davası ASLİYE HUKUK M. Tapu kaydının Bulunduğu Yer, Birden Fazla Taşınmaz Varsa Bunlardan Birinin Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU (Kamulaştırma Şerhinin Kaldırılması Davaları) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU (TERSİMAT HATASININ DÜZELTİLMESİ) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU İPTALİ (İdari kararla oluşturulan mükerrer tapunun iptali) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU İPTALİ (Kamulaştırmadan Sonra Alınan Tapu Kaydının) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU İPTALİ (Vakfiyesinde Taşınmaz Edinme Hükmü Bulunmayan Vakfın Taşınmaz Edinmesi) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU İPTALİ TESÇİL (Taşınmaz satış vaadinden doğan davalar ve ferağa icbar davası) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN 
TAPU İPTALİ-TESÇİL (Belediyece ihya edilen taşınmazın tahsisi suratiyle oluşan tapunun) İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPU TESÇİLİNE İTİRAZ ASLİYE HUKUK M. Tesciline İtiraz Edilen Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN 
TAPUDA CİNS TASHİHİ İLGİLİ TAPU MÜDÜRLÜĞÜ  
TAPUYA TESÇİL (Kadastroda yol veya köy boşluğu olarak tespit harici bırakılan yerlerle ilgili) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAPUYA TESÇİL Davası sırasında KADASTRO girmesi KADASTRO M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Tarım satış, kredi kooperatifleri ve birlikleri ile ÇALIŞANLAR arasındaki ihtilaflar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri/KESİN 
Tarım ürünlerinin taşınması işinde traktör şöförlüğü yapan İŞÇİ ile işveren arasındaki ihtilaflar ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TASARRUFUN İPTALİ (Borçlunun tasarruflarının) İstihkak Davasına Karşı Dava Olarak Açılması Halinde İCRA M., diğer hallerde ASLİYE H.M. Borçlunun yerleşim yeri, Tasarrufun Yapıldığı Yer /İHTİYARİ
Tasfiye Nedeniyle 3. Kişilere Karşı Dava (MK 241) AİLE M.  Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
TAŞINMAZ Bedelinin Tahsili Davaları ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAŞINMAZ Mülkiyetinin Devrinden Doğan Davalar ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAŞOCAKLARI nizamnamesine muhalefetten doğan HUKUK davaları İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Tavuk çiftliğinde KÜMES İŞÇİSİ olarak çalışanla İŞVEREN arasındaki dava ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT   (Askerlik görevi sırasında zarara sebebiyet verene karşı açılan rücuen tazminat) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT   (Taşınmazın özel güvenlik bölgesinde kaldığının tapuya şerhiyle oluşan zarar) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
TAZMİNAT   (Taşkın İnşaattan Doğan) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAZMİNAT   (Taşocağı belediye payının ödenmemesi nediniyle) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT   (Teröristlerce trene konulan bonbanın patlaması nedeniyle meydana gelen zarar) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT   (Usulsüz kredi veren banka memuruna) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT   (Voltaj değişikliği nedeniyle elektirikli alette meydana gelen zararın tazmini) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT   (Yayın yoluyla hakaret nedeniyle) ASLİYE HUKUK M. Zararın meydana geldiği yer, Davacının yerleşim yeri, Davacının bulunduğu yer /İHTİYARİ
TAZMİNAT   (Yıkılmaya yüz tutmuş bina için belediye önlem almadığından yıkılması nedeniyle)  İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT  ( Askerin askeri öldürmesi nedeniyle M.S.B. Hakkında ) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
TAZMİNAT  ( TİCRET ÜNVANINA TECAVÜZDE ) TİCARET M.  Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT  (Ceza soruşturması sırasında işkence yapılması nedeniyle) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT  (Devlet kurumunca yapılan ihalenin sözleşme yapılmadan feshi nedeniyle) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT  (Devlet memurunun kişisel kusurundan dolayı hazineye verdiği zararın tazmini) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT  (Dul ve yetim maaşının SSK tarafından noksan ödenmesi nedeniyle ) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
TAZMİNAT (Adam Çalıştıranların Sorumluluğundan Doğan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Haksız Fiilin Yapıldığı Yer, Zararın Meydana Geldiği Yer/İHTİYARİ
TAZMİNAT (ANONİM ŞİRKETİN kuruluşunda gerçeğe aykırı belgelerle uğratılan zarar) TİCARET M., ASLİYE H.M. Anonim Şirketin merkezinin bulunduğu yer, Davalının yerleşim yeri/KESİN
TAZMİNAT (APS ile gönderilen mektubun geç ulaşması nedeniyle) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Asker kişinin sivilin ölümüne sebebiyet verdiğinden idare aleyhine  ) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Asker kişinin, asker kişiyi öldürmesi nedeniyle asker kişiye karşı ) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Asker kişiyi ilgilendiren ve askerlik hizmetiyle ilgili doğan zarar) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M/KESİN.
TAZMİNAT (Askeri hastahanede hizmet kusuru nedeniyle çocuğun sakat doğması) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Askeri hizmete ilişkin bir eylem sırasında asker kişinin zarara uğraması) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
TAZMİNAT (Askeri lojmanda çıkan yangından dolayı asker kişinin uğradığı zararın idarece) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
TAZMİNAT (Belediye encümeninin kararının dışına çıkılarak verilen zarar) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/KESİN
TAZMİNAT (Belediyece plana bağlı yol yapımı sırasında duvarın yıkılması ağaçların sökülmesi) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Belediyenin  gecekondu yıkması nedeniyle) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Belediyenin beldeye su sağlamamasından doğan zarar) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Belediyenin haksız fiil niteliğindeki yıkım işleminden dolayı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Belediyeye ait kanal kapağının fırlayarak verdiği zararın tazmini) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Boşanma Nedeni İle Maddi-Manevi Tazminat) AİLE M.  Boşanmayla açılmışsa eşlerden birinin yerleşim yeri, Son altı ayda birlikte oturdukları yer, Boşanma k. kesinleşmesinden sonra isteyenin yerleşim yeri /İHTİYARİ
TAZMİNAT (Çıraklık eğitimi gereği stajyer öğrenci olarak çalışan kişinin işkazasına uğraması) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Deniz eğitim komutanlığı eğitim uzmanının eğitim ve öğretim tazminatı ) İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
TAZMİNAT (Destekten yoksun kalma tazminatı) Ticari iş ise TİCARET M.,     İş kazası ve işverene ait aracın işçileri taşımasındaİŞ M. Yoksa ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri, Haksız fiilin işlendiği yer, Haksız fiil taşıma sözleşmesinden kaynaklanmışsa sözleşmenin yapıldığı yer, Sözleşmenin ifa edileceği yer/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Elektirik çarpmasından dolayı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Fazla Alınan Taviz Bedelinin Geri Alınması) ASLİYE HUKUK M. Davalının Bulunduğu Yer /İHTİYARİ
TAZMİNAT (Fikir Ve Sanat Eserlerine tecavüz nedeniyle) Fikri Ve Sınai Haklar HUKUK M., ( Kurulmamış ise) Bu sıfatla davalara bakan ASLİYE H. M. Davalının veya Eser Sahibinin yerleşim yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Gerçek kişiler hakkında idari işlemlerden dolayı tazminat) ASLİYE HUKUK M. Davalının yeryeşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Gümrükte kaybolan eşya nedeniyle Bakanlığı karşı tazminat) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Haksız Eylem İle Mal Kazanılmasından Doğan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Haksız fiil nedeniyle diğer müteselsil sorumlunun Belediyeye açtığı rücuen taz.) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Haksız Fiillerden Doğan) Hakem Yolunda ASLİYE H., Ticari İşlerde TİCARET M., İş İlişkisinde İŞ M., kurulmamışlarsa o sıfatlarla ASLİYE H.M., Diğerlerinde değere göre SULH.H.M.,   ASLİYE H. M.   Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Haksız Rekabetten Doğan) SULH H. M., TİCARET M. , ASLİYE H.M. Haksız Rekabetin Yapıldığı Yer/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Haksız Rekabetten Doğan) SULH H. M., TİCARET M. , ASLİYE H.M. Haksız Rekabetin Yapıldığı Yer/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Hayvanların Yaptığı Zararlardan Doğan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Hizmet kusuru nedeniyle meydana geldiği iddia edilen trafik kazasına dayalı) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Hizmet kusuruna dayalı oluşan zararın tazmini) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Hizmet sınırını aşan kişisel kusura dayalı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (İcra ve iflas daireleri görevlilerinin kusuruyla verdikleri zarar ned.) ASLİYE HUKUK M. Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (İdare aleyhine hizmet kusuru nedeniyle açılan) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İdare çalışanlarının hizmetin doğal sonucu olmayan kişisel kusurlarından doğan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (İdarenin hizmetin ifası sırasında özensizliği nedenli hizmet kusurundan doğan) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İdarenin projeye uygun olarak yaptığı bir işlemin sonucu verdiği zarar nedeniyle) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İdareye ait aracı kullananın kusurundan dolayı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (İdari cezanın uygulanması nedeniyle uğranılan haksız zararın tazmini) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İhracatı teşvik kararlarının uygulanmasından ihracatçı aleyhine oluşan zarar) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İmar düzenlemesi sonucu uğranılan zararın tazmini) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İmar uygulamasında yasal %35 ten fazla ayrılan arsa nedeniyle tazminat) ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TAZMİNAT (İmece yöntemiyle köye içme suyu getirilirken olan kaza nedeniyle) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (İstasyonda boş bırakılan vagonlar arasında çocuğun sıkışarak ölmesi nedeniyle) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (İşçi işveren ilişkisi var iken İşkazasından dolayı) İŞ M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/KESİN
TAZMİNAT (Jandarmanın mülki görevi sırasında ZARAR vermesi nedeniyleİçişleri B. Aleyhine) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kaçakçılığın men ve takibi sırasında doğan zarar) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kamu görevlisine görevini yerine getirmediği için açılan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Kamu görevlisine görevini yerine getirmediği için açılan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Kamu görevlisine kişisel kusuru nedeniyle açılan) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Kamu görevlisinin hizmet sırasında ölmesi nedeniyle idare aleyhine) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kamu görevlisinin meslek hastalığı nedeniyle idare aleyhine) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kamu görevlisinin verdiği zarar nedeniyle kurum aleyhine) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kamu hizmeti sırasında yaralanma veya ölüm meydana gelmesi nedeniyle) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kamu hizmetinin gereği gibi yapılmamasından doğan zarar) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kamu kurumu müteahitinin yol yapımı sırasında verdiği zararla ilgili) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Kamu Kurumunun, plan projeye dayanmayan mutat işleriyle verdiği zararın tazmini) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Kamu personelinin yaptığı işler nedeniyle devleti zarara uğrattığı gerekçesiyle) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/KESİN
TAZMİNAT (Kamulaştırma işlemi tamamlanmadan taşınmaz üzerindeki binanın yıkılması ned.) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Kamulaştırmasız elatmadan dolayı) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Karayolları genel müdürlüğü aleyhine hizmet kusuru nedeniyle açılan rücuen taz.) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Kişisel hakka saldırı nedeniyle maddi manevi tazminat) Davalı İdare ise İDARİ YARGI, (Davalı İdare değil ise dava değerine göre) SULH H.M., ASLİYE H.M. Olay yeri, Davacının veya davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ 
TAZMİNAT (Mah. Yz. İş. Müd.  paraları zimmetine geçirmesi nedeniyle devlete karşı açılan) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Mahkemece hükmedilen tazminatın geç ödenmesi nediniyle faiz) Asıl davanın görüldüğü mahkeme Asıl davanın görüldüğü mahkeme/KESİN
TAZMİNAT (Meslek hastalığı veya işkazasından dolayı işçinin ölümü halinde) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
TAZMİNAT (Nişanın bozulmasından dolayı maddi tazminat) AİLE M.  Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Polis Karakolunda zarar görme nedeniyle idare aleyhine açılan manevi tazminat) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Sigorta sözl. doğan, belli bir yerde kalması şart kılınmayan taşınırdan kaynaklanan) TİCARET M., ASLİYE H.M. Sigortacının açacağı davalarda davalının yerleşim yeri, Sigortalının açacağı davalarda davalının yerleşim yer, akit  yeri, olay yeri/KESİN-İHTİYARİ
TAZMİNAT (Sigorta sözl. doğan, taşınmaz veya belli bir yerde kalacak taşınıradan kaynaklanan) TİCARET M., ASLİYE H.M. Sigortacının açacağı davalarda davalının yerleşim yeri, Sigortalının açacağı davalarda davalının yerleşim yer, akit  yeri, olay yeri/KESİN-İHTİYARİ
TAZMİNAT (Sigorta sözleşmesinden (hayat sigortası) doğan) TİCARET M., ASLİYE H.M. Sigortacının açacağı davalarda davalının yerleşim yeri, Sigortalının açacağı davalarda davalının yerleşim yer, akit  yeri, olay yeri/KESİN-İHTİYARİ
TAZMİNAT (SSKnın Karayolları aleyhine kavşak düzenlemesi hatası nedeniyle rücuen tazminat) İŞ M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (SSK’nın yaptığı ödemeler nedeniyle aştığı rücu davası) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
TAZMİNAT (Sulama birliği başkanının kişisel kusuru nedeniyle uğranılan zararın tazmini) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Sulama birliğinin su vermemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Şirket Yönetim Kurulu Ky. ve Müd. karşı şirketi zarara uğrattıkları gerekçesiyle) TİCARET M.  Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (Usulsüz olarak kamu personeline verilen ücret ve personelin usulsüz mal alımı ned.) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT (VAKIF ÜNİVERSİTESİNİN hizmet kusuru nedeniyle hakkında açılan) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TAZMİNAT (Yangına giden itfaye aracının devrilmesiyle yaralanan iftaye erinin zararının) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT Ort. Gid. Satış Mem. kişisel kusuru ned.(Satış M.; Y.İş.M., İc.M., İc.M. Y. ise) ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TAZMİNAT Ort. Gid. Satış Mem. kişisel kusuru ned.(Satış M.; Y.İş.M., İc.M., İc.M. Y.değil ise) İDARE M. Zararı doğuran hizmet veya eylemin yapıldığı yer/KESİN
TECAVÜZÜN MENİ (Fikir Ve Sanat Eserlerine) Fikri Ve Sınai Haklar H. M.,      ( Kurulmamış ise) Bu sıfatla davalara bakan ASLİYE H. M. Davalının veya Eser Sahibinin yerleşim yeri/İHTİYARİ
TECAVÜZÜN ÖNLENMESİ (İSİMİN ( ADIN)  korunması ile ilgili) TİCARET M. (Kurulmamışsa ASLİYE HUKUK), (tazminat da değere göre ) SULH H.M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri, Haksız fiilin yapıldığı yer, Davacının kendi yerleşim yeri /İHTİYARİ
TECAVÜZÜN REFİ (Fikir Ve Sanat Eserlerine) Fikri Ve Sınai Haklar H. M.,      ( Kurulmamış ise) Bu sıfatla davalara bakan ASLİYE H. M. Davalının veya Eser Sahibinin yerleşim yeri/İHTİYARİ
TEDBİR (Aile Konutu İle İlgili Önlemler Alınması) AİLE M.  AİLE Konutunun Bulunduğu Yer/KESİN
TEDBİR (Ailenin Korunması H. K. Doğan Tedbirler) AİLE M.  AİLE  İçi Şiddete Maruz Kalanın Bulunduğu Yer /KESİN
TEDBİR (Ayrılık ve İlgili Önlemler İçin Dava (MK 197 md. )) AİLE M.  Herhangi Bir Yer/İHTİYARİ 
TEDBİR (ÇOCUK  hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir talebi) ÇOCUK M., ( Kurulmamışsa) AİLE M., ( Kurulmamışsa) ASLİYE H.M. Çocuğun kendisinin,anasının, babasının,vasisinin, birlikte yaşadığı kişilerin bulunduğu yer /İHTİYARİ
TEDBİR (ÇOCUK  Koruma K. Gereğince Soruşturma Evresinde Verilecek Tedbir) ÇOCUK M. (Kurulmamışsa AİLE M., O da kurulmamışsa ASLİYE H.M.) Çocuğun Ana Baba veya Vasisinin Bulunduğu Yer/İHTİYARİ
TEDBİR (Eşlerin temsil yetkisiyle ilgili) AİLE M.  Eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri/İHTİYARİ
TEDBİR (Evlilik Birliğinin Korunması İle İgili) AİLE M.  Eşlerden Herhangi Birinin Yerleşim Yeri(MK 201)/İHTİYARİ
TEDBİR (Kişisel hakka saldırı tehlikesinin önlenmesi) ASLİYE HUKUK M. Olay yeri, Davacının veya davalının yerleşim yeri /İHTİYARİ
TEDBİR (POLİÇEYİ ÖDEMEDEN MEN İÇİN İHTİYATİ TEDBİR) TİCARET M., ASLİYE H.M. Ödeme yeri/KESİN
Tek fiat şeklinde kişinin yapmayı taahüt ettiği orman ağaçlarını kesmi ve depolama işi ned. ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri/İHTİYARİ
TELEFON ABONESİ (Tacir konumundaki) ile iletişim şirketi arasındaki ihtilaf TİCARET M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
TELEFON ABONESİ (Tüketici konumundaki) ile iletişim şirketi arasındaki ihtilaf HAKEM HEYETİ, TÜKETİCİ M. (Kurulmamışsa ASLİYE H.M.) Tüketicinin yerleşim yeri, Davalının yerleşim yeri , Dava konusu işlemin yapıldığı yer/İHTİYARİ
TENKİS (İndirim)davası ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
TEREKE Defterinin Tutulması SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
TEREKE Mallarının Taksimi Davaları SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri, Ve Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TEREKEDE Koruma Önlemleri SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN 
TEREKENİN Resmen İdare Edilmesi SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
TEREKENİN Resmen Tasfiyesi SULH HUKUK M. Ölenin Son Olarak Oturduğu Yer /KESİN
TESÇİL   Taşınmaz Tapu Tescil Davaları ASLİYE HUKUK M. Tapu kaydının Bulunduğu Yer, Birden Fazla Taşınmaz Varsa Bunlardan Birinin Bulunduğu Yer/KESİN
TESÇİL   Taşkın İnşaattan Doğan  ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TESPİT   (Vergi yasaları uyarınca tutulması gereken defterlerin ziaının tespiti) TİCARET M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri, Tespitin en seri, en az masrafla yapılacağı yer/İHTİYARİ
TESPİT   Ticari defter ve belgelerin zayi olduğunun  TİCARET M., ASLİYE H.M. Davalının yerleşim yeri, Olay yeri, Tespitin en seri, en az masrafla yapılacağı yer/İHTİYARİ
TESPİT (Afet yardımından yararlanmak için afete maruz kaldığının tespiti) İDARE M. İdari işlemi yapacak medciin bulunduğu yer/KESİN
TESPİT (Babasının şehitlik durumunun tespiti) ASKERİ YÜKSEK İDARE M. ASKERİ YÜKSEK İDARE M./KESİN
TESPİT (Çevre düzenlemesinde kullanılan su nedeniyle atık su bedeli istenilmemesi gerektiği) ASLİYE HUKUK M. Davalının belediyenin bulunduğu yer/KESİN
TESPİT (Emekli sandığı dosyasında görülen kişi ile nüfusa kayıtlı şahsın aynı kişi olduğu) ASLİYE HUKUK M. Lehine Tespit İstenen Kişinin yerleşim yeri, /KESİN
TESPİT (İdarenin tahakkuk ettirdiği vergi ve para cez. ile borçlu olunmadığının tespiti) VERGİ MAHMEMESİ Cezayı kesen dairenin bulunduğu yer/KESİN
TESPİT (İdari bir işlem tesisi için tespit) İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
TESPİT (İki köy arasındaki sınırın tespiti) İDARE M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
TESPİT (İSİMİN ( ADIN)  korunması ile ilgili) Ticari nitelikli davalarda TİCARET M. , ASLİYE H.M., Delil tespiti niteliğinde En ucuz ve seri yapılabileceği MAHKEME Davalının yerleşim yeri M., Haksız fiilin yapıldığı yer, Davacının kendi yerleşim yeri/İHTİYARİ
TESPİT (İşçi ile işveren arasındaki tespit talepleri) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
TESPİT (Kişilik hakkına yönelik saldırının hukuka aykırılığının tespiti) ASLİYE HUKUK M. Olay yeri, Davacının veya davalının yerleşim yeri /İHTİYARİ
TESPİT (Mirasın Borca Batık Olduğunun Tespiti) ASLİYE HUKUK M. Tereke Alacaklılarının Dava Tarihinde Oturdukları Yer /KESİN
TESPİT (Mirasın Borca Batık Olduğunun Tespiti) ASLİYE HUKUK M. Tereke Alacaklılarının Dava Tarihinde Oturdukları Yer /KESİN
TESPİT (Nüfus ve ahvali şahsiye kayıtlarının değişmesine sebep olacak tespit) ASLİYE HUKUK M. Nüfus Kaydı Düzeltilecek Kişinin yerleşim yeri, /KESİN
TESPİT (Sigortalı olmadığnının ve pirim borcu bulunmadığının tespiti) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,/İHTİYARİ
TESPİT (Üst düzey yönetici olmadığının tespiti) İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
TESPİT (VAKIF EVLADI Olduğunun Tespiti Davası) ASLİYE HUKUK M. Vakfın Sicile Kayıtlı Olduğu Yer/KESİN
TESPİT (VAKIF üyeliğinin ve vakıftan emeklilik hakkınnın tespiti) ASLİYE HUKUK M. Vakfın Sicile Kayıtlı Olduğu Yer, Aktin ifa yeri/İHTİYARİ
Tic.San.Odasında memur kadrosunda hizmetli sınıfından emekli olanın AYRILMA TAZMİNATI  İDARE M. Kamu görevlisinin son görev yaptığı yer/KESİN
TİCARET ODASI  ile ÇALIŞANI arasındaki ihtilaf İDARE M. Kamu görevlisinin görvli bulunduğu yer/KESİN
TİCARET ODASI ÜYELİKLERİNİN  sona erdiğinin tespiti ve kaydın silinmesi İDARE M. İdari işlemi yapan medciin bulunduğu yer/KESİN
TİCARET SİCİL MEMURUNUN Tesçil, tadil, terkin talepleri hakkındaki kararına İTİRAZ) TİCARET M.  Ticaret Sicil Memurluğunun bağlı bulunduğu Mahkeme/KESİN
TİCRET ÜNVANINA TECAVÜZDE ÜNVANIN DEĞİŞTİRİLMESİ TİCARET M.  Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TİCRET ÜNVANINA TECAVÜZDE ÜNVANIN SİLİNMESİ TİCARET M.  Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
TİCRET ÜNVANINA TECAVÜZÜN ÖNLENMESİ TİCARET M.  Davalının yerleşim yeri, Olay yeri/İHTİYARİ
Toplu İş Sözleşmesi Grev Ve Lokavt Kanunundan Doğan Davalar İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
TÜKETİCİNİN taraf olduğu davalar HAKEM HEYETİ, TÜKETİCİ M. (Kurulmamışsa ASLİYE H.M.) Tüketicinin yerleşim yeri, Davalının yerleşim yeri , Dava konusu işlemin yapıldığı yer/İHTİYARİ
Türk Veterner Hekimler Birliğinin kogıresinin ve kongredeki SEÇİMLERİN İPTALİ İLÇE SEÇİM KURULU BAŞKANILIĞI Kongırenin yapıldığı Yer/KESİN
Üçürcü kişilinin elindeki mal ve alacağın haczine itiraz ve itirazın kaldırılması İCRA M. İşlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu İcra M./KESİN
VAKIF Taşınmazın Mahlulen ve Metruken Vakfı Adına Tescili Davaları ASLİYE HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN/KESİN
VASİ ATAMA (Sakatlık, bedensel özür ve hastalık nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VASİYETİN TENFİZİ (MİRAS SEBEBİYLE İSTİHKAK) ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
VASİYETİN TENFİZİ (MİRAS SEBEBİYLE İSTİHKAK) ASLİYE HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
VASİYETNAMENİN AÇILMASI SULH HUKUK M. Miras bırakanın son yerleşim yeri/KESİN
VELAYETİN  İADESİ AİLE M.  İade İsteyen Ana Babanın yerleşim yeri/İHTİYARİ
VELAYETİN KALDIRILMASI AİLE M.  Davalının yerleşim yeri M., Hakkında koruma kararı alınacak çocuk için kendisinin,ana,babasının,vasisinin,birlikte yaşadığı kimselerin bulunduğu yer M./İHTİYARİ
VESAYET (Acz nedeniyle ) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Akıl hastalığı nedeniyle ) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Akıl zayıflığı nedeniyle vesayet davası) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Ayyaşlık, alkol ve madde bağımlılığı nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Hükümlülük nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (İhtiyarlık nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (İstek üzerine vasi atanması) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması) SULH HUKUK M. İlgilinin Yerleşim Yeri, Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hallerde Bulunulan Yer M. /KESİN
VESAYET (Korunma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması Kararına İtiraz) İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Özgürlüğün Kısıtlanması Kararını Veren Mahkemenin Denetim Makamı Niteliğindeki Mahkeme/KESİN
VESAYET (Kötü yaşam biçimi nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Kötü yönetim nedeniyle ) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Küçüğün velayet altında olmaması nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Savurganlık (İsraf) nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET (Tecrübesizlik nedeniyle) SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Devletin Vesayat Dairelerinde Görevli Kişilere Rücu Davası ASLİYE HUKUK M. Vesayet Dairelerinin Bulunduğu Yere En Yakın Asliye M./KESİN
VESAYET Vasi Tayini SULH HUKUK M. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin azli İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin değiştirilmesi İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin işlemlerini şikayet SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin İtizarının (Çekilmesinin) ve Vasiye İtirazın İncelenmesi İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin İtizarının (Çekilmesinin) ve Vasiye İtirazın İncelenmesi İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin süresinin uzatılması SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasinin Tasarruflarına İzin Verme SULH HUKUK M. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasiye izin SULH HUKUK M. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vasiye iznin onaylanması ASLİYE HUKUK M. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vesayet altına alma SULH HUKUK M. Küçüğün ya da kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vesayet Makamı Kararlarına İtiraz  İtiraz SULH H. M. Yapılır, SULH H. M.  itirazı kabul etmezse raporuyla dosyayı ASLİYE H. M. Gönderir. Kısıtlının yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Vesayet Organlarının Sorumluluğu Davası ASLİYE HUKUK M. Vesayet Dairelerinin Bulunduğu Yer M./KESİN
VESAYET Yasal Danışman Atanması SULH HUKUK M. Yasal danışman atanacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
VESAYET Yeniden vasi atanması SULH HUKUK M. Vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yeri/KESİN
YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİ VE TANINMASI AİLE M.  ASLİYE H., SULH H. Davalının Türkiyede yerleşim yeri, Yoksa oturduğu yer, yoksa Ankara, İstanbul, İzmir,  tarafların belirlediği yer/KESİN-İHTİYARİ
Yardım Sevenler Derneği merkez ve taşra atölyelerinde ÇALIŞANLAR ile işverenlerin ihtilafları ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ
YAŞ DÜZELTİLMESİ (Dava, Ceza davası içerisinde değil ise) ASLİYE HUKUK M., Aksi takdirde Ceza davasına bakan  CEZA M. Yaşı Düzeltilecek Kişinin yerleşim yeri, Ceza Davasının Görüldüğü Mahkeme/KESİN
Yayın sözl. göre eserini yayıncıya terk etmeyi meslek edinen serbest YAZARLA yayıncının ihtilafı İŞ M. Davalının yerleşim yeri,  İşçinin İşini Yaptığı İşyeri /KESİN
YÖNETİCİ ATANMASI (Kat mülkiyeti kurulmuş yerlerde) SULH HUKUK M. Taşınmazın Bulunduğu Yer/KESİN
Yönetim kurulu üyesiyken GENEL MÜDÜR yapılan kişi ile ŞİRKET arasındaki ihtilaf ASLİYE HUKUK M. Davalının yerleşim yeri, Sözleşmenin icra yeri/İHTİYARİ

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

Tebligat HUKUKU

HAZIRLAYAN: AHMET MURAT DOĞAN

TEBLİGAT HUKUKU
GİRİŞ
Tebligat meşruiyeti kaynağı, yargılamanın temelidir. Tebligat dava şartıdır. Geçerli tebligatlarla taraf teşkili yapılmadan davaya devamla sonuçlandırılmasına hukuken imkan bulunmamaktadır. Kendisi ile ilgili bir işlem yapılması gereken muhatapa bu işlem haber verilmeden, diyeceklerini bildirme, kendini savunma ve yasal yollara başvurma imkanı sağlanmadan bu işlemin yapılmasını hukuk devleti, adalet ve insan hakları ile bağdaştırmaya imkan yoktur. Bu kadar önemli olan tebligatın, usulüne uygun yapılması ve bu gerekliliğin yerine getirilip getirilmediği konusunun üzerinde öncelik ve önemle durulmalıdır.
1- TEBLİGATIN YAPILMASI
Tebligat Kanunu’nun 1. maddesinde sınırlı olarak sayılan kuruluşların çıkarttıkları tebligatlar, aynı madde gereği Tebligat Kanunu hükümleri çerçevesinde çıkartılır ve yapılır. Tebligat çıkartabilecek kuruluşlar: a- Yargı organları b- Genel ve katma bütçeli daireler c- Belediyeler d- Köy tüzel kişilikleri e- Barolar f- Noterlerdir. Bu kanun hükümlerine göre çıkartılan tebligatın, Posta ve Telgıraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılması gereklidir. Belirtilen bu kuruluşların dışında hiçbir kuruluş veya kişi tebligat çıkartamaz. Mesala kooperatiflerin, anonim şirketlerin, holdinglerin, sendikaların, derneklerin, siyasi partilerin, kiralayanların, alacaklıların teebligat çıkartmaları hukuken mümkün değildir. Bu maddede sınırlı olarak sayılanların dışındaki kişi ve kuruluşların tebligat çıkartmaları gerekmesi halinde noterler marifetiyle tebligat çıkartmaları gerekir. Ayrıca kim tarafından yapılır ise yapılsın email, telefon mesajı , faks, basın bildirisi, telsiz anonsu gibi başka vasıtalar kullanılarak yapılan tebligat Tebligat Kanunu çerçevesinde geçerli bir tebligat olarak kabul edilemez. 
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 1- (Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./1.mad.)
    Kazaî merciler, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak elektronik ortam da dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır. (*)
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 1 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Kazai merciler, genel ve katma bütçeli daireler, belediye ve köy hükmi şahsiyetleri, barolar ve noterlerin bütün tebliğleri, Tebligat Kanunu ve bu Tüzük hükümlerine göre Posta Telgraf ve Telefon İşletmesi veya memur vasıtasıyla yapılır.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“…Davacı yanca, davalı kooperatif aleyhine açılan alacağın tahsili davasında davalı kooperatif başkanlığı adına çıkarılan ve dava dilekçesini ihtiva eden tebligat ( muhatap işte olduğundan Bekçi C.Ç. imzasına tebliğ edildi ) şerhiyle mahkemeye iade edilmiştir. Davacı vekilinin temyiz dilekçesine eklendiği yönetim kurulu görev taksimine ilişkin karardan, tebligat yapılan bu şahsın davalı kooperitifi temsile yetkili olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece dava dilekçesinin tebliğine ilişkin meşruhatlı davetiyede tebligat yapılan kişinin kooperatifi temsile yetkili olup olmadığı ve bu tebligatın geçerli bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın davalının duruşmaya gelmediğinden bahisle dava, davalının yokluğunda yürütülerek sonuçlandırılmıştır. Davalıya yapılan bu tebligat, tebligat yasası hükümlerine aykırı ve usulsüz olduğundan, usulüne uygun taraf teşkil edilmeden davanın sonuçlandırılması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir…”(YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ 27.09.1989 T. E. 1989/5324 K. 1989/4781)
“…. 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 45. ve Tebligat Nizamnamesinin 68. maddesi; idari tebligatı tarif ve düzenlemiş olup, kazai ve mali tebligatın dışında kalan tebligat, idari tebligattır. Yine Nizamnamenin 68/2. maddesinde; idari tebligatta, maddenin içinde bulunduğu fasıl hükümleri ile birinci babın bu fasıla muhalif olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olmakla, Tebligat Kanunu`nun 1. maddesinde sayılan idarelerden olan davacı idarece yapılacak tebligatların bu hükümlere uygun olması gerekir.
Elektrik dağıtım müesseselerince, satış tarifesinin 12. maddesi hükmünce düzenlenip tebliği gereken faturaların, muhatap tüketiciye, Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ edildiklerini gösterir belge bulunmadıkça, tüketici aleyhine sözleşme hükümleri uyarınca fatura bedellerine gecikme zammı uygulanması olanaksızdır…”(T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ T. 10.10.1994 E. 1993/8484 K. 1994/9186)
“ÖZET : Telgrafların tebliği, Tebligat Kanununa tabi olmadığından bizzat davalıya verilmeyen ihtarların haklı olduğu kabul edilemez. Bu nedenle bir kira yılında iki haklı ihtar olgusunun gerçekleşmediğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekir…” (T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 30.04.1997 E. 1997/6-87 K. 1997/366)
TEBLİGATIN MEMUR VASITASIYLA YAPILMASI
Tebligat Kanunu’nun 2. maddesinde hangi hallerde memur vasıtasıyla tebligat yapılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre; a- Diğer kanunlarda özel bir hükmün bulunması b- Geciktirilmesinde zarar umulan işlerde c- Tebligat Kanunun 1. maddesinde yazılı olup ta aynı yerde bulunan daire veya müsesseselere ve bu müsseselerde bulunan şahıslara yapılacak tebligat, kendi memurları veya mahallin en büyük mülkiye amirinin emri ile zabıta vasıtasıyla yaptırılır. Tebligat Tüzüğünün 2. maddesinin 2. fıkrasına göre memur vasıtasıyla tebligat yapılmasını icapettiren sebep işin taallük ettiği evrakta gösterilmesi gereklidir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 2 – (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 – 3220/2 md.) Diğer kanunlarda özel hüküm bulunması halinde veya tehirinde zarar umulan işlerde veya aynı yerde bulunan 1 inci maddede yazılı daire ve müesseseler arasında veya bu daire ve müesseselerde bulunan şahıslara yapılacak tebligat, kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılır.
Zor kullanılmasını gerektiren veya hazırlık tahkikatına taallük eden vazifelerini zabıta tarafından yapılacağına dair olan hükümlerle bu kanunun ikinci babında yazılı hususi hükümler mahfuzdur. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 2 – (Değişik Birinci fıkra: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Kanunlarda özel hüküm bulunması halinde veya gecikmesinde zarar umulan işlerde veya aynı yerde bulunan 1 inci maddede yazılı daire ve müesseseler arasında yahut bu daire ve müesseselerde bulunan kişilere tebliğler, kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılır. 
Memur vasıtasiyle tebligat yaptırılmasını icabettiren sebep, işin taallük ettiği evrakta gösterilir. 
Zabıta vasıtasiyle tebligat yaptırılabilmesi için, tebliği çıkaran merciin, sebebini de zikretmek suretiyle mahalli mülkiye amirine müracaat etmesi lazımdır.
Zor kullanılmasını gerektiren veya hazırlık tahkikatına taallük eden vazifelerin zabıta tarafından yapılacağına dair olan hükümlerle bu Tüzüğün hususi hükümleri mahfuzdur. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“… Karşılıksız çek vermek suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlığın konusunu, “3167 sayılı Yasanın 7. maddesi gereğince, ilgili banka şubesi tarafından düzeltme hakkının kullanılması için sanığa yapılacak bildirimin banka görevlileri eliyle yapılabilip yapılamayacağı” hususu oluşturmaktadır.
7201 sayılı Tebligat Yasasının 2. maddesi gereğince, diğer yasalarda özel hüküm bulunması veya gecikmesinde zarar olması halinde memur vasıtasıyla tebligat yapılabilir. 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Yasada, memur kanalıyla tebligat yapılabileceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmadığı gibi aksine, düzeltme hakkının kullanılmasına ilişkin ihbarın sadece “iadeli taahhütlü mektupla” yapılabileceği yasanın 7. maddesinde hükme bağlanmıştır.
Kanun tasarısında “İadeli taahhütlü mektupla veya banka görevlileri eliyle tebliğ etmek zorundadır” biçiminde düzenlenen 7. madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında verilen bir önerge ile değiştirilmiş ve görevliler eliyle tebligat yapılabileceğine ilişkin bölüm maddeden çıkartılmıştır. Bu suretle, elden tebligat yapılması yasa koyucu tarafından kabul edilmediğinden, banka şubesi tarafından hesap sahibine iadeli taahhütlü mektupla ihbarda bulunulmalıdır. Ancak, Tebligat Yasasının 32. maddesi gereğince, usulüne aykırı yapılan tebligat, muhatabın tebliği öğrenmesi ile muteber sayılacağından sanığın, ihtarı aldığını kabulü veya tebligata ilişkin belge okunduğunda bir diyeceği olmadığını beyan etmesi halinde de tebligat geçerlilik kazanacaktır.
Dosya içeriğine göre, düzeltme hakkını kullanabilmesi için sanığa iadeli taahhütlü mektupla ihbarda bulunulmamıştır. Sanık, duruşmalara katılmamış, talimatla ifadesi alınmıştır. Tebligatı aldığı ve düzeltme hakkını kullanmadığı hususunda bir beyanı da yoktur. Ayrıca, ihtarnamelerin sanığa tebliğ edildiği tarihler de belli değildir.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme hükmünün yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ile bozulmasına karar verilmelidir…” (T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 03.12.1990 E. 1990/7-298 K. 1990/320)
3- ÜCRET TARİFESİ
PTT nin bu Tebligat Kanunu’na göre yapacağı işlerden dolayı alacağı ücret bir tarife ile tespit ve tayin edilir. PTT marifetiyle yapılacak tebligatlarda bu ücret tarifesi doğrultusunda ücret alınır.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 3 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/3 md.) Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü bu Kanuna göre yapacağı işlerden dolayı alacağı ücretler, bu işletme tarafından ayrı bir tarife ile tespit ve tayin edilir.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 3 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi (PTT), bu Tüzüğe göre yapacağı işlerden dolayı alacağı ücretleri, ayrı bir tarifeyle tespit eder. 
MEMUR VASITASIYLA TEBLİĞLERDE ZARURİ MASRAFLAR
Tebligat Kanunu’nun 4. maddesinde memur vasıtasıyla yapılacak tebligatlarda zaruri masrafların ve ücretlerin nasıl tespit edileceği ltebligat yapılacak ilin İl İdare Kurulu tarafından merkez ve bağlı ilçeler için mesafeleri de nazara alınarak ayrı ayrı tespit olunacağı düzenlenmiştir. Memur marifeti ile yapılacak tebligatlarda bu madde uyarınca belirlenen ücretlere göre tebligat ücretinin yatırılmasının ve tebligatı yapan memura ödenmesi gerekmektedir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 4 – (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 – 3220/4 md.) 6245 sayılı Harcırah Kanununun 49 uncu maddesine göre tazminat alan memur ve hizmetliler dışındaki memurlar vasıtasıyla, bu Kanun mucibince yaptırılacak tebligatlar için tebligat yapana verilecek zaruri masrafların miktarı kendisine tebliğ yapılacak şahsın bulunduğu yerin mesafesine nazaran her mali yılbaşında il idare heyetleri tarafından o ilin gerek merkez, gerekse bağlı ilçeleri için ayrı ayrı tesbit olunur.
Yukarıki fıkraya göre kendilerine zaruri masraf verilen memurlara yaptıkları tebliğ dolayısiyle 6245 sayılı kanun mucibince ayrıca harcırah verilmez. 
II- TÜZÜK METNİ:
Tarifenin hazırlanması ve tasdiki:
T.T. Madde 4 – (Mülga: 5.10.1987 – 87/12170 K.) 
T.T. Madde 5 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Bu Tüzük gereğince memur vasıtasıyla yaptırılacak tebliğlerde, tebliğ yapana verilecek zaruri masrafların miktarı, tebliğ yapılacak şahsın bulunduğu yerin uzaklığına göre, her mali yılbaşında, il idare kurullarınca, merkez ilçe ve bağlı ilçeler için ayrı ayrı tespit olunur.
6245 sayılı Harcırah Kanununun 49 uncu maddesine göre tazminat alan memurlara, yaptıkları tebliğler için, ödeme yapılmaz. 
5- ÜCRET VE MASRAFLARIN PEŞİN ÖDENMESİ
Tebligat Kanunu’nun 4. maddesinde tebligat ücret ve masrafların aksine bir hüküm bulunmadıkça peşin olarak ödenmesi gerektiği ve buna aykırı davranışın sonuçları hükme bağlanmıştır. Buna göre tebligat için belirlenen masrafı verilen mehil içerisinde vermeyen talebinden vazgeçmiş sayılır. Zaruri sebeplerle bu mehile riayet edemeyen kişiye yeni bir mehil verilmesi gereklidir.
I- KANUN METNİ:
Madde 5 – Tarifede yazılı PTT ücretlerini veya dördüncü madde mucibince verilecek zaruri masrafları, hilafına bir hüküm bulunmadıkça tebliğin yapılmasını istiyen peşin olarak öder.
Tebliği çıkaracak merci tarafından tayin olunan mehil içinde gerekli masrafı vermiyen, talebinden sarfınazar etmiş addolunur. Zaruri sebeplerden dolayı bu mehle riayetsizlik halinde yeni bir mehil verilir. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 6 – Tarifede yazılı PTT ücretlerini veya beşinci madde mucibince verilecek zaruri masrafları, hilafına bir hüküm bulunmadıkça tebligatın yapılmasını istiyen peşin olarak öder. Tebligat masrafları kesin olarak tayin edilemezse avans olarak alınıp bilahare mahsubu yapıldıktan sonra bakıyesi iade edilir.
Tebliği çıkaracak merci tarafından tayin olunan mehil içinde gerekli masrafı vermeyen, talebinden sarfınazar etmiş addolunur. Zaruri sebeplerden dolayı bu mehile riayetsizlik halinde yeni bir mehil verilir.
Adli müzaherete nail olanların, yukarıki fıkra mucibince vermeleri icabeden ücret veya masraflar, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere alakalı mercilerce ödenir.
Yabancı elçilik ve konsolosluklardan gönderilen evraka ait ücret veya masrafın bu elçilik veya konsolosluklardan talep edilebilmesi, anlaşmalar hükümlerine ve mütekabiliyet esaslarına tabidir.
Yabancı memleketlerde yapılacak tebligat ücretleri, 37 nci madde mucibince ilan edilecek cedveldeki esaslara göre tebligatı çıkaran merci tarafından alınır.
TEBLİĞ EVRAKININ KAYBEDİLMESİ HALİNDE MASRAFLAR
Tebligat Kanunu’nun 6. maddesinde tebligat evrakının kaybedilmesi halinde masraf ve ücretlerin ne şekilde karşılanacağı hükme bağlanmıştır. Tebligat Tüzüğü’nün konuyu düzenleyen 7 maddesi uyarınca tebliğ evrakının yeniden tanzim ve tebliği için gerekli masrafmiktarı ile sınırlı olmak üzere Posta Kanunu’nun taahütlü maddelere ilişkin hükümlerine göre tazmin edilecektir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 6 – PTT İşletmesi (…)(1) mücbir haller dışında her hangi bir sebeple zıyaa uğrayan tebliğ evrakının yeniden tanzim ve tebliği için gerekli masraflar, Posta Kanununun taahhütlü müraselata mütaallik hükümlerine göre ödenir.
Telgraf servisinde zıya veya gecikme vukuunda Telgraf ve Telefon Kanunu hükümleri tatbik olunur. 
Uçak, telgraf ve diğer vasıtalarla tebligat ve ücretleri: 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 7 – PTT İşletmesine tevdi edilen tebliğ evrakı, mücbir haller dışında ziyaa uğrarsa, Posta Kanununun taahhütlü maddelere mütaallik hükümlerine göre tazmin edilir. Şu kadar ki verilecek tazminat, tebliğ evrakının yeniden tanzim ve tebliği için gerekli masrafların miktarından fazla olamaz.
Tebliğ evrakı, postaya (Değerli) olarak verilirse, ziyaı halinde tazminat, Posta Kanununun değerli maddeler hakkındaki hükümleri mucibince ödenir.
Telgraf servisinde zıya veya gecikme vukuunda Telgraf ve Telefon Kanunu hükümleri tatbik olunur.
7- TEBLİGATIN YAPILMA MASRAFLARI
Tebligat Kanunu’nun 7. maddesinde tebligatın uçala veya diğer seri vasıtalarla yapılmasının şartları düzenlenmiştir. Buna göre tebligatın bu vasıtalardan hangisi ile yapılacağı ilgilinin talebi üzerine veya resen mahkeme başkanı, hakim veya tebligatı çıkartacak merci tarafından tespit olunur.
Tebligat Tüzüğü’nün 12. maddesinde ise; çıkartılacak davetiyelerde duruşma günü ile davetiyeyi çıkartma tarihi arasında bulunması gereken asgari süreler belirlenmiştir. Buna göre; tayin edilecek müddet, tebliği çıkaran merciin bulunduğu köy veya belediye hududu dahilinde tebligat yapılacak sa 3 günden, köyde veya aynı vilayetin diğer bir kazasında tebligat yapılacaksa 15 günden, diğer bir vilayet içinde tebligat yapılacaksa bir aydan az olmaz. 
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 7 – Tebligat uçakla veya postada kullanılan diğer seri veya hususi vasıtalarla veya muhtelif işaretli telgraflarla da yaptırılabilir.
Tebliğin bu vasıtalardan hangisiyle yapılacağı alakalının talebi üzerine veya re`sen mahkeme reisi, hakim veya tebliği yaptıracak diğer merciler tarafından tensip edilir. Bu takdirde bunlara ait ücretler, PTT ücretleri tarifesine göre bu vasıtalarla tebliği istiyenden tebliğ ücretinden ayrı olarak alınır. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 8 – Tebligat uçakla veya postada kullanılan diğer seri ve hususi vasıtalarla veya muhtelif işaretli telgraflarla da yaptırılabilir.
Tebliğin bu vasıtalardan hangisiyle yapılacağı alakalının talebi üzerine veya re’sen, mahkeme reisi hakim veya tebliği yaptıracak diğer merciler tarafından tensip edilir.
Alakalının yazılı bir müracaatı yoksa, talebi, ilgili evrak üzerine yazılarak kendisine imza ettirilir. Gerek alakalının talebi gerek re’sen görülen lüzum üzerine birinci fıkrada yazılı vasıtalardan biri ile tebligat yapılabilmesi için, ikinci fıkrada yazılı merci tarafından mucip sebebin evrak üzerinde gösterilmesi lazımdır. 
T.T. Madde 9 – Tebligat re’sen veya talep üzerine 8 inci madde mucibince yapıldığı takdirde bunlara ait ücretler, PTT ücretleri tarifesine göre tebliği isteyenden tebliğ ücretine ilaveten alınır.
T.T. Madde 12 – Tüzüğün 8 inci maddesinde sayılan vasıtalarla yapılanlar dışındaki her nevi tebliğ evrakı ve davetiyelerin alakalılara ulaşması ve alakalıların tebliğin veya davetiyenin icaplarını yerine getirebilmesi için bu evrakı çıkaran merci tarafından tayin edilecek müddetin hesabında; evrakın gönderileceği mahallin yakınlık veya uzaklığı, mevsimin yaz veya kış olması, nakil vasıtalarının durumu gibi hususlar nazara alınır. Bu suretle tayin edilecek müddet, tebliği çıkaran merciin bulunduğu köy veya belediye hududu dahilinde tebligat yapılacak sa 3 günden, köyde veya aynı vilayetin diğer bir kazasında tebligat yapılacaksa 15 günden, diğer bir vilayet içinde tebligat yapılacaksa bir aydan az olmaz. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ÖZET : Telgrafların tebliği, Tebligat Kanununa tabi olmadığından bizzat davalıya verilmeyen ihtarların haklı olduğu kabul edilemez. Bu nedenle bir kira yılında iki haklı ihtar olgusunun gerçekleşmediğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekir.” (T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 30.04.1997E. 1997/6-87 K. 1997/366)
TEBLİĞ EVRAKININ NÜSHALARI VE MAKBUZ VERİLMESİ
Tebligat Kanununun 8. maddesinde tebliğ evrakının nasıl düzenleneceği belirlenmiştir. Buna göre; tebliğ olunacak her tür evrak, biri dosyasına konulmak ve diğerleri tebliğ edilecek kimselere verilmek üzere yeteri kadar nüshadan oluşur. Bu nüshalarda iş sahibinin veya vekilinin imzası bulunur. Tebliğ olunmak üzere yetkili mercilere verilecek evrakın her nüshasına bu mercilerce, verildiği tarih yazılır ve istenirse makbuz verilir. Her nevi evrakın tebliğine veya davetiyelere ait tebliğ mazbataları dosyasına konur.

    ELEKTRONİK TEBLİGAT:
    Madde 7/A - (Ek madde: 11/01/2011-6099 S.K./2.mad.) (*)
    Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir.
    Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.
    Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
    Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 8 – Tebliğ olunacak her nevi evrak, biri dosyasında konulmak ve diğeri tebliğ edilecek kimselere verilmek üzere lüzumu kadar nüshadan terekküp eder. Bu nüshalarda iş sahibi veya vekilinin imzası bulunur.
Tebliğ olunmak üzere salahiyetli mercilere verilecek evrakın her nüshasına bu mercilerce, verildiği tarih yazılır ve istenirse makbuz verilir. 
Her nevi evrakın tebliğine ve davetiyelere ait tebliğ mazbataları dosyasına konur.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 10 – Tebliğ olunacak her nevi evrak, biri dosyasına konulmak ve diğeri tebliğ edilecek kimselere verilmek üzere lüzumu kadar nüshadan terekküp eder. Bu nüshalarda, iş sahibi veya vekilinin imzası bulunur. Re’sen yapılan tebligata ait evrakı, tebliği çıkaran merciin salahiyetli memuru imzalar.
Tebliğ olunmak üzere salahiyetli mercilere verilecek evrakın her nüshasına bu mercilerce, verildiği tarih yazılır ve istenirse makbuz verilir.
Her nevi evrakın tebliğine ve davetiyelere ait tebliğ mazbataları dosyasına konur. 
9- DAVETİYENİN İHTİVA EDECEĞİ KAYITLAR
Tebligat Kanunu’nun 9. maddesinde davatiyenin içermesi gereken kayıtlar belirlenmiştir. Bu kayıtları çermeyen davetiyenin hukuken geçerli sayılması ve sonuç doğurması mümkün değildir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 9 – Davetiye aşağıdakı kayıtları ihtiva eder:
1. Tarafların ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile ikametgah veya mesken yahut iş adreslerini,
2. Anlaşılacak şekilde kısaca tebliğin mevzuunu,
3. Davet edilen şahsın hangi mercide ve hangi gün ve saatte hazır bulunması lazımgeldiğini ve bu merciin yerini,
4. Kanunlarına göre davetiye ve celpnamelere derci icabeden sair hususları,
5. Davetiyeyi çıkaran merciin mührünü ve mahkeme başkatibinin ve diğer mercilerde salahiyetli memurun imzasını. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 11 – Tebligat Kanununun 9 uncu maddesinde yazılı kayıtları ihtiva etmek üzere tanzim olunacak davetiyelerin şekli, bu Tüzüğe ekli 1 numaralı örnekte gösterilmiştir.
Davetiyenin I inci sahifesi
——————————————————————-
| (Örnek No. 1 – Tebligat Tüz. M.11)|
| |
| T. C. |
| ………………………… |
| ………………………… —————- —————- |
| Dosya No. | | | | |
| | | | | |
| | | | | |
| | | | | |
| | | | | |
| | | | | |
| TAAHHÜTLÜ —————- —————- |
| No. |
| |
| Adres: |
| ………………………………… |
| ………………………………… |
| ………………………………… |
|———————————————————————
| Not: Bu kısma davet edilen şahsın adresi yazılacaktır. |
———————————————————————–
Davetiyenin 2 nci sahifesi (birinci sahifenin arkası)
——————————————————————————-
| D A V E T İ Y E |
| |
| Tarafların ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin: |
| —————————————————- |
| Adı ve soyadı : ………………………………………………. |
| Adresi : ………………………………………………. |
| Adı ve soyadı : ………………………………………………. |
| Adresi : ………………………………………………. |
| Adı ve soyadı : ………………………………………………. |
| Adresi : ………………………………………………. |
| |
| Tebliğin mevzuu : ……………………………………………….|
| Hazır bulunulması lazım gelen: |
| Yer : ………………………………………………. |
| Tarih : ………………………………………………. |
| Gün : ………………………………………………. |
| Saat : ………………………………………………. |
| Kanunlara göre derci icabeden sair hususlar: |
| |
| Resmi mühür ve imza |
——————————————————————————-
Not: Davetiyenin 3 üncü sahifesi örnek No. 3 ün birinci sahifesinin, davetiyenin dördüncü sahifesi örnek No. 3 ün 2 nci sahifesinin aynı olacaktır. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“… Bilindiği üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunun 9. maddesi adreslerin eksik yazılmamasını, 10. maddesi tebligatın tebliğ yapılacak şahsa muhatabın bilinen son ardesinde yapılmasını, 23/3. maddesi ise tebliğ mazbatasının alıcının adını, soyadını ve adresini ihtiva etmesini öngörmektedir. Öte yandan 10/2. madde de “kendisine tebligat yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir” hükmü ile tebligatın kural olarak o kişinin adresi olan yerde bizzat kendisine yapılabileceğini açıklamış; müteakip maddelerde de tebligat yapılacak kişinin o adreste oturması veya çalışmakta bulunması şartıyla tebligatın verilebileceği kimseleri belirlemiştir. Şu halde belirtilen adreste oturmayan veya çalışmayan kişiye ulaştırmak üzere tebligat o adreste bulunan başka bir kişiye yapılamaz. Bu maddelere göre Tebligat Kanunun 9. maddesine aykırı olması ve tebligat yapılacak şahsa bizzat hitap etmemesi sebebiyle aracı adı ile çıkartılan ( yani “…eliyle…” ibaresini taşıyan ) tebliğ evrakı usule uygun değildir.
Olayda; dava dilekçesi ve duruşma gününü ihtiva eden davetiye “…yeni Belediye dükkanları kapalı Cezaevi karşısı Ali eliyle Haşim Akşehir” adresine tebliğe gönderilmiş, tebligat birlikte çalışır patronu Mustafa imzasına verilmiştir.Tebligatı alan patron Mustafa’nın muhatapla mı birlikte çalıştığı, yoksa aracı olarak gösterilen kişiyle mi birlikte çalıştığı mazbatada belirtilmemiştir. Bu hal davalının savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır. Davalı kanuna uygun biçimde davet edilmeden işin esasına girilerek hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırıdır ( HUMK.73).(T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 08.02.2000 E. 1999/13878 K. 2000/1378)
10- BİLİNEN ADRESTE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 10. maddesinde tebligatın şahsın bilinen en son adresinde yapılacağını; ancak kendisine tebliğ yapılacak kişinin başvurusu veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılmasının yasal ve geçerli olduğunu hükme bağlamıştır. Adres dışında yapılan tebligatın, muhatabın bizzat kendisine yapılması zorunludur. Yani muhatabın adresinden başka bir yerde, aynı taçı altında oturan yakın akrabalara veya daimi işçiye veya birbaşkasına yapılan tebligat geçerli değildir. Ancak tebligat yapılacak kişi er veya erbaş rütbesindeki asker kişi veya velayet yahut vesayet altındaki bir kişi ise adreste bizzat kendisine tebligat yapılmış olması tebligatı geçersiz kılar. Bu durumdaki kişiler için Tebligat Kanunu’nun ilgili hükümleri doğrultusunda işlem yapılmalıdır.
11/01/2011 Tarih 6099 S.K. 3. maddesiyle getirilen ek düzenlemeyle bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilerek tebligatın buraya yapılması hükme bağlanmıştır.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 10 – Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir.
    (Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./3.mad.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 13 – Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa kendi müracaatı,diğer alakalıların bildirmesi, mevcut vesaik tahkikat veya sair suretlerle bilinen en son adresinde yapılır.
Tebligat yapılacak adresin takdiren tesbit edilmiş olması lazımdır. Gösterilen adreste tebligat yapılmayan ahvalde, tebligatı çıkaran merci tarafından metebligatı çıkaran merci tarafından memurların ve diğer meslek ve sanat erbabının adresleri mensup oldukları teşkilattan, avukatlarınki barodan veya Adliye Vekaletinden, askeri şahısların adresleri askerlik şubesi, Milli Müdafaa Vekaleti gibi salahiyetli mercilerden sorulur.
Bu merciler sorulan adresi en kısa zamanda ve sahih olarak bildirirler. 
T.T. Madde 14 – Bir şahsa, adresinden başka bir yerde tebligat yapılabilmesi, o Şahsın kabulüne mütevakkıftır. 
Tebliğ yapılacak şahıs, tebliği çıkaran mercie veya PTT merkezine veyahut tebliğ memuruna müracaat ederse kendisine tebligat yapılır. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“… Üçüncü kişi vasıtanın haczi üzerine istihkak iddiasında bulunmuş, İİK`nun 97. maddesi gereğince muamele yapılıp iddiasının kabulüne ve takibin teminat mukabili talikine karar verilmiş, üçüncü kişi teminatı göstermiştir. Uyuşmazlığın halli, süresinde dava açılıp açılmadığı ile ilgilidir. İİK`nun 97. maddesi 6. fıkrasına göre bu kararın icra dairesinde istihkak müddeisi vekili tarafından tebellüğ edildiği, imzası ile belirtilmiş, hatta takibin talikine ait kararın takip alacaklısı vekiline tebliği de istenmiştir. Bu tebligat gerek istihkak müddeisi vekilinin beyanına gerekse Tebligat Kanunu`nun 10. maddesine göre 97. maddenin 6. fıkrasındaki tebliğidir. Bu tarihten itibaren yedi gün içinde dava açılmadığından üçüncü şahıs istihkak müddeisi alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. Açıklanan nedenlerle alacaklı şikayetinin kabulüne karar verilmek gerkirken reddi isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden…” (T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 10.02.1988 E. 1987/4661 K. 1988/1238)
“…Tebligatın kanunda gösterilen biçimde yapılması tebligat işleminin geçerlilik şartıdır “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır” ( Tebligat Kanunu mad.10).
Yabancı mahkeme boşanma kararının tenfizine ilişkin 20.03.1991 günlü 1990/330-1991/189 sayılı kararı, Davalı S.`ye, … mahallesi … sokak, 10/4 Eskişehir adresinde bizzat, 06.04.1991 günü tebliğ edilmiştir.
08.04.1991 günü açılan bu davada gösterilen … mahallesi … Sokak, No:10 adresinde davacı B.`in oturduğu, 04.03.1991 günlü tedbir isteğini havi dilekçede belli olduğu gibi yukarıda sözü geçen kararda da bellidir. Şu halde davalıya ait olmayan bir adreste yapılan tebligat usulsüz olup, savunma hakkını kısıtlayıcı niteliktedir. Davalıya usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edilmeden, iddia ve müdafaalarını beyan etmesi için kanuni şekillere tevfikan davet edilmeden ( HUMK.73 ) hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…” ( T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 02.03.1992 E. 1992/2165 K. 1992/2419)
“…. Kendisine tebligat yapılacak kimse geçici olarak adresinde bulunmazsa tebligat kendisiyle birlikte oturan aile efradına yapılır ( Tebligat Yasası m. 16 ). Aile efradı kavramı geniş anlamda aileyi kapsamaktadır ( M.K.`un 318 ). Buna göre karı koca hısım ve evlatlık gibi birlikte oturan kimseler aile efradı sayılır. Buna yapay ( Sıhrı ) hısımlıkta dahildir. Bütün bunların yanında tebligatın geçerliliği için tebliği alacak kişinin o aile ile birlikte oturmuş orayı adres olarak seçmiş olması da zorunludur.
Somut olayda davalıya çıkan tebligat boşanma davası nedeniyle kavgalı olduğu eşi davacının kız kardeşine ( görümce ) yapılmıştır. Davalının tebligatı alan görümcenin evini adres olarak gösterdiği veya orada eylemli olarak oturduğu da belirlenmemiştir. Olayın özelliği ve hayatın olağan akışının gerektirdiği davranış biçimi yönünden de davalının görümcesinin yanında oturduğunu orayı adres olarak belirlediğini kabule elverişli değildir.
O halde davalının tebligat sırasında görümce evinde oturup oturmadığını oturuyorsa buranın tebligat için geçerli adres ve görümcenin aile efradından sayılıp sayılmayacağı araştırılıp tebliğin geçerliliği hakkında görüş belirtilmeden, gerekçe gösterilmeden geçerli kabulü ile davalının yokluğunda hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…” ( T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 23.10.1992 E. 1992/9272 K. 1992/10174)
“….”Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır”( Tebligat Kanunu m.10). Nüfus Kanunu`nun 4. maddesi; “her Türk, Türkiye`de ikametgahının veya sonradan ikametgah edindiği yerin nüfus memurluğuna kendisini yazdırmaya ve bir nüfus cüzdanı almaya mecburdur” kuralını getirmiştir. Bir kimsenin ikametgahı, karine olarak onun nüfusa kayıtlı olduğu yerdir. Taraflar … nüfusuna kayıtlıdırlar. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davalı kocanın adresinin nüfusa kayıtlı olduğu …`dan da araştırmak, karar kartonundanda kesinleşmediği anlaşılan boşanma karar örneğini almak ve burada gösterilen en son tebligat adresini tesbit etmek, bu adreste de tebliğin imkansız olması halinde ilanen tebligat yoluna gitmekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…”( T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 26.05.1993 E. 1993/5022 K. 1993/5566)
“…Bir kimsenin ikametgahı, karine olarak onun nüfusa kayıtlı olduğu yerdir. Taraflar … nüfusuna kayıtlıdırlar. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davalı kocanın adresinin nüfusa kayıtlı olduğu …`dan da araştırmak, karar kartonundanda kesinleşmediği anlaşılan boşanma karar örneğini almak ve burada gösterilen en son tebligat adresini tesbit etmek, bu adreste de tebliğin imkansız olması halinde ilanen tebligat yoluna gitmekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…”( T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 26.05.1993 E. 1993/5022 K. 1993/5566)
“… Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır (Tebligat Yasası m. 10 ). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder ( Tebligat Yasası m. 28 ). Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir. İlgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini barodan Adliye Bakanlığı`ndan; askerse, askerlik şubesinden, Savunma Bakanlığı`ndan sorarak öğrenmeye çalışır (Tebligat Tüzüğü m. 13 ). Tebligat Tüzüğünün 13. maddesine göre yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise o halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Tebligat Tüzüğü m.46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir.
Ancak, belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, Tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği ilk cümlede vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşların içinde adres tesbitinin yapılabileceği Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye, Sivil Savunma gibi kuruluşlarda vardır.
Davada, savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir.
O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması soruşturmanın çok yanlı ve özellikle kanuni karine ile tesbit edilen ikametgahından yapılması gerekir.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır ( Tebligat Tüzüğü m.47/2 ). Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebligi çıkaran mercün herkesin kolayca görebileceği bir yerinde ( mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırılmasıyla yetinilerek, adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
Diğer yönden, tebligatın mahkeme divanhanesinde yasal kurallara uygun olarak askıya çıkarılmamış olması da kanuna aykırıdır ( Tebligat Kanunu m.29 ).
İlanen tebligat en son başvurulacak bir çaredir. O nedenle, adres araştırılmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması zorunluluğu açıktır.
HUMK.nun 73. maddesi uyarınca taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunma için mahkemeye çağırılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz. Davacının 13.01.1993 tarihinde eşine karşı müessir fiilde bulunduğu, şikayet dilekçesinde kadının adresinin açıkca gösterildiği anlaşılmaktadır. Bu adresin koca tarafından bilindiği de açıktır. Bilinen bu son adresten araştırma yapılmaması da doğru olmadığı gibi, açıklanan biçimde ilan mahkeme divanhanesine asılmamıştır. Bu suretle davalının usulüne uygun olarak çağrılmadığı, savunma hakkının kısıtlandığı anlaşıldığında, yokluğunda yapılan tahkikat sonunda oluşturulan hükmün bozulması gerekmiştir….” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 13.09.1994 E. 1994/6088 K. 1994/7993 ) (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 24.06.1994 E. 1994/5855 K. 1994/6458)
Davacılar zilyetliğe dayanarak dava açtığına göre, davalı Hazine’ye karşı zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına gerçekleştiğinin ispat külfeti davacılara düşer. Davanın niteliğine göre zilyetlik tanıklarının mahallinde dinlenilmesi gerekir. Bu itibarla, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesi hükmü gereğince davacılar keşif giderlerini karşılamak zorundadır. Diğer taraftan Tebligat Kanununun 10. maddesine göre taraflara yapılacak tebligatlar bilinen en son adreslerine yapılır. Davacıların bilinen son adresleri dava dilekçelerinde bildirdikleri adrestir. Dava dilekçesinde yazılı adresin değiştiğini davacılar duruşma sırasında mahkemeye bildirmemişlerdir. Mahkemece bu yön gözönünde tutularak keşif giderlerinin yatırılması için yapılan tebligat dava dilekçesindeki adreslerine çıkartılmış, çıkartılan tebligat davacı Fevzi’nin yeğeni, diğer davacıların kardeşi olan ve birlikte oturdukları tebligata verilen meşruhattan anlaşılan Hacı’ya yapılmıştır.
SONUÇ : O halde, bu şekilde yapılan tebligatta usulsüzlük yoktur. Davacılar öngörülen süre içerisinde keşif giderlerini özürsüz olarak karşılamamışlardır. Böylece iddialarını kanıtlayamamışlardır. Bu durumda yazılı biçimde hüküm kurulması isabetlidir.( YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ T. 19.01.1995 E. 1993/2566 K. 1995/195) 
“…Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi; iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. HUMK.`nun 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme; tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin ( davetiyenin ) davadaki önemi büyüktür.
Asıl olan, tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde, taraflar yargılamaya katılmasalar bile, mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine Usulün olanak tanıdığı hallerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir.
Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen son adresinde yapılır. Ancak, tebliği alacak kişinin müracaatının bulunması, kabulü koşuluyla her yerde yapılabilir(Teb. K. m.10 ). Tebligatı, tebliğ muhatabı adına almaya yetkili kimseler yasayla ayrıca belirtilmiştir. Bunlar; vekil, yasal temsilci, tüzel kişinin organları, kıta komutanları, amir ve memurlar, aynı çatı altında oturan aile bireyleri, hizmetçileri, daimi memurları vs. kimselerdir. Kendisine tebligat yapılacak kimse geçici olarak adresinde bulunmazsa, tebligat kendisiyle birlikte oturan aile efradına yapılır ( Teb, K. m. 16 ). Aile efradı kavramı geniş anlamda aileyi kapsamaktadır ( MK. m. 318 ). Buna göre, karı-koca, hısım ve evlatlık gibi birlikte oturan kimseler aile efradı sayılır. Buna sıhri hısımlık da dahildir. Bütün bunların yanında tebligatın geçerliliği için, tebliği alacak kişinin o aile ile birlikte oturmuş, orayı adres olarak seçmiş olması da zorunludur.
Somut olayda; davalı köy muhtarına tebligat çıkarılmış, ancak, başka bir köy muhtarı duruşmaya gelerek ilgisinin olmadığını bildirmiştir. Davacı vekili, asıl davalıya dava dilekçesini tebliğ ettireceğini söylediği halde, bu husus yerine getirilmeden yargılamaya devam edilmiş ve hüküm kurulmuştur. Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmadan yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASlNA,10.03.1997 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 10.03.1997 E. 1997/2693 K. 1997/3095)
“…ÖZET : Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir. Davada savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının davalının boşanmadan sonra nüfusa kayıtlı olduğu yer belirlenmeden zabıtaya davalının açık kimliği gösterilmeden yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir. O halde adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması soruşturmanın çok yanlı yapılması gerekir. Taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunma için mahkemeye çağırılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz.
KARAR : Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır ( Tebligat Yasası md. 10 ). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. ( Tebligat Kanunu m. 28 ) Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
Tebligat Yasasının 35. maddesine 15.6.1985 gün ve 3220 sayılı yasa ile bir fıkra eklenmiş ve daha önce kendisine tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurumu ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, ticaret sicillerine ve esnaf sanatkarlar siciline verilen en son adresteki değişiklikler hakkında da bu madde uygulanır kuralı getirilmiştir. Taraflar arasında geçen boşanma davasındaki davalının bildirilen adresi yalnız o dosya hakkında hüküm ifade eder. Maddede ifadesini bulan davalının bildirdiği adres olarak esas alınamaz. adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği ilk cümlede vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşların içinde adres tesbitinin yapılabileceği Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye, Sivil Savunma gibi kuruluşlarda vardır.
Şu halde davalının aşağıdaki açıklanan biçimde adresinin araştırılması zorunludur, ilgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini barodan Adliye Bakanlığından, Askerse askerlik şubesinden Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır ( Tebligat tüzüğü md. 13 ). Tebligat tüzüğünün 13. maddesine göre yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise o halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüz. m. 46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, Tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adresin bulunabileceği diğer yerlerden de sorularak tespitine çalışılmasını hükme bağlamıştır.
Davada savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının davalının boşanmadan sonra nüfusa kayıtlı olduğu yer belirlenmeden zabıtaya davalının açık kimliği gösterilmeden yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir.
O halde adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması soruşturmanın çok yanlı yapılması gerekir.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır. ( Teb. Tüz. m. 47/2 ). Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay sûre ile tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırılmasıyla yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
İlanen tebligat enson başvurulacak bir çaredir. O nedenle adres araştırılmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması zorunluluğu açıktır. j-
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi uyarınca taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunma için mahkemeye çağırılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz. Olayımızda davalının usulüne uygun olarak çağrılmadığı, savunma hakkının kısıtlandığı anlaşıldığından, yokluğunda yapılan tahkikat sonunda oluşturulan hükmün bozulması gerekmiştir…”(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 30.03.2000 E. 2000/3808 K. 2000/3900)
“MUHALEFET ŞERHİ :Davalının boşanma davasında bildirdiği adrese tebligat çıkarılması oradan ayrıldığı anlaşılıp tebligat ikmal edilmediği taktirde Tebligat Yasasının 35. maddesi 3220 sayılı kanunla eklenen son fıkra gereğince tebligat yapılmalıdır. İlanen tebligat yapılmasına katılmıyorum…”
VEKİLE VE YASAL TEMSİLCİYE TEBLİGAT
Tebligat Kanununun 11. maddesinin 1. fıkrasında vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise kanuni mümessillleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icap etmedikçe bu mümessillere yapılacağını hükme bağlamıştır. Kanuni mümessilleri bulunanlar veya bulunması gerekenler küçükler, kısıtlılar, kısıtlanması gerekenler, kandilerine o iş için kayyum atanmış bulunanlar ile kayyum atanması gerekenlerdir. Mesale18 yaşını doldurmamış bir çocuğa, bir akıl hastasına veya 1 yıl ve üzeri hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılmış ve infaza başlanmış kişiye veya gaip mal sahibine yapılması gereken tebligatlar varsa bu kişilerin yasal temsilcileri olan vasi, kayyum gibi kişilere yapılır, bu kişiler atanmamışlar ise atanmaları sağlanarak atanan yasal temsilcilere tebligat yapılır.
Vekalet, istifa, azil, vekilin ölümü , ehliyetini kaybetmesi ve iflası gibi hallerde sona erer.HUMK 68.Maddesine göre vekilin azledildiği tutanağa kaydedildiğinde veya azlin mahkemeye ulaşmasından sonra mahkeme azledilen vekile artık tebligat çıkartamaz.Çıkartırsa tebligat usul ve yasaya aykırı olur.
Velayet altındaki kimselere yapılması gereken tebligat bunların velilerine yapılır.
Vesayet altındaki kişiye yapılması gereken tebligat vasiye yapılmak durumundadır.Ehliyetsizlik halinde vasi atanmamışsa, ulusü dairesinde vasi atandıktan sonra, tebligat vasiye yapılır.Kendisine kayyum atanan kimse bakımından da tebligat kanuni mümessil olan kayyuma yapılır.Kendisine kanuni müşavir(yasal danışman) atanan kimseye yapılan tebligatta işi kanuni mümessil takip ediyorsa kanuni mümessile, kendisine kanuni mümessil atanan takip ediyorsa kendisine, her ikisi takip ediyorsa , her ikisine ayrı ayrı yapılmalıdır.
Tereke ile ilgili işlerde tebligat tereke temsilcisine yapılır.Apartmanın ortak sorunları bakımından bazı durumlarda yönetici yetkili kılınmıştır.Bu hallerde tebligatın yöneticiye yapılması zorunludur.(KMK 36/f maddesi)İflas eden kişinin iflas masasına giren malları açısından tasarruf ehliyeti kısıklandığından, bu malları ilgilendiren hususlarda tebligatın iflas dairesine yapılması gerekir.İsticvap ve yemin davetiyeleri vekile veya kanuni temsilciye değil, bizzat asile yapılmalıdır.
Tebligat asile yapılması gerekirken vekile veya kanuni temsilciye yapılmış ise ya da vekile ya da kanuni temsilciye yapılması icap ederken asile yapılmış ise; usulsüzlük teşkil eder ve geçersiz olur. Borçlunun umumi vekiline ödeme emri tebliğ edilemez. Ancak icraya konulan ilamda borçluyu vekil temsil etmiş ise, tebligat bu vekile yapılmalıdır. Davalı ortaklığa tebligat yapılması ve bu tebligatın yargısal tebligat olmaması durumunda Tebligat Kanunu Hükümleri değil , Posta Kanunu hükümleri uygulanır.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 11 – (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 – 3220/5 md.) Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine İlişkin hükümleri saklıdır. 
(Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./4.mad.) Avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar, resmî çalışma gün ve saatleri içinde yapılır.
Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır. 

    

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 15 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine dair hükümleri saklı kalmak üzere, tebliğ, vekile yapılır.
Vekil birden çoksa, tebliğin bunlardan birine yapılması yeterlidir. Birden çok vekile tebliğ yapılmışsa ilkine yapılan tebliğin tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. 
T.T. Madde 16 – Tebligat, kanuni mümessili bulunanların mümessillerine yapılır.
Kanuni mümessili olmayıp da bulunması gerekenlere usulü dairesinde kanuni mümessil tayini cihetine gidilir.
Kanunlara göre, kanuni mümessili bulunanların bizzat kendilerine tebligat yapılması icap ederse, mümessile tebligat yapılamaz. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“1 – İstinabeyle alınan savunmasında sanık, duruşmadan vareste tutulmasını istemiş bulunmasına göre, usulün 226. maddesince vareste tutulma kararı var sayılır.
2 – Bu durumdaki sanığa yapılan tebliğin değil, vekile yapılan tebliğin geçerli sayılması zorunludur…” ( YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 10.12.1973 E. 1973/8-526 K. 1973/785)
“…..7201 sayılı Tebligat Kanununun 11/1 madde ve fıkrası vekil marifetiyle takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır amir hükmünü içine almakta, aynı Kanunun 32. maddesinde; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebligata muttali olmuşsa muteber sayılacağı ve bu maddenin 2. fıkrasında da muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi addolunacağı hükmünü taşımakta ise de, konu olan davanın vekil ile takip edilen bir iş olduğunda tereddüt bulunmadığından sanık vekili avukat E.’nin “muhatap” olduğunun kabulüyle, tarafından usulsüz tebliğe ve hükme muttali olduğu tarihi bildiren yazılı bir irade açıklamasının evrak arasında mevcut olmaması nedeniyle temyiz süresinin geçirildiğinden söz edilemez.
………………. İncelenen dosyada belgelere bakıldığında iki gözü de kör olan sanık Ş. adına düzenlenen ve gıyabi hükmü taşıyan tebliğ evrakının 13/04/1974 gününde tutuklu bulunduğu Sivas Cezaevindeki adrese bizzat kendisine denilerek ve yalnızca tebliğ memurunun imzasının bulunduğu bir tutanakla ve sanığa parmak bastırılarak verildiği ve vekili adına çıkarılan aynı konudaki evrakın ise, adresin yeterli olmaması ve tanınmadığı gerekçesiyle geri çevrildiği 15/06/1975 tarihinde bu vekilin vekaletnamesindeki yetkiye dayanarak tayin ettiği avukat E. adına imzasız olarak düzenlenen 18/06/1976 günlü bir dilekçe ile temyiz edilmek için mahkumiyete ilişkin kararın kendisine verilmesi istendiği ve mahkemece bu istek yerinde görülerek Tebligat Kanununun 11. maddesine dayanılmak suretiyle olumlu bir kararla 28/06/1976 gününde gıyabi hükmün bu vekile tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanununun 11/1 madde ve fıkrası vekil marifetiyle takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır amir hükmünü içine almakta, aynı Kanunun 32. maddesinde; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebligata muttali olmuşsa muteber sayılacağı ve bu maddenin 2. fıkrasında da muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi addolunacağı, hükmünü taşımakta ise de konu olan davanın vekil ile takip edilen bir iş olduğunda tereddüt bulunmadığından Özel Daire görüşüne katılabilmek için sanık vekili avukat E.’nin “muhatap” olduğunun kabulü mümkün olsa bile, tarafından usulsüz tebliğe ve hükme muttali olduğu tarihi bildiren yazılı bir irade açıklamasının evrak arasında mevcut olması gerekmektedir.
Dosyada bulunan ve Özel Daire bu yolda bir beyan olarak kabul edilen 18/06/1976 günlü dilekçede ise sanık vekilinin imzası bulunmadığından bunun bu hususta yapılmış bildiri olarak nazarı dikkate alınması olanaksız görülmüştür.
Bu itibarla imzasız olması nedeniyle geçersiz olduğu kabul edilen 18/06/1976 günlü dilekçeye dayanılarak bu tarihte hükme muttali olduğu gerekçesiyle temyiz isteğinin reddine ilişkin olarak verilmiş olan kararın usul yasasına uymadığı anlaşıldığından Cumhuriyet Başsavcılığının bu sebeple yerinde görülen itirazının kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına karar verilmelidir.(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 04.10.1976 E. 1976/9-411 K. 1976/407)
“Vekil ile takip edilen davalarda tebliğler vekile yapılır ( 7201 sayılı Tebligat K. m.11 ). Bir kişinin birden çok vekili varsa, bunlardan herhangi birine tebliğ yapılması yeterlidir. Tümüne tebliğ zorunluğu yoktur. Herhangi bir sebeple birden çok vekile tebliğ yapılması halinde, ilk tebliğ tarihi kanun yoluna başvurmanın başlangıcı sayılır. Yani o tarihte kanuni süreler işlemeye başlar. Aksini düşünerek süre geçmesi suretiyle öbür taraf yararına doğmuş hakları zedelemeye yol açar. …” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 06.06.1978 E. 1978/4236 K. 1978/4546)
“…..İlamlı takipte, icra emri bildiriminin ilamda adı yazılı vekile -avukata- yapılması yasal zorunluluktur. ….. Takip ilama dayalıdır. İlamda aleyhine takip yapılan ( … ) A.Ş. davalı olup vekille temsil edilmiştir. İcra dosyasında ayrıca vekaletname bulunması gerekmez. Alacaklı masrafını verdiği takdirde mal beyanı yönünden ayrıca asile de icra emri çıkarılmasına mani yoktur. HUMK nin 62,68 ve 7201 sayılı Kanunun 11 ve Avukatlık Kanunu`nun 41. maddesi gereğince ilamda yazılı vekile icra emri çıkarılması gerekir. Bu yasal zorunluluk nedeni ile icra emrinin iptaline karar verilmek gerekirken itirazın reddi isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görülmekle merci kararının İİK.nin 366. ve HUMK.nin 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ),…”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 18.10.1983 E. 1983/5926 K. 1983/7631)
“…Duruşmada hazır bulunan ve temyiz yetkisi taşıyan sanık müdafiine tefhim olunan hükmün ayrıca hazır bulunmayan sanığa tebliğine yasal olarak gerek yoktur.Bu itibarla sanık müdafi,yüzüne karşı verilen hükmü temyiz etmez ve sanık da bu yönde bir itirazda bulunmazsa hüküm kendisine temyiz süresi geçtikten sonra tebliğ edilen sanık temyiz talebinde bulunamaz. ……….
Ceza Genel Kurulu`nda öncelikle sanık müdafiinin 27.12.1984 gününde yüzüne karşı, sanığın ise yokluğunda verilen hükmü sanık müdafii temyiz etmediğine göre sonradan sanığa yapılan tebligat üzerine vaki temyizinin geçerli olup olmadığının görüşülmesine karar verilerek, bu konuda yapılan görüşmelerde, ceza davasında temyiz süresi ve bunun başlama tarihi ile ilgili hüküm CMUK.`nun 310. maddesinin 1 ve 2. fıkrasında, tefhim ve tebliğ ile ilgili hükümler ise aynı Yasanın 33 ve müteakip maddelerinde gösterilmiştir.
CMUK.`nun 310. maddesinin 1. fıkrasında temyiz isteğini hüküm tefhiminden bir hafta içerisinde yapılabileceği belirtilmiş olup, buna göre; temyiz sanığın istek süresi tefhimle başlamaktadır. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hükmün tefhiminin sanığın gıyabında olması halinde temyiz süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiştir. CMUK.`nun 33. maddesinin 1. fıkrası alakadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararların okunması tefhim sayılıp, 2. fıkrası ise tefhim olunmayan kararların ilgiliye tebliğ edileceği hükmünü getirmiştir. Yasa hükmünün ( Alakadar ) deyiminden ise öncelikle ceza davası açılmış olunan sanığın kastedildiği, her türlü tereddütten uzaktır.
Öte yandan 7201 sayılı Tebligat Yasasının 11. maddesinde Rvekil ile takip edilen işte febligat vekile yapılır- hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının açıklanan bu maddeler ile tebligatla ilgili 7201 sayılı Yasanın 11. maddesi birlikte incelenipdeğerlendirildiğinde; müdafiin yüzüne, sanığın ise gıyabında kurulan hükmün uyarınca sanığa tebliğinin gerekmediği anlaşılmaktadır.
Zira 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 11. maddesine 3220 sayılı Yasa ile eklenen husus aynen RCeza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümlerini saklı tutmaya yöneliktir. Anılan yasada kararların sanıklara tebliğ edilmelerini zorunlu görmeyen hallerde kararın sanıklara tebliğine gerek bulunmamaktadır.-
Örneğin CMUK. 106, 364. maddelerine sanığa tebliğ zorunluğu vardır.
CMUK. 33. maddesine göre, alakadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararlar kendisine tefhim olunur. Diğer kararlar ise, tebliğ olunur. Prof. Dr. N. Kunter, Ceza Muhakemeleri Hukuku Kitabı`nda, mahkeme ve hakimlik kararlarının tebliği ilgilinin veya temsilcisinin yüzüne karşı ittihaz edilmeyen kararlar ilgiliye tebliğ olunur görüşüne yer vermiştir. -No: 285. S. 367-
Olayımızda sanığın vekili hazırdır. Hüküm ona duyurulmuştur. Eğer müdafii hazır olmasaydı tefhim yapılamadığından hükmün vekile tebliği gerekecekti.
Müdafi sanığın beraatine ya da hafif bir ceza görmesini sağlamak üzere yasal faaliyette bulunmakla yükümlü kamu görevi gören bir kimsedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun gerekçesinde aynen; Rmaznunun müdafii gibi kanuni mümessili ve maznun kadın ise kocası da kendiliklerinden kanun yoluna müracaat edebilirler- ( 1412 sayılı Kanunun Esbabı Mucibesi, 1937, Adliye Vekilliği Neşriyatı, Sayfa: 113 ).
Aynı konuda Prof. Tahir Taner ise, RMüdafii dahi kanun yollarına başvurabilir ve bu hususta sanığın muvaffakatı mevcut sayılır, ( Ceza Muhakemeleri Usulü, 1955, 3. Basım, Sayfa: 356).
Prof. Dr. Turhan Tufan Yücenin, Kanun Yolları İsimli Yapıtı`nın 25. sayfasında bu konuya değinirken RKunter`in kanaatince müdafide toplum adına müdafaa fonksiyonu ifa ettiğine göre sanığa bağlı olmadan kanun yolu davası açabilmelidir.- ( Kunter, Ceza Muhakemesi, S. 593 ).
Alman – Türk Ceza Muhakemeleri Usulü bu düşünceyi benimsememiş, bu konuda sanığın isteğine büyük önem vermiştir. Ancak, bu husustaki iradesinin hüküm ifade edebilmesi için sanık, kanun yoluna gitmek istemediğini mahkemeye veya savunucuya açıkça bildirmiş olması gerekir. Bu açıklama yapılmadan vaki olan kanun yoluna başvurma sanığın iradesine aykırı olsa bile hüküm ifade eder, Klein – mül – reit, P. 297, No: 3, 4-.
Ceza usulümüzün kaynağı olan Alman Kanunu`nun açıklayıcı Dr. Otto Schwarz`ın Rıfat Taşkın tarafından çevrilen yapıtında da aynen şu görüşe yer verilmiştir.
Eğer müdafi kanun yolların müracaat anına kadar cereyan eden muhakemelerde müdafaa vazifesini ifa etmiş ise, bu sıfatı ile kanun yollarına müracaat edebilir, başka suretle selahiyetini ispat etmesine gerek yoktur… Aksi ispat edilinceye kadar müdafii maznun tarafından kanun yoluna müracaata selahiyetli ad olunur- S. 540. Bu ilke CMUK.`nun 290. maddesinde Rmüdafi, sanığın açık arzusunda muhalif olmamak şartiyle kanun yollarına müracaat eyleyebilir.
Bu açıklamalar ışığı altında konuyu özetleyecek olursak, hukuk bilgilerinin görüşlerine, yasa koyucumuzun ( Müdafiin kendiliğinden kanun yoluna müracaat edebilir ) yolundaki gerekçesine göre ceza mahkemesinde sanığın yanında onu savunan, bu görevi mahkemece de kabul edilmiş olan ve 137. maddeye göre avukat veya dava vekilliği niteliği bulunan müdafi, artık sanığın savunmasını tümü ile üzerine aldığından sanık aleyhine verilen bir hüküm için kanun yoluna başvurması savunmanın ve usul yasasındaki savunmaya ilişkin yasal müessesenin gereği ve devamı olarak kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca duruşmada hazır bulunan ve temyiz yetkisi taşıyan sanık müdafiine tefhim olunan hükmün ayrıca hazır bulunmayan sanığa tebliğine yasal olarak gerek bulunmamaktadır. Bu itibarla sanık müdafi, yüzüne karşı verilen hükmü temyiz etmediğindenve hazır bulunmayan sanığında bu yolda bir itirazı olmadığından temyiz isteğinin reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk kararına katılmayan Üye M. Dinç ayrık oy yazısında;
( Çözümlenmesi gereken sorun, gıyabi hükmün, kamu davasının tarafı, sujesi ve cezanın sorumlusu olan sanığa behemal tebliğ edilip edilmeyeceği, sanığın hakkındaki bu hükümden mahkemece resmen ve usulünce haberdar edilip edilmeyeceği, tebligat yapılmışsa geçerli olup olmadığı kanun yoluna müracaat için öngörülen sürenin böyle bir tebliğ üzerine cereyan edip etmeyeceği, sanığın huzurunda sorgusunun yapılmış olmasına göre, müteakip duruşmalarda bulundurulmasına gerek görmeyen mahkemenin zımmen varestelik kararı vermiş sayılıp sayılmayacağına ilişkindir.
1 – Konuya daha sağlıklı yaklaşabilmek bakımından RVekil- ile RMüdafi- kavramları arasındaki farka değinmekte yarar vardır. Zira, kanımızca, uyuşmazlığın temelindeki neden budur.
Vekil ya da vekalet, Borçlar Kanunu`nun 386. maddesi paralelinde Türk Hukukuku Lügatında RVekalet bir akittiki, bununla vekil mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan veya kanunda zikredilen mukavele tiplerinden hiçbirine girmeyen herhangi bir hizmetin ifasını iltizam eder … vekalet, kaideten aktif ve pasif temsil kudretini tazammun eder- biçiminde tanımlanmıştır.
Aynı Lugata göre, RTemsilin tanımı da şudur RBir başkası namına bir hukuki muamele yapmak vakıasını ifade eden bir terimdir.-
Vekil ile takip edilen davalarda, yemin v.s. gibi müvekkilin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan işlemler dışında, müvekkil, vekil tarafından temsil edilir ve kural olarak bütün usul işlemleri vekil tarafından yapılır… Vekil, kural olarak müvekkilin talimatına uymakla yükümlüdür. R ( Prof. Dr. B. Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: 1, Ankara-1979 Sh: 871-873 ).
Görülüyor ki, vekil bağlımlıdır. Temsil ettiği kişinin talimatı ile hareket eden, temsil olunanın yokluğunda, vekaletnameye yeni temsil yetki belgesine dayanarak onun yerine geçip, onun namına onun işini yürüten bir kişidir.
Konuya CMUK. açısından bakıldığında, aşağıda belirtilecek isfisnalar dışında, RVekil- den çok farklı hukuki durumda ve farklı fonksiyonu olan, kanunumuzun tanımı ile Müdafii- ile karşılaşılmaktadır. Nitekim CMUK.`nun Müdafa- başlığını taşıyan onbirinci faslında ilk maddesi olan 136. maddesinde, Maznun tahkikatın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımına müracaat edebilir. Maznunun kanuni mümessilleri varsa onlarda maznuna bir müdafi intihap edebilirler.- denilmektedir. Kuşkusuz, istisnalar dışında diğer maddelerinde kanun, RVekil- den değil, RMüdafi- den sözetmektir. Gerçekten CMUK.`nun kural olarak benimsediği kurum, Rvekil- ya da Rvekalet- değil, Rmüdafi- ya da Rmüdafiliktir-.
Türk hukuk lugatında, müdafii R… Ceza usulü hukukunda, maznunun beraati veya hafif bir ceza ile cezalandırılması mevzuları üzerinde kanun namına faaliyette bulunmak vazifesiyle mükellef amme hizmeti gören bir uzuvdur- biçiminde tanımlanmıştır.
Mehazımız Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu şerheden Dr. Schwarz`a göre: Müdafi, mahkeme ve maznun karşısında müstakil bir vaziyete sahiptir. Mahkemenin ve maznunun arzuları ile bağlı değildir. Bunun içindirki, tebligat işlerinde ve keza duruşmada müdafi, maznundan ayrı bir mevkide tutulmuştur.- ( Dr. O. schwarz, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Şerhi Çev. Rıfat Taşkın- Ankara – 1939, Sh: 259, 260 ). Yine, Alman Şarihlerinden Dr. Löwe`nin düşünceleri de şudur: Müdafi, kaideten maznunun hususi imtiyazlara malik hukuki bir müşaviridir. Müdafi, maznunun bir aleti değildir. Belki onun mahkeme işleri için mütehassıs bir vasisidir; müdafi müşterisinin ifadesine mübayin beyanlarda, maznunun taleplerine aykırı isteklerde bulunabilir. Hatta müşterisinin reddetmesine rağmen af dahi isteyebilir ( Schwarz, age. Sh. 261 – 262 ).
Türk Doktrininde; Ord. Prof. Dr. Taner, Prof. Dr. Kunter, Fro. Dr. Erem ve Prof. Dr. Tosun eserlerinde, genellikle aynı görüşleri paylaşarak; müdafiin, sanığın mümessili olmadığını, bağımsız bir hukuki durum ve statüye malik bulunduğunu, sanığın temsilcisi olmadığı sürece müdafii, vekil olarak kabul etmenin mümkün olmadığını vurgulamışlardır. Kanun koyucunun görüşü ve buyruğu da bu doğrultudadır.
Bir ceza davasının, kanun ve mahiyeti gereği, vekil vasıtası ile takip ve sonuçlandırılmasına imkan bulunmamaktadır. Ancak, CMUK.`nun 90, 119, 227, 228/2, 258/5, 273, 279, 318, 356, 390. maddelerinde belirtilen hallerde, sanık duruşmada hazır olmadığı halde, hazırmış gibi sayılmasını sağlayacak şekilde kendisini bir temsilci ile temsil ettirebilir. Temsilci marifetiyle kendisi namına savunma yaptırabilir. İşte bu istisnai hallerde RMüdafii- den değil, Rvekilden- sözedilmelidir.
Gerçekten yukarıda sözü edilen, CMUK.`nun 136. maddesi gerekçesinde, kanun koyucu müdafa hakkı, müdafi ve hangi tahkikat safhalarına teşmili gerektiğini açıklarken, aynen: Makamı iddia ile müdafaa beyninda mevcut olması zaruri olan müsavat müdafaanın bütün tahkikat safhalarına teşmilini mecburi kılmaktadır- demek suretiyle, bir ceza davasında, şahıs olarak ( sanık-müdahil ) taraf sujeleri dışında, makam olarak da taraf sujeleri ( İddia makamı – C. Savcısı ) ve Müdafa Makamı (Müdafi ) olduğunu, bu iki makam arasında da zaruri bir eşitlik bulunduğunu belirtmiştir.
2 – Kanunumuzda, zımnen varestelik diye bir müessese mevcut değildir. Usul kanunları, kamu düzenini ilgilendirdiği için duraksamadan uygulanmalıdır.
CMUK.`nun 226. maddesinin, birinci fıkrasında; sanık veya vekaletnamesinde sarahat bulunması halinde müdafi isterse mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunma mecburiyetinden vareste tutabilir- hükmü getirilmiştir. Bu fıkranın gerekçesinde de; Maznunun bazı esbap iraesiyle vukubulacak talebine binaen mahkeme ispatı vücut etmekten kendisinin azade tutulabileceği vurgulanmıştır. Kanunun bu açık ve kesin hükmünden anlaşılacağı üzere, duruşmadan vareste kılınma halinin kabulü için öncelikle bir istek olması zorunludur.
Ön şart olan bu istek, açık seçik bir biçimde yapılmış olmalı ve ikinci şart olarak mahkemece de bu yolda olumlu bir karar verilmelidir. Bu itibarla, sanık veya yetkisi varsa müdafiinin, açıkça duruşmadan vareste tutulma talebi yoksa ve sanık duruşmaları takip etmiyorsa, bu hali, mahkemenin sanığın duruşmadan vareste kılınmasını zımmen kabul ettiği anlamında görmek mümkün değildir. Zira madde, böyle geniş yoruma elverişli değildir. Aksi halde CMUK.`nun 224/2. maddesi hükmünün hiçbir anlamı kalmaz. Esasen, duruşmadan vareste tutulsa bile, sanık müteakip celselere gelmiş olsa, huzura kabul edilecektir.
Duruşmasında bulunmak ve hakkındaki hükümden haberdar olmak sanık için bir haktır.
3 – CMUK.`nun Rkararın tefhim ve tebliği- başlığını taşıyan 33. maddesinde, ilgililerin yüzüne karşı verilen kararların tefhim olunacağı ve diğer kararların tebliğ edileceği esası kabul edilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde de: ( İttihaz olunan kararlar, maznun vicahında ise; tefhim, talebi halinde bir sureti verilmek ve gıyabında ise, kendisine tebliğ olunmak dahi mükerraratın muhtevasına ıttıla noktasından lüzumlu görülerek madde o yolda tertip olunmuştur ) denilmiştir. RHükmün ne suretle tefhim olunacağı- başlığını taşıyan 261. maddesinde, tefhimin yapılma şekli belirtildikten sonra, hükmün tefhimi sırasında sanığın hazır bulundurulacağı ve hükmün aleyhine kanun yolları varsa kendisine haber verileceği ilkesine yer verilmiştir. RTemyiz talebi ve süresi- başlığını taşıyan 310. maddesinde ise, hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu sürenin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir.
Öte yandan 3220 sayılı Kanunla değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 11. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre; RAncak Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.
Bu maddenin gerekçsinin konumuzla ilgili bölümü de aynen şöyledir:
Her hükmün ilgiliye bildirilmesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun ana ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Yasa koyucu bu konuda çok hassas davranmış, ilgililerin yasal haklarını kullanabilmeleri için sanıkların karar ve hükümlerden haberdar edilmelerini öngörmüştür. Bilindiği gibi, hukuk yargılamasındaki Rvekil- ile ceza yargılamasındaki Rmüdafi- kavramları birbirinden farklıdır. Vekil, müvekkilden ayrı ve bağımsız bir statüye sahip değildir, bağımlıdır. Temsil ettiği kişinin talimatıyla hareket eder ve onun yokluğunda onun yerine geçer, müdafi ise, sadece ceza davasında sözkonusudur. Bu itibarla, ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği geçerli saymak adalet ilkeleriylebağdaştırılamayacak bir durumdur.
CMUK.`nun ana ilkeleri ( madde: 33, 261, 310 ) ve yukarıda belirtilen gerekçesi birlikte ele alınıp incelendiğinde, Tebligat Kanunu`nun 11. maddesi hükmünün aksine bir yoruma elvermeyecek biçimde gayet açık olduğu görülmektedir. Gerek CMUK.`da ve gerekse Tebligat Kanununda kanun koyucu iradesini, amacını gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Kanunun bu sistemi, yukarıda değinildiği gibi, doktrin tarafından da ittifakla benimsenmiş ve savunulmuştur. Kanımızca, bu sistemin başta gelen özelliği, savunma hakkının teminatını oluşturmasıdır.
Bu sebeple çoğunluk görüşüne karşı olduğunu açıklayarak sanığın temyizinin geçerli olduğu ve işin esasının incelenmesi gerektiği yolunda oy kullanmıştır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer Başkan ve Üyeler ise: Savunucu, sanığın beraatine ya da hafif bir ceza görmesini sağlamak üzere yasal faaliyette bulunmakla yükümlü kamu hizmeti gören kimsedir.
Savunucu sanığın temsilcisi değil yardımcısıdır. Bu nedenle onun çıkarlarına zarar verecek işlemlerde bulunamaz, haklarının korunması için yasal hükümlerden, olanaklardan yararlanma çabasını göstermekle görevlidir ( Taner, S: 127 ).
Hükmün verilmesinden sonra temyiz isteği ilke olarak sanığa tanınmıştır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun üçüncü Kitab`ında kanun yollarını düzenleyen Birinci fasıldaki umumu hükümlerden, kanun yollarına müracaat hakkı başlığını taşıyan madde 289`da ( Adli kararlar aleyhine gerek Cumhuriyet Savcısı ve gerek sanık için kanun yolları açıktır. Cumhuriyet Savcısı sanık lehine olarak ta kanun yollarına müracaat edebilir- kuralına yer verildikten sonra 290. maddede müdafiin müracaat hakkı (müdafi, sanığın açık arzusuna muhalif olmamak şartıyla kanun yollarına müracaat eyleyebilir) hükmü yer almıştır.
Müracaat hakkından vazgeçilmesi ve tesiri başlıklı 295. maddenin 2. fıkrasında ise ( Müdafiin vukubulmuş bir müracaattan vazgeçebilmesi ayrıca hususi vekaleti haiz bulunmasına bağlıdır ) hükmü getirilmiştir.
Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku Kitabı`nın 732. sahifesinde müdafiden ayrıca, kendisine tebligat yapılan hallerde sanığın bu hakkı ( Kanun yoluna başvurma hakkı bu tebliğden başlar görüşüne yer verdikten sonra müdafide toplum adına müdafaa görevi yaptığına göre, sanığa bağlı olmadan kanun yolu davası açabilmelidir. Ancak kanunumuz müdafiin bu hakkını, doğrudan doğruya değil, sanığa bağlı olarak kabul etmiştir. Gerçekten müdafi, sanığın açık arzusuna muhalif olmamak şartı ile kanun yolu davası açabilecektir ( CMUK. 290 ). Demek ki, sanık isterse müdafiini bu haktan mahrum edebilecektir. Bu hüküm, müdafiin durumunun, henüz tamamen toplum namına müdafaa durumu olmadığını, sanığa rağmen sanığı müdafa edemediğini göstermektedir, demektedir.
3220 sayılı Yasa ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 11. maddesine 1 fıkra eklenmiştir. Değişiklikle ilgili olarak yasanın hükümet gerekçesinde CMUK. Rkararları tefhim ve tebliği- başlığı taşıyan 33. maddede, ilgililerin yüzüne karşı verilen kararların tefhim olunacağı ve diğer kararların tebliğ edileceği esası kabul edilmiştir.
Görülüyorki, her hükmün ililiye bildirilmesi, CMUK.`nun ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Kanun koyucu bu konuda hassas davranmış ilgililerin yasal haklarını kullanabilmeleri için sanıkların karar ve hükümlerden haberdar edilmelerini öngörmüştür.
Bilindiği gibi hukuk yargılamasındaki vekil ile C. yargılamasındaki müdafii kavramları birbirinden farklıdır. Vekil müvekkilden ayrı ve bağımsız bir statüye sahip değildir. Bağımlıdır. Temsil ettiği kişinin talimatıyla hareket eder ve onun yokluğunda onun yerine geçer müdafi ise, sadece ceza davasında söz konusudur.
Yargıtay CGK., 25.12.1978 gün ve 427/507 sayılı kararında belirtildiği üzere, duruşma vekil için değil sanık için yapılmaktadır. Akibeti de sanığın özgürlüğü veya mali durumu ile kısacası şahsı ile ilgili bulunmaktadır.
Bu itibarla ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek müdafiine yapılan tebliği geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamayacak bir durumdur.
İşte yukarıda belirtilen görüşlerin ışığı altında uygulamaya açıklık getirmek için 11. maddenin 1. fıkrası yeniden düzenlenmiş, CMUK.`nun kararların şahıslara tebliğ edilmesine ilişkin hükümleri saklı tutmuştur.
Tebligat Kanunu`nun 11. maddesinde yapılan bu değişiklik meclisce aynen kabul edilmiş, hükümet gerekçesinde ayrı olarak bir gerekçe gösterilmemiştir.
Hükümet gerekçesini meclis benimsediğinden, bu gerekçenin meclis gerekçesi olarakta kabulü yerinde olacaktır, görüşüyle gıyabı hükmü tebellüğ eden ve yasal sürede temyizde bulunan sanığın temyizinin geçerli bulunduğunu ve esasın incelenmesinin gerektiği yolunda oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle sanık müdafii yüzüne karşı kurulan direnme hükmünü temyiz etmediğinden ve hazır bulunmayan sanığın da bu yolda bir itirazı bulunmadığından temyiz isteğinin reddine, 03.03.1986 günlü birinci incelemede yasal çoğunluk sağlanamadığından 10.03.1986 günlü ikinci incelemede salt çoğunlukla karar verildi. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 10.03.1986 E. 1985/6-524 K. 1986/95)
“… İlamlı takibe konu olan ilamda, davanın vekille takip edildiği belli ise, icra emrinin vekile tebliğ edilmesi gerekir….”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 21.04.1986 E. 1986/2276 K. 1986/4619)
“KARŞI OY YAZISI İİK`nun 24. maddesi hükmüne göre ilamlı takipte genel ilke olarak icra emrinin borçluya tebliğinde yasaya aykırılık yoktur. Zira İİK`nun 338, 338/a maddeleri gereği mal beyanında bulunma mecburiyeti ve vekilin borçlu adına bilerek mal beyanında bulunma yetkisine sahip olmadığından bu açıdan tebligatın asile yöneltilmesi yerindedir. HUMK`nun 62. maddesi ilamı alan davacı alacaklı lehine vazedilmiş bir hükümdür. Tebligat Kanunu`nun hükümlerinin olayla bir ilgisi yoktur. Davayı borçlu adına takip eden vekillerin yetki sınırları belli değildir. İcra takip seyrine katılmamışlardır.
SONUÇ : Açıklanan durum karşısında merci kararının onanması gerekirken bozulması yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye S. ÖKTEMER”
“ÖZET : İİK`nun 24 ve sonraki maddelerinde, icra emrinin borçluya tebliğ edileceğine dair genel ilke konulmuştur.”( YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 11.02.1988 E. 1987/2849 K. 1988/1296)
“ÜYE S. ÖKTEMER`İN KARŞI OY YAZISI :
Olayda tartışılması gereken ve çözüm bekleyen husus, ilamlı icra takibinde icra emrinin, davalıya mı, yoksa ilamda bu kişinin vekili olarak yazılı avukata mı tebliğ edileceği noktasında toplanmaktadır.
İİK`nun 24 ve sonraki maddelerinde, icra emrinin borçluya tebliğ edileceğine dair genel ilke konulmuştur. Gerçekten yargılama aşamasından geçmiş, çoğu kez kesinleşmiş ilamda yükümlükler bellidir. Buna rağmen, ayrıca icra emrinin sadece vekile tebliğ edilebileceği şeklinde, kanunda yer almayan kural getirmek, aşırı himayeciliktir, çok kere iyi niyet kaidesine aykırıdır, takibi sürüncemede bırakır niteliktedir.
HUMK`nun 62. maddesi tek başına olaya çözüm getiremez, aleyhine takip yapılan kişiye icra emri tebligatını önler nitelikte değildir. Davada taraf vekillerine tebliğle ilgili 7201 Sayılı Kanunun 11, azille ilgili HUMK`nun 68. maddesi, Avukatlık Kanununun 41. maddesi de doğrudan alakalı değildir.
Olayda, vekaletname ibraz edilmediğine, vekaletin vüsatı bilinmediğine, umumi vekili olsa dahi takip seyrine katılmadığına göre, icra emri tebligatının borçlu asile yapılması yasaya uygundur.
Kaldı ki, alacaklı hem vekile hem asile tebligat çıkarmak külfet ve giderine katlanmak zorunda değildir. Yasa`da böyle bir yükümlülük yer almamıştır. Borçlunun mal beyanında bulunmamak gibi cezayı yaptırımı müstelzim hallerin suç sayılabilmesi de borçluya tebligatı zaruri kılmaktadır. Aksi fikrin kabulü İİK`nun 76,337,338 maddeleri fiilen mülga hale getirmek demektir.
Nitekim, öğreti dahi oybirliği halinde asile icra emri tebligatının geçerli olduğunda hem fikirdir. ( Prof. Dr. İ. Postacıoğlu, İcra Hukuku Esasları, SH. 92,93,632 – Prof. Dr. S. Üstündağ, İcra Hukuku Esasları , Sh. 422 – Prof. Dr. B. Kuru, İcra Hukuku, Sh. 61, İcra ve İflas Hukuku, Sh. 90, Av. Talih Uyar, İcra Hukukunda İlamlı Takipler ( Sh. 82,84 ).
SONUÇ : Açıkladığım gerekçe ile, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.”
“ÖZET : Çek karnesinin yetkisiz olduğu ileri sürülen kişiye banka tarafından mı yoksa hesap sahibi davacı tarafından mı verildiği, bankaca verilmiş olması durumunda bu kişinin davacı adına çek karnesi almaya ve çek keşide etmeye yetkisi bulunup bulunmadığı araştırılarak ve ayrıca ceza davasında çeklerin sahte olduğunun belirlenmiş olmasına ve mahkumiyet hükmünün mahkemeyi bağlayıcı nitelikte bulunduğuna göre tarafların müterafik kusurlu olup olmadığı da araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmelidir.
DAVA: Hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahaline gönderilmiştir. Bu kerre ikmalen gelmekle, dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davacı vekili; müvekkilinin yurt dışında bulunduğu sırada mali müşaviri bulunan dava dışı E.B. isimli şahsa, bu şahsın herhangi bir yetkisi olmadığı halde davalı banka yetkililerinin çek karnesi verdiklerini, onun da bazen kendi imzası ile, bazen de müvekkili imzasını taklit ederek üçüncü şahıslara çek keşide ederek müvekkili hesabından 10.000.000 TL`na yakın ödemeler yaptığını, davalı banka yetkililerinin E.B. ile işbirliği yaparak ve çeklerdeki imzaların müvekkiline ait olmadığı halde bu hususta bir inceleme yapmaksızın ödemelerde bulunduğunu ve davalının kusurlu olduğunu iddia ederek, fazlaya ve diğer çeklere ait hakları saklı kalmak üzere 08.07.1982 tarihli 500.000 TL ve 14.07.1982 tarihli 250.000 TL bedelli çeklerle ilgili müvekkili hesabından yapılan ödemeler nedeniyle toplam 750.000 TL`nın davalıdan yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının basiretli bir tacir gibi davranmadığını, çekleri saklamakta gerekli özeni göstermediğini, kaldı ki davacının mali müşaviri tarafından çeklerin keşide edildiğini bildiğini ve icazet verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, bilirkişi raporlarına ve toplanan kanıtlara nazaran 250.000 TL`lık çekteki imzanın davacıya ait olduğu, 500.000 TL`lık çekteki imza davacıya ait değilse de çek karnesinin iyi saklanması gerekirken iyi saklanmaması nedeniyle davacının tedbirli bir tacir gibi davranmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili 28.01.1986 tarihinde temyiz etmiş, mahkemece aynı tarihli kararla davacı temyizinin süresinde olmadığı gerekçesiyle davacı temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, temyiz isteminin reddine ilişkin mahkemenin 28.01.1986 günlü kararını temyiz etmiştir.
1 – Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş mahkeme kararı 25.11.1985 tarihinde kalemde davacı vekilinin katibi N.Ö. imzasına tebliğ olunmuştur.
Tebligat yasasının değişik 11. maddesi uyarınca vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Aynı yasanın 17. maddesi uyarınca belli bir yerde devamlı olarak meslek ve sanatını icra edenlere, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılır, 23/8. maddesi uyarınca da tebliğ mazbatasının tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun ve tebliğ memurunun imzalarını ihtiva etmesi lazımdır.
Davacı vekilinin katibi ismine karar tebliği yapıldığı belirtilen 25.11.1985 tarihli tebligatta, tebliği yapan memurun imzası bulunmadığı gibi, tebliği alan şahsın davacı vekilinin daimi müstahdemlerinden biri olduğu da belirtilmemiştir. Yukarıda belirtilen tebligat yasası hükümleri uyarınca kararın davacı vekiline tebliğ edildiğinin kabulü mümkün değildir. Belirtilen tebligat bu nedenle geçersiz olup davacı vekilinin temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulüyle, Mahkemenin 28.01.1986 tarihli olup davacı vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir.
2 – İşin esası yönünden yapılan incelemede ise Dava konusu çeklerin bulunduğu çek karnesinin davalı banka yetkililerince dava dışı şahsa usulsüz olarak verildiği, onun da bazen kendi imzasını kullanarak ve bazen de taklit imzalarla, bankadan bizzat aldığı çek karnesini doldurup davacı hesabından para aldığı iddia edildiğine göre, öncelikle dava konusu çeklerin bulunduğu çek karnesinin davalı bankadan davacı tarafından mı yoksa dava dışı mali müşaviri tarafından mı alındığı, çek karnesi makbuzu aslı görülerek ve gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tesbit edilmelidir.
Bu tesbit sonucu, çek karnesinin dava dışı mali müşavire bankaca verildiği anlaşıldığı takdirde bu şahsın davacı adına çek karnesi almaya ve keşide etmeye yetkisi bulunup bulunmadığı araştırılarak ve ayrıca ceza davasında çeklerin sahte olduğunun belirlenmiş olmasına ve mahkumiyet hükmünün mahkemeyi bağlayıcı nitelikte bulunduğuna göre tarafların müterafik kusurlu olup olmadığı da araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenle davacının temyiz isteminin reddine dair mahkemenin 28.01.1986 tarihli kararının bozularak KALDIRILMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 27.03.1989 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” ( YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ T. 27.03.1989 E. 1989/2114 K. 1989/1899)
“Vekil ile takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil marifetiyle kendisini savunan sanığa ancak, vekile tebligat imkanı bulunmayan hallerde tebligat yapılabilir ve hükmü temyiz olanağı doğar.” …
1 – Ceza davalarında temyiz süresi ile temyiz süresinin başlama tarihi CMUY.`nın 310., tefhim ve tebliğ ile ilgili hükümler ise 33 ve devamı maddelerinde yer almıştır. 310. maddenin I. fıkrasında, temyiz isteğinin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde yapılabileceği belirtilmiş olup buna göre, temyiz istek süresi tefhimle başlamaktadır. 2. fıkrada ise, hükmün tefhiminin sanığın gıyabında olması halinde, temyiz süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı, 33. maddenin 2. fıkrasında da tefhim olunmayan kararların ilgilisine tebliğ edileceği belirtilmiştir.
Öte yandan 7201 sayılı Tebligat Yasası`nın 11. maddesinde, “vekil ile takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır” hükmüne yer verilmiştir. Hükmü temyiz edebilme yetkisi, kamu davasının bütün aşamalarında sanığın savunmasını üstlenen vekilin yasal görevi içerisinde bulunmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası`nın açıklanan maddeleri ile Tebligat Yasa`nın 11. maddesi birlikte incelenip değerlendirildiğinde; yoklukta tefhim olunan kararın vekile tebliğ edilmesi gerektiği ve sanığa ayrıca yapılan tebligatın hukuken geçersiz olduğu sonucuna varılmıştır.
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu`nun 10.07.1940 gün, 7/75 sayılı Ceza Genel Kurulu`nun 16.09.1985 gün 178/461 ve 26.05.1986 gün, 561/298 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Olayımızda, 03.04.1989 günlü mahkumiyet hükmü sanık Ş. ve vekillerinin yokluğunda tefhim edilmiş, gerekçeli karar 21.04.1989 gününde, sanık vekili Av. O.`ya tebliğ edildiği halde vekil tarafından temyiz yoluna başvurulmamıştır.
Karar ayrıca, sanığa 01.05.1989 günü tebliğ olunmuş ve sanık tarafından temyiz edilmiştir. Vekil marifetiyle kendisini savunan sanığa ancak, vekile tebligat olanağı bulunmadığı takdirde tebligat yapılabilir ve hükmü temyiz olanağı doğar. Aksi düşünce tarzı Tebligat Yasası`nın 11. madesi ile İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararına aykırıdır. Bu nedenle sanığın temyiz isteminin reddine karar verilmelidir.
2 – Müdahiller ile vekillerin yokluğunda verilen karar müdahiller vekili Av. N.`ye 24.04.1989 tarihinde tebliğ edilmiş ve hüküm temyiz edilmemiştir.
Müdahillerin diğer vekili Av. P.`nin talebi üzerine 26.05.1989 günü tebliğ olunan karar 01.06.1989 tarihinde adı geçen ikinci vekil tarafından temyiz olunmuştur.
15.06.1985 tarihli Resmi Gazete`de yayınlanarak yürürlüğe giren 3220 sayılı Yasa ile değişik 7201 sayılı Tebligat Yasası`nın 11. maddesi ile “vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır” hükmü getirilmiştir.
Açıklanan şu hale ve Tebligat Yasası`nın 11. maddesi hükmüne göre, müdahil vekilinin temyiz istemi süresinde olmayıp CMUY.`nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir.
Sanığın temyiz isteminin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler:
“Çözümlenmesi gereken sorun gıyabi hükmün, kamu davasının tarafı, sujesi ve cezanın sorumlusu olan sanığa, behemahal tebliğ edilip edilmeyeceği, sanığın hakkındaki bu hükümden mahkemece usulünce haberdar edilip edilmeyeceği, tebligat yapılmışşa geçerli olup olmadığı, kanun yoluna müracaat için öngörülen sürenin böyle bir tebliğ üzerine cereyan edip etmeyeceği, sanığın huzurunda sorgusunun yapılmış olmasına göre, müteakip duruşmalarda bulundurulmasına gerek görmeyen mahkemenin zımmen varestelik kararı vermiş sayılıp sayılmayacağına ilişkindir.
1 – Konuya daha sağlıklı yaklaşabilmek bakımından “vekil” ile “müdafii” kavramları arasındaki farka değinmekte yarar vardır. Zira, kanımızca; uyuşmazlığın temelindeki neden budur. Vekil ya da vekalet BK.`nun 386. maddesi paralelinde Türk Hukuk Lügatında “Vekalet bir akittir ki, bununla vekil mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan veya kanunda zikredilen mukavele tiplerinden hiçbirine girmeyen herhangi bir hizmetin ifasını iltizam eder … vekalet, kaideten aktif ve pasif temsil kudretini tazammun eder” biçiminde tanımlanmıştır.
Aynı lügata göre, temsilin tanımı da şudur; “bir başkası namına bir hukuki muamele yapmak vakıasını ifade eden bir terimdir.”
Vekil ile takip edilen davalarda yemin, isticvap gibi müvekkilin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan işlemler dışında müvekkil, vekil tarafından temsil edilir ve kural olarak bütün usul işlemleri vekil tarafından yapılır. Vekil, kural olarak müvekkilin talimatına uymakla yükümlüdür ( Prof. Dr. Baki Kuru,Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.I, Ankara-1979, sh. 871-873 ).
Görülüyorki vekil bağımlıdır. Temsil ettiği kişinin talimatı ile hareket eden, temsil olunanın yokluğunda, vekaletnameye yeni temsil yetki belgesine dayanarak onun yerine geçip, onun namına onun işini yürüten bir kişidir.
Konuya Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu açısından bakıldığında, aşağıda belirtilecek istisnalar dışında “vekil”den çok farklı hkuki durumda ve farklı fonksiyonu olan, kanunumuzun tanımı ile “Müdafii” ile karşılaşılmaktadır. Nitekim CMUY.`nun “müdafaa” başlığını taşıyan onbirinci faslının ilk maddesi olan 136. maddesinde “maznun tahkikatın her hal ve dercesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımına müracaat edebilir. Maznunun kanuni mümessilleri varsa onlar da maznuna bir müdafi intihap edebilirler” denilmektedir. Kuşkusuz istisnalar dışında diğer maddelerinde kanun “vekil”den değil, “Müdafii”den sözetmektedir. Gerçekten CMUK.`nun kural olarak benimsediği kurum “vekil” ya da “vekalet” değil “müdafii” ya da “müdafiiliktir”.
Türk Hukuk Lügatında, müdafi “… Ceza Usulü Hukukunda, maznunun beraati veya hafif bir ceza ile cezalandırılması mevzuları üzerinde kanun namına faaliyette bulunmak vazifesiyle mükellef amme hizmeti gören bir uzuvdur” biçiminde tanımlanmıştır.
Mehaz Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu şerheden Dr. Schwarz`a göre “Müdafii mahkeme ve maznun karşısında müştakil bir vaziyete sahiptir. Mahkemenin ve maznunun arzuları ile bağlı değildir. Bunun içindir ki, tebligat işlerinde ve keza duruşmada müdafi, maznundan ayrı bir mevkide tutulmuştur.” ( Dr. O. Schwarz, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun Şerhi, Çev. Rıfat Tışkın, Ankara-1939, sh. 259-260 ).
Yine Alman Sarihlerinden Dr. Löwe`nin düşünceleri de şudur: “Müdafi, kaideten maznunun hususi imtiyazlara malik hukuki bir müşaviridir. Müdafi maznunun bir aleti değildir. Belki onun mahkeme işleri için mütehassıs bir vasisidir. Müdafi müşterisinin ifadesine mübayin beyanlarda, maznunun taleplerine aykırı isteklerde bulunabilir. Hatta müşterisinin reddetmesine rağmen af dahi isteyebilir” ( Schwarz age. sh. 261-262 ). Türk Doktrininde, Ord. Prof. Dr. Tamer, Prof. Dr. Kunter, Prof. Dr. Eren ve Prof. Dr. Tosun eserlerinde genellikle aynı görüşleri paylaşarak, müdafiin, sanığın mümessili olmadığını, bağımsız bir hukuki durum ve statige malik bulunduğunu, sanığın temsilcisi olmadığı sürece müdafi, vekil olarak kabul etmenin mümkün olmadığını vurgulamışlardır.
Kanun koyucunun görüşü ve buyruğu da bu doğrultudadır. Gerçekten yukarıda sözü edilen, CMUK.`nun 136. maddesi gerekçesinde, kanun koyucu; müdafaa hakkı, müdafi ve hangi tahkikat safhalarına teşmili gerektiğini açıklarken aynen; “Makamı iddia ile müdafaa beyninde mevcut olması zaruri olan müsavat müdafaanın bütün tahkikat safhalarına teşmiline mecburi kılmaktadır.” demek suretiyle, bir ceza davasında şahıs olarak ( Sanık-müdahil ) taraf sujeleri dışında “mahkum” olarak ta taraf sujeleri ( iddia Makamı -C. Savcısı ve müdafa makamı- müdafi ) olduğunu, bu iki makam arasında da zaruri bir eşitlik bulunduğunu belirtmiştir.
Bir Ceza davasının kanun ve mahiyeti gereği, vekil vasıtası ile takip ve sonuçlandırılmasına imkan bulunmamaktadır. Ancak, CMUK.`nun 90, 119, 227, 228/2, 258/5, 273, 279, 318, 356, 390. maddelerinde belirtilen hallerde, sanık duruşmada hazır olmadığı halde, hazırmış gibi sayılmasını sağlayacak şekilde kendisini bir temsilci ile temsil ettirebilir. Temsilci marifetiyle kendisi namına savunma yaptırabilir. İşte bu istisnai hallerde “müdafii” den değil “vekilden” sözedilmelidir.
2 – Kanunumuzda, “zımnen varestelik” diye bir müessese mevcut değildir. Usul Kanunları, kamu düzenini ilgilendirdiği için duraksamadan uygulanmalıdır.
CMUK.`nun 226. maddesinin 1. fıkrasında; sanık veya vekaletnamesinde sarahat bulunması halinde müdafi isterse mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunma mecburiyetinden vareste tutabilir, hükmü getirilmiştir. Bu fıkranın gerekçesinde de; Maznunun bazı eshap irdesiyle vukubulacak takibine binaen mahkeme ispatı vücut etmekten kendisini azade… tutabileceği” vurgulanmıştır. Kanunun bu açık ve kesin hükmünden anlaşılacağı üzere, duruşmadan vareste kılınma halinin kabulü için öncelikle istek olması zorunludur. Ön şart olan bu istek, açık seçik bir biçimde yapılmış olmalı ve ikinci şart olarak mahkemece de bu yolda olumlu bir karar verilmeidir. Bu itibarla, sanık veya yetkisi varsa müdafiinin, açıkca duruşmadan vareste tutulma talebi yoksa ve sanıkduruşmaları takip etmiyorsa, bu hali mahkemenin sanığın duruşmadan vareste bulunmasını zımnen kabul ettiği anlamında görmek mümkün değildir. Zira madde, böyle geniş yoruma elverişli değildir. Aksi halde CMUK.`nun 224/2. maddesi hükmünün hiçbir anlamı kalmaz. Esasen duruşmadan vareste tutulsa bile, sanık müteakip celselere gelmiş olsa, huzura kabul edilecektir.
Duruşmasında bulunmak ve hakkındaki hükümden haberdar olmak sanık için bir haktır.
3 – CMUK.`nun “kararın tefhim ve tebliği” başlığını taşıyan 33. maddesinde, ilgililerin yüzüne, karşı verilen kararların tefhim olunacağı ve diğer kararların tebliğ edileceği esası kabul edilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde de; “İttihaz olunan kararlar, maznun vicahında ise, tefhim, talebi halinde bir sureti verilmek ve gıyabında ise, kendisine tebliğ olunmak dahi mükarraratın muhtevasına ittila noktasından lüzumlu görülerek madde o yolda tertip olunmuştur” denilmiştir. “Hüküm ne suretle tefhim olunacağı” başlığını taşıyan 261. maddesinde tefhimin yapılan şekli belirtildikten sonra, hükmün tefhimi sırasında sanığın hazır bulundurulacağı ve hükmün aleyhine kanun yolları varsa kendisine haber verileceği ilkesine yer verilmiştir. Temyiz talebi ve süresi” başlığını taşıyan 310. maddesinde ise, hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu sürenin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir.
Öte yandan, 3220 sayılı Kanunla değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 11. maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre, “Ancak Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.”
Bu maddenin gerekçesinin konumuzla ilgili bölümü de aynen şöyledir:
“… Her hükmün ilgiliye bildirilmesi, CMUK.`nun ana ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Yasa koyucu bu konuda çok hassas davranmış ilgililerin yasal haklarını kullanabilmeleri için sanıkların karar ve hükümlerden haberdar edilmelerini öngörmüştür… Bilindiği gibi, hukuk yargılamasındaki “vekil” ile ceza yargılamasındaki “müdafi” kavramları birbirinden farklıdır. Vekil, müvekkilden ayrı ve bağımsız bir statüye bağlı değildir, bağımlıdır. Temsil ettiği kişinin talimatıyla hareket eder ve onun yokluğunda onun yerine geçer. Müdafi ise, sadece ceza davasında sözkonusudur. Bu itibarla, ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamayacak bir durumdur.
CMUK.`nun ana ilkeleri “Madde: 33, 261, 310.. ) ve yukarıda belirtilen gerekçesi birlikte ele alınıp incelendiğinde, tebligat Yasası`nın 11. maddesi hükmünün aksine bir yoruma elvermeyecek biçimde gayet açık olduğu görülmektedir. Gerek CMUK.`da ve gerekse tebligat Kanununda kanun koyucu iradesini, amacını gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Kanunun bu sistemi, yukarıda değinildiği gibi, doktrin tarafından da ittifakla benimsenmiş ve savunulmuştur. Kanımızca bu sistemin başta gelen özelliği, savunma hakkının teminatını oluşturmasıdır.” gerekçe ve açıklamaları ile; sanığın temyizinin geçerli olduğu ve işin esasının…”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 06.11.1989 E. 1989/8-268 K. 1989/338)
“ÖZET : HUMK. 62, 68 Tebligat Kanunu`nun 11, Av. Kanunu`nun 41. maddesine uygun işlemin mevcudiyeti nazara alınmadan ödeme emrinin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 03.10.1990 E. 1990/12-336 K. 1990/445)
ÖZET : 7201 sayılı Tebligat Kanununun 11 ve Tebligat Nizamnamesinin 75. maddeleri uyarınca, vekil aracılığı ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.
KARAR: Kadastro sırasında dava konusu taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve satınalma nedeniyle davalılar adına tesbit edilmiştir. İtirazı, tapulama komisyonunda reddedilen Mustafa tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı Mustafa vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, komisyon kararma karşı süresi içerisinde dava açılmadığından bahisle, görevsizlik kararı verilmiştir. Kadastro tesbitine karşı davacı vekili Av. Altan tarafından, dosyada mevcut vekaletnameye dayalı olarak, süresi içerisinde komisyona usulen itirazda bulunulmuştur. İtirazın reddine ilişkin komisyon kararı ise, aynı vekile 6.4.1982 tarihinde usulen tebliğ edilmiş ve ayrıca asile de tebligat yapılmıştır. Tebliği müteakip diğer vekili tarafından mahkemeye süresinde dava açılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanununun 11 ve Tebligat Nizamnamesinin 15. maddeleri hükmü uyarınca, vekil aracılığı ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.
Yasal süreler de vekile yapılan tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu itibarla, süresi içerisinde dava açıldığına göre, işin esasına girilip tüm deliller toplandıktan sonra esastan karar verilmesi gerekirken, asile yapılan tebliğ tarihi esas alınarak, süre geçirildiğinden ve tutanağın kesinleştiğinden sözedilerek yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi isabetsiz ve temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA ), 22.6.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi. (YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ T. 22.06.1992 E. 1991/15468 K. 1992/8645)
“ÖZET : HUMK.nun 62 ve 68., 7201 sayılı Tebligat Kanununun 11 ve Avukatlık Kanununun 41. maddeleri gereğince icra emrinin “vekile” çıkarılması gerekir. …..
İcra takibine dayanak yapılan Bakırköy İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.12.1991 günlü ve 45/669 sayılı ilamında, davacı-borçlu şirketin vekil ile temsil edildiği görülmektedir. Bu nedenle, HUMK.nun 62 ve 68., 7201 sayılı Tebligat Kanunun 11 ve Avukatlık Kanununun 41. maddeleri gereğince icra emrinin “vekile” çıkarılması gerekir. İcra emrinin asile çıkarılması suretiyle, icra müdürünün anılan yasa hükümlerine aykırı bir işleminin mevcut bulunduğu açıktır.
Şikayette bulunan Şirket vekilinin, şikayetle birlikte esasa yönelik itirazlarını da bildirme zorunluluğu yoktur. Nitekim şikayetçi vekili, sadece, icra emrinin borçlunun ilamda yazılı vekiline çıkarılmadığı için iptalini şikayet yolu ile merciden talep etmekle yetinmiştir. Yasaya aykırı işlem iptal edildikten ve yeniden icra emri tebliğ edilmesinden sonra borçlu vekili esasla ilgili itirazlarım bildirebilir. Vekile çıkarılmış ve usule aykırı yapılmış bir tebligat bulunmadığı için, “usulsüz tebliğ” ile ilgili 7201 sayılı Kanunun 32. maddesinin olayda uygulama yeri yoktur. O halde, istemin kabulü gerekirken, şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 16.10.1992 E. 1992/5084 K. 1992/12002)
“ÖZET : Sanığın ve vekilinin yokluğunda tefhim olunan kararın, vekile tebliğ edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, sanığa tebligat yapılmasına gerek yoktur. Ancak, herhangi bir nedenle vekile tebligat yapılmaması halinde asile tebligat yapılmalıdır. Bu durumda temyiz süresi tebligat tarihinden itibaren işlemeye başlar.”…
KARAR: Ceza davalarında temyiz süresi ile temyiz süresinin başlama tarihi CMUY.nın 310. maddesinde, tefhim ve tebliğ ile ilgili hükümler ise aynı Yasanın 33 ve devamı maddelerinde yer almıştır. 310. maddenin 1. fıkrasında temyiz davasının hükmün tefhiminden itibaren 1 hafta içinde açılabileceği belirtilmiş olup, maddeye göre temyiz davası açma süresi tefhimle başlamaktadır. 2. fıkrada ise, hükmün tefhiminin sanığın yokluğunda yapılması halinde, temyiz süresinin kararın tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı, 33. maddenin 2. fıkrasında tefhim olunmayan kararların ilgilisine tebliğ edileceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Yasasının 11. maddesinde; “vekil ile takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır” hükmüne yer verilmiştir. Hükmü temyiz edebilme yetkisi, kamu davasının bütün aşamalarda sanığın savunmasını üstlenen vekilin yasal görevi içerisinde bulunmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının açıklanan maddeleri ile Tebligat Yasasının 11. maddesi birlikte incelenip değerlendirildiğinde; sanığın ve vekilinin yokluğunda tefhim olunan kararın, vekile tebliğ edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, sanığa tebligat yapılmasına gerek yoktur. Ancak, herhangi bir nedenle vekile tebligat yapılmaması halinde asile tebligat yapılmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ve Özel Dairelerin duraksamasız uygulamaları bu doğrultudadır. Sürekli ve duraksamasız bu uygulamanın yasal bir değişiklik olmadıkça sürdürülmesinde de uygulama açısından zorunluluk vardır.
Aksi kabul; infaz ve zaman aşımına ilişkin birçok karışıklıkları beraberinde getirir.
Yargıtay’ın bir görevi de hukuki istikrarı sağlamaktır.
Olayımızda, 9.7.1992 günü sanık ve vekilinin yokluğunda verilen mahkumiyet hükmü 29.7. 1992 günü sanık vekiline tebliğ olunmuş ve karar, 10.9.1992 günü sanık vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Orman Yasasının 83. maddesi gereğince orman suçlarına ilişkin davalar acele mevaddan olup, adli tatil içerisinde görülür ve tatil zamanına tesadüf eden süreler işler. Bu nedenle temyiz davası açılabilmesi için CMUY.nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık süre, yasal tatil olmayan 5.8.1992 günü mesai bitimi sona erdiğinden temyiz süresinin geçirildiği ve sanığa hükmolunan cezanın miktarı itibariyle de hükmün “CMUY.nın 305. maddesi gereğince kendiliğinden temyize tabi olmadığı” anlaşıldığından; sanık vekilinin temyiz isteğinin reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul üyelerinden Muharrem DİNÇ;
“Sorun müdafii olsa bile, yokluğunda tefhim edilen hükmün ( kararın ) sanığa bildirilmesi ( tebliğ edilmesi ) gerekip gerekmediğine ilişkindir. Sayın çoğunluk, Tebligat Kanununun 11. maddesinden hareketle, tefhim müdafiinin yüzüne karşı yapılmış veya müdaife tebliğ edilmiş ise, ayrıca sanığa bildirmeye ( tebliğe ) gerek bulunmadığı görüş ve kararındadır.
Çoğunluğun bu görüş ve kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
1 ) Kavram sorunu : Gerek bu dosyanın müzakeresinde gerekse önceki bazı benzer kararlarda ( müdafi ) yerine ( vekil ) kavramı kullanılmaktadır. Bilindiği üzere, bu iki kavram birbirinden çok farklıdır. Şu kadarım belirtelim ki, kanunda gösterilen istisnai bazı haller dışında, müdafi, hiç bir surette vekil gibi sanığın temsilcisi değildir. Vekalette, bir akit yani temsil yetkisi veren vekaletname şart olduğu halde yasa koyucu, sözü edilen istisnai haller dışında, sanığın yanında mahkemede hazır bulunan ve savunma görevini üzerine alan müdafiiden vekaletname aramamıştır.
Vekaletnamesiz müdafiin hükmü temyiz etmesi halinde ve temyizin geçerli olduğuna ilişkin 20.10.1975 tarih ve 7/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da bu husus çok çarpıcı bir biçimde vurgulanmıştır. Dahası Kanun koyucunun görüş ve buyruğu da bu doğrultudadır. Gerçekten, CMUK.nun 136. maddesi gerekçesinde: Müdafaa hakkı, müdafi ve hangi tahkikat safhalarına teşmili gerektiği açıklanırken, aynen: ” … makamı iddia ile müdafaa beyninde mevcut olması zaruri olan müsavat, müdafaanın bu safhalara da teşmilini mecburi kılmaktadır” denilmek suretiyle müdafiin ceza yargılamasındaki konumu ve fonksiyonu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde ortaya konulmuştur. ( Bkz., Muhtar Çağlayan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ankara-1980, Cilt1, Sh. 748 ).
Doktrin de aynı görüştedir ( Örneğin, Bkz., Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1989, Sh. 243 ve devamı ).
2 ) Yasal Hükümler : CMUK.nun 33 ve 310. maddelerinin buyurucu hükümlerine göre, sanığın gıyabında tefhim olunan karar ve hükümlerin bizzat sanığa tebliği zorunludur. Gerçekten, örneğin anılan 33. maddenin gerekçesinde, ” … gıyabında ise, kendisine tebliğ olunmak dahi mukarreratın muhtevasına ıttıla noktasından lüzumlu görülerek…” denilmek suretiyle bu zorunluluk pekiştirilmiştir ( Bkz. M. Çağlayan age., Sh. 291 ). 466 sayılı Yasa uygulamasına ilişkin 21.4.1975 tarih ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, anılan 33 ve 310. maddeler hükümlerine atıfla gerekli açıklama yapıldıktan sonra, aynen: “Görülüyorki yasal hakların kullanılmasını sağlayabilmek için ilgililerin, haklarındaki karar ve hükümlerden haberdar edilmeleri Usul Hukukunun ana kuralları arasında yer almaktadır. Bildirilmeyen bir karar sonucunda, kişilerin yasal haklarım arayamaz ve alamaz durumda bırakılmaları, adalet ilkeleri ile bağdaştırılamaz” denilerek tebliğ zorunluluğu vurgulanmıştır.
Burada, Anayasa’nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesini hatırlamakta yarar vardır. Bu maddeye göre: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir”.
3 ) Tebligat Kanunu : Bilindiği üzere, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu 6.6.1985 tarih ve 3220 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Konumuza hasren, anılan Kanunun 11. maddesinin 1. fıkrası da bu kanunla değiştirilmiş ve bu arada sözü edilen fıkraya şu hüküm eklenmiştir:
“Ancak Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır”. Bu değişikliğin gerekçesi şudur: “…Her hükmün ilgiliye bildirilmesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ana ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Kanun koyucu bu konuda çok hassas davranmış, ilgililerin kanuni haklarım kullanabilmeleri için sanıkların karar ve hükümlerden haberdar edilmeleri öngörülmüştür. Hal böyle iken, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun eski 124. maddesinin mukabili olan Tebligat Kanununun 11. maddesinde geçen “vekil” kavramı çoğu zaman müdafi kavramıyla aynı mahiyette telakki edilmekte, bu sebeple Ceza Yargılamasında, tebligat bakımından birbirinden farklı uygulamalara ve hatalı sonuçlar doğmasına sebep olmaktadır. Bilindiği gibi, Hukuk yargılamasındaki “vekil ” ile Ceza Yargılamasındaki “Müdafi” kavramları birbirinden farklıdır. Vekil, müvekkilden ayrı ve bağımsız bir statüye sahip değildir, bağımlıdır.
Temsil ettiği kişinin talimatıyla hareket eder ve onun yokluğunda onun yerine geçer. Müdafi ise, sadece ceza davasında söz konusudur… duruşma vekil için değil sanık için yapılmaktadır. Akibeti de sanığın özgürlüğü veya mali durumu ile kısacası şahsı ile ilgili bulunmaktadır. Bu itibarla, Ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamayacak bir durumdur. İşte, yukarıda belirtien görüşlerin ışığı altında uygulamaya açıklık getirmek için 11. maddenin birinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve … Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmesine ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur” ( Bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi, S. Sayışı: 316, Dönem:17, Sahife: 2-3 ).
4 ) SONUÇ : Yukarıda sözü edilen Anayasa hükmü, CMUK.nun 33 ve 310. maddeler ve 3220 sayılı Kanunla değişik Tebligat Kanununun 11. maddesi hükümleri ile gerekçeleri ve içtihadı birleştirme kararları, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde, o kadar açık ki, aksine bir uygulamayı olanaklı ve yasal görmüyorum.
Kaldı ki, müdafii olsa bile, sanığa isnat edilen suç bildirilip savunmasının alınmamasını, yokluğunda dinlenen tanık beyanlarına veya aleyhe bozmaya karşı diyeceğinin sorulmamasını, son söz verilmemesini… savunma hakkını kısıtlar nitelikte kanuna aykırılık sayan ve bu konuda büyük duyarlılık gösteren Yüce Yargıtay’ın, mahkumiyet hükmünü sanığa bildirmeye gerek görmemesinin çelişki ve kanuna aykırılık olduğunu ve bunun sonucunda da kişinin savunma hakkının, hak arama özgürlüğünün kısıtlandığım düşünüyorum.
Açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun kararma katılmıyorum” diyerek. Üyelerden Vural SAVAŞ ise; ( Kanunumuz bazı hallerde sanığın kendisini, sarih ve zımni bir vekalet akdine dayanan temsilcisi olan vekili marifetiyle müdafaa ettirmesini kabul etmiştir: a)Sanık şahsi davada vekaletnameyi haiz bir avukat veya dava vekili tarafından kendisini temsil ettirebilir. -CMUK. 356, b)Gaip aleyhindeki duruşmada sanık namına, onu temsil etmek üzere, sarih bir vekaletname ile müdafii gelebilir, c)Sanık hazır bulunmaksızın yapılan duruşmalara sanığın müdafi gönderme yetkisi vardır, bu müdafi aynı zamanda sanığın temsilcisidir. CMUK. 227, 228/2, 258/5- ç)Kanunumuz arama ve zabıt işlemlerinde de sanığın temsil edilebileceğini kabul etmiştir, d)Teminatla salıvermede müdafi Türkiye’de oturmayan sanığı temsilen, tebligat kabul edebilir -CMUK.119-, e)Müdafi temyiz duruşmasında sanığı temsil eder, f)Müdafi ceza kararnamesine itiraz üzerine yapılan duruşmada da sanığı temsil eder -CMUK. 390 Müdafi ancak yukarıda sayılan durumlarda sanığın temsilcisidir, onun yerine geçer.
Müdafiler, temsilci olan ve olmayan diye ikiye ayrılabilir. Bu ayrım, vekaletnameli ve vekaletnamesiz ayrımından farklıdır. Zira vekaletnameli müdafi her zaman temsilci değildir -Prof. Dr. Nurullah KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Bası, S. 225/228 Medeni muhakemede avukat müşterisi adına hareket etmektedir; onun talimatı ile bağlıdır. Suç muhakemesinde ise, müdafiin sanıktan fazla yetkileri vardır. Bu yüzden, sanığın vekili olamaz. Çünkü, vekilin yetkileri asilden fazla değildir, müdafiin yetkileri ise sanıktan fazladır -Prof Dr. Öztekin TOSUN, Türk Suç Muhakemesi Hukuku, 1984, Cilt 1, S. 623 Müdafi, mahkeme ve maznun karşısında müstakil bir vaziyete sahiptir. Mahkemenin ve maznunun arzuları ile bağlı değildir. Bunun içindir ki, tebligat işlerinde ve keza duruşmada müdafi, maznundan ayrı bir mevkide tutulmuştur -Dr. O. SCHVVARZ, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Şerhi, Çeviren Rıfat Taşkın, 1939, S. 259/260 Gerçekten Tebligat Kanununun 11. maddesine göre;
“Vekil ile takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır” hükmüne yer verilmişken, bu maddenin birinci fıkrasına 3220 sayılı Yasa ile; “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır” cümlesi eklenmiştir. Anılan değişikliğin gerekçesinde; “CEZA DAVALARINDA KARARLARIN SANIKLARA TEBLİĞ EDİLMESİNE GEREK GÖRMEMEK, MÜDAFİİNE YAPILAN TEBLİĞİ GEÇERLİ SAYMAK ADALET İLKELERİYLE BAĞDAŞTIRILMAYACAK BİR DURUMDUR. …. HER HÜKMÜN İLGİLİYE BİLDİRİLMESİ, CEZA MUHAKEMELEF USULÜ KANUNUNUN ANA İLKELERİNDEN BİRİNİ OLUŞTURMAKTADIR” denilmek suretiyle tebligat, işlerinde CMUK.nundaki özel hükümlerin öncelikle uygulanacağı açık bir biçimde belirtilmiştir.
CMUK.nun konumuzla ilgili 33. maddesinde:
“Alakadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararlar kendisine tefhim olunur ve isterse kararın bir sureti de verilir.
Diğer kararlar tebliğ olunur.
Alakadar olan taraf tutuklu ise, tebliğ edilen varaka talebi halinde kendisine okunup anlatılır” denilmektedir.
Hem sanığın, hem de müdafiinin “alakadar taraf” olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Doktrindeki görüşlerde bu doğrultudadır. Şöyle ki;
A- Müdafi, medeni muhakemedeki vekilden farklıdır ve müstakil bir durumu vardır. Bu sebeple, SANIĞA BİLDİRME MÜDAFİE BİLDİRME YERİNE GEÇMEDİĞİ GİBİ, MÜDAFİE BİLDİRMEDE MÜDAF SANIĞIN TEMSİLCİSİ OLMADIKÇA, SANIĞA BİLDİRME YERİNE GEÇMEZ VE SANIK İLE MÜDAFİE AYRI AYF BİLDİRME GEREKİR… Müdafaa hakkını zorlaştırmamak için, süre son bildirmeden hesaplanmalıdır-Prof Dr. Nurullah KUNTER, adı geçen eser, S. 434
B- Ceza yargılamasında müdafi savunma yanında yer alan bir yargılama sujesi olduğundan, sanığa bildirilen işlem ve kararların ayrıca müdafie de bildirilmesi şarttır. Sanığa bildirme yeterli değildir. Sanığa ve müdafie ayrı ayrı bildirimler yapıldığında, bir sürenin hesaplanmasının sözkonusu olduğu durumlarda, sürenin başlangıcı en son bildirimden başlamalıdır. Almanya’da 1965 yılında yasada yapılan değişiklikle bu ilke kabul edilmiştir -Prof. Dr. Erdener YURTCAN, Ceza Yargılaması Hukuku, 1982, S. 143 Olayımızda, duruşmadan vareste tutulmuş olmayan sanık ve müdafiin yokluğunda verilen hüküm sanığa tebliğ edilmediğine göre, hükmün sanığa da tebliği sağlanmalı; hükmün sanık tarafından temyiz edilmese dahi, müdafiinin bu, tebligattan önce yaptığı temyiz istemi süresinde kabul edilerek dava dosyası esas yönünden incelenmelidir ) görüşüyle,
Bir kısım Üyeler ise; “Vekil ile müdafi kavramları farklıdır. Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının kural olarak benimsediği kurum “vekalet” değil, “müdafiliktir”. Kural olarak bir ceza davasının sanık dinlenmeden vekil vasıtasıyla takip ve sonuçlandırılması olanaksızdır. Yasada, “zimnen varestelik” müessesesi mevcut değildir. Duruşmada bulunmak ve hakkındaki hükümden haberdar olmak, sanık için bir haktır. 7201 sayılı Tebligat Yasasının 11. maddesinde, “CMUY.nın kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümlerinin saklı tutulması” nedeniyle, gıyabında verilen hükmün sanığa da tebliği gerekir. Bu nedenle, dosyanın mahalline iadesine karar verilmelidir” düşüncesiyle, karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan çoğunluk görüşünde belirtilen nedenlerle, yasal süre geçtikten sonra açılan temyiz davasının CMUY.nın 317. maddesi gereğince (REDDİNE), istem gibi 26.4.1993 günü oyçokluğuyla karar verildi.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 26.04.1993 E. 1993/3-53 K. 1993/125)
“Olayda, 21.5.1992 günü sanık vekilinin yüzüne karşı verilen direnme kararına karşı temyiz davası açılmamış ve hüküm kesinleşmiştir.” (YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 11.10.1993 E. 1993/4-195 K. 1993/234)
“Vekil ile takip edilen davalarda tebliğler vekile yapılır. Bir kişinin birden çok vekili var ise, bunlardan her hangi birine tebligat yapılması yeterlidir. Her hangi bir nedenle birden çok vekile tebliğ yapılması halinde, ilk tebliğ tarihi yasa yoluna başvurmanın başlangıcı sayılır.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 08.03.1994 E. 1994/7364 K. 1994/2972)
“Borçlu vesayet altında bulunuyorsa ödeme emrinin vasiye tebliğ edilmesi gerekir.”(YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 08.04.1994 E. 1994/3360 K. 1994/3676)
“ÖZET : Vekilin, vekaletten çekilmesini bildirmesi halinde vekil edene, çekilmenin açık bir biçimde masrafı vekile ait olmak üzere mahkemece tebliği gerekir. Vekil edene, vekilinin çekildiğine dair dilekçesi tebliğ edilmedikçe de vekalet devam eder.”
KARAR: Davacı vekili ( dava vekili ) 21.10.1989 günlü dilekçesi ile vekaletten çekildiğini, taşınmazı satın almış olması nedeniyle davaya kendi adına katılmak istediğini ve dilekçesinin davacı R.`ye tebliğini talep etmiştir.
Avukatlık Yasasının 41. maddesi hükmünce; vekilin, vekaletten çekilmesini bildirmesi halinde vekil edene, çekilmenin açık bir biçimde masrafı vekile ait olmak üzere mahkemece tebliği gerekir. Vekil edene, vekilinin çekildiğine dair dilekçesi tebliğ edilmedikçe de vekalet devam eder. Ve bu durumda, tüm tebliğlerin vekile yapılması zorunludur ( 7201 s. K. m. 11 ).
Mahkemece, zabıta marifetiyle duruşma günü ve keşif giderleri ile ilgili tebliğ yapılmış ise de, vekilin çekildiğine dair dilekçe tebliğ edilmemiştir. Bu durumda yapılan tebliğlerin geçerli olduğunu kabul etmek, 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 41 ve 7201 sayılı Yasanın 11. maddesine aykırıdır.”(YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ T. 20.04.1994 E. 1994/3269 K. 1994/4437)
“Usulüne uygun olarak tebligat yapılmadıkça yasal süreler işlemeye başlamaz.Taraf vekilinin komşusu olan başka bir avukata tebliğ yapılması usulsüzdür. Usulsüz tebliğ muhatabın onu öğrenmesiyle geçerli hale gelir ve temyiz süresi bu öğrenmeyle işlemeye başlar.” (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ T. 19.09.1994 E. 1994/10735 K. 1994/11486)
“İcra emrinin asıla değil vekile tebliğ edilmesi gerekir. Şikayetçi vekilinin, şikayetle birlikte esasa yönelik itirazlarını da bildirme zorunluluğu yoktur. Yasaya aykırı bu işlem iptal edildikten ve yeniden icra emri tebliğ edilmesinden sonra Borçlu vekili esasla ilgili itirazlarını bildirebilir. Vekile çıkarılmış ve usule aykırı yapılmış bir tebligat bulunmadığı için ( usulsüz tebliğ ) ile ilgili 7201 Sayılı Kanunun 32.maddesinin de olayda uygulama yeri yoktur.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 19.02.1997 E. 1997/1155 K. 1997/1516)
“Vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerekir. Davalı Orman İdaresi davada vekili olduğuna göre, bozma sonrası duruşma gününün bu vekile tebliği gerekir. Orman Genel Müdürlüğüne yapılan tebliğ usulsüzdür. Direnme kararı verilmeden önce bu usulsüzlüğün giderilmesi gerekir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 10.12.1997 E. 1997/8-854 K. 1997/1056)
“Haczi yapan icra memuru tarafından hazır bulunan alacaklı temsilcisi olduğunu söyleyen kişiye, 7 gün içinde dava açması için verilen önel geçersizdir. Vekille takip edilen dava ve takiplerde tebligatın vekile yapılması gerekir.”(YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ T. 09.11.2000 E. 2000/7777 K. 2000/7796)
“Vekille takip edilen işlerde, vekile tebliğ zorunludur. Bu emredici yasa kuralına karşı asilin daha önce şikayet etmemesi, somut olay itibariyle duruma etkili değildir. Vekilin, yasadan kaynaklanan bu hakkına dayalı olarak ihalenin feshini istemesinde usulsüzlük bulunmamaktadır.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 02.03.2001 E. 2001/3037 K. 2001/3961)
“ÖZET : Davacı-borçlunun vekilinin vekaletnamesi icra dosyasında mübrezdir. Bu aşamadan sonra borçlu adına çıkarılacak tebligatlar vekile çıkarılmalıdır.
Vekilin tebligatların kendisine yapılması konusunda bildirimde bulunması gerekli değildir. Açıklanan nedenle icra müdürünün satış kararını vekile tebliğ etmesi gerekirken tebligatın 7201 Sayılı Kanunun 35. maddesine göre asile tebliğ edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. İhalenin feshine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm tesisi hatalıdır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 30.4.2001 E. 2001 /6022 K. 2001 /7373)

12- TÜZEL KİŞİLERE VE TİCARETHANELERE TEBLİGAT
Tebligat Kanununun 11. maddesinin 1. fıkrasına göre Tüzel kişilere tebliğ, yetkili temsilcilerine yapılır. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre bir ticarethanenin işlemlerinden doğan ihtilaflarda, ticari tamsilcisine yapılan tebliğ geçerlidir.
Tüzel kişiliği olan kamu kuruluşu genel müdürlüğü aleyhine dava açılabilir ve tebligat genel müdürlüğe çıkar.
Bakanlıklar aleyhine dava açılabilir ve tebligat bakanlığa çıkartılır. Bakanlık daha sonra dilekçeyi ilgili hazine avukatlığına göndererek gerekli işlemlerin yapılmasını ister. Bundan sonraki tebliğler hazine avukatlığına yapılır.
Belediyeyi başkanı temsil eder. Dolayısıyla tebligatın ona yapılması gerekir. Vekili varsa tebligat vekile yapılmalıdır.
Köy tüzel kişiliğini muhtar temsil eder. Tebligat ona yapılmalıdır.
Muhatap adına ortağa yapılan tebligat Tebligat Kanunu 16. maddesi kapsamına girmez, geçersizdir.
Ortaklıklar açısından temsilcinin istifa ettiği, azledildiği gibi hususlar tesçil ve ilan edilmeden bunlara yapılan tebligat geçerlidir.
Ortaklığa yapılan tebligat yargısal bir tebligat değil ise; Tebligat Kanunu değil Posta Kanunu hükümleri uygulanır.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 12 – Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden Ziyade ise, yalnız birine yapılır.
Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 17 – Hükmi şahıslara tebliğ salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır.
Vekaletlerin ve bunların teşkilatının, mülhak ve hususi bütçeli idarelerle belediyelerin, köylerin ve hususi kanunlarına müsteniden kurulmuş olan teşekküllerle, şirketlerin ve cemiyetlerin salahiyetli oldukları mümessilleri tabi kanunlara ve statülerine göre tayin edilir.
Hükmi ve hakiki şahsa ait bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticarethanenin o muamelede salahiyetli ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Üçüncü kişi şikayetçi limited şirketi adına çıkarılan 89/1. ihbarı 30.4.1984 tarihinde katip ( E.P. ) imzasına tebliğ edilmiştir. Tüzel kişilere ne tarzda tebligat yapılacağı 7201 sayılı Kanun`un 12 ve 13., keza Nizamname`nin 17-18. maddelerinde gösterilmiştir. Anılan tebligat yukarıda zikredilen yasa ve tüzük hükümlerine aykırıdır. Kaldı ki, tebligatı alan bu kişi, alacaklının takip yaptığı dosyada borçlu sıfatını haizdir. Dosyaya ibraz edilmiş ve ticaret sicili gazetesinde, yayımlanmış şirket statüsüne göre de, şirketi temsil yetkisini ve müdür sıfatını haiz bulunmadığı bellidir. Merciin bu durumda şikayeti kabul etmesi gerekirken, yazılı biçimde karar tesisi isabetsizdir.” ( YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 13.02.1986 E. 1985/8232 K. 1986/1665)
“Taraflar arasındaki “Şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karşıyaka 1. İcra Tetkik Mercii`nce davanın reddine dair verilen 01.07.1987 gün ve 31-137 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi`nin 23.06.1988 gün ve 11200- 8465 sayılı kararı; ( … Borçlu kooperatif adına çıkartılan 163 örnek ödeme emri tebligatının Tebligat Kanunu`nun 12, 13 ve nizamnamenin 17 ve 18. maddelerine aykırı bulunduğu Tebligat Kanunu`nun 32. maddesi gereğince itirazın süresinde sayılması gerektiği cihetle hamile karşıda ileri sürülebilecek olan mutlak def`i olan itiraz nedenleri hakkında olumlu olumsuz bir karar vermek gerekirken takibin kesinleştiğinden bahisle tetkiksiz itirazın reddolunması isabetsizdir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 24.01.1990 E. 1989/12-598 K. 1990/15)
“ Müşteki şirket hakkında çıkartılan 49 örnek ödeme emri, aynı yerde işçisi Y. imzasına tebliğ edilmiştir. Tebligat Kanununun 12. maddesine göre; hükmi şahıslara tebliği selahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. Aynı Kanunun 13. maddesine göre de; tebliğ yapılacak bu kişiler her hangi sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamıyacakları bir halde oldukları takdirde tebliğ orada hazır bulunan memur veya mustahdemlerinden birisine yapılır. Tebligat Nizamnamesinin 18. maddesinde de selahiyetli kişilerin bulunmadığının tebliğ mazbatasında gösterilmesi lüzumu hüküm altına alınmıştır. Tebligat mazbatasında bu husus belirtilmediğinden tebligat usulsüzdür. HGK. nun 22.6.1988 tarih 88/12-266 sayılı kararında da bu cihet kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, Tebligat Kanununun 12-13, Nizamnamesinin 17-18; TTK.nun 317-319. maddeleri hükümleri dairesinde T. Kanununun 32. maddesine dayalı şikayetin kabulü ile tebliğ tarihinin borçlunun beyan ettiği 6.9.1989 olarak düzeltilmesine karar verilmek gerekirken, …”
(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 12.02.1990 E. 1989/11480 K. 1990/987)

“Mal beyanı suçlarında; vekile yapılan tebligat geçersiz olup asili bağlamadığından,yapılan bu tebligat nedeniyle sanıkların mal beyanında bulunma zorunlulukları yoktur.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 26.11.1990 E. 1990/8-328 K. 1990/310)
“ Tebligat Kanunu`nun 12. ve 13. maddelerine göre hükmü şahıslara tebligat selahiyetli mümessillerine, bunlar herhangi bir surette bulunmadıkları veya tebligatı alamayacak durumda oldukları yahut herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde iş yerinde olmadıkları takdirde hazır bulunan memur veya müstahdeme yapılabilir. Memur veya müstahdeme tebligatın yapılabilmesi, selahiyetli mümessilin bulunmadığının tebliğ mazbatasına yazılması ile mümkün olacağı Y.H.G.K.`nun 22.06.1988 tarih 988/12-266/482 sayılı içtihadında da vurgulanmıştır. Tetkik konusu olayda satış ilanı hükmi şahsın işçisine 01.06.1992 tarihinde yukardaki ilkelere uyulmaksızın tebliğ edilmiştir. Bu hali ile satış ilanı tebligatının usulunü uygun yapıldığından söz edilemez.
Satış ilanı tebliğ edilmemesi ise başlı başına fesih nedenidir.
O halde ihalenin feshine karar vermek gerekirken zarar unsurunun da bulunduğu gözetilmeksizin, satış ilanı tebligatının usulüne uygun olduğundan bahisle istemin reddi isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 06.05.1993 E. 1993/3925 K. 1993/8396)
“ Şikayet eden SS.E. … Konut Yapı Kooperatifi adına çıkarılan 89/1 ihbarnamesi, 09.09.1994 tarihinde; 89/2 ihbarnamesi ise 07.10.1994 tarihinde işçisi ( İ. ) imzasına tebliğ edilmiş, 19.10.1994 tarihinde ise adı geçen kooperatifin bankadaki mevduatı üzerine haciz konulmuştur. Üçüncü kişi vekili merciye verdiği 26.10.1994 tarihli şikayet dilekçesinde, tebligatı alan İ`nin borçlunun kardeşi olduğunu, kooperatifin işçisi olmadığını ileri sürerek, haciz ihbarnamelerinin iptalini istemiştir. Kooperatifin işçisine yapılan tebligat, Tebligat Kanunu`nun 12 ve 13. maddeleri hükmü karşısında geçerli değildir. Tebligat Kanununun 32. maddesi uyarınca muhatap usulsüz tebliği öğrenmiş ise, tebliği geçerli olur ve muhatabın bildirdiği tarih, tebliğ tarihi sayılır.
Şikayetçi birinci haciz ihbarnamesini öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde icra müdürlüğüne itiraz etmediğinden borç yerinde sayılmıştır. Bu bakımdan 89/1 ihbarnamesinin iptaline karar verilmesi isabetsizdir. Birinci haciz ihbarnamesi kesinleşmeden çıkarılan ikinci haciz ihbarnamesinin iptal edilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Mercice bu yön gözetilmeksizin birinci haciz ihbarnamesinin de iptal edilmesi nedeniyle karar bozulmalıdır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 22.05.1995 E. 1995/7294 K. 1995/7301)

“ Borçlu hakkında genel haciz yoluyla takip yapılmıştır. Bu nedenle usulüne uygun ödeme emri tebligatı bulunması halinde tüm itirazların icra dairesine yapılması yasa gereğidir. Borçlunun tetkik merciinden istemi ödeme emri tebligatını öğrendiği tarihin tesbitidir. Bunun yanında icra dairesine yaptığı itirazların incelenmesi sözkonusu olmaz. Mercice hükmi şahıslara yapılan tebligatlarda Tebligat Kanunun 12. ve 13. maddeleri ile Tüzüğün 17. ve 18. maddelerine aykırı bulunduğu gözönüne alınarak öğrenme tarihi yönünden gerekli inceleme yapılıp tarihin tesbiti ile yetinmek gerekirken yazılı şekilde borçlu şikayetinin reddi isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 09.04.1997 E. 1997/4027 K. 1997/4330)

“ Merciye verilen şikayet dilekçesinde ödeme emri tebligatının borçlu şirketle ilgisi olmayan birine yapıldığı ve takipten 13.05.1997 tarihinde uygulanan hacizle haberdar olunduğu açıklanmıştır. Başvuru bu şekliyle usulsüz tebliğ nedenine dayalı şikayettir. HUMK.nun 76. maddesi gereğince olayın hukuki tavsifi hakime aittir. Dilekçede gecikmiş itirazdan söz edilmesi talebin hukuki niteliğini etkilemez. Merci Hakimliğinin anılan konuya yönelik gerekçesi bu nedenle yerinde görülmemiştir. 7201 Sayılı Kanunun 12. ve 13. maddelerinde hükmü şahıslara tebligatın nasıl yapılacağı yazılıdır. Tebligat, selahiyetli mümessile yapılır. Bunlar, mutat iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacakları bir halde oldukları takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Ödeme emri tebligatında ( mümessilin bulunmadığı ) açıklanmadan katip olduğu yazılı bir şahsa tebligatın yapıldığı yazılıdır. Kaldı ki, adı geçenin şirkette çalışmadığı dilekçe ekindeki belge ile sabit olup, aksine kanıtlanmış değildir. Bu hali ile ödeme emri tebligatı usulsüzdür. Seçilen takip şekline göre borçlunun öğrenme tarihinden itibaren süresinde icra dairesine başvurup takibe itiraz ettiğide anlaşılmıştır. 7201 Sayılı Kanunun 32. maddeside nazara alınarak tebliğ tarihinin borçlunun beyan ettiği 13.05.1997 olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile talebin reddi isabetsizdir.(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 25.09.1997 E. 1997/8731 K. 1997/9358)

“ Hükmi şahıslara tebligatı düzenleyen 7201 Sayılı Yasanın 12. maddesinde açıklandığı gibi, tebligat selahiyetli mümessillerine yapılır. Aynı kanunun 13. maddesine göre de, bunlar mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde, tebligat, memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Somut olayda şirket adına daimi işçisi Özkan Özsaraç’a tebligat yapıldığı görülmektedir. Selahiyetli mümessilin işyerinde bulunmadığı veya evrakı alamayacak durumda olduğu hususları tebliğ memurunca araştırılıp tebligat belgesine şerh verilmiş değildir. Bu durumda Merci Hakimliğinin gerekçesinde de açıklandığı üzere tebligat usulüne uygun bulunmamaktadır.
Mercice, borçlunun tebligatı öğrendikten sonraki başvurusunda esasla ilgili itiraz nedenlerini ileri sürmediğinden bahisle istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Borçlu tarafından esasla ilgili itirazlar bildirilmemiş olsa bile, sadece tebliğ tarihinin düzeltilmesinde, takibin kesinleşmesinden önce uygulanan hacizlerin kaldırılması, mal beyanında bulunma süresinin belirlenmesi ve takibin kesinleşme tarihi değişeceği için derece kararını etkileyebilmesi….. v.s. nedenleriyle hukuki yararı vardır. Dairemizde yeniden oluşan bu görüş Hukuk Genel Kurulunca da benimsenmiş olmakla süreklilik kazanmıştır.
O halde 7201 Sayılı Yasanın 32. maddesi gözetilerek tebliğ tarihinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, Dairemizin eski görüşünü yansıtan kararından da bahsedilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 02.11.2001 E. 2001/16958 K. 2001/17767)

“ Borçluya gönderilen örnek 49 numaralı ödeme emrinin tebliğ edilmemesi sebebi ile tebliğ işleminin 7201 sayılı kanunun 35. inci maddesine göre yapıldığı görülmektedir. Takip dayanağı kredi sözleşmesi 7201 sayılı kanunun 35/son maddesinde sayılan belgelerden olmadığı için borçluya bu madde gereğince daha önce kendisine tebligat yapılmadan tebliğ işlemi gerçekleştirilemez. Bu durumda borçluya gönderilen ödeme emri tebliği usulsüzdür. Borçlu tarafından seçilen takip şekline göre icra dairesine itiraz edilmemiş olsa bile, sadece tebliğ tarihinin düzeltilmesinde, takibin kesinleşmesinden önce uygulanan hacizlerin kaldırılması, mal beyanında bulunma süresinin belirlenmesi ve takibin kesinleşme tarihi değişeceği için derece kararını etkileyebilmesi….. vs. nedenleriyle hukuki yararı vardır. Dairemizde yeniden oluşan bu görüş Hukuk Genel Kurulunca da benimsenmiş, olmakla süreklilik kazanmıştır.
Başvurunun hukuki niteliğinin tavsifi hakime ait olduğu için dava dilekçesinde gecikmiş itirazdan söz edilmesi sonucu etkilemez.
O halde, 7201 sayılı yasanın 32 inci maddesi gözetilerek tebliğ tarihinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 20.11.2001 E. 2001/18598 K. 2001/19472)
13- TÜZEL KİŞİLERİN MEMUR VE ÇALIŞANLARINA TEBLİGAT
Tebligat Kanununun 13. maddesine ve Tebligat Tüzüğü’nün 18. maddesine göre; tüzel kişinin yetkili temsilcisi herhangi bir sebeple olağan iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya evrakı bizzat alamayacak bir halde bulundukları takdirde tebliğ, bu durum şerh verilmek suretiyle orada hazır bulunan ve yetkili temsilciden hemen sonra gelen görevli kişiya veya evrak memuru gibi bu işlerle görevlendirilmiş bir görevliye, bu nitelikte bir görevli de hazır bulunmaz veya tebligatı bizzat alabilecek durumda olmaz ise, bu durum da tutanağa geçirilerek tüzel kişinin hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yaplır.
Belirtilen bu şekle riayet edilmeden tebligat yapılması veya tebligatın başka bir kişiye yapılması; yahut tebligatın tüzel kişiye bizzat yapıldığının tebligata şerh edilmesi (tüzelkişilerin bizzat tebellüğü fiilen mümkün olmadığından) gibi hallerde tebligat geçersiz olur.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 13 – Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mütat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada Evrakı bizzat alamıyacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 18 – Yukarıki madde mucibince tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir Sebeple mütat iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, hükmi şahsınyerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tebligatın muhatabı olan hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle tavzif edilmiş bir şahıs olması lazımdır.
Bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tesbit edildiği takdirde tebligat, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Borçlu adına çıkarılan 49 örnek ödeme emri “aynı çatı altında birlikte çalışan ve sekreter olduğunu beyan eden D.A.Ü. imzasına tebliğ edildiği” meşruhatı ile D.A.Ü.`ye 21.06.1991 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlu vekili 04.07.1991 tarihli dilekçesi ile takibe itiraz etmiş, ayrıca 05.07.1991 tarihinde usulsüz yapılan tebligatın iptali ile ödeme emrinin 04.07.1991 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunun kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Tebligat Kanunu`nun 13 ve Nizamnamesinin 18. maddesi gereğince tebligatın hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahtemlerinden birine yapılabilmesi için hükmi şahısları namına kendilerine tebligat yapılacak kimselerin herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde işyerinde bulunmadığının tebliğ mazbatasında belirtilmesi gerekmektedir. Böyle bir saptama yapılmadan sekretere yapılan tebligat geçerli sayılamaz. Tebligat, Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi`nin anılan maddelerine aykırı biçimde yapıldıktan sonra tebligat yapan memurun dinlenilmesi suretiyle tebligata geçerlilik kazandırılamaz, kaldı ki, tebligat yapan memurun, hükmi şahıslar namına kendisine tebligat yapılacak kimselerin iş saatlerinde işyerinde olmadığını saptadıktan sonra tebligatı adı geçene iş saatinde yaptığı konusunda açık bir beyanı da bulunmamaktadır. Mercice, bu yönler gözetilerek şikayetin kabulü gerekirken tanık beyanına dayanılarak reddedilmiş olması isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 23.06.1992 E. 1992/552 K. 1992/8595)

14- ASKERİ ŞAHISLARA TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 14. maddesinde asker kişiler çıkartılacak tebligatın nasıl yapılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre; astsubaylar hariç olmak üzere er ve erbaşlara çıkartılan tebligat bunların kıta komutanı veya kurum amiri gibi en yakın üstüne yapılmalıdır. Muhatabın bizzat kendisine veya evrak memuru, bölük arkadaşı gibi kişilere yapılamaz. Yapılır ise geçersiz olur.
Astsubay ve subaylara veya askeri memurlara çıkartılan tebligatın muhataba yapılmasını nöbetçi amiri veya subayı temin eder. Bu kişiler tarafından muhatabın derhal bulundurulması veya tebliğin temini mümkün olmaz ise tebligat nöbetçi amiri veya subayına yapılır. Bunun dışında evrak memuru, kıta komutanı veya başka bir kişiye tebligat yapılması halinde tebligat geçersiz olur.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 14 – Astsubaylar hariç olmak üzere erata yapılacak tebliğler, kıta kumandanı ve müessese amiri gibi en yakın üste yapılır.
Yukarıki fıkrada yazılı olanların haricindeki askeri şahıslara birlik veya müessesede tebligat yapılması icabeden ahvalde, tebliğin yapılmasını nöbetçi amiri veya subayı temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal bulundurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ kendilerine yapılır.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 19 – Astsubaylar hariç olmak üzere erata yapılacak tebliğler, kıta kumandanı ve müessese amiri gibi en yakın üste yapılır.
Nöbetçi amiri veya subayı, tebliğ memurunun en yakın üste tebligat yapmasını temin eder. 
T.T. Madde 20 – Yukarıki maddede yazılı olanların haricindeki askeri şahıslara birlik veya müessesede tebligat yapılması icabeden ahvalde, tebliğin yapılmasını nöbetçi amiri veya subayı temin eder. Bunlar tarafından muhatap derhal buldurulamaz veya tebellüğden imtina ederse yahut da diğer bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ o nöbetçi amiri veya subayına yapılır. 

KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Tebligat Yasasının 14, Nizamnamesinin 20. maddesinde; erat dışındaki asker kişilere birlik veya müessesede tebligat yapılması gereken hallerde, tebligatın yapılmasını nöbetçi amiri veya subayının temin edeceğini, bunlar tarafından muhatabın bulunmasının mümkün olmaması veya tebellüğden imtina etmesi halinde, tebligatın nöbetçi amire veya subaya yapılacağı öngörülmüştür. Davalı astsubaydır. Dava dilekçesinin tebliği açıklanan kurala uygun olarak yapılmamıştır. Bu usul hatası davalının savunma yapmasını engellemiştir. Mahkemece yapılacak iş, dilekçeyi davalıya yasaya uygun biçimde tebliğ etmek, gösterdiği takirde delillerini toplamak ve hasıl olacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Bu yönün gözetilmemesi doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 01.11.1996 E. 1996/10648 K. 1996/11107)

15- SEFER HALİNDE ASKERİ KİŞİLERE TEBLİGAT
Tebligat Kanununun 15. maddesine göre, sefer halinde olan birlik veya kuruma mensup askeri kişilere tebligat, bağlı bulundukları, kara, deniz veya hava kuvvetleri kumandanlalıkları vasıtasıyla yapılır.
Tebligatı kıta komutanı veya kurum amiri gibi en yakın üst yapar.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 15 – Sefer halinde olan birlik veya müesseseye mensup askeri şahıslara Tebligat, bağlı bulundukları Kara, Deniz veya Hava kuvvetleri kumandanlıkları vasıtasiyle yapılır. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 21 – Sefer halinde olan birlik veya müesseseye mensup askeri şahıslara tebligat, bağlı bulundukları kara, deniz veya hava kuvvetleri kumandanlıkları vasıtasiyle yapılır. 
Tebligatı, kıta kumandanı, müessese amiri gibi en yakın üst yapar. 

16- AYNI KONUTTA OTURAN AİLE BİREYLERİNE VEYA HİZMETÇİYE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 16. maddesine göre kendisine tebligat yapılacak kişi tebligat çıkartılan adreste sürekli oturmakla birlikte tevziat saatinde adresinde hazır bulunmazsa, tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır. Burada aynı konutta oturma ve akraba olma önemlidir.Aynı konutta muhatapla birlikte oturduğu şerh verilmemiş ise tebligat geçersizdir.Ayrıca aynı konutta oturduğu belirtilen kişi akraba değilde; arkadaş, iş ortağı, hemşeri gibi akraba sayılamayacak bir kişi ise tebligat geçersizdir. Akrabalar arasında kanunen derecelendirme ve ayrım yapılmamıştır. Eş, çocuk, kardeş, anne, baba, büyük anne, büyük baba, torun, kardeş, kayın ana, kayın baba, gelin damat gibi bir arada yaşamaları hayatın olağan akışına uygun akrabalara aynı konutta oturdukları belirtilen tebligatın geçerliliği konusunda duraksama yoktur. Ancak; amca, hala, dayı, teyze, yenge, yeğen, kayın, görümce, enişte, bacanak, baldız, amca oğlu, teyze tornu gibi kişilere tebligat yapılmış ise; bu tebligatın geçerliliği olayın özellikleri ve hayatın olağan akışına uygun görünmüyorsa araştırılması ve sonucuna göre işlem yapılması gereklidir.
Ayrıca muhatabın adreste bulunmaması, tebligat yapılan kişinin aynı konutta muhatapla birlikte oturduğu ile muhataba yakınlığı ve adı da tespit edilip tebliğ evrakına dercedilmelidir. Aksi takdirde tebligatı geçerli kabul etmek mümkün değildir.
Tebligat Kanunu 16. maddeye göre işlem yapılabilmesi için, muhatap adreste sürekli olarak oturmalı; ancak tevziat saatinde arizi olarak hazır olmamalıdır. Yoksa; muhatabın çalışmak için bir başka yere gitmesi, askere gitmesi, cezaevine konulmuş bulunması gibi muhatabın fiilen o adreste oturmadığı hallerdeTebligat Kanunu’nun 16. maddesine göre tebligat yapılması hukuken mümkün olmadığı gibi, yapılmış olsa bile geçerli kabul olunamaz. Bu gibi hallerde şartları var ise Tebligat Kanunu’nun diğer ilgili hükümleri doğrultusunda işlem yapılmalıdır.
Tebliği çıkartan merci Tebligat Kanunu 16. maddeye göre yapılan tebligatta olayın özelliğini ve hayatın olağan akışını da nazara alarak inceleme yapmalıdır. Mesala kardeş dahi olsalar iki ve daha fazla kişinin aileleriyle birlikte aynı konutu paylaşarak birlikte oturmaları hayatın olağan akışına aykırı olduğundan bu tür durumlarda tebligat çıkartan kuruluşun aynı konutta oturdukları gerekçesiyle aile bireylerine yapılan tebligatları araştırarak ortaya çıkacak duruma göre işlem yapması gereklidir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 16- (Değişik: 19/3/2003-4829/2 md.)
Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 22 – Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ, ailesi efradından veya hizmetçi ve uşak gibi müstahdemlerinden birine yapılır.
Ancak muhatap namına kendisine tebligat yapılacak olan aile ferdi veya müstahdemin, muhatapla birlikte oturması şarttır.
Karı, koca, hısım ve evlatlık gibi birlikte oturan kimseler aynı aile efradından sayılır.

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Davada, taraflara yapılan tebligatın kanun ve tüzükte belirlenen şekle uygun yapılması tebligatın geçerlilik şartıdır. Dava dilekçesi “birlikte Ş.`ye” verilmiştir. Bu kişinin davalının aile fertlerinden olup olmadığı belli olmadığı gibi, davalının o anda adreste olup olmadığı da belirlenmemiştir. Tebligatın, Kanunun 16. ve Tüzüğün 22. maddesine uygun olmadığı, bu yönün savunma hakkını kısıtladığı gözetilmeden boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 21.03.1991 E. 1991/2922 K. 1991/5288)

“Sanığın keşide ettiği suca konu çekin karşılıksız çıkması üzerine, sanığın muhatap bankaya bildirdiği adrese çıkarılan iadeli taahhütlü tebligat Erim adlı kişi tarafından alınmıştır. Tebligat parçasında Erim’in kim olduğuna, niçin muhatap Hikmet’e değil de tebliğin Erim’e yapıldığına ve Erim adlı bu kişinin tebligatı almaya ehil ve yetkili kişi olup, olmadığına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamaktadır.
Tebligata ilişkin düzenlemeler 7201 sayılı Tebligat Yasası ile 5584 sayılı Posta Yasasında ve özel olarak da 3167 sayılı Yasanın 12. maddesinde yer almaktadır.
7201 sayılı Tebligat Yasasındaki genel ilke, tebligatın bizzat muhataba, olanak bulunmadığı takdirde ehil ve yetkili olan bir yakınma veya çalıştığı işyerine, bu da olanaklı olmadığında tebligatı öğrenebilmesini sağlayacak araçlarla yapılmasıdır. Nitekim, 16. maddede muhatap adreste bulunmadığı takdirde ailesi efradına veya hizmetçisine tebligat yapılacağı belirtilmiştir.
3167 sayılı Yasanın 12. maddesinde ise, “Bu Yasa uyarınca yapılacak ihtarlar herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı müddetçe çek hesabı sahibinin hesabı açtırırken, bildirdiği adrese yapılmakla geçerli olur” hükmüne yer verilmiştir.
Dikkat edileceği üzere bu hükümde, tebligatın yapılmakla geçerli sayılacağı durum ifade edilmektedir. Bir başka anlatımla, Çek Yasasının 12. maddesi uyarınca, keşidecinin çek hesabı açtırırken, muhatap bankaya bildirdiği adresi değiştirdiğine dair bankaya bir bilgi vermemesi halinde, bu adrese usulüne uygun Yasanın öngördüğü koşulları içerir biçimde yapılacak tebligatlar geçerli sayılacaktır.
Ancak, tebligatın usulüne uygun biçimde yapılıp yapılmadığım saptamak için, 5584 sayılı Posta Yasasının 17. maddesi hükmünün gözönüne alınması gerekir. Çek Yasasının 12. maddesindeki hüküm, muhatap bankaya bildirilen adreste herhangi bir kimsenin tebligatı alması halinde, tebligatın geçerli olacağım öngörmemektedir. Önemli olan, bu adreste tebligatın Posta Yasasi’nın 17. maddesinde öngörüldüğü üzere tebligatı almaya ehil ve yetkili bir kimseye yapılmasıdır. Eğer tebligat, muhatap bankaya bildirilen adrese yapılmış, tebligatı almaya ehil ve yetkili bir kimse tarafından tebligat alınmışsa tabi ki geçerli sayılacaktır. Ancak, tebligat bu adreste herhangi bir kimseye yani tebligatı almaya ehil ve yetkili olmayan bir kimseye yapılmışsa geçerli sayılmayacaktır.
İnceleme konuşu olayda, tebligat keşideci tarafından çek hesabı açtırılırken bildirilen adrese çıkarılmışsa da tebligatın niçin muhatap Hikmet’e yapılamadığı ve onun yerine tebligatı alan Erim’in kim olduğu, orada ne sıfatla bulunduğu, yani tebligatı almaya ehil ve yetkili bir kimse olduğunu gösterir herhangi bir açıklama tebligat parçasında bulunmamaktadır. O halde, tebligatın usulüne uygun biçimde yapıldığı söylenemez. Bu itibarla Erim’in, Posta Yasasının 17. maddesi uyarınca tebligatı almaya ehil ve yetkili olup olmadığı araştırılmalı, ehil ve yetkili olmadığı anlaşılırsa 3167 sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörüldüğü üzere yeniden iadeli taahhütlü mektupla ihtar çıkarılmalıdır.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 04.10.1993 E. 1993/10-184 K. 1993/220)

“ÖZET : Karşılıksız çek keşidesinden sanık şahsa düzeltme hakkını kullanması için yapılan ihtaratın tebliğ edildiği N.`nin kim olduğu, kesin olarak saptanmadığından, Posta Yasasının 17. maddesi uyarınca tebligatı almaya ehil ve yetkili olup olmadığı araştırılmalı, ehil ve yetkili olmadığı takdirde 3167 sayılı Yasanın 7. maddesi uyarınca muhatap banka tarafından, düzeltme hakkını kullanabilmesi için sanığa yeniden iadeli taahhütlü mektupla ihtarda bulunulması sağlanmalıdır.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 21.02.1994 E. 1994/10-32 K. 1994/57)
“Sanık tarafından keşide edilen suça konu çekin ödeme için ibrazında karşılıksız çıkması üzerine, sanığın çek hesabı açtırırken muhatap bankaya bildirdiği adrese çıkarılan iadeli taahhütlü tebligat kızı F. tarafından alınmıştır. Tebligat parçasında, tebligatın neden sanığa değilde, kızı F.`e yapıldığına ve kızının bu tebligatı almaya ehil ve yetkili kişi olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamakta ise de, Yerel Mahkeme tarafından aynı adreste sanık adına çıkarılan mahkeme kararının da kızı F.`e tebliğ edildiği ve tebligat parçasında kızı F.`in sanıkla aynı çatı altında oturduğuna, dolayısıyla tebligatı almaya ehil ve yetkili olduğuna dair bir açıklama bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla 7201 Sayılı Tebliğat Yasası`nın 16 ve 22, 5584 Sayılı Posta Yasası`nın 17. maddesine uygun biçimde tebligatı alan sanığın kızı F.E.`in kimlik ve birlikte oturma durumu saptanmış bulunduğundan tebligat ehil ve yetkili bir kişiye yapılmıştır.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 28.02.1994 E. 1994/10-44 K. 1994/70)
“ÖZET : Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak şahıs bulunmadığı takdirde birlikte oturan aile fertlerinden birine yapılacaktır. Ancak, “kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak ilgileri olduğu takdirde muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamayacağı”da hükme bağlanmıştır.Buna göre borçlunun malları haczedilip yediemin olarak eşine bırakılması halinde ikisi arasında bir menfaat çatışması olacağından söz konusu hacizle ilgili tebliğler ilgisi olmayan eşe yapılamaz.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 24.10.1994 E. 1994/4-207 K. 1994/231)

“ÖZET : Muhatabın aile fertlerinden veya kendisiyle birlikte oturan hizmetçilerinden birine yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için, tebligat yapılan kişinin öncelikle o adresten geçici olarak ayrıldığının, o anda, orada bulunmadığının tebliğ memuru tarafından tespit edilmesi gerekir. Bu yön üzerinde durulmadan geçersiz tebligat üzerine duruşma açılarak yargılama yapılıp yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 21.06.1996 E. 1996/6213 K. 1996/7023)

“ÖZET : Adreste bulunmayan muhatabın adresten geçici olarak ayrıldığı saptanmadan, geçersiz tebligata dayanarak hüküm kurulamaz.”(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 21.06.1996 E. 1996/6213 K. 1996/7023)

“ÖZET : Paydaşlardan biri aleyhine dava açıldığına göre mahkemece diğer paydaşların da davaya katılması sağlanarak husumetin yaygınlaştırılması gerekir.
Tebligatı imzalayanın davacı ile aynı çatı altında oturmadığı, temyizin süresinde olmadığına dayanılarak kurulan ek kararı tebellüğ edenin de nüfus kayıt tablosuna göre davacının oğlu olmadığı saptandığına göre yapılan tebligatlar usulsüzdür.(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 04.03.1998 E. 1998/16-160 K. 1998/203)

“Olayda çözümlenmesi gereken sorun, davacının daha önce açtığı ve redle sonuçlanan davaya ait kararın usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edilip edilmediğidir.
Tebligat Kanununun 16. ve Tüzüğün 22. maddesinde muhatapla kendisine tebliğ yapılacak kimse adreste bulunmazsa kendisi ile birlikte oturan aile efradından veya hizmetçilerden birine tebliğ evrakının verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu gibi halde tebligatın verildiği kişinin muhatapla yakınlığı, o adreste oturup oturmadığı mutlaka sorulup tebliğ belgesine yazılmalıdır. 21. maddede kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirisinin gösterilen adreste bulunmamaları veya tebellüğden imtina etmeleri durumunda yapılacak işlemler açıklanmıştır.
Madde dikkatlice incelendiğinde burada iki ayrı halin birlikte düzenlendiği görülecektir. Bunlardan birincisi kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap adına tebligatı kabul edebilecek olanlardan ( muhatapla birlikte oturan ailesi efradı daimi memur veya müstahdemi… vs. ) hiç birisinin gösterilen adreste bulunmaması, diğeri ise adı geçenlerin tebellüğden imtina etmeleri hususlarıdır.
a ) Tebellüğden imtina edilmesi ( kaçınılması )
Muhatap veya onun adına tebligatı alabileceği yasada belirlenenlerin, tebliğ evrakını almakta imtina etmeleri halinde ne şekilde işlem yapılacağı 21. maddeye paralel olarak tüzüğün 30. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre ilgilinin adreste bulunmasına rağmen tebliğ evrakını almak istememesi, işi sürüncemede bırakıp keyfiliğe yol açacağından bir başka deyişle; tebliğ işlemi muhatabın rızasına terk edilmiş olacağından bu gibi hallerde Tüzüğün 30. maddesi hükmüne göre… tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti ve meclisi azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tebliğ memuru tüzüğe ekli iki numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
Görüldüğü üzere tebellüğden çekinme halinde muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin tebligat adresinde bulunmaları sebebiyle yapılacak işlem, Tüzüğün 30. maddesinde belirlenenden ibarettir. Tebligat parçasının incelenmesinde tebellüğden imtina edildiğinin açıklanmış olması halinde maddede yazılı olanlara tebliğ evrakının bırakılıp bırakılmadığının, iki numaralı fişin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının ve en yakın komşuya veya yöneticiye ya da kapıcıya haber verilip verilmediğinin denetlenmesi sonucunda Hakim tebligatın geçerli olup olmadığını tesbit edecektir.
b ) Adreste bulunulmaması; muhatabın adreste bulunmaması halinde PTT Memurunun ne şekilde davranacağı tüzüğün 28. maddesinde yazılıdır. Buna göre muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekilmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir. Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tesbit edilmemişse tebliğ evrakı çıkaran mercie geri gönderilir.
Tebligat görevlisinin tebligat adresinde hiç kimseyi bulamaması ve kendilerine tebligat yapılabilecek kimselerin de o adresi terk etmeleri durumunda bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır. Eski adresin üzeri çaprazvari bir biçimde çizilir. Yeni adresin tebliğ memurunun tevzi bölgesi içerisinde olması halinde tebligat bu adrese yapılır. Yeni adresin aynı PTT merkezinin diğer bir dağıtım bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunması durumunda ise tebliğ evrakı yeni adrese tebliğin sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze geri verilir.
Muhatabın veya onun adına kendisine tebligat yapılabilecek olanların adreste bulunmamaları halinde, tebliğ memurunun adreste neden bulunulmadığını bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak tevsik etmesi gerekir.
Burada Tüzüğün 28. maddesi PTT memuruna ilgilisinin neden adreste bulunmadığını tahkik etme görevini yüklemiştir. PTT memuru bu tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği için beyanı alınana imzalatacaktır. Ancak bu suretle yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın adreste bulunmamakla beraber, orada ikamet ettiği, fakat tevziat saatlerinden sonra adrese geldiği beyan edilirse, bu takdirde 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması, komşuya haber verilmesi ve tebliğ evrakının zabıtaya veya muhtara bırakılması işlemlerine geçilebilecektir.
Bu itibarla; Tüzüğün 28. maddesinde yazılı olan ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle muhatabın ( ya da muhatap namına tebligatı alabilecek olanların ) bu adreste bulunduğu tevsik edilmeden Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi geçersizdir.
Özetlenecek olursa Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliği PTT memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunduğunun tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır. Gerekli tevsik işlemi hakimin denetimini sağlayacak ve muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacaktır.
21. maddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi iki numaralı fişin ( ihbarnamenin ) kapıya yapıştırıldığı tarihtir ( Madde 21/son cümle ). Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, PTT memurunun yukarıda yazılı araştırmayı mutlaka yapmasına ve muhatabın o anda adreste olmamakla birlikte tevziat saatlerinden sonra geldiğinin tevsik edilmesine bağlıdır. Eğer açıklanan durumu beyan eden ilgililer imzadan çekinirlerse, PTT memuru çekinme nedeniyle araştırma sonucunu kendisi imzalamakla yetinecektir.
Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 13.10.1965 gün ve 2/793-360 sayılı ve 16.09.1981 tarih ve 7/2371-604 sayılı 15.02.1995 tarihli 18/890-79 sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Redle sonuçlanan boşama davasına ilişkin davalıya yapılan karar tebliğinde tebligat yapılan komşunun ismi yazılmadığı gibi davalının o adreste oturup oturmadığı, bulunmama sebebi de yazılmamıştır. Davalının Tebligat Kanununun 32. maddesi çerçevesinde bir beyanı da bulunmadığından bu hali ile tebligat 7201 sayılı Kanunun 21. maddesi ile tüzüğe aykırı olup geçersizdir. Sonuç olarak red kararı kesinleşmediğinden Medeni Kanunun 134/Son maddesi koşulları oluşmaz. Davanın reddi gerekirken yargılamaya devam olunup yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 15.02.1999 E. 1998/13708 K. 1999/1061)

“Kendisine tebliğ yapılacak kişi ( olayımızda davacı ) adresinde bulunmazsa tebliğ ailesi fertlerinden veya hizmetçi ve uşak gibi müstahdemlerinden birisine yapılacağı, ancak muhatap namına kendisine tebligat yapılacak olan aile ferdi veya müstahdeminin muhatapla birlikte oturmasının gerektiği, karı koca hısım ve evlatlık gibi birlikte oturan kişilerin ise aynı aile fertlerinden sayılacağı hususu 7201 sayılı Tebligat Kanununun 16 ve Tüzüğünün 22. maddesi; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatap tebliğe muttali olmuş ise geçerli, aksi takdirde tebligatın yapılmamış sayılması gerektiği hususu ise aynı Yasanın 32 ve Tüzüğün 51. maddesi hükmü gereğidir.”(YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ T. 16.02.1999 E. 1998/13124 K. 1999/1291)

“Kendisi ile birlikte oturan aile efradından birisine tebligat yapılması halinde muhatabın adreste bulunmama nedeninin araştırılması gerektiğine dair bir husus yasada yer almamaktadır. Bu nedenle şikayetin reddi gerekir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 22.11.2000 E. 2000/12-1684 K. 2000/1716)

“Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2000 tarih ve 2000/12-1684 sayılı kararında da benimsendiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 16 ve Tebligat Tüzüğünün 22. maddelerinde kendisine tebligat yapılacak şahıs adresinde bulunmadığı takdirde tebliğ, kendisi ile birlikte oturan ailesi efradından veya hizmetçilerinden birine yapılır. Bu durumda muhatabın adreste bulunmama sebebinin araştırılacağına ve tevziat saatinden sonra adrese döneceğinin saptanması halinde tebliğ işleminin tamamlanabileceğine dair anılan maddelerde Tüzüğün 21. maddesindekine benzer bir hüküm bulunmamaktadır. Merci gerekçesinde yer verilen ve muhatabın adresten gecici olarak ayrılması halinde uygulanması gerekli olan 7201 sayılı Kanunun 20 maddesinin somut olayla ilgisi yoktur. O halde şikayetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 28.11.2000 E. 2000/17441 K. 2000/18586)

17- BELLİ BİR YERDE VEYA EVDE MESLEK VE SANAT İCRA EDENLERE TEBLİGAT
Belirli bir yerde devamlı surutte meslek veya sanatını icra edenler, o yerde tevziat saatinde geçici olarak bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek vaya sanat evre icra ediliyorsa memur veya müstahdemlerden birine, onlar da yoksa aynı evde birlikte oturan aile fertelerinden veya hizmetçilerinden birine yapılmalıdır.
Bunun aksine işyeri ortağı, işvereni, arkadaşı, işhanı yöneticisi veya kapıcısı gibi kişilere tebligat yapılması halinde yapılan tebligat geçerli olmaz. Meslek ve sanat evde icra edilmiyorsa; eş, çocuk, kardeş gibi yakınlara tebligat yapılması halinde de tebligat geçerli kabul olunamaz.
Muhatap geçici olarak dahi olsa, uzun süre için meslek veya sanat icra ettiği adresinden ayrılmış; mesala tutuklanmış, çalışmak için bir başka yere gitmiş, askere gitmiş ise; bu maddedeki devamlı surette meslek ve sanat icra etme durumu fiilen ortadan kalkmış bulunduğundan bu maddeye göre tebligat yapılması hukuken mümkün olmadığı gibi, tebligat yapılmış olsa bile geçerli kabul olunamaz.
Tebliği çıkartan merci Tebligat Kanunu 17. maddeye göre yapılan tebligatta olayın özelliğini ve hayatın olağan akışını da nazara alarak inceleme yapmalıdır. Mesala kardeş dahi olsalar üç ve daha fazla kişinin aynı işyerinde çalışmaları hayatın olağan akışına aykırı olduğundan bu tür durumlarda tebligat çıkartan kuruluşun aynı işyerinde çalıştıkları gerekçesiyle daimi işçisine veya memuruna yapılan tebligatları araştırarak ortaya çıkacak duruma göre işlem yapması gereklidir.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 17 – Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler,O yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır. (1) 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 23 – Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler,o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. 
Muhatap meslek veya sanatını evinde icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine, bunlardan hiç biri bulunmazsa tebliğ,birlikte oturan yukarıki maddenin son fıkrasında gösterilen ailesi efradına veya hizmetçilerinden birine yapılır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Ödeme emrini içeren bildirim zarfı, “birlikte çalıştığı dükkan sahibi S`ye verildi” açıklamasıyla iletilmiştir. Bu biçimdeki bildirim, 7201 sayılı Yasa`nın 17, 20, 21. ve ilgili diğer maddelerine uygun değildir.”YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 31.12.1971 E. 1971/12774 K. 1971/13719)
“ Borçlu adına gönderilen 49 örnek ödeme emri “gösterilen adreste tebligat alıcısı imza karşılığı almaktan imtina ettiğinden mahalle muhtarına tebliğ edildi. İhbarname yazılarak muhataba verildi” şerhi ile 01.05.1995 tarihinde tebliğ edilmiştir. Tebligat Kanunu`nun 21., Tebligat Tüzüğü`nün 29 ve 30. maddelerine göre kendisine tebliğ yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimseler tebellüğden imtina etmeleri halinde tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tüzüğe ekli 2 numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır.
Durumu muhataba duyurmasının mümkünse en yakın komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. Somut olayda muhatabın tebligatı kabul etmemesi üzerine tebliğ evrakı mahalle muhtarına verilmiş ve ihbarname de muhataba bırakılmış ise de en yakın komşu, kapıcı veya yöneticiye haber bırakılmadığından bu tebligat geçersizdir. Kaldı ki, tebligat yapılan adresin … Giyim San. Dış Tic. Ltd.Şti.`ne ait olduğu vergi levhasından anlaşılmaktadır. Tebligat Kanunu`nun 17/2. maddesine göre borçlu adresinden başka bir yerde yapılan tebligatı kabule mecbur değildir. Mercice bu yön gözetilerek şikayetin kabulüne karar verilmek gerekirken reddi isabetsizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 26.10.1995 E. 1995/14484 K. 1995/14520)

18- OTEL, HASTAHANE, FABRİKA VE OKUL GİBİ YERLERDE TEBLİGAT
Tebligat kanunu’nun 18. maddesine göre; tebliğ yapılacak şahıs otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemiyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmıyan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ kendilerine yapılır. Bu şekilde yapılan tebligat geçerli olur.
Bunun dışında evrak memuru, bekçi, sekreter, oda arkadaşı, refakatçi, iş arkadaşı, okul temsilçisi, hasta bakıcısı, kardeşi gibi kişilere tebligat yapılması halinde tebligat geçerli kabul olunamaz. 
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 18 – Tebliğ yapılacak şahıs otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemiyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmıyan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ kendilerine yapılır. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 24 – Tebliğ yapılacak şahıs otel, pansiyon, hastahane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu, resmi veya hususi daire veya müessese gibi içine serbestçe girilmeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. 
Bunlar tarafından muhatap derhal buldurulamaz veya tebellüğden imtina ederse yahut da diğer bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirine yapılır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Tebligat Yasası`nın 18 ve Tüzüğün 24. maddesi tebliğ yapılacak şahıs otel, pansiyon, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu, resmi veya hususi daire veya müessese gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın kısım amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatap derhal bulundurulamaz veya tebellüğden imtina ederse yahut da diğer bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirine yapılır, ilkesini getirmiştir. Tebligat açıklanan yasaya aykırı olarak ( kapı nöbetçisi M.`ya ) yapılmıştır. Bu yön kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Tebligatın usulsüzlüğü gözönünde tutulmadan işin esasının incelenmesi ve yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 30.11.1992 E. 1992/1999 K. 1992/12094)

19- TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLERE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu 19. maddeye göre tutuklu ve hükümlülere ait tebliğlerin yapılmasını bunların bulunduğu kurum (Cezaevi) müdür veya memuru temin eder. Ancak; 1 yıl ve üzeri hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılmış ve hükümlerini çeken hükümlüler ile hükmen kısıtlanmış olanlara çıkartılan tebligat ,Tebligat Kanunu 11/2. madde gereğince varsa yasal temsilcisine (vasi, veli) yapılır, yasal temsilci atanmamış ise atanarak vasiye tebligat yapılması zorunludur.
Bu durumdaki kişilerin ikamet ve işyeri adreslerine tebligat çıkartılması ve kanunda belirtilen aynı çatı altında oturan akrabaları veya aynı işyerinde daimi memur müstahtemleri gibi kişiler olsa bile muhataptan başka kişilere tebligat yapılması halinde tebligat geçerli olmaz.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 19 – Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 25 – Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder.
Bir sene veya daha ziyade hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahküm olanlara ait tebligat 16 ncı madde mucibince yapılır. Mahküma tebligat yapılamazsa, tebliğ mazbatasına, müdür veya memur tarafından sebebi gösterilmek suretiyle şerh verilir.
Mevkuf veya mahkümun hastahanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre yapılır. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Ödeme emrinin tebliği sırasında cezaevinde bulunduğu anlaşılan sanığa, ödeme emri tebliğinin Tebligat Kanununun 19. maddesi uyarınca cezaevi yönetimi aracılığıyla doğrudan kendisine yapılması gerektiği gözetilmeden, infaz koruma memuruna yapılmış olmasının tebligatı hukuken geçersiz kıldığı ve atılı suçun oluşmadığı gözetilmeden aynı biçimde tebliğ edilen duruşma davetiyesinin de geçersiz olduğu düşünülmeden, savunma olanağından da yoksun bırakılmak suretiyle oluşmayan suçtan sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,Bozmayı gerektirmiş,”(YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 17.06.1998 E. 1998/7516 K. 1998/9211)
“ Tebligat kanununa göre, tutuklu veya mahkumlara çıkarılan tebligatların bizzat kendilerine yapılması gerekir. Tutuklu bulunan muhatap yerine başkasına yapılan tebligatlar geçersizdir. …. Duruşmada bulunmayan davacıya bu ara kararı PTT aracılığıyla tebliğ edilmeye çalışılmış, ancak; tebliğ muhatap yerine gelini Gülizar’a yapılmıştır. Davacının talebi üzerine yapılan araştırmada tebligatın yapıldığı tarihte davacının tutuklu olduğu anlaşılmaktadır. 7201 sayıli Tebligat Kanunu’nun 19. maddesine göre mevkuf veya mahkumlara çıkarılan tebligatların bizzat kendilerine yapılması gerekir. Tutuklu bulunan muhatap yerine başkasına yapılan tebligatın geçerli sayılması mümkün değildir.”(YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ T. 25.1.2001 E. 2000/5444 K. 2001/75)

20- MUHATABIN GEÇİCİ OLARAK BAŞKA BİR YERE GİTMESİ
Tebligat kanunu’nun 20. maddesine göre; Tebligat Kanunu’nun 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin geçici olarak başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır. (Değişik son cümle: 19/3/2003-4829/4 md.) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır.
Bu maddeye göre yapılan tebligatta, adereste bulunanların tebellüğden imtina etmesi ile etmemesi arasında tebliğ tarihi itibariyle 15 günlük fark olması, madde metninin açık hükmü olup, Kanun Koyucunun taktiridir. Kanun Koyucu geçici olarak adresten ayrılan kişinin adresinde kalan kişilerin tebellüğden imtinaları karşısında, bu fiilde dahli ve kusuru bulunmayan muhatabın, başka bir yerde olması nedeniyle hak kaybına uğramasını engellemek istemiştir. Adrestekiler tebligatı kabul etmiş iseler; bundan muhatabı haberdar etme sorumluluğunu da yüklenmiş bulunduklarından muhatabın bu nedenle hak kaybına uğrama ihtimali çok zayıf olacağından tebligatın adresteki kişilere verildiği tarihte yapıldığını kabul etmek pek tabiidir.
Burada tebellüğden imtina edilmesi halinde bu davranıştan dolayı farklı bir tebellüğ tarihi kabuledilmesinin eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olacağı veya haksız sonuçlar doğuracağı mülahazaları ile, Kanun Koyucunun amacının bu maddeye göre tebligatta her halükarda tebligatın 15 gün sonra yapılmış sayılması gerektiği yolundaki bir yorum, maddenin lafzına, ruhuna ve 13, 14, 16, ve 18. maddelerdeki düzenlemelerin ruhuna aykırı olur. Çünkü bu maddeler aynı zamanda muhatabın geçici olarak adresten ayrılmış olması halinde tebligatın yapılması halini düzenlemekte olup, bu maddelere göre tebligat adresteki ilgiliye tebligatın verildiği tarihte yapılmış sayılır.
Adreste bulunmama ile adresten geçici olarak ayrılmış bulunma arasında ve adreste bulunanların tebliğden imtina etmemesi ile etmesi arasında 15 günlük tebliğ tarihi farkı hakkaniyete uygun olmadığı yolunda eleştiriler getirilmiştir. Ancak muhatabın adresten geçici olarak ayrılmış olması durumunda tebligatı almaktan imtina ederek sorumluluktan kaçınan adresteki kişinin bu davranışı nedeniyle muhatabın tebligatın içeriğinden haberdar olmasının adresteki kişinin tebligatı kabul ettiği duruma göre daha uzun olabilme ihtimali her zaman mevcuttur. Kanun Koyucunun bu ihtimali nazara alarak on beş günlük ilave bir sürecin sonunda tebligatın yapılmış sayılacağını hükme bağlaması haklı nedenlere dayalı olarak taktir hakkının ve düzenleme yetkisinin kullanılmasından ibarettir. Kanun Koyucu’nun Anayasa çerçevesinde yetkisini kullanarak vaz ettiği düzenlemeye uyulması zorunludur.
Kanun lafzı ile ve ruhu ile muhatabın adresten geçici olarak ayrılmış olması durumunda adresteki kişinin tebellüğden imtina etmesi halinde tebligatın T.K. 21. maddesi uyarınca yapılacağı ve bu halde tebligatın ihbarnamenin kapıya yapıştırılmasından itibaren on beş gün sonra yapılmış sayılacağını kabul etmek zorunludur. Tebligat hukuku gibi şekille ilgili önemli düzenlemelerin yorumunun da lafza ve şekle sıkı sıkıya bağlı olması gerekli ve zorunludur.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 20 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/6 md.)
13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır. (Değişik son cümle: 19/3/2003-4829/4 md.) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır.

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 26 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Bu Tüzüğün 18, l9, 20, 22, 23 ve 24 üncü maddelerinde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memurunca durum ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ tutanağına yazılır; altı imzalattırılarak tebliğ edilecek evrak beyanı yapana verilir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar; almaktan veya imzadan kaçınırlarsa, tebliği yapan, durumu tutanağa yazar ve imzalar. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Ödeme emrini içeren bildirim zarfı, “birlikte çalıştığı dükkan sahibi S`ye verildi” açıklamasıyla iletilmiştir. Bu biçimdeki bildirim, 7201 sayılı Yasa`nın 17, 20, 21. ve ilgili diğer maddelerine uygun değildir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 31.12.1971 E. 1971/12774 K. 1971/13719)
“ Tebligat Yasasının 20, 21 ve özellikle Tüzüğün 28. maddesi uyarınca muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan herbiri gösterilen adreste bulunmaz iseler, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir. Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur ( YHGK.nun 29.12.1993 tarihli, 1993/18- 778-876 sayılı kararı ). Olayımızda, muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı tevsik edilmemiştir. Bu hali ile dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliğine ilişkin tebligat geçersizdir.”(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 07.03.1997 E. 1997/1283 K. 1997/2534)
“Tebligat Yasasının 20, 21 ve özellikle tüzüğün 28. maddesi uyarınca muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan her biri gösterilen adreste bulunmaz iseler tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir. Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur. ( Y.H.G.K.nun 29.12.1993 tarihli 1993/18-778-876 sayılı kararı ) Olayımızda muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı tevsik edilmemiştir. Bu hali ile dava dilekçesi ve duruşma gününe ilişkin davalıya yapılan tebligat geçersizdir….” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 8.10.1997 E. 1997/2-499 K. 1997/783)
“Tebligat Yasasının 20,21 ve özellikle Tüzüğün 28. maddesi uyarınca, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan herbiri gösterilen adreste bulunmaz iseler, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarım tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir. Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur ( YHGK.’nun 29.12.1993 tarihli 1993/18-778-876 sayılı kararı ). Olayımızda muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı sorulmamış, beyanda bulunanın imzası alınmak suretiyle tevsik edilmemiştir. Bu hali ile davalıya dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğine dair tebligat geçersizdir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 23.10.1997 E. 1997/10184 K. 1997/11279)
“Tebligat Yasası’nın 20, 21 ve özellikle Tüzüğün 28. maddesi uyarınca, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz iseler tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu tebliğ tutanağına yazıp imzalaması gerekir. Gösterilen şekil geçerlik koşuludur.
Olayımızda muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı tevsik edilmemiştir. Bu hali ile direnme kararının tebliğine ilişkin davalıya yapılan tebligat geçersizdir.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 06.10.1999 E. 1999/16-869 K. 1999/793)
“Tebligat Kanununun 20-21 ve Tüzüğün 28.maddesi gereğince muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan herbiri gösterilen adreste bulunmaz iseler tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesini muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazıp imzalaması gerekir.
Olayımızda, davalının ne sebeple adreste bulunmadığı ihtarnamenin tebliğine dair belgede tevsik edilmemiştir. Bu durumda davalıya tebliğ edilmiş usulüne uygun bir temerrüt ihtarından söz edilemez. Tahliye davasının reddine karar vermek gerekirken bu husus gözönünde tutulmadan yazılı şekilde kiralananın tahliyesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 24.11.1999 E. 1996/6-996 K. 1999/996)
“ Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2000 tarih ve 2000/12-1684 sayılı kararında da benimsendiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 16 ve Tebligat Tüzüğünün 22. maddelerinde kendisine tebligat yapılacak şahıs adresinde bulunmadığı takdirde tebliğ, kendisi ile birlikte oturan ailesi efradından veya hizmetçilerinden birine yapılır. Bu durumda muhatabın adreste bulunmama sebebinin araştırılacağına ve tevziat saatinden sonra adrese döneceğinin saptanması halinde tebliğ işleminin tamamlanabileceğine dair anılan maddelerde Tüzüğün 21. maddesindekine benzer bir hüküm bulunmamaktadır. Merci gerekçesinde yer verilen ve muhatabın adresten gecici olarak ayrılması halinde uygulanması gerekli olan 7201 sayılı Kanunun 20 maddesinin somut olayla ilgisi yoktur. O halde şikayetin reddi yerine kabulü isabetsizdir”.(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 28.11.2000 E. 2000/17441 K. 2000/18586)
“Tebligat Yasasının 20, 21 ve özellikle Tüzüğün 28. maddesi uyarınca muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan her biri gösterilen adreste bulunmaz iseler tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir. Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur ( Y.H.G.K.nun 29.12.1993 tarihli 1993/18-778-876 sayılı kararı). Olayımızda muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı tevsik edilmemiştir. Bu hali ne dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğine ilişkin tebligat geçersizdir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 73. maddesi şartları oluşmadan kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 25.01.2001 E. 2000/15718 K. 2001/1216)
“ Her ne kadar merciye başvuru gecikmiş itiraz adı altında yapılmış ise de hukuki tavsif hakime ait olacağından bu şikayetin usulsüz tebligata ilişkin olduğu açıktır. Kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak davaları varsa muhatap namına kendilerine tebligat yapılamaz o halde bu şekilde yapılan tebliğ işleminin usulsüzlüğünün kabulü gerekir. Bu durumda borçluya yapılan ödeme emri tebliğ yukarıda açıklandığı üzere usulsüz olduğundan usulsüz tebliğe muhatabın muttali olduğunu beyan ettiği tarih tebliğ tarihi sayılır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 23.11.2001 E. 2001/18764 K. 2001/19791)
TEBLİĞ İMKANSIZLIĞI VE TEBELLÜĞDEN İMTİNA

Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre; Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

    Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğu taktirde, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edip ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmak suretiyle tebligatı yapmak durumundadır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 21 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/7 md.)
Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

    (Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./5.mad.) Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

(Ek: 19/3/2003-4829/5 md.) Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkra uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar.

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 28 – (Değişik Birinci Fıkra: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.
(Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tespit edilmemişse, tebliğ evrakı, çıkaran mercie geri gönderilir.
Yeni adres tebliğ memuru tarafından tesbit edilmiş ise bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır.
Bu halde;
A) Yeni adres, tebliğ memurunun tevzi bölgesi dahilinde bulunduğu takdirde tebligat o adrese yapılır.
B) Yeni adres, aynı PTT merkezinin diğer bir tevzi bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunursa, tebliğ evrakı yeni adreste tebliğinin temini için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze iade olunur.
Tebligat evrakında yazılı tarihe kadar 12 nci maddede gösterilen müddetlerden daha az bir zaman kalmış veya yeni adres yabancı bir memlekete ait ise PTT merkezi tebliğ evrakını tebligatı çıkaran mercie geri gönderir.
Muhatap ve onun yerine tebligat yapılacak kimseler, o adreste bulundukları halde tebliğin yapılacağı sırada orada mevcut değillerse 30 uncu maddeye göre muamele yapılır. 
T.T. Madde 29 – Kendisine tebliğ yapılacak kimse veya yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimseler tebellüğden imtina ederlerse 30 uncu maddeye göre muamele yapılır.
Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina halinde yapılacak muamele:
Madde 30 – 28 inci maddenin son fıkrasında ve 29 uncu maddede zikredilen ahvalde tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veyahut zabıta amir, veya memuruna imza mukabilinde teslim eder.
(Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Tebliğ memuru, Tüzüğe ekli 2 numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi, gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu, muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. 
T.T. Madde 31 – Yukarıki maddenin 1 inci fıkrasında zikredilen kimseler, kendilerine teslim edilen tebliğ evrakını, 3 ay saklamakla mükelleftirler. Tebliğ evrakı muayyen müddeti ihtiva ederse, mezkür evrak ihtiva ettiği müddetin bitiminden itibaren 3 ay daha saklanır.
Yukarıki maddede yazılı ihbarname kapıya yapışmış olarak 10 gün kalır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Ödeme emrini içeren bildirim zarfı, “birlikte çalıştığı dükkan sahibi S`ye verildi” açıklamasıyla iletilmiştir. Bu biçimdeki bildirim, 7201 sayılı Yasa`nın 17, 20, 21. ve ilgili diğer maddelerine uygun değildir. Borçlu, bildirimi öğrenir öğrenmez, süresinde şikayet etmekle birlikte, takip konusu paranın esasına da itirazda bulunmuştur. Bu durum karşısında takibin iptaline değil, durdurulmasına karar verilmesi ve alacaklı, “itirazın kaldırılması” isteminde bulunduğu takdirde, gerekli incelemenin yapılması zorunludur. Ödeme emri bildiriminin usulsüzlüğünün kabul edilmesi durumunda, icra takibinin değil, usulsüz bildirimin iptali gerekir. Tersine karar verilmesi yasaya aykırıdır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 31.12.1971 E. 1971/12774 K. 1971/13719)
“Davacıya çıkartılan satış ilanı bildirimi, “kabul edilmediği” belirtilerek muhtara onaylattırılmış ve “bildirimin bir parçasının, gönderilenin kapısına asıldığı” yazılıp, Tebligat Yasası`nın 35. maddesi de gösterilerek bildirim yapılmıştır. Bildirim kabul edilmediğine göre, Tebligat Yasası`nın 21 ve Tüzük`ün 29 ve 30. maddeleri uygulanır. Bu maddelere göre, bildirim belgelerinin muhtara verilmesi gerekir. Oysa dağıtıcı, kabul edilmeme durumunun onaylatıldığı açıklamasını yazmıştır. Bu durumda, bildirimin usulüne uygun gerçekleştirildiği söylenemez.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 02.11.1981 E. 1981/6407 K. 1981/7976)

“ Depo kararı bildiriminde Tebligat Kanunu hükümlerine uymak zorunludur. Şartları oluşmadığı halde ilan yoluyla bildirim yapmak yasaya aykırıdır.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 05.06.1986 E. 1985/12867 K. 1986/6748)
“ÖZET : 1 )İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte, satış kararının, borçlunun ipotek akit tablosunda yazılı adresine tebliğ edilmesi gerekir. Usulüne uygun tebliğ yapılmamışsa, borçlu satış bedelini artırıcı girişimlerde bulunamayacağından, ihalenin feshi gerekir.
2 ) Tebligat Kanunu 35. maddeye göre yapılan tebligatta da kanun hükümlerine uyulmamıştır. Tebligat İlmuhaberinde aynen ( 7201 Sayılı Teb. K`nunun 35. maddesi gereğince muhatabın kapısına asılarak tebligat yapıldı ) şerhi ile tebliğ edilmiş ancak, tebliği yaptıran kazai merciin divanhanesine talik hususu yerine getirilmemiş olduğundan bu tebligat usulsüz bulunmuştur.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 24.02.1988 E. 1988/1030 K. 1988/2012)
“Borçlu hakkında 8.12.1987 tarihinde İstanbul 1. İcra dairesinde takip yapılmış, ödeme emrinin tebliği üzerine yetkiye ve borca itiraz etmiş alacaklı 5.1.1988 tarihinde yetki itirazını kabul edip, borçlunun yetkili olarak gösterdiği Şişli İcra Dairesi`ne dosyanın gönderilmesini istemiş, Şişli İcra Memurluğu`nca ödeme emri tanzim edilip, 18.1.1988 tarihinde Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre tebliğ edilmiş, itiraz vaki olmadığından takip kesinleştirilip 14.3.1988 tarihinde huzuru ile haciz yapılmıştır.
Şişli İcra Dairesi`nce çıkarılan ödeme emri Tebligat kanunu`nun 21. maddesine uygun olarak tebliğ edildiği gibi, tebligat usulsüz olsa bile borçlunun usulsuz tebligata en geç 14.3.1988 tarihinde yapılan hacizde muttali olduğu, bu duruma rağmen takibin şekline göre ıttıla tarihinden itibaren süresinde icra dairesine itiraz etmediği bu haliyle de takibin kesinleştiği düşünülmeden evvelce İstanbul İcra dairesi tarafından gönderilen ödeme emrine vaki itirazın halen de geçerli olduğundan bahis ile şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsiz,…” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 16.01.1989 E. 1988/4713 K. 1989/284)

“ Borçlunun posta ile doğrudan gönderdiği itiraz dilekçesinin yasal 7 günlük süre geçtikten sonra icra dairesine ulaştığı anlaşılmaktadır. Borçlu tarafından doğrudan posta ile yapılan göndermelerde esas alınacak tarih gönderme tarihi değil, takibin yapıldığı icra dairesine ulaşma tarihidir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 12.02.1990 E. 1989/8135 K. 1990/1049)
“Tebligat Kanunu`nun 21. maddesi uyarınca yapılacak tebligatın şekli, Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre, kendisine tebliğ yapılacak kimse veya muhatap namına tebligat yapılabilecek kimselerden hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memuru adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu, kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veyahutta ihtiyar heyeti veya meclisi azalarından veyahut zabıta amir veya memurlarından tahkik ederek vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması, beyanı yapan imzadan imtina ederse bu ciheti şerh ve kendi imzası ile tasdik etmesi lazımdır.” (YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ T. 15.03.1990 E. 1989/21677 K. 1990/8405)
“Borçluya çıkartılan kıymet takdirinin ve satış ilanının tebliğinin Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapıldığı bu tebligatın nizamnamesinin 28. maddesine uygun olmadığı borçlu müştekinin hacze başka suretle muttali olduğu iddia ve ispat edilmediği şu suretle şikayetin Tebligat Kanunu`nun 32. maddesine göre süresinde olduğu nazara alınmadan şikayetin süre yönünden reddi isabetsiz temyiz itirazları yerinde görüldüğünden..” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 22.06.1990 E. 1990/6928 K. 1990/7917)
“ Davalı temyiz dilekçesiyle, Tebligat Yasasının 21. maddesine göre yapılan tebligatın usulsüzlüğüne ve yargılamanın geçersiz tebligata rağmen yokluğunda sonuçlandırılmasına değinmiştir. Gerçekten tebligat; dava dilekçesinde belirtilen adrese çıkarılmış, ilgili memur herhangi bir araştırma yapmaya gerek duymadan adresin kapalı olduğundan bahisle tebligat belgesini mahalle muhtarına vermiştir. 7201 sayılı Yasanın 21 ve bu Yasanın 60. maddesi uyarınca düzenlenen Tüzüğün 28-30. maddelerinde, bu tür tebliğin geçerlilik koşulları duraksamaya yer verilmeyecek biçimde açıklanmıştır. Buna göre; öncelikle verilen adresin doğru olması, tebligatı alacak kişi veya onun adına tebligatı kabule yetkili kişilerin o sırada ve geçici olarak adreste bulunmamış olmaları gerekir.
Memur, bu durumu en yakın komşudan, muhtar, ihtiyar heyeti, zabıta amir ve memurlarından sorup öğrenerek tebligat tutanağıyla belgeledikten sonra tebliğ edilecek belgeyi muhtar, zabıta amir ve memurlarına, ilgilisine verilmek üzere; iki nolu uyarıyı da konunun öğrenilmesini sağlamak amacıyla kapıya yapıştırmak zorundadır. Yasaca belirtilen araştırmadaki bu sıra tebligatın geçerlilik şartıdır. Yasanın 32. maddesinin koşulları da gerçekleşmediğine göre, yargılamanın yoklukta sonuçlandırılması usul ve yasa hükümlerine aykırıdır.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 14.01.1991 E. 1990/12621 K. 1991/995)
“ Gerek birinci gerekse ikinci haciz ihbarnamesinde borçlunun alacaklısı Özel Merkez Dersanesi olarak gösterilmiş, birinci ve ikinci haciz ihbarnameleri Merkez Dersanesi Müdürlüğüne Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre tebliğ olunmuştur. Borçludan alacaklı 3. kişinin şikayetçi Özel Merkez Dersanesi Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi olduğu anlaşılmaktadır. Gerek haciz tebliğ kağıdında gerekse davetiyelerde hükmi şahsın ismi tam ve doğru biçimde yazılmamış olduğundan dersane müdürünün imzadan imtina ettiği meşruhatı ile yapılan tebligat, tebligat kanununa uygun bulunmamaktadır. Özel Merkez Dersanesi Ticaret ve Sanayi Limited Şirketine yöntemince çıkartılmış bir tebligat bulunmadığından ıttıladan itibaren yasal sürenin geçtiğinden söz edilemez. Mercice bu yönler gözetilerek şikayetin kabulü gerekirken reddi isabetsizdir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 22.09.1992 E. 1992/8665 K. 1992/10668)
“ HUMK.nun 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme; yanları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. İşte onun içindir ki davetin ve özelikle yazılı şeklinin ( davetiyenin ) davadaki önemi büyüktür. Bilindiği gibi, tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Kanun ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebligat işlemi, gerekse tebligat tarihi, kanun ve tüzükte emredilen şekillerle kanıtlanabilir. Kanunun ve tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı, tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Zira, yazılı tebligat, bir davaya ilişkin işlemleri o dava ile ilgili kişilere bildirmek için, mahkemelerce kanuna uygun biçimde yapılan bir belgelendirme işlemidir. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Somut olayda, dava dilekçesini içerir davetiyenin yokluğunda davaya bakılan davalıya 7201 sayılı Kanun`un 21. maddesine göre tebliğ edildiği sonucuna varılmakta ise de; tebliği işleminde, kanun ve tüzüğün öngördüğü hususların tamamen yerine getirildiğini söyleyebilmek olanağı yoktur.
7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 3320 sayılı Kanunla değişik 21. maddesinde “kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiç biri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir.
İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır” hükmüne yer verilmiş; Tebligat Tüzüğü`nün 28. maddesinin değişik 1. fıkrasında da “muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir” denilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, tebliğ tarihine isabet eden günlerini yurt dışında geçirdiğini temyiz dilekçesine eklediği pasaport örneği ile belgeleyen davalıya çıkarılan tebligatın geçerli sayılması mümkün değildir.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 09.10.1992 E. 1992/9244 K. 1992/11533)
“ÖZET : Kamulaştırma tebligatı usulüne aykırı yapılsa da, taşınmaz sahibi bunu öğrenerek taşınmaz bedelini almış ise, bedeli aldığı tarihten itibaren hak düşürücü süre başlar.” (YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ T. 15.04.1993 E. 1993/3523 K. 1993/5012)
“ … Sigorta A.Ş. dışındaki davalılar adına çıkarılan dava dilekçesinin tebliğine ilişkin tebligatların, muhatabın evde olmaması nedeniyle köy muhtarına tebliğ edilmiş olduğu meşruhatını taşıdığı anlaşılmaktadır. 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21. maddesi uyarınca, bu durumda tebligat evrakının maddede gösterilen görevlilere teslim edilmesiyle birlikte, tesellüme dair ihbarnamenin muhatabın binasının kapısına yapıştırılması ve keyfiyetin en yakın komşularından birine haber verilmesi gerekmektedir.
Tebligat Yasası ve Tüzüğüne uygun olmadan yapılan tebligatın geçerli olduğu kabul edilemez. O halde, mahkemece dava dilekçesi adı geçen davalılara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeli, taraf teşkili sağlandıktan sonra iddia ve savunma çerçevesinde gerekli deliller toplanarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir.” (YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ T. 27.09.1993 E. 1992/10550 K. 1993/5905)

“…Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddede; kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden hiç birisinin gösterilen adreste bulunmamaları veya tebellüğden imtina etmeleri durumunda yapılacak işlemler açıklanmıştır. Madde dikkatlice incelendiğinde burada iki ayrı halin birlikte düzenlendiği görülecektir. Bunlardan birincisi, kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap adına tebligatı kabul edebilecek olanlardan ( muhatapla birlikte oturan ailesi efradı, daimi memur veya müstahdemi … vs. ) hiçbirisinin “gösterilen adreste bulunmaması”, diğeri ise adı geçenlerin “tebellüğden imtina etmeleri” hususlarıdır.
a ) Tebellüğden “imtina edilmesi” ( kaçınılması ):
Muhatap veya onun adına tebligatı alabileceği Yasada belirlenenlerin, tebliğ evrakını almaktan imtina etmeleri halinde ne şekilde işlem yapılacağı 21. maddeye paralel olarak Tüzüğün 30. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre, ilgilinin adreste bulunmasına rağmen tebliğ evrakını almak istememesi, işi sürüncemede bırakıp keyfiliğe yol açacağından bir başka deyişle; Tebliğ işlemi muhatabın rızasına terk edilmiş olacağından bu gibi hallerde Tüzüğün 30. maddesi hükmüne göre: Tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tebliğ memuru Tüzüğe ekli iki numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
Görüldüğü üzere tebellüğden çekinme halinde muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin tebligat adresinde bulunmaları sebebiyle yapılacak işlem, Tüzüğün 30. maddesinde belirlenenden ibarettir. Tebligat parçasının incelenmesinde tebellüğden imtina edildiğinin açıklanmış olması halinde maddede yazılı olanlara tebliğ evrakının bırakılıp bırakılmadığının iki numaralı fişin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının ve en yakın komşuya veya yöneticiye ya da kapıcıya haber verilip verilmediğinin denetlenmesi sonucu hakim, tebligatın geçerli olup olmadığını tesbit edecektir.
b ) Adreste bulunulmaması:
Muhatabın adreste bulunmaması halinde PTT. memurunun ne şekilde davranacağı Tüzüğün 28. maddesinde yazılıdır. Buna göre; muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun; adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir. Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tesbit edilememişse, tebliğ evrakı, çıkaran merci`e geri gönderilir.
Anlaşılacağı üzere Tüzüğün 28/2. maddesinde, muhatabın ölmüş olması veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresinin tebliğ memurunca tesbit edilmemiş bulunması halinde tebliğ evrakının iade edileceği yazılıdır.
Tebligat görevlisinin, tebligat adresinde hiç kimseyi bulamaması ve kendilerine tebligat yapılabilecek kimselerin de o adresi terk etmeleri durumunda, bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır. Eski adresin üzeri çaprazvari bir biçimde çizilir. Yeni adresin tebliğ memurunun tevzi bölgesi içerisinde olması halinde tebligat bu adrese yapılır, yeni adresin aynı PTT. merkezinin diğer bir dağıtım bölgesinde veya başka bir PTT. merkezinin mıntıkası içinde bulunması durumunda ise tebliğ evrakı yeni adrese tebliğ sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze geri verilir.
Muhatabın veya onun adına kendisine tebligat yapılabilecek olanların adreste bulunmamaları halinde, tebliğ memuru, “adreste neden bulunulmadığını” bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak tevsik etmesi gerekir.
Burada Tüzüğün 28. maddesi, PTT. memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. PTT. memuru bu tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkca belirtildiği için ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu suretle yapılan işlemin usulüne uygu olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın adreste bulunmamakla beraber, orada ikamet ettiği, fakat tevziat saatlerinden sonra adrese geldiği beyan edilirse, bu takdirde 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması, komşuya haber verilmesi ve tebliğ evrakının zabıtaya veya muhtara bırakılması işlemlerine geçilebilecektir.
Bu itibarla, Tüzüğün 28. maddesinde yazılı olan ve maddede belirtilenkişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle muhatabın ( ya da muhatap namına tebligatı alabilecek olanların ) bu adreste bulunduğu “tevsik edilmeden” Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi geçersizdir.
Özetlenecek olursa, Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliği, PTT. memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunduğunun tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır. Gerekli tevsik işlemi Hakimin denetimini sağlayacak ve muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacaktır.
21. maddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi iki numaralı fişin ( ihbarnamenin ) kapıya yapıştırıldığı tarihtir ( Madde: 21/son cümle ). Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, PTT. memurunun yukarıda yazılı araştırmayı mutlaka yapmasına ve muhatabın o anda adreste olmamakla birlikte tevziat saatlerinden sonra geldiğinin tevsik edilmesine bağlıdır. Eğer, açıklanan durumu beyan eden ilgililer imzadan çekinirlerse, PTT. memuru çekinme nedeniyle, araştırma sonucunu kendisi imzalamakla yetinecektir.
Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulu`nun 13.10.1965 gün ve 2/793-360 sayılı ve 16.09.1991 gün ve 7/2371-604 sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Bu durumda, tebliğ memuru yukarıda açıklanan ilkelere riayet etmediği için 7201 sayılı Kanunun 21. maddesine göre yapılan tebligat usulüne uygun bir tebliğ işlemi olarak değerlendirilemez. Bu yöne değinen direnme kararı yerindedir. Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmediğinden dosya gerekli tetkikat için Özel Dairesine gönderilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü mahkemenin, davacıya yapılan tebligatın usulsüzlüğüne değinen direnmesi yerinde ise de, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Onsekizinci Hukuk Dairesi`ne gönderilmesine, 22.12.1993 günlü ilk görüşmede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 29.12.1993 günü yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 29.12.1993 E. 1993/18-778 K. 1993/876)
KARŞI OY YAZISI
Hukuk Genel Kurulu Kararında, Tebligat Kanunu`nun 21. maddesi ile Tüzüğün 28. ve 30. maddelerine göre yapıldığı bildirilen tebligatın, Tüzüğün 28. maddesinin birinci fıkrasındaki usule riayet edilmediği için geçersiz olduğu kabul edilmiştir.
Tebligat mazbatasının üzerinde, özel satırında bir klişe olarak yazılı olan 05.05.1987 tarihli meşruhat aynen şöyledir: “Adreste kimse bulunamaması üzerine kapısına ihbarname yapıştırıldı, en yakın komşusuna haber verilerek köy bekçisi S. imzasına tebliğ edildi. “Çoğunluk, bu ibarenin, tebligatın usulüne uygun yapıldığının kabulüne yeterli olmadığını; tebliğ memurunun, Tüzüğün 28. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen tahkik ve tevsik işlemini yerine getirmediğini ileri sürmektedir.
Tüzüğün sözü edilen fıkrasında, “kendisine tebliğ yapılacak kimse ve yukarıdaki maddeler mucibince muhatap namına tebligat yapılacak kimselerden hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa tebliğ memuru adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel … tahkik ederek vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatır…” hükmüne yer verilmiştir. Tebliğ memurunun bu tahkikat ve belgelendirme işlemini yapmakla yükümlü olması için, “gösterilen adreste bulunmama” halinin doğması gerekir. Maddenin sonradan gelen fıkralar hükümlerinden, “gösterilen adreste bulunmama” deyiminden, gerçekte tebligatta yazılı adresin muhatabın adresi olmamasının kastedildiği anaşılmaktadır. Gerçekten bu fıkralarda öngörülen durumlar: Muhatabın ve yakınlarının muvakkaten başka bir adrese gitmiş olmaları, daimi olarak adresi terketmemeleri, muhatabın bir yeni adrese gitmiş olması ya da ölmesi halleridir. Bu durumlar varit olduğunda bunların belirlenip tebliğ mazbatasına geçirilmesi lazımdır.
Maddenin son fıkrasında ise, muhatap ve onun yerine tebligat yapılacak kimseler o adreste bulundukları halde “tebliğ yapılacağı sırada orada mevcut değillerse 30. maddeye göre muamele yapılır” denilmektedir. Görülüyor ki birinci fıkradaki “adreste bulunmama” deyimi, son fıkradaki tebliğ yapılacağısırada orada mevcut olmama halinde değişik bir keyfiyettir. Muhatap adreste bulunuyor, ancak kısa bir süre için; komşuya, çarşıya, tarlaya, kahveye gitmiştir. İşte bu nedenle, yani birinci fıkradaki “gösterilen adreste bulunmama” hali söz konusu olmadığı için anılan fıkradaki tahkik ve tevsik işlemine gerek yoktur. Çünkü tahkik ve tevsik işlemleri “gösterilen adreste bulunmama” haline münhasır olup, son fıkradaki “adreste bulunma” halini kapsamaz.
Bu durumda tebliğ memuru, muhatabın adresinin, tebliğ kağıdında yazılı adres olduğunu saptamış ancak tebliğ yapacağı sırada onu bulamamış olduğu için bu keyfiyeti tebliğ mazbatasına geçirmekle yetinerek, 30. madde uyarınca tebligatı gerçekleştirecektir. Yani olayımızda olduğu ve tebliğ mazbatasında yazıldığı gibi, adreste kimse bulunmadığını yazacak, bulduğu köy bekçisine evrakı verecek, imzasını alacak, 2 numaralı örneği kapısına yapıştıracak ve en yakın komşusuna haber verecek, mazbatayı da imzalayacaktır. Adres muhataba ait olmakla beraber kendisinin o an için yerinde bulunmaması halinde yapılacak işlem budur. Adresinde bulunan muhatabın ölmediği, başka adrese muvakkaten gitmediği, adresini terketmediği halde bu hususun menfi yönden tebliğ mazbatasına geçirilmesinin anlamı ne olabilir ki. Muhatabın adreste bulunduğu, ancak tebliğ anında orada bulunmadığını ifade eden ibare ve köy bekçisinin imzası, yukarıda sayılan hallerin olmadığının kanıtı değil midir?
Maddi olayımızda davacı muhatap, kendisinin tebligat çıkarılan adreste oturmadığını, tebligat anında adreste olduğu halde tebligatın kendisine yapılmadığını ileri sürmemiş; aksine o adreste oturduğunu ifade etmiş, tebligat evrakının kendisine köy bekçisi tarafından verilmediğini iddia etmemiş, mücerret bizzat kendisine ve birlikte oturduğu kişilere tebligat yapılmadığı için tebligatın geçersizliğini savunmuştur. Oysa bilinmektedir ki, Tebligat Kanunu`nun 21 ve Tüzüğün 30. maddeleri uyarınca yapılan tebligatta geçerlidir. Nitekim tebligatta buna göre yapılmıştır.
Tüm bu olguların, dava dosyası içeriğinden anlaşılmasına, tebligatın geçerliliği, hadise şeklinde ele alınıp tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda mahkemece incelenmiş olmasına ve tahkikatın hiçbir aşamasında belirtilen bu olguların aksine bir iddiada bulunulmamasına rağmen 28. maddenin birinci fıkrasında öngörülen davacı muhatabın başka bir adrese muvakkaten veya daimi olarak gidip gitmediği, adres değiştirip değiştirmediği ve ölüp ölmediği konularında tebligat memurunun tahkikat yapıp bu hususları tebliğ tutanağına geçmediği gerekçesi ile tebligatın geçersiz kabulü bizce yasa ve tüzüğün amacını aşan maddi olayla kabili telif olmayan bir sonuçtur.
Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, Tebligat Kanunu`nun 21 ve Tüzüğün 30. maddeleri uyarınca yapılan tebligat tüm şekil koşullarını da içermekte olup geçerli olduğundan, bunun aksine sonuca varan çoğunluk kararına karşıyız.
Sait REZAKİ Alpaslan NAZLIOĞLU
18. Hukuk Dairesi Başkanı 18. Hukuk Dairesi Üyesi

“Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddede, kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirisinin gösterilen adreste bulunmamaları veya tebellüğden imtina etmeleri durumunda yapılacak işlemler açıklanmıştır. Madde dikkatlice incelendiğinde burada iki ayrı halin birlikte düzenlendiği görülecektir. Bunlardan birincisi, kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap adına tebligatı kadul edebilecek olanlardan ( muhatapla birlikte oturan ailesi, efradı, daimi memur veya müstahdemi … vs ) hiçbirisinin “gösterilen adreste bulunmaması”, diğeri ise “adı geçenlerin tebellüğden imtina etmeleri” hususlarıdır.
a ) Tebellüğden “imtina edilmesi” ( kaçınılması )
Muhatap veya onun adına tebligatı alabileceği Yasada belirlenenlerin, tebliğ evrakını almaktan imtina etmeleri halinde ne şekilde işlem yapılacağı 21. maddeye paralel olarak Tüzüğün 30. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre ilgilinin adreste bulunmasına rağmen tebliğ evrakını almak istememesi işi sürüncemede bırakıp keyfiliğe yol açacağından bir başka deyişle; tebliğ işlemi muhatabın rızasına terk edilmiş olacağından bu gibi hallerde Tüzüğün 30. maddesi hükmüne göre: … tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veyahut zabıta emir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tebliğ memuru tüzüğe ekli iki numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
Görüldüğü üzere tebellüğden çekinme halinde muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin tebligat adresinde bulunmaları sebebiyle yapılacak işlem, Tüzüğün 30. maddesinde belirlenenden ibarettir. Tebligat parçasının incelenmesinde tebellüğden imtina edildiğinin açıklanmış olması halinde maddede yazılı olanlara tebliğ evrakının bırakılıp bırakılmadığının iki numaralı fişin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının ve en yakın komşuya veya yöneticiye ya da kapıcıya haber verilip verilmediğinin denetlenmesi sonucunda hakim, tebligatın geçerli olup olmadığını tesbit edecektir.
b ) Adreste bulunmaması:
Muhatabın adreste bulunmaması halinde PTT memurunun ne şekilde davranacağı Tüzüğün 28. maddesinde yazılıdır. Buna göre, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını “imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması” gerekir. Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tesbit edilememişse, tebliğ evrakı, çıkaran merci`e geri gönderilir.
Anlaşılacağı üzere Tüzüğün 28/2. maddesinde, muhatabın ölmüş olması veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresinin tebliğ memurunca tesbit edilememiş bulunmaması halinde tebliğ evrakının iade edileceği yazılıdır.
Tebligat görevlisinin, tebligat adresinde hiç kimseyi bulamaması ve kendilerine tebligat yapılabilecek kimselerin de o adresi terk etmeleri durumunda, bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır. Eski adresin üzeri çaprazvari bir biçimde çizilir. Yeni adresin tebliğ memurunun tevzi bölgesi içerisinde olması halinde tebligat bu adrese yapılır, yeni adresin aynı PTT merkezinin diğer bir dağıtım bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunması durumunda ise tebliğ evrakı yeni adrese tebliğin sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze geri verilir.
Muhatabın veya onun adına kendisine tebligat yapılabilecek olanların adreste bulunmamaları halinde, tebliğ memuru, “adreste neden bulunulmadığını” bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak tevsik etmesi gerekir.
Burada Tüzüğün 28. maddesi, PTT memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. PTT memuru bu tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği için ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu suretle yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın adreste bulunmamakla beraber, orada ikamet ettiği, fakat tevziat saatlerinden sonra adrese geldiği beyan edilirse, bu takdirde 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması, komşuya haber verilmesi ve tebliğ evrakının zabıtaya veya muhtara bırakılması işlemlerine geçilebilecektir.
Bu itibarla, Tüzüğün 28. maddesinde yazılı olan ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle muhatabın ( ya da muhatap namına tebligatı alabilecek olanların ) bu adreste bulunduğu “tevsik edilmeden” Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi geçersizdir.
Özetlenecek olursa, Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapılaca tebliğ işleminin geçerliliği, PTT memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunduğunun tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır. Gerekli tevsik işlemi hakimin denetimini sağlayacak ve muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacaktır.
21. maddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi iki numaralı fişin ( ihbarnamenin ) kapıya yapıştırıldığı tarihtir ( Madde: 21/son cümle ). Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, PTT memurunun yukarıda yazılı araştırmayı mutlaka yapmasına ve muhatabın o anda adreste olmamakla birlikte tevziat saatlerinden sonra geldiğinin tevsik edilmesine bağlıdır. Eğer, açıklanan durumu beyan eden ilgililer imzadan çekinirlerse, PTT memuru çekinme nedeniyle, araştırma sonucunu kendisi imzalamakla yetinecektir.
Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulu`nun 13.10.1965 gün ve 2/793-360 sayılı ve 16.09.1981 gün ve 7/2371-604 sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Bu durumda tebliğ memuru yukarıda açıklanan ilkelere riayet etmediği için 7201 Sayılı Kanun`un 21. maddesine göre yapılan tebligat usulüne uygun bir tebliğ işlemi olarak değerlendirilemez.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 15.06.1994 E. 1994/12-258 K. 1994/411)
“Usulüne uygun olarak tebligat yapılmadıkça yasal süreler işlemeye başlamaz.Taraf vekilinin komşusu olan başka bir avukata tebliğ yapılması usulsüzdür. Usulsüz tebliğ muhatabın onu öğrenmesiyle geçerli hale gelir ve temyiz süresi bu öğrenmeyle işlemeye başlar.” (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ T. 19.09.1994 E. 1994/10735 K. 1994/11486)
“Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddede kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirisinin gösterilen adreste bulunmamaları veya tebellüğden imtina etmeleri durumunda yapılacak işlemler açıklanmıştır. Madde dikkatlice incelendiğinde burada iki ayrı halin birlikte düzenlendiği görülecektir. Bunlardan birincisi kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap adına tebligatı kabul edebilecek olanlardan ( muhatapla birlikte oturan ailesi afradı daimi memur veya müstahdemi.. vs. ) hiç birisinin gösterilen adreste bulunmaması, diğeri ise adı geçenlerin tebellüğden imtina etmeleri hususlarıdır.
a )Tebellüğden imtina edilmesi ( kaçınılması ): muhatap veya onun adına tebligatı alabileceği yasada belirlenenlerin, tebliğ evrakını almaktan imtina etmeleri halinde ne şekilde işlem yapılacağı 21. maddeye paralel olarak tüzüğün 30. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre ilgilinin adreste bulunmasına rağmen tebliğ evrakını almak istememesi, işi sürüncemede bırakıp keyfiliğe yol açacağından bir başka deyişle; tebliğ işlemi muhatabın rızasına terk edilmiş olacağından bu gibi hallerde tüzüğün 30. maddesi hükmüne göre… tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti ve meclisi azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tebliğ memuru tüzüğe ekli iki numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
Görüldüğü üzere tebellüğden çekinme halinde muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin tebligat adresinde bulunmaları sebebiyle yapılacak işlem, Tüzüğün 30. maddesinde belirlenenden ibarettir. Tebligat parçasının incelenmesinde tebellüğden imtina edildiğinin açıklanmış olması halinde maddede yazılı olanlara tebliğ evrakının bırakılıp bırakılmadığının iki numaralı fişin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının ve en yakın komşuya veya yöneticiye ya da kapıcıya haber verilip verilmediğinin denetlenmesi sonucunda Hakim tebligatın geçerli olup olmadığını tesbit edecektir.
b )Adreste bulunmaması: Muhatabın adreste bulunmaması halinde PTT Memurunun ne şekilde davranacağı tüzüğün 28. maddesinde yazılıdır. Buna göre muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olandan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altına imzalatması imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir. Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tesbit edilmemişse tebliğ evrakı çıkaran mercie geri gönderilir.
Anlaşılacağı üzere tüzüğün 28/2. maddesinde muhatabın ölmüş olması veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresinin tebliğ memurunca tesbit edilememiş bulunması halinde tebliğ evrakının iade edileceği yazılıdır.
Tebligat görevlisinin tebligat adresinde hiç kimseyi bulamaması ve kendilerine tebligat yapılabilecek kimselerin de o adresi terk etmeleri durumunda bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır. Eski adresin üzerine çaprazvari bir biçimde çizilir. Yeni adresin tebliğ memurunun tevzi bölgesi içerisinde olması halinde tebligat bu adrese yapılır. Yeni adresin aynı PTT merkezinin diğer bir dağıtım bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunması durumunda ise tebliğ evrakı yeni adrese tebliğin sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze geri verilir.
Muhatabın veya onun adına kendisine tebligat yapılabilecek olanların adreste bulunmamaları halinde, tebliğ memuru adreste neden bulunulmadığını bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak tevsik etmesi gerekir.
Burada tüzüğün 28. maddesi PTT memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını tahkik etme görevini yüklemiştir. PTT memuru bu tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği için ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu suretle yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın adreste bulunmamakla beraber, orada ikamet ettiği, fakat tevziat saatlerinden sonra adrese geldiği beyan edilirse, bu takdirde 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması, komşuya haber verilmesi ve tebliğ evrakının zabıtaya veya muhtara bırakılması işlemlerine geçilebilecektir.
Bu itibarla tüzüğün 28. maddesinde yazılı olan ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle muhatabın ( ya da muhatap namına tebligatı alabilecek olanların ) bu adreste bulunduğu tevsik edilmeden tebligat kanununun 21. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi geçersizdir.
Özetlenecek olursa Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliği PTT memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunduğunun tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır. Gerekli tevsik işlemi hakimin denetimini sağlayacak ve muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacaktır.
21. Maddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi iki numaralı fişin ( ihbarnamenin ) kapıya yapıştırıldığı tarihtir ( Madde 21/son cümle ). Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi PTT memurunun yukarıda yazılı araştırmayı mutlaka yapmasına ve muhatabın o anda adreste olmamakla birlikte tevziat saatlerinden sonra geldiğinin tevsik edilmesine bağlıdır. Eğer açıklanan durumu beyan eden ilgililer imzadan çekinirlerse PTT memuru çekinme nedeniyle araştırma sonucunu kendisi imzalamakla yetinecektir.
Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 13.10.1965 gün ve 2/793-360 sayılı ve 16.9.1981 gün ve 7/2371-604 sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Bu durumda tebliğ memuru yukarıda açıklanan ilkelere riayet etmediği için 7201 sayılı kanunun 21. maddesine göre yapılan tebligat usulüne uygun bir tebliğ işlemi olarak değerlendirilemez. Bu yöne değinen direnme kararı yerindedir. Ne var ki Özel dairece diğer hususlara yönelik temyiz itirazları incelenmediğinden dosya gerekli tahkikat için özel dairesine gönderilmelidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü mahkemenin davacıya yapılan tebligatın usulsüzlüğüne değinen direnmesi yerinde ise de, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 18. Hukuk Dairesine gönderilmesine 15.2.1995 günü oyçokluğuyla karar verildi. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 15.02.1995 E. 1994/18-890 K. 1995/79)
KARŞI OY YAZISI
Hukuk Genel Kurulu kararında tebligat kanununun 21. maddesi ile tüzüğün 28 ve 30. maddelerine göre yapıldığı bildirilen tebligatın tüzüğün 28. maddesinin birinci fıkrasındaki usule riayet edilmediği için geçersiz olduğu kabul edilmiştir.
Tebligat mazbatasının üzerinde özel satırında yazılı olan 5.5.1987 tarihli meşruhat aynen şöyledir. Adreste kimse bulunamaması üzerine kapısına ihbarname yapıştırıldı, en yakın komşusuna haber verilerek köy bekçisi Salih Gündoğdu imzasına tebliğ edildi. Çoğunluk bu ibarenin tebligatın usulüne uygun yapıldığının kabulüne yeterli olmadığını tebliğ memurunun tüzüğün 28. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen tahkik ve tevsik işlemini yerine getirmediğini ileri sürmektedir.
Tüzüğün sözü edilen fıkrasında kendisine tebliğ yapılacak kimse ve yukarıdaki maddeler mucibince muhatap namına tebligat yapılacak kimselerden hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa tebliğ memuru adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel …. tahkik ederek vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatır … hükmüne yer verilmiştir. Tebliğ memurunun bu tahkikat ve belgelendirme işlemini yapmakla yükümlü olması için gösterilen adreste bulunmama halinin doğması gerekir. Maddenin sonradan gelen fıkralar hükümlerinden gösterilen adreste bulunmama deyiminden gerçekte tebligatta yazılı adresin muhatabının bir yeni adrese gitmiş olması yada ölmesi halleridir. Bu durumlar varit olduğunda bunların belirlenip tebliğ mazbatasına geçirilmesi lazımdır.
Maddenin son fıkrasında ise, muhatap ve onun yerine tebligat yapılacak kimseler o adreste bulundukları halde tebliğ yapılacağı sırada orada mevcut değillerse 30. maddeye göre muamele yapılır denilmektedir. Görülüyor ki birinci fıkradaki adreste bulunmama deyimi son fıkradaki tebliğ yapılacağı sırada orada mevcut olmama halinde değişik bir keyfiyettir. Muhatap adreste bulunuyor ancak kısa bir süre için komşuya, çarşıya, tarlaya, kahveye gitmiştir. İşte bu nedenle yani birinci fıkradaki gösterilen adreste bulunmama hali sözkonusu olmadığı için anılan fıkradaki tahkik ve tevsik işlemine gerek yoktur. Çünkü tahkik ve tevsik işlemleri gösterilen adreste bulunmama haline münhasır olup, son fıkradaki adreste bulunmama halini kapsamaz.
Bu durumda tebliğ memuru, muhatabın adresinin tebliğ kağıdında yazılı adres olduğunu saptamış ancak tebliğ yapacağı sırada onu bulamamış olduğu için bu keyfiyeti tebliğ mazbatasına geçirmekle yetinerek 30. madde uyarınca tebligatı gerçekleştirecektir. Yani olayımızda olduğu ve tebliğ mazbatasında yazıldığı gibi adreste kimse bulunmadığını yazacak bulduğu köy bekçisine evrakı verecek imzasını alacak 2 numaralı örneği kapısına yapıştıracak ve en yakın komşusuna haber vererek mazbatayı da imzalayacaktır. Adres muhataba ait olmakla beraber kendisinin o an için yerinde bulunmaması halinde yapılacak işlem budur. Adresinde bulunan muhatabın ölmediği, başka adrese muvakkaten gitmediği adresini terketmediği halde bu hususun menfi yönde tebliğ mazbatasına geçirilmesinin anlamı ne olabilir ki? Muhatabın adreste bulunduğu ancak tebliğ anında orada bulunmadığını ifade eden ibare ve köy bekçisinin imzası yukarıda sayılan hallerin olmadığının kanıtı değil midir?
Maddi olayımızda davacı muhatap kendisinin tebligat çıkarılan adreste oturmadığını, tebligat anında adreste olduğu halde tebligatın kendisine yapılmadığını ileri sürmemiş, aksine o adreste oturduğunu ifade etmiş tebligat evrakının kendisine köy bekçisi tarafından verilmediğini iddia etmemiş mücerret bizzat kendisine ve birlikte oturduğu kişilere tebligat yapılmadığı için tebligatın geçersizliğini savunmuştur. Oysa bilinmektedir ki tebligat kanununun 21. ve tüzüğün 30. maddeleri uyarınca yapılan tebligat da geçerlidir. Nitekim tebligatta buna göre yapılmıştır.
Tüm bu olguların dava dosyası içeriğinden anlaşılmasına tebligatın geçerliliği, hadise şeklinde ele alınıp tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda mahkemece incelenmiş olmasına ve tahkikatın hiçbir aşamasında belirtilen bu olguların aksine bir iddia bulunulmamasına rağmen 28. maddenin 1. fıkrasında öngörülen davacı muhatabın başka bir adrese muvakkaten veya daimi olarak gidip gitmediği adres değiştirip değiştirmediği ve ölüp ölmediği konularında tebligat memurunun tahkikat yapıp bu hususların tebliğ tutanağına geçmediği gerekçesi ile tebligatın geçersiz kabulü bizce yasa ve tüzüğün amacını aşan maddi olayla kabili telif olmayan bir sonuçtur.
Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle tebligat kanunun 21. ve tüzüğün 30. maddeleri uyarınca yapılan tebligat tüm şekil koşullarını da içermekte olup geçerli olduğundan, bunun aksine sonuca varan çoğunluk kararına karşıyım.
“ Yapılan uyarıların ve kooperatiften çıkarma kararının Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapıldığı açıklanmış ise de tebligatlar davacının ortaklık senedinde kooperatife bildirdiği adrese yapılmadığı gibi Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinde belirtilen şekilde; ilgilinin adresinde bulunmama sebebi, bilmesi gereken komşu, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti üyesi, zabıta amir veya memurlarından araştırıldığı da tebligat tutanağına yazılmamıştır. Tebligatın bu usule uyulmadan yapıldığı saptandığına göre davanın üç aylık yasal süresi içerisinde açılmış olduğunun kabulü gerekir.” (YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ T. 23.02.1995 E. 1995/7816 K. 1995/1587)

“Borçlu adına gönderilen 49 örnek ödeme emri “gösterilen adreste tebligat alıcısı imza karşılığı almaktan imtina ettiğinden mahalle muhtarına tebliğ edildi. İhbarname yazılarak muhataba verildi” şerhi ile 01.05.1995 tarihinde tebliğ edilmiştir. Tebligat Kanunu`nun 21., Tebligat Tüzüğü`nün 29 ve 30. maddelerine göre kendisine tebliğ yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimseler tebellüğden imtina etmeleri halinde tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tüzüğe ekli 2 numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu muhataba duyurmasının mümkünse en yakın komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. Somut olayda muhatabın tebligatı kabul etmemesi üzerine tebliğ evrakı mahalle muhtarına verilmiş ve ihbarname de muhataba bırakılmış ise de en yakın komşu, kapıcı veya yöneticiye haber bırakılmadığından bu tebligat geçersizdir. Kaldı ki, tebligat yapılan adresin … Giyim San. Dış Tic. Ltd.Şti.`ne ait olduğu vergi levhasından anlaşılmaktadır. Tebligat Kanunu`nun 17/2. maddesine göre borçlu adresinden başka bir yerde yapılan tebligatı kabule mecbur değildir. Mercice bu yön gözetilerek şikayetin kabulüne karar verilmek gerekirken reddi isabetsizdir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 26.10.1995 E. 1995/14484 K. 1995/14520)
“Tebligat, muhataba veya onunla aynı çatı altında oturanlardan birine veya hizmetçilerine yapılabilir. Tebligat yapılan kişinin sözkonusu kişilerden olduğu açıklanmazsa tebligat usulsüz olur. Muhatap usulsüz tebligatı öğrenmedikçe tebligat geçerli hale gelmez.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 11.10.1996 E. 1996/9524 K. 1996/10133)
“ÖZET : 1. Borçluya çıkartılan icra emri tebligatının Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapıldığı şerhi mevcut ise de; Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinde belirtilen kimselerden muhatabın tevziat saatlerinde adreste bulunmayış nedeni sorulup tutanak düzenlenmemiştir. Bu hali ile tebligat eksik ve geçersizdir.
2. Tebligat parçasında borçlunun yeni adresi yazılı ise, eski adrese Tebligat Kanunun 35. maddesine göre tebligat yapılması yasaya aykırı ve geçersizdir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 26.05.1997 E. 1997/6062 K. 1997/6152)
“ÖZET : Tebligat Tüzüğünün 28. maddesine göre, adreste bulunamama nedeni, komşu, kapıcı, yönetici, zabıta amir ve memurlarından sorulmalı, tevzi saatinden sonra muhatabın adrese geldiğinin tesbiti ile tebligat parçasına yazılması suretiyle, Tebligat Yasasının 21. maddesine uygun tebligat yapılmalıdır.”
“ Tebliğ yanlışlıkla davalıdan başkasına yapılırsa tebligat geçersizdir. Bu yüzden davetiyenin davalının tespit edilen doğru adresine yeniden gönderilip ona göre yargılama yapılmalıdır.” (YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ T. 22.01.1998 E. 1997/20321 K. 1998/421)

“Tebligat Kanununun 16. ve Tüzüğün 22. maddesinde muhatapla kendisine tebliğ yapılacak kimse adreste bulunmazsa kendisi ile birlikte oturan aile efradından veya hizmetçilerden birine tebliğ evrakının verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu gibi halde tebligatın verildiği kişinin muhatapla yakınlığı, o adreste oturup oturmadığı mutlaka sorulup tebliğ belgesine yazılmalıdır. 21. maddede kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirisinin gösterilen adreste bulunmamaları veya tebellüğden imtina etmeleri durumunda yapılacak işlemler açıklanmıştır. Madde dikkatlice incelendiğinde burada iki ayrı halin birlikte düzenlendiği görülecektir. Bunlardan birincisi kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap adına tebligatı kabul edebilecek olanlardan ( muhatapla birlikte oturan ailesi efradı daimi memur veya müstahdemi… vs. ) hiç birisinin gösterilen adreste bulunmaması, diğeri ise adı geçenlerin tebellüğden imtina etmeleri hususlarıdır.
a ) Tebellüğden imtina edilmesi ( kaçınılması )
Muhatap veya onun adına tebligatı alabileceği yasada belirlenenlerin, tebliğ evrakını almakta imtina etmeleri halinde ne şekilde işlem yapılacağı 21. maddeye paralel olarak tüzüğün 30. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre ilgilinin adreste bulunmasına rağmen tebliğ evrakını almak istememesi, işi sürüncemede bırakıp keyfiliğe yol açacağından bir başka deyişle; tebliğ işlemi muhatabın rızasına terk edilmiş olacağından bu gibi hallerde Tüzüğün 30. maddesi hükmüne göre… tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti ve meclisi azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tebliğ memuru tüzüğe ekli iki numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
Görüldüğü üzere tebellüğden çekinme halinde muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin tebligat adresinde bulunmaları sebebiyle yapılacak işlem, Tüzüğün 30. maddesinde belirlenenden ibarettir. Tebligat parçasının incelenmesinde tebellüğden imtina edildiğinin açıklanmış olması halinde maddede yazılı olanlara tebliğ evrakının bırakılıp bırakılmadığının, iki numaralı fişin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının ve en yakın komşuya veya yöneticiye ya da kapıcıya haber verilip verilmediğinin denetlenmesi sonucunda Hakim tebligatın geçerli olup olmadığını tesbit edecektir.
b ) Adreste bulunulmaması; muhatabın adreste bulunmaması halinde PTT Memurunun ne şekilde davranacağı tüzüğün 28. maddesinde yazılıdır. Buna göre muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekilmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir. Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tesbit edilmemişse tebliğ evrakı çıkaran mercie geri gönderilir.
Tebligat görevlisinin tebligat adresinde hiç kimseyi bulamaması ve kendilerine tebligat yapılabilecek kimselerin de o adresi terk etmeleri durumunda bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır. Eski adresin üzeri çaprazvari bir biçimde çizilir. Yeni adresin tebliğ memurunun tevzi bölgesi içerisinde olması halinde tebligat bu adrese yapılır. Yeni adresin aynı PTT merkezinin diğer bir dağıtım bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunması durumunda ise tebliğ evrakı yeni adrese tebliğin sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze geri verilir.
Muhatabın veya onun adına kendisine tebligat yapılabilecek olanların adreste bulunmamaları halinde, tebliğ memurunun adreste neden bulunulmadığını bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak tevsik etmesi gerekir.
Burada Tüzüğün 28. maddesi PTT memuruna ilgilisinin neden adreste bulunmadığını tahkik etme görevini yüklemiştir. PTT memuru bu tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği için beyanı alınana imzalatacaktır. Ancak bu suretle yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın adreste bulunmamakla beraber, orada ikamet ettiği, fakat tevziat saatlerinden sonra adrese geldiği beyan edilirse, bu takdirde 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması, komşuya haber verilmesi ve tebliğ evrakının zabıtaya veya muhtara bırakılması işlemlerine geçilebilecektir.
Bu itibarla; Tüzüğün 28. maddesinde yazılı olan ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle muhatabın ( ya da muhatap namına tebligatı alabilecek olanların ) bu adreste bulunduğu tevsik edilmeden Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi geçersizdir.
Özetlenecek olursa Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliği PTT memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunduğunun tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır. Gerekli tevsik işlemi hakimin denetimini sağlayacak ve muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacaktır.
21. mddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi iki numaralı fişin ( ihbarnamenin ) kapıya yapıştırıldığı tarihtir ( Madde 21/son cümle ). Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, PTT memurunun yukarıda yazılı araştırmayı mutlaka yapmasına ve muhatabın o anda adreste olmamakla birlikte tevziat saatlerinden sonra geldiğinin tevsik edilmesine bağlıdır. Eğer açıklanan durumu beyan eden ilgililer imzadan çekinirlerse, PTT memuru çekinme nedeniyle araştırma sonucunu kendisi imzalamakla yetinecektir.
Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 13.10.1965 gün ve 2/793-360 sayılı ve 16.09.1981 tarih ve 7/2371-604 sayılı 15.02.1995 tarihli 18/890-79 sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Redle sonuçlanan boşama davasına ilişkin davalıya yapılan karar tebliğinde tebligat yapılan komşunun ismi yazılmadığı gibi davalının o adreste oturup oturmadığı, bulunmama sebebi de yazılmamıştır. Davalının Tebligat Kanununun 32. maddesi çerçevesinde bir beyanı da bulunmadığından bu hali ile tebligat 7201 sayılı Kanunun 21. maddesi ile tüzüğe aykırı olup geçersizdir. Sonuç olarak red kararı kesinleşmediğinden Medeni Kanunun 134/Son maddesi koşulları oluşmaz. Davanın reddi gerekirken yargılamaya devam olunup yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 15.02.1999 E. 1998/13708 K. 1999/1061)
“Tebligat Kanunu M. 21′e göre evde bulunamayan muhataba yapılacak tebliğ, kanunda belirtilen usul takip edilerek yapılmalıdır. Ancak, belirlenen adreste oturduğunun araştırılarak orada oturduğunun kesin olarak tesbiti ve bu durumun tevsiki ( örneğin komşunun bu yöndeki beyanatının imzalı olması ) hakimin de tebligatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını anlamasına olanak vereceğinden, bu araştırmanın titizlikle yapılmamış olması tebligatı usulsüz kılacaktır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 02.06.1999 E. 1999/18-480 K. 1999/486)
“Muhatabın adreste bulunmaması halinde ptt memurunun muhatabın neden adreste bulunmadığını tahkik etme görevi vardır. PTT memurunun bu tahkik neticesini tebliğ evrakına yazması ve bilgisine başvurduğu ilgilinin imzasını alması zorunludur. Ancak bu suretle hakim yapılan işlemin usule uygun olup olmadığını denetleyebilir. Adreste bulunmama nedeni belirtilmeden yapılan tebligat geçersizdir. Somut olayda, davalıya usule uygun tebligat yapılamamıştır. Usule uygun tebligat yapılmadan esasa girilmesi hatalıdır.” (YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ T. 14.6.1999 E. 1999/3156 K. 1999/5215)
“ÖZET : Dava konusu olayda davalılara tebligat, Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılmış, yargılama yokluklarında sürdürülüp sonuçlandırılmıştır. Dava dilekçesinin tebliğ edildiği adrese mahkeme kararı da tebliğe çıkarılmıştır. Tebligat zarfına sokak numarasının yazılması unutulduğundan tebligat evrakı bu gerekçeyle mahkemeye iade edilmiştir. Bundan sonra mahkemenin sokak numarasını da yazarak adrese yeniden tebligat çıkarması gerekirken Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca karar tebliği yoluna gidilmiştir. Bu durumda davalılara yapılan tebligatlar yasaya uygun değildir. Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Satış vaadi sözleşmesinde, irsen intikal eden hissenin satışı vaad edildiği ve davada bu paya yönelik olduğu halde intikal eden payları bulunan davalıların paylarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ T. 14.12.1999 E. 1999/7600 K. 1999/8940)
“ Muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan herbiri gösterilen adreste bulunmaz iseler tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kumlu, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir. Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 09.03.2000 E. 2000/1247 K. 2000/3071)
“ Davalı Remzi aleyhine verilen kararın ve davacının temyiz dilekçesinin davalıya 21. maddesine göre tebliğ edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Tebligat Kanununun 21. maddesine göre kendisine tebligat yapılacak kimse, gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut memuruna imza karşılığı teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır.
Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin 1.fıkrası uyarınca da tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden veyahut zabıta amir veya memurlarından soruşturarak vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp, altını imzalatması gerekir. Bu yön özellikle Tebligat Kanununun 23 ve Tüzüğün 33. maddeleri hükmünde de ayrıca vurgulanmıştır. Davalıya çıkarılan mahkeme kararının ve davacının temyiz dilekçesinin davalıya tebliğine dair tebligat parçalarının arkasındaki yazı incelendiğinde, “21. maddeye göre ihbarname kapıya yapıştırıldı muhtara haber verildi” meşruhatı yazılıp muhtara imzalatıldığı saptanmıştır.
Görülüyor ki tebligat işlemi kanun ve tüzük hükmüne uygun yapılmamıştır. Nitekim yukarıda açıklandığı gibi tüzükte belirtilen kimselerden gerekli soruşturmanın yapılıp yapılmadığı tebliğ mazbatasında belirtilmemiş en önemlisi de tebliğ olgusunun en yakın komşulardan birisine bildirilmemesinin neden mümkün olmadığı açıklanmamış ve böylece bütün yönler anlamsız kalmıştır. Oysa Tüzüğün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde, tebligat memurunun gerçekten muhatabın evine gittiği ve fakat evinde bulunmadığı tevsik edilmiş olur.
Öte yandan durum tebliğ mazbatasına nedenleri ile birlikte açık bir şekilde yazılmadıkça komşulara haber vermenin olanaksız olduğu şeklinde bir yoruma gitmenin az yukarıda anılan yasa ve tüzük hükümlerinin niteliği ve gerçekleştirmek istediği amaca aykırılık oluşturacağı açıktır.
O halde anılan yolda işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır. Bu durumda Tebligat Kanununun 21. maddesinde öngörülen koşulla tevsik edilmiş sayılamayacağından ( 23/7 md) yapılan tebliğ işlemi hukuken geçersiz duruma düşer.” (YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ T. 15.03.2001 E. 2000/11008 K. 2001/2501)
“ Direnme kararı davalılardan Erdoğan’a Tebligat Kanunu’nun 21. Maddesine göre tebliğ edilmiş ise de, yapılan işlem usulüne uygun değildir. Tebligat belgesinde aynen “adrese gidildi. Adresin kapalı olması sebebiyle Tebligat Kanunu’nun 21. Maddesine göre işlem yapılarak mahalle muhtarı Vedat imzasına tebliğ edildi. 2 nolu örnek doldurularak muhatabın kapısına yapıştırıldı. Komşusu Jale haberdar edildi” şeklinde açıklama yapılmış, evrakın teslim edildiği muhtarın imzası alınmıştır.
Adresinde bulunamayan kişilere tebligatın hangi şekilde yapılacağı, Tebligat Kanunu’nun 21 ve Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddelerinde açıklanmıştır. Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre, kendisine tebliğ yapılacak kimse gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine ve yahut zabıta amir veya memuruna imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, tebliğ olunacak, şahsa keyfiyetin haber verilmesini de oldukça en yakın komşulardan birine bildirir.
İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinin I. fıkrası uyarınca da tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu, kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden ve yahut zabıta amir veya memurlarından soruşturarak, vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması gerekir.
Bu yön Tebligat Kanunu’nun 23 ve Tüzüğün 33. maddelerinde de ayrıca vurgulanmıştır. Davalı Erdoğan’a yapılan tebligatın bu kurallara uygun bulunmadığı açıktır. Zira, yukarıda açıklandığı üzere tüzükte belirtilen kimselerden gerekli sonışturmanın yapılıp yapılmadığı tebliğ mazbatasında belirtilmemiş, böylece bu yönler onamsız kalmış; tebliğ memurunun gerçekten muhatabın adresine gittiği ve fakat bulamadığı belgelenmemiş, tebliğ memuru tarafından yazılan beyan, onun mücerret sözünden ibaret kalmıştır. Bu durumda, direnme kararının anılan davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olduğunun kabulüne olanak yoktur. Değinilen eksikliğin tamamlanması için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekmiştir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 18.4.2001 E. 2001/6-386 K. 2001/389)

“ Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” (YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ T. 25.04.2001 E. 2001/195 K. 2001/4148)
“Haczin 3. Kişilerin işyerinde, temsilcilerinin huzurunda ve borçlunun yokluğunda yapıldığı, mülkiyet karinesinin 3. Kişiler lehine bulunduğu, aksini borçlu dolayısıyla alacaklının ispatlaması gerekirken, dava açma prosedürü içinde davanın davacılarca ispatlandığı, gerek işyerinin davacılara ait olduğu, gerekse mahcuzların davacıların zilyetliğinde ve mülkiyetinde bulunduğu, davalı borçlunun haciz yeri ve mahcuzlarla ilgisinin bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Davalı alacaklı, öncelikle ticaret sicilindeki adresin haciz yeri olduğunu savunmuş ise de savunmanın doğru olmadığı, haciz öncesinde adres değişikliğinin sicile geçtiği kayıtlarla görüldüğü gibi, ödeme emrinin tebliği haciz yerinde yapılmıştır iddiası ve gerekçesi de, tebellüğ eden borçlunun işçisi olmayıp 3. Kişilerin işçisi bulunduğundan yeterli ve inandırıcı kabul edilmemiştir. Tüm kanıtların değerlendirilmesi sonucu, istihkak davasının kabulüne karar vermek gerekirken, reddine hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 26.12.2001 E. 2001/21-1097 K. 2001/1168)

22- MUHATAP YERİNE TEBLİGAT YAPILACAK KİŞİNİN YAŞ VE EHLİYET ŞARTI
Tebligat Kanunu’nun 22. maddesine göre Muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran on sekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması lazımdır. Bariz bir surette ehliyetsiz bulunma; akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi fiil ehliyetini kısıtlayan bir arızaya sahip olduğunun açıkça görülmekte olmasını veya diğer bir hastalık, sağırlık, körlük ve dilsizlik gibi sebeplerden biri ile kendisi ile anlaşma imkânı olmayan kimse olunduğunun açıkça görülmesini ifade eder.

I- KANUN METNİ:
Madde 22 – Muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran on sekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması lazımdır. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 32 – Muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran 15 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması lazımdır.
Akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya diğer bir hastalık, sağırlık, körlük ve dilsizlik gibi sebeplerden biri ile kendisi ile anlaşma imkânı olmayan kimse, ehliyetsiz sayılır.
Muhatap namına kendisine tebligat yapılacak olan, görünüşüne nazaran 15 yaşından aşağı veya bariz bir surette ehliyetsiz olur ve o adreste muhatap yerine tebligat yapılacak başka bir kimse de bulunmazsa, 28 ve 30 uncu maddeler hükümlerine göre muamele yapılır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Tebligatın muhatabın 15 yaşından küçük çocuğuna (Kanun değişikliğinden sonraki tebligatlarda 18 yaşından küçük çocuğuna) verilmesi durumunda onun Tebligat Kanunu`nun 22. maddesinde gösterilen şartları taşıdığı 23/5. maddede açıklandığı biçimde tevsik edilmelidir. Aksi halde yapılan tebligat usulsüz olur.”
“Sanık tarafından keşide edilen suça konu çekin ödeme için ibrazında karşılıksız çıkması üzerine, sanığın çek hesabı açtırırken muhatap bankaya bildirdiği adrese çıkarılan iadeli taahhütlü tebligat kızına yapıldığı ve kızının bu tebligatı almaya ehil ve yetkili kişi olup sanıkla aynı çatı altında oturduğu anlaşıldığından yapılan tebligat geçerlidir.” (YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 28.02.1994 E. 1994/10-44 K. 1994/70)

23- TEBLİĞ MAZBATASI
Tebligat Kanunu’nun 23. maddesinde tebligat evrakında çıkartılırken yazılması zorunlu olan hususlar ile tebliğ yapılırken uygulanması gereken merasim ve bunun nasıl tebligat evrakına dercedileceği ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Maddede 8 bent halinde sayılan şartlardan birinin bile bulunmaması tebligatı geçersiz hale getirir.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 23 – Tebliğ bir mazbata ile tevsik edilir. Bu mazbatanın:
1. Tebliği çıkaran merciin adını,
2. Tebliği istiyen tarafın adını, soyadını ve adresini,
3. Tebliğ olunacak şahsın adını, soyadını ve adresini,
4. Tebliğin mevzuunu,
5. Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kimsenin adını, soyadını, adresini ve 22 nci madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu,
6. Tebliğin nerede ve ne zaman yapıldığını,
   7. 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin (Değişik ibare: 11/01/2011-6099 S.K./6.mad.) yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi,
    8. (Ek bent: 11/01/2011-6099 S.K./6.mad.) Tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda buna ilişkin kaydı,
    9. (Değişik bend: 19/03/2003 – 4829 S.K./7. md.) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını, İhtiva etmesi lazımdır.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 33 – Tebliğ mazbatası, bu Tüzüğe ekli 3 numaralı örneğe göre tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde tanzim olunur.
Her tebligatta bir tebliğ mazbatası düzenlenmesi ve bunu tebliği yapanın da imzalaması şarttır.
Tebliğ memuru muhatap yerine kendilerine tebligat yaptığı kimselere evrakın muhataba en kısa zamanda verilmesi lüzumunu ve buna riayetsizliğin cezayı müstelzim bulunduğunu hatırlatır. 

T.T. Madde 34 – Tebliğ memuru tebligat yaparken, muhatabın veya tüzük hükümlerine göre onun namına tebliğ yapılacak kimselerin hüviyetlerini tahkike salahiyetlidir.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş mahkeme kararı 25.11.1985 tarihinde kalemde davacı vekilinin katibi N.Ö. imzasına tebliğ olunmuştur.
Tebligat yasasının değişik 11. maddesi uyarınca vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Aynı yasanın 17. maddesi uyarınca belli bir yerde devamlı olarak meslek ve sanatını icra edenlere, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılır, 23/8. maddesi uyarınca da tebliğ mazbatasının tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun ve tebliğ memurunun imzalarını ihtiva etmesi lazımdır.
Davacı vekilinin katibi ismine karar tebliği yapıldığı belirtilen 25.11.1985 tarihli tebligatta, tebliği yapan memurun imzası bulunmadığı gibi, tebliği alan şahsın davacı vekilinin daimi müstahdemlerinden biri olduğu da belirtilmemiştir. Yukarıda belirtilen tebligat yasası hükümleri uyarınca kararın davacı vekiline tebliğ edildiğinin kabulü mümkün değildir. Belirtilen tebligat bu nedenle geçersiz olup davacı vekilinin temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulüyle, Mahkemenin 28.01.1986 tarihli olup davacı vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir.” (YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ T. 27.03.1989 E. 1989/2114 K. 1989/1899)
“Olayda davalı adına çıkarılan tebligatın 15 yaşından küçük çocuğuna verildiği tartışma konusu değildir. Onun Tebligat Kanunu`nun 22. maddesinde gösterilen şartları taşıdığı 23/5. maddede açıklandığı biçimde tevsik edilmemiştir. Oysa tebliğ mazbatasının Kanuna ve nizamnameye uygun bir biçimde düzenlenmesi gereği yapılan tebliğin geçerlik şartıdır. Bu itibarla Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 18.04.1990 E. 1990/2-115 K. 1990/254)
“Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onunla tebliğ memurunun imzasını ihtiva etmesi lazımdır” ( Tebligat Kanunu 23/8 ) Kanunda gösterilen şekil geçerlik koşulu olup hakim görevi gereği, bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğini resen gözetmek zorundadır. (YHGK.nun 29.12.1993 tarihli, 1993/18-778-876 sayılı kararı )
Davalı E.`ye dava dilekçesinin ve duruşma günün tebliğine dair 09.10.1995 tebliğ tarihini taşıyan belgede tebligatın E.`ye yapıldığı yazılarak bir imza alınmış ise de imza açıkça “C.” biçimindedir. Davalının baba adı C.`dir. Bu halin tereddüt yarattığı bir yana yukarıda açıklanan kurala aykırı bir biçimde tebliğ belgesi tebliğ memurunun imzasını taşımamakta olup tebligat geçersizdir.”(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 06.06.1996 E. 1996/6016 K. 1996/6056)
“ Noterlik Kanunu ‘nun 73. maddesi uyarınca ama kişiyle ilgili noterlik işleminin iki tanık huzurunda yapılması şarttır. Aksi halde o işlem geçersiz sayılır. Tebligat Yasasının 23. maddesi gereği tebliğ evrakı kime verilmişse tebliğ mazbatasında onun kimliğinin açıklanması ve imzasının alınması gerekir.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1- Noterlik Kanununun 73. maddesi, Noterin işlem yapan kişinin kör olduğunu anlaması halinde, muameleyi iki tanık huzurunda yapmak zorunda olduğunu öngörmüştür. Leipzig Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen vekaletnamede vekaleti verenin ama olduğu belirtilmiştir.
Vekaletnamenin yapılmasına tanıklar iştirak etmediğinden geçersizdir. Bu vekalet esas alınarak dava açılamıyacağı gibi yargılamaya da devam edilemez. Açıklanan yön üzerinde durulmaması isabetsizdir.
2- Tebliğ mazbata ile tevsik edilir. Bu mazbatada tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun açıklanması ve imzasının alınması gerekmektedir ( TK. m. 23 ). Tebliğe yetkili siyasi memur, tebliğ mazbatasına tebellüğ edenin imzasını almışsa da bu imzanın kime ait olduğunu açıklamamıştır. Bu tebligat geçersizdir. Açıklanan bu husus da gözetilmeden ve davalı usulüne uygun davet edilmeden yargılama yapılması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesine aykırıdır.” (YARGITAY2. HUKUK DAİRESİ T. 28.10.1997 E. 1997/8926 K. 1997/11476)
“7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23/4 maddesinde tebligat belgesinde tebligatın mevzuunun belirtilmesi zorunludur. Kanunda gösterilen bu şart ispat şartı olmayıp geçerlilik şartıdır. Bu nedenle, ilgilisine usulen tebligat yapıldığı sabit olmadığından Tapulama Komisyonu kararının kesinleştiğinden söz edilemez.”(YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ T. 26.10.1999 E. 1999/3109 K. 1999/4143)
“Bilindiği üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunun 9. maddesi adreslerin eksik yazılmamasını, 10. maddesi tebligatın tebliğ yapılacak şahsa muhatabın bilinen son ardesinde yapılmasını, 23/3. maddesi ise tebliğ mazbatasının alıcının adını, soyadını ve adresini ihtiva etmesini öngörmektedir. Öte yandan 10/2. madde de “kendisine tebligat yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir” hükmü ile tebligatın kural olarak o kişinin adresi olan yerde bizzat kendisine yapılabileceğini açıklamış; müteakip maddelerde de tebligat yapılacak kişinin o adreste oturması veya çalışmakta bulunması şartıyla tebligatın verilebileceği kimseleri belirlemiştir. Şu halde belirtilen adreste oturmayan veya çalışmayan kişiye ulaştırmak üzere tebligat o adreste bulunan başka bir kişiye yapılamaz. Bu maddelere göre Tebligat Kanunun 9. maddesine aykırı olması ve tebligat yapılacak şahsa bizzat hitap etmemesi sebebiyle aracı adı ile çıkartılan ( yani “…eliyle…” ibaresini taşıyan ) tebliğ evrakı usule uygun değildir.
Görülüyor ki tebligat işlemi kanun ve tüzük hükmüne uygun yapılmamıştır. Nitekim yukarıda açıklandığı gibi tüzükte belirtilen kimselerden gerekli soruşturmanın yapılıp yapılmadığı tebliğ mazbatasında belirtilmemiş en önemlisi de tebliğ olgusunun en yakın komşulardan birisine bildirilmemesinin neden mümkün olmadığı açıklanmamış ve böylece bütün yönler anlamsız kalmıştır. Oysa Tüzüğün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde, tebligat memurunun gerçekten muhatabın evine gittiği ve fakat evinde bulunmadığı tevsik edilmiş olur. Öte yandan durum tebliğ mazbatasına nedenleri ile birlikte açık bir şekilde yazılmadıkça komşulara haber vermenin olanaksız olduğu şeklinde bir yoruma gitmenin az yukarıda anılan yasa ve tüzük hükümlerinin niteliği ve gerçekleştirmek istediği amaca aykırılık oluşturacağı açıktır.
Olayda; dava dilekçesi ve duruşma gününü ihtiva eden davetiye “…yeni Belediye dükkanları kapalı Cezaevi karşısı Ali eliyle Haşim Akşehir” adresine tebliğe gönderilmiş, tebligat birlikte çalışır patronu Mustafa imzasına verilmiştir.Tebligatı alan patron Mustafa’nın muhatapla mı birlikte çalıştığı, yoksa aracı olarak gösterilen kişiyle mi birlikte çalıştığı mazbatada belirtilmemiştir. Bu hal davalının savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır. Davalı kanuna uygun biçimde davet edilmeden işin esasına girilerek hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırıdır ( HUMK. 73 ).” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 08.02.2000 E. 1999/13878 K. 2000/1378)
“ Yargı organları ile diğer adalet daireleri talep halinde yahut işin özelliğine göre tebligatı kendi memurları vasıtasıyla de yaptırabilir. ( TK. m. 41 ) Kalemde tebligat yapılırken tebligat tutanağına, tebligatı yapan memurun kimliği, imzası, tebligat tarihi, tebellüğ edenin isminin ve onunda imzasının alınması zorunludur. ( TK. md. 23 ) Mahkeme kaleminde karara ilişkin tebligatın kimin tarafından yapıldığı yazılı olmadığı gibi imzası da yoktur. Bu açıklama karşısında davalıya 21.12.1999 tarihinde yapılan tebligat geçersizdir. Tebligatın geçersizliği ve tebliğ tarihi hakkında temyiz eden davalının Tebligat Kanunun 32. maddesi çerçevesinde bir açıklaması bulunmaması karşısında temyizin sûresinde yapıldığı kabul edilip, 11.1.2000 günlü temyiz isteğini Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 432/4. maddesi uyarınca reddine dair ek kararın kaldırılmasına karar verildi.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 10.03.2000 E. 2000/995 K. 2000/3140)
“Davalı Remzi aleyhine verilen kararın ve davacının temyiz dilekçesinin davalıya 21. maddesine göre tebliğ edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Tebligat Kanununun 21. maddesine göre kendisine tebligat yapılacak kimse, gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut memuruna imza karşılığı teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin 1.fıkrası uyarınca da tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden veyahut zabıta amir veya memurlarından soruşturarak vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp, altını imzalatması gerekir. Bu yön özellikle Tebligat Kanununun 23 ve Tüzüğün 33. maddeleri hükmünde de ayrıca vurgulanmıştır. Davalıya çıkarılan mahkeme kararının ve davacının temyiz dilekçesinin davalıya tebliğine dair tebligat parçalarının arkasındaki yazı incelendiğinde, “21. maddeye göre ihbarname kapıya yapıştırıldı muhtara haber verildi” meşruhatı yazılıp muhtara imzalatıldığı saptanmıştır. Görülüyor ki tebligat işlemi kanun ve tüzük hükmüne uygun yapılmamıştır. Nitekim yukarıda açıklandığı gibi tüzükte belirtilen kimselerden gerekli soruşturmanın yapılıp yapılmadığı tebliğ mazbatasında belirtilmemiş en önemlisi de tebliğ olgusunun en yakın komşulardan birisine bildirilmemesinin neden mümkün olmadığı açıklanmamış ve böylece bütün yönler anlamsız kalmıştır. Oysa Tüzüğün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde, tebligat memurunun gerçekten muhatabın evine gittiği ve fakat evinde bulunmadığı tevsik edilmiş olur. Öte yandan durum tebliğ mazbatasına nedenleri ile birlikte açık bir şekilde yazılmadıkça komşulara haber vermenin olanaksız olduğu şeklinde bir yoruma gitmenin az yukarıda anılan yasa ve tüzük hükümlerinin niteliği ve gerçekleştirmek istediği amaca aykırılık oluşturacağı açıktır.
O halde anılan yolda işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır. Bu durumda Tebligat Kanununun 21. maddesinde öngörülen koşulla tevsik edilmiş sayılamayacağından ( 23/7 md) yapılan tebliğ işlemi hukuken geçersiz duruma düşer.” (YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ T. 15.03.2001 E. 2000/11008 K. 2001/2501)
24- İMZA EDEMEYECEK DURUMDA OLANLARA TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 24. maddesinde imza edemeyecek durumda olanlara nasıl tebligat yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre kendisine tebligat yapılacak kimse imza edebilecek kadar yazı bilmez veya körlük, hastalık gibi bir sebepten dolayı imza edemeyecek durumda bulunur ise; komuşularından bir kişi çağırılır, okur yazar bir komşu bulunmaz veya komşu imzadan imtina eder ise tebliğ memurunun daveti üzerine gelecek olan o mahalle veya köyün muhtar veya ihtiyar heyate yahut meclis azalarından biri veyahut bir zabıta memurunun huzurda durum izah olunur, çağırılanın huzurunda tebligat yapılacak kişinin varsa sol el baş parmağı, o parmak yoksa sol elinin diğer bir parmağı, sol el parmakları yoksa sağ elinin baş parmağı, o da yoksa sağ elinin diğer bir parmağı batırılarak, tebliğ edilecek şahsın hiç parmağı yoksa evrakın kendisine verilmesi suretiyle tebligat yapılır. Tebliğ mazbatasında hangi elin hangi parmağının bastılıdığı ve sebebiyle, parmak bastırılmadan evrak verilmiş ise bunun sebebi ile huzurunda tebligat yapılan kişinin temin edilme keyfiyeti, sıfat ve ismi yazılıp imzası alınmak suretiyle tebligat yapılır.
Bu merasime uygun davranmamak veya keyfiyeti tebliğ evrakına belirtildiği şekilde geçermemek halinde tebligat geçersiz kabul edilir.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 24 – Kendisine tebliğ yapılacak kimse imza edecek kadar yazı bilmez veya imza edemiyecek durumda bulunursa, komşularından bir kişi huzurunda sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ yapılır. Sol elinin baş parmağı bulunmıyan kimsenin, aynı elinin diğer bir parmağı ve Sol eli yoksa sağ elinin baş parmağı ve bu da mevcut değilse diğer parmaklarından biri bastırılır.
Tebliğ yapılacak kimsenin iki eli de yoksa tebliğ evrakı kendisine verilir.
Yukardaki fıkralarda yazılı hallerde keyfiyet, tebliğ mazbatasında tasrih edilir ve hazır bulunan şahsa da imza ettirilir.
Okur yazar bir komşu bulunmaz veya bulunan komşu imzadan imtina ederse, tebliğ memuru o mahalle veya köyün muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birini veyahut bir zabıta memurunu, tebliğ sırasında hazır bulunmak üzere davet eder ve tebligat bunların huzurunda yapılır.

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 35 – Kendisine tebliğ yapılacak kimse, imza edecek kadar yazı bilmez veya körlük, hastalık yaralı olmak vesair sebeplerle imza edemeyecek durumda bulunursa, komşulardan bir kimse, okur yazar bir komşu bulunmaz veya bulunan komşu imzadan imtina ederse, tebliğ memurunun daveti üzerine gelecek olan o mahalle veya köyün muhtar veya ihtiyar heyeti veyahut meclisi azasından biri yahutta bir zabıta memuru huzurunda aşağıdaki fıkra hükümleri dairesinde tebligat yapılır.
Bu halde kendisine tebliğ yapılan kimsenin sol elinin baş parmağı, sol elinin baş parmağı bulunmayan kimsenin, aynı elin diğer bir parmağı ve sol eli yoksa sağ elinin baş parmağı ve buda mevcut değilse diğer parmaklarından biri bastırılır.
Tebliğ yapılacak kimsenin iki eli de yoksa tebliğ evrakı kendisine verilir.
Tebliğ mazbatasında hangi elin hangi parmağının bastırıldığı ve sebebi, tebliğ yapılacak kimsenin iki eli de yoksa evrakın kendisine verildiği ve huzurunda tebligat yapılan şahsın hüviyeti yazılarak, hazır bulunan şahsa da imza ettirilir.

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Kendisine tebligat yapılacak şahıs imza edecek durumda bulunmadığa takdirde, okur yazar komşulardan bir kişi, bu mümkün değilse tebliğ memurunca davet edilecek köy veya mahalle muhtarı ya da ihtiyar heyeti üyelerinin biri veya zabıta görevlilerinden biri yanında hangi parmağının da kullanıldığı gösterilmek suretiyle parmak izi alınarak tanık huzurunda tebligat yapılması yasal zorunluluktur. Boşanmaya esas alınan evvelce retle sonuçlanmış davaya ilişkin kararın tebliği bu yasal zorunluluğa uyulmadan parmak izine yapılmıştır. Yasal koşullara uyulmadan yapılan bu tebligatı davalanın duruşmadaki inceleme sırasında öğrenmesi tebligatın geriye etkili olarak sonuç doğurmasını sağlamaz. Usulsüz tebligat öğrenildiği beyan edilen tarihten itibaren sonuç doğurur. İgilinin usulsüz tebliği belirttiği tarih tebliğ tarihidir. Somut olayda, esas alınan tebligat usulsüz tebligat olup geçersizdir. Üç yıllık ayrılığa başlangıç olarak kabul edilemez. Açıklanan bu yönler gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmiş olması hatalıdır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 21.4.1999 E. 1999/2-236 K. 1999/220)

25- YABANCI ÜLKELERDE TEBLİGAT USULÜ
Tebligat Kanunu’nun 25. maddesi ve 25/a maddesi ile Tebligat Tüzüğü’nün 36, 37 ve 41. maddelerinde yabancı ülkelerde yapılacak tebligatın usulü ayrıntılı olarak düzenlenmektedir.
Önceden yabancı memlekette tebliğ o ülkenin yetkili makamı ile yapılır iken 19.3.2003 tarihinde kabul olunarak daha sonra yürürlüğe girin T.K. 25/a maddesi yurtdışında kendisine tebligat yapılacak kimse Türk vatandaşı ise tebliğin o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığı ile yapılacağını hükme bağlamıştır. Bu değişiklik yurtdışı tebligatta kolaylık, çabukluk, ucuzluk ve pratiklik imkanlarını da beraberinde getirmiştir. Uygulamada yurtdışı tebligat öncelekle TK 25/a maddesi doğrultusunda çıkartılmakta, bu yöntemle sonuç alınamadığı takdirde TK 25 maddesi doğrultusunda tebligat yapılmak yoluna gidilmektedir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 25 – Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasiyle yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister.
(Mülga: 19/3/2003-4829/18 md.)
Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu vekalet vasıtasiyle Hariciye Vekaletine, oradan da memuriyet havzası nazarı itibara alınarak ilgili Türkiye Elçiliğine veya Konslosluğuna gönderilir.
(Ek: 6/6/1985 – 3220/8 md.) Şu kadar ki, Dışişleri Bakanlığının aracılığına lüzum görülmeyen hallerde tebligat evrakı, ilgili Bakanlıkça doğrudan doğruya o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya Başkonsolosluğuna gönderilebilir.
Siyasî temsilcilik aracılığıyla yabancı ülkedeki Türk vatandaşlarına tebligat:
Madde 25/a- (Ek: 19/3/2003-4829/8 md.)
Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir.
Bu hâlde bildirimi Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu veya bunların görevlendireceği bir memur yapar.
Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir.
Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır.
Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir.
(Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./7.mad.) Bu maddeye göre kazaî merciler tarafından çıkarılacak tebligatta, tebliğ evrakı doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilir.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 36 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Yurt dışında bulunanlara tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir.
Dışişleri Bakanlığının aracılığına lüzum görülmeyen hallerde, tebligat evrakı, bakanlıklarca doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilebilir.
Dışişleri Bakanlığı ve tebliği çıkaran merciin bağlı olduğu bakanlık tebliğ
evrakını, Tüzüğün 37, 38, 39, 41 ve 43 üncü maddeleri hükümlerine göre düzenlenip düzenlenmediği yönünden inceler, varsa yanlışlık ve eksiklikleri düzelttirir veya tamamlattırır. 
T.T. Madde 37 – Yabancı memleketlere gönderilecek tebliğ evrakının tanziminde, anlaşmalar hükümleri ve mütekabiliyet esasları nazara alınır.
Yabancı memleketlere gönderilecek tebliğ evrakında, muhatabın isim ve soyadının, tam adresinin ve tabiiyetinin gösterilmesi ve bunların yazı makinası ile yazılması lazımdır.
Adliye Vekaleti, Hariciye Vekaleti ile istişare ederek her takvim yılı başında, tebligat işleri ile ilgili anlaşmalar hükümlerini, mütekabiliyet esaslarını ve hangi memleketler için avans olarak ne kadar tebligat masrafı yatırılması icabettiğini bir cetvel halinde Resmi Gazete ile neşir ve ilan eder ve ayrıca vekaletlere bildirir.
Bir takvim yılı içinde vukua gelen değişikliklerde aynı suretle ilan edilir ve bildirilir. 
T.T. Madde 41 – Yabancı memlekette kendisine tebliğ yapılacak kimse, Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolasu vasıtasiyle de yapılabilir.
Bu halde tebligatı Türkiye siyasi memuru veya konsolosu yahutta bunların tavzif edecekleri bir memur yapar.
Tebligat, bu Tüzüğe ekli 4 numaralı örneğe göre tanzim edilecek bir mazbata ile tevsik edilir.
Tebellüğdan imtina halinde bu cihet mazbataya yazılarak altı tebliğ yapan tarafından imza edilir.
Türkiye siyasi memuru veya konsolosu Türk vatandaşına tebligata tevessül eder ve fakat kendisine tebliğ yapılacak kimsenin davete icabet etmemesi veya bulunduğu yerin uzaklığı itibariyle esasen kendisinin davetine mahal görülmemesi gibi sebeplerle tebligat ifasına imkan bulunmazsa, evrak iade edilmiyerek yukarıki madde hükmü tatbik olunur.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Yabancı ülkede bulunan birinin tebligata elverişli adresi bulunuyorsa tebliğ bu adrese yapılmalıdır.Böyle bir adres bulunamazsa son çare olarak ilanen tebligat yoluna başvurulur.” (YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ T. 04.10.1991 E. 1991/10727 K. 1991/11521)
“Yurt dışındaki kişiye, usulüne uygun davetiye tebliği yerine, kayyım atanarak, davada temsilinin sağlanması usul ve yasaya aykırıdır.”(YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ T. 02.03.1994 E. 1993/3130 K. 1994/1229)
“Yabancı memlekette tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebligat o ülkedeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu ya da bunların görevlendireceği memur ile yapılır.
Ancak 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi`nde, gönderilecek devlet itiraz etmediği takdirde, adli belgelerin yabancı ülkelerdeki kişilere tebliğ için davanın açıldığı ülkedeki mahkemece doğrudan uluslararası iadeli taahhütlü posta ile de gönderilebilmesi kabul edilmiştir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 08.02.1995 E. 1994/2-559 K. 1995/60)
“Davalının adresi Fransa olarak belirtilmiş ve dava dilekçesi ile karar tebliğ işlemi iadeli taahhütlü mektupla yapılmıştır.
7201 sayılı tebligat yasası tebligatların PTT aracılığı ile yapılacağı, tebligata esas belgelerin 2 nüsha olarak düzenleneceği ve PTT’ye verileceği, 25.maddesinde “yabancı memlekette tebliğ o memleketin selahiyetli makamı veya kendisine tebligat yapılacak kimse Türk vatandaşı ise o yer siyasi memuru veya konsolosu vasıtasıyla yapılır” hükmünü taşımaktadır.
Tebligatın yapılacağı yer olan Fransa ile yapılmış ikili anlaşma bulunmamaktadır. Çok taraflı Lahey’de aktedilen hukuk usulüne dair sözleşmeye katılan Fransa, yabancı ülke tebligatları için Adalet Bakanlığı Milletlerarası Yardım Dairesini yetkili kılmıştır.
Lahey’de aktedilen hukuk usulüne dair sözleşme 14/03/1972 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından da onaylanmış ve 23/03/1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. ( 23/03/1972 tarihli Resmi Gazete )
Belirtilen anlaşmanın 1.maddesi “hukuk veya ticari mevzuda akit devletlerde yabancı memleketlerde bulunan kimselere yapılacak tebligat, talep eden devletin konsolosu tarafından talebe muhatap olan devletin tayin edeceği makama yapılacak talep üzerine yapılır” ibareleriyle tebligatın geçerliliği için uyulması gerekli kuralları belirlemiştir. Aynı anlaşmanın 2.maddesi “tebliğ, talep edilen devletin kanunlarına göre yetkili makam eliyle yapılacaktır.” hükmüne yer vermiştir.
Bu konuda Fransa ile özel anlaşma olmadığı gibi, Fransa tebligatın Adalet Bakanlığı aracılığı ile yapılabileceğini öngörmüştür.
Mektupla yapılacak tebligatın geçerli olması, tebligatı çıkaran ülke ile tebliği yapılacak ülke arasındaki özel anlaşmanın varlığı veya bu yolla üzerinde tebligat yapılacak ülkenin engel olmaması ile mümkün görülmüştür. ( Lahey Sözleşmesi m. 6 ) Ne var ki davalıya iadeli taahhütlü mektupla doğrudan yapılan tebligat bizim iç hukukumuz yönünden tebligat kanununa uygun değildir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 10.10.1997 E. 1997/10213 K. 1997/10552)
“İadeli taahhütlü mektup biçiminde tebligat yapılmasına muhatabın bulunduğu ülkenin müsaade etmiş olması gerekir. Almanya’da bulunan muhataba iadeli taahhütlü mektup şeklinde tebligat yapılmasına Almanya müsaade etmemiştir. Zira Almanya bu konuda gerek ikili anlaşma gerekse 1965’de Lahey’de imzalanan Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayriadli Belgelerin Yabancı Mahkemelerde Tebliğine Dair Sözleşmeyi imzalamıştır.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 31.10.1997 E. 1997/10073 K. 1997/11618)

“ Tebligatın yapılamaması halinde, yasanın öngördüğü şekilde gerekli araştırma yapılmadan ilanen tebligat yapılamaz. Somut olayda, gerekli araştırma yapılmadan karar ilanen tebliğ edilmiştir. Kararın tebliği usulsüzdür.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 27.9.2000 E. 2000/2-1160 K. 2000/1172)

26- TÜRKİYEDEKİ ELÇİLİK VE KONSOLOSLUKLARDAN GÖNDERİLEN TEBLİGAT EVRAKI VE TÜRKİYEDE YABANCILARA TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 26. maddesi ile Türkiyede bulunan yabancı ülke büyükelçilikleri ve konsolosluklarından gönderilen tebliğ evrakının ne şekilde gönderilmesi ve tebliğ edilmesi gerektiği düzenlenmektedir.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 26 – Anlaşmalar hükümleri ve mütekabiliyet esasları mahfuz kalmak şartiyle, Türkiye`de mukim yerli ve yabancı şahıslara tebliğ edilmek üzere ecnebi bir memleketin elçiliğinden veya havzasında bulunduğu valilik kanalı ile konsolosluğundan Hariciye Vekaletine tevdi olunan evrak, ilgili vekalet kanalı ile salahiyetli mercie gönderilir ve tebliğ muamelesinin ifasını mütaakıp tasdikli olarak aynı yollardan iade edilir. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 45 – Türkiye’de kendisine tebligat yapılamıyacak olan bir yabancıya tebligat çıkarılan ahvalde muhatap, tebliğ memuruna kendisine tebligat yapılamayacağını beyan eder veya tebliğ memuru bu hususu bizzat öğrenirse, keyfiyet tebliğ mazbatasına şerh edilerek evrak iade olunur.
Muhatap kendisine tebliğ yapılabilecek bir kimse olduğu halde, adresi, “memleket dışı” muamelesi gören bir yer ise ve tebliğ memuru tebligatı yapamazsa birinci fıkra mucibince muamele olunur.
Birinci ve ikinci fıkralardaki ahvalde, tebellüğdan imtina gibi bu Tüzük hükümlerine göre diğer bir muamele yapılmaz.
Yukarıki hallerde tebligatı çıkaran merci, tebliğ evrakını, mensup olduğu vekalet kanalından Hariciye Vekaletine gönderir.
Türkiye’de kendilerine tebligat yapılamıyacak olan elçi, elçilik katibi gibi kimseler 37 nci madde mucibince neşir ve ilan edilecek olan cetvelde gösterilir.
T.T. Madde 44 – Türkiye’de mukim yerli veya yabancı şahıslara tebliğ edilmek üzere yabancı bir memleketin elçiliğinden veya havzasında bulunduğu valilik kanalı ile konsolosluğundan Hariciye Vekaletine tevdi olunan evrak, Hariciye Vekaleti tarafından anlaşmalar hükümleri ve mütekabiliyet esaslarına uygun görüldüğü takdirde, bu Tüzüğe ekli 5 numaralı örnek şeklindeki tebliğ matbatası, zarf içinde tebligatın mahiyetine göre ilgili vekalete gönderilir. İlgili vekalet tebligatı,muhatabın bulunduğu yerdeki salahiyetli mercii vasıtasiyle bu Tüzük hükümleri gereğince yaptırır.
Tebliğ muamelesinin ifasını mütaakip tebliğ mazbatası aynı yollardan iade edilir. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Dosyada dava dilekçesinin ve duruşma gününün davalıya tebliğ edilmiş olduğunu gösteren tebligat parçaları Tebligat Yasasının 21. maddesine uygun olarak düzenlenmemiştir. Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmamıştır. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, HUMK.nun 73. maddesi hükmüne göre de, mahkeme dava dilekçesine karşı savunmasını bildirmek üzere davalıyı kanunun gösterdiği şekle uygun olarak davet etmedikçe hükmünü veremez. Başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. Mahkemece dava dilekçesi davalıya usulüne uygun tebliğ edilmeden, yokluğunda yargılama yapılarak karar verilmiş olması usule ve yasaya aykırıdır.” (YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ T. 07.06.2001 E. 2001/5599 K. 2001/6161)

27- YURT DIŞINDAKİ TÜRK MEMURLARINA VE ASKERİ KİŞİLERE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 27. maddesinde yurtdışındaki Türk memurlarına ve asker kişilere ne şekilde tebligat yapılacağını düzenlemektedir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 27 – Yabancı bir memlekette resmi bir vazife ile bulunan Türk memurlarına tebligat, Hariciye Vekaleti vasıtasiyle yapılır.
Yabancı memleketlerde bulunan askeri şahıslara yapılacak tebligat bağlı bulundukları Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Kumandanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı vasıtasiyle yapılır. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 42 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Resmi görevle yurt dışında bulunan Türk memurlarına 36 ncı maddenin birinci fıkrası ve 41 inci madde hükümlerine göre tebliğ yapılır. 
T.T. Madde 43 – Yabancı memlekette bulunan Türk askeri şahıslarına yapılacak tebligat bağlı bulundukları Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Kumandanlığı ve Jandarma Umum Kumandanlığı vasıtasiyle yapılır.
Bu kumandanlıklar tebliğ evrakını, tebligat yapılacak şahsın bulunduğu yabancı memleketteki birlik veya müessese kumandan veya amirine gönderirler.
Tebligatı, kıta kumandanı, müessese amiri gibi en yakın üst yapar. Kıta veya bir müessese yoksa tebligat en yakın amiri tarafından yapılır.
(Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Üçüncü fıkradaki haller dışında yurt dışında bulunan asker kişilere tebligat, 42 nci madde hükmüne göre yapılır. 

28- İLANEN TEBLİGAT
İlan Tebligatta başvurulacak son çaredir. Her imkan ve ihtimal değerlendirilerek yapılan çalışmalar sonunda, adres tespit edilemez ve adresin tesipt olunmasının hiçbir şekilde mümkün olamayacağı anlaşılır ise ilanen tebligat yoluna gidilmelidir.
İlan yoluyla tebligat yapılması giçin gerekli şartlar:
1-Tebligat muhatabının kimliğinin bilinmesi zorunludur. Kimliği belli olmayan kişilere ilan yoluyla tebligat yapılamaz. Ölü bir kimsenin isim ve kimlik bilgileri belli olmayan mirasçılarına ilan yoluyla tebligat yapılması mümkün değildir.
2-Tebligat yapılacak kişinin adresinin meçhul olması zorunludur. Adres meçhul değil ise ilan yoluyla tebligat yapılamaz. Muhataba önceden tebligat yapılmış ise adres meçhul sayılamaz. Ancak tebligat adresi yıkılmış ve yeni adres tespit edilemiyorsa meçhul sayılır. Muhatap yurtdışında ise; adresi meçhul sayılamaz. Yurtdışı adresi tespit olunarak tebligat yapılmalıdır.
3-Tebligat muhatabının adresinin soruşturulması zorunludur. Muhatabın adresinin tespit edilme ihtimali olan her yerden, bu arada resmi ve özel kurum ve kuruluşlardan ve zabıta marifetiyle soruşturularak tespit edilir. Muhataba ait adresin Tebligat Kanunu 28. maddede öngörülen biçimde araştırılıp saptanmadın ilan yoluyla tebligat yoluna gidilemez. Adres araştırmasında tebligat çıkartılmasında yararı bulunan kişinin de adres konusunda bilgisi alınır. Adresi bilmesine rağmen bunu gizleyerek veya inkar ederek ilan yoluyla tebligat suretiyle davanın görülmesinin sağlanması hileli bir davranıştır ve yargılamanın yenilenmesi sebebi yapılabilir.
4-Tebligatı çıkartacak merci tarafından adresin meçhul olduğuna karar verilmesi de gereklidir. Verilen bu karara ait karar metni veya tutanak dosyaya koyulmalıdır.
5-Tebligatın ilan yoluyla yapılabilmesi için bu yolda talep vuku bulmalı ve masraf yatırılmalıdır.
Yurtdışında bulunan vatandaşlarımızın adres araştırmalarında talep yazısı Adalet Bakanlığı aracılığı ile Dışişleri Bakanlığına gönderilmelidir. Yazılacak müzekkereye ilgili kişinin yurt dışında bilinen en son adresinin , şehir ismi , sokak veya cadde ismi veya numarası ve şehir kod numarasıyla birlikte ve orijinal yazılış şekliyle tam olarak yazılması , karışıklığa ve yanlışlığa yer verilmemesi için , ilgilinin anne ve baba adının ,doğum yerinin, ay,gün ve yıl olarak doğum tarihinin de belirtilmesi uygun olacaktır.İlgililerin son bulundukları adreslerin tesbit edilememesi halinde hangi ülkede bulundukları ve kimlik bilgileri belirtilmek suretiyle araştırma yapılması istenmelidir.(Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dışişleri Genel Müdürlüğü’nün 13.8.2001 tarihli B.03.0.UİG.0.00.00.0.01.4.8.1180.2001.3.3.987.2001 sayılı genelgesi.)
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 28 – Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.
Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.
Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. (Değişik ikinci cümle: 19/3/2003-4829/9 md.) Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir. Yabancı memleketlerde oturanlara ilanen tebligat yapılmasını icabettiren ahvalde tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin malüm adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasına koyar. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 46 – Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.
Bu Tüzük hükümlerine göre tebligat yapılamıyan ve 13 üncü madde mucibince yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.
Adresi meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına tebliğ mazbatasına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir.Bununla beraber tebliği çıkaran merci, lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtasiyle tahkik ve tesbit ettirebilir.
İlan, tebligatta başvurulacak son çaredir. 
T.T. Madde 50 – İlan, tebliği çıkaran merci tarafından masrafı 6 ncı maddeye tevfikan alakalısından alınarak 47 nci madde mucibince tayin edilecek gazete de neşrettirilir. İlan yabancı bir memleket gazetesi ile neşredilecekse 36 ila 39 uncu maddeler hükümleri de kıyasen tatbik olunur.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Dava dilekçesi ve gıyap davalının adresinin bilinememesi nedeniyle Resmi Gazete`de ilan yolu ile tebliğ edilmiştir. Tebligat Yasasında ilanen tebligat biçimi gösterilmiş olup, ilanın ilgilinin ıttılaına en emin biçimde ulaşacağı umulan ve varsa tebligatı çıkaran merciin bulunduğu yerde yayınlanan gazete ile yapılması öngörülmüştür. Tebligat Yasasının anılan hükmü yargıcın takdirine yer verecek biçimde değildir. Ayrıca Resmi Gazete serbestçe ve her yerde satılmadığından ilgilinin ıttılaını sağlayacak emin bir duyuru aracı da sayılamaz. Hal böyle olunca yasanın öngördüğü biçimde tebligat yapılarak, davalı davadan haberdar edilmeden duruşma yapılıp tek yönlü delil toplanarak hüküm kurulması doğru değildir.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 01.10.1985 E. 1985/7200 K. 1985/10242)
“ HUMK.nun 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre; Mahkemede beyanları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. İşte onun içindirki davetin ve özellikle yazılı şeklinin ( davetiyenin ) davadaki önemi büyüktür. Bilindiği gibi, tebliğ ile ilgili 3220 sayılı Yasayla değişik 7201 sayılı Yasanın ve bu yasaya dayanılarak çıkartılan nizamnamenin hükümleri tamemen biçimseldir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi, yasada ve nizamnamede emredilen şekillerle kanıtlanablilir. Bu konuda etkili önlemler alınmış olmasının tek amacı tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun, tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Zira yazılı tebligat, davaya ilişkin işlemleri o dava ile ilgili kişilere bildirmek için yapılan bir belgelendirme işlemidir. O halde, yasa ve nizamname hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Somut olayda, yokluklarında davaya bakılan davalıların adresleri zabıtaca soruşturulmadan ilanen tebliğ yoluna gidilmiş, ayrıca, bu işlemin Resmi Gazete ile yapılmasıyla yetinilmiştir. Oysa 7201 sayılı Tebligat Yasası ve Nizamnamesi`nde açıklandığı üzere; ilanen tebliğ ancak adresi ( meçhul ) olanlara yapılır. Bir şahsın adresinin ( meçhul ) sayılabilmesi için de, tebligat imkansızlığının anlaşılması; diğer bir deyişle soruşturmaya rağmen ikametgahının, meskeninin veya işyerinin bulunamaması lazımdır.
İlanla tebliğe karar verilmesi halinde ise; ilan, muhatabın öğrenmesine (ıttılaına ) en emin bir surette ulaşacağı ( vasıl olacağı ) umulan bir gazetede yapılır. Bunun yanısıra, bulunulan yerde ( mahallinde ) çıkarılan gazete varsa ilan bu gazeteye de verilir. Ayrıca, tebliğ olunacak evrak veya ilan sureti, bir ay müddetle tebliğe çıkaran merciin herkesce kolayca görülebilecek bir yerine asılır.
Yerel Mahkemenin, değinildiği şekilde işlem yapmadan ve davalılara savunma olanağı tanımadan işin esasını inceleyerek yazılı olduğu üzere hüküm kurması doğru değildir.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 20.10.1988 E. 1988/9647 K. 988/10871)
Davada, savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir.
O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı yapılması gerekir.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır ( Teb. Tüz. m. 47/2 ). Ayrıca, varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde ( mahkeme divanhanesinde) askıya çıkarılır.
Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırılmasıyla yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
Diğer yönden, tebligatın mahkeme divanhanesinde yasal kurallara uygun olarak askıya çıkarılmamış olması da kanuna aykırıdır ( Teb. K. m. 29 ).
İlanen tebligat enson başvurulacak bir çaredir. O nedenle adres araştırılmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması zorunluluğu açıktır.
Hukuk usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 73. maddesi uyarınca taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunma için mahkemeye çağırılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz. Olayımızda, davalının usulüne uygun olarak çağrılmadığı, savunma hakkının kısıtlandığı anlaşıldığından, yokluğunda yapılan tahkikat sonundaoluşturulan hükmün bozulması gerekmiştir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 24.06.1994 E. 1994/5855 K. 1994/6458)

“Kendisine tebligat yapılacak kişinin öncelikle ikametgahından adres soruşturması yapılması, gerekirse özel ve resmi kuruluşlardan araştırma yapılması, buna rağmen adres saptanamamışsa ilanen tebligata gidilmesi gerekirken, davacıdan davalının adresini tesbit edip belirlenen süre içinde mahkemeye bildirilmesinin istenmesi ve bu süre içinde davacılarca bir adres bildirilmediğinden davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır ( Teb. K. M. 10 ). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle, köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder ( Teb. K. m. 28 ). Bu husus, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
İlgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa veya esnafsa adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini Baro`dan, Adalet Bakanlığından, askerse askerlik Şubesinden, Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır ( Teb. Tüzüğü M. 13 ). Yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise bu halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüzüğü M. 46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak, belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşlar içinde adres tesbitinin yapılabileceği, Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye gibi kuruluşlar da vardır.
Savunma hakkı ile sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulmasının hakkın kısıtlanmasına yol açacağı kuşkusuzdur. O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içerisinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı ve özellikle kanuni karine ile tesbit edilen ikametgahta yapılması gerekir. Yapılan soruşturma ile adres tesbiti imkanı bulunamamışsa ilanen tebliğ zorunlu hale gelir ve uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır ( Teb. Tüz. M. 47/2 ). Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebliği çıkaran merciin, herkesin kolayca görebileceği bir yerinde (mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
İlanen tebligat en son başvurulacak bir çaredir. Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırması ile yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
Somut olayda; davalılardan H.`ye; öteki davalı D. ile birlikte aynı adreste oturuyorlar gibi kabul edilip; dava dilekçesi tebliğ edilmiş, ancak; davalı D.`nin vermiş bulunduğu 15.11.1993 tarihli dilekçesinde aynı adreste oturmadıklarını bildirmesi üzerine yapılan araştırmada değinilen adreste oturmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece davacı vekiline davalının adresini araştırıp bildirmesi için süre verilmiş; gereğini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa; davalı adresi davacı tarafından bildirilmezse dahi; yukarıdaki ilkeler çerçevesinde araştırma ve işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 15.09.1998 E. 1998/6407 K. 1998/9124)
“ İlanen tebligatın geçerli sayılabilmesi için tebligat evrakı ve ilan suretinin tebliği çıkaran mercice herkesin kolayca görebileceği bir yere asılması gerekir. Somut olayda, dava dilekçesi ve duruşma günü davalıya ilanen tebliğ edilmiş ancak tebligat evrakı mahkeme divanhanesine asılmamıştır. Açıklanan nedenlerle tebilgat usulüne uygun değildir. Mahkemenin usulsüz tebligata itibar edip, savunma hakkını kısıtlayarak davanın esası hakkında karar tesis etmesi hatalıdır.” (YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ T. 14.9.1999 E. 1999/6131 K. 1999/6265)
“Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. ( Teb. K.m.10 ) Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştınr. Bulamazsa durumu, mahalle, köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. (Teb.K.madde 28 ) Bu husus, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
İlgili kuruluş, tebligat alacak kişi memursa veya esnafsa adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini Barodan, Adalet Bakanlığından, askerse askerlik şubesinden, Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır. ( Teb. Tüzüğü m.13 ) Yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya iş yeri bulunamamış ise bu halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüzüğü m.46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak, belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebligatı çıkaran mercün lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşlar içinde adres tesbitinin yapılabileceği, Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye gibi kuruluşlar da vardır.
Savunma hakkı ile sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulmasının hakkın kısıtlanmasına yol açacağı kuşkusuzdur. O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içerisinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı ve özellikle kanuni karine ile tesbit edilen ikametgahta yapılması gerekir. Yapılan soruşturma ile adres tesbiti imkanı bulunmamışsa ilanen tebliğ zorunlu hale gelir.
Uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır. ( Teb. Tüz. Madde 47/2 ) Aynca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebliği çıkaran merciin, herkesin kolayca görebileceği bir yerinde (mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
İlanen tebligat en son başvurulacak bir çaredir. Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırması ile yetinilerek, adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 29.9.1999 E. 1999/1-609 K. 1999/744)

“ Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır ( Tebligat Yasası md. 10 ). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. ( Tebligat Kanunu m. 28 ) Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
Tebligat Yasasının 35. maddesine 15.6.1985 gün ve 3220 sayılı yasa ile bir fıkra eklenmiş ve daha önce kendisine tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurumu ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, ticaret sicillerine ve esnaf sanatkarlar siciline verilen en son adresteki değişiklikler hakkında da bu madde uygulanır kuralı getirilmiştir. Taraflar arasında geçen boşanma davasındaki davalının bildirilen adresi yalnız o dosya hakkında hüküm ifade eder. Maddede ifadesini bulan davalının bildirdiği adres olarak esas alınamaz. Şu halde davalının aşağıdaki açıklanan biçimde adresinin araştırılması zorunludur, ilgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini barodan Adliye Bakanlığından, Askerse askerlik şubesinden Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır ( Tebligat tüzüğü md. 13 ).
Tebligat tüzüğünün 13. maddesine göre yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise o halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüz. m. 46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, Tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği ilk cümlede vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşların içinde adres tesbitinin yapılabileceği Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye, Sivil Savunma gibi kuruluşlarda vardır.
Davada savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının davalının boşanmadan sonra nüfusa kayıtlı olduğu yer belirlenmeden zabıtaya davalının açık kimliği gösterilmeden yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir.
O halde adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması soruşturmanın çok yanlı yapılması gerekir.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır. ( Teb. Tüz. m. 47/2 ). Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay sûre ile tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırılmasıyla yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
İlanen tebligat enson başvurulacak bir çaredir. O nedenle adres araştırılmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması zorunluluğu açıktır.”(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 30.03.2000 E. 2000/3808 K. 2000/3900)
MUHALEFET ŞERHİ
Davalının boşanma davasında bildirdiği adrese tebligat çıkarılması oradan ayrıldığı anlaşılıp tebligat ikmal edilmediği taktirde Tebligat Yasasının 35. maddesi 3220 sayılı kanunla eklenen son fıkra gereğince tebligat yapılmalıdır. İlanen tebligat yapılmasına katılmıyorum.
“ Tapu maliklerinin adresleri Kamulaştırma Kanunu’nun 7. maddesinde belirtilen tüm mercilerden araştırılmış, tespit edilememiştir. Bir kısım davacıların miras bırakanı Ahmet’in ölü olduğuna dair bilgi de davalı idareye hiçbir şekilde ulaşmamıştır.
Bu sebeple idare kendine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirmiş ve tapu maliklerinin adresleri ölü veya sağ olduklarını tespit edememiştir. Bunun üzerine davalı idarenin kamulaştırma işlemini ilanen tebliğ ettirmesi geçerli olup, 30 günlük dava süresi gazete ile ilan tarihinden başlar.
Kamulaştırma işlemi 12.3.1990 tarihinde Y…. Gazetesi’nde ilan yoluyla tebliğ edilmiş olup, bu tarihten itibaren 30 günün geçmesinden sonra açılan davanın hak düşürücü süre yönünden reddi yerine işin esasına girilerek kamulaştırma bedelinin arttırılmasına karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ T. 19.09.2000 E. 2000/14582 K. 2000/13156)
“ Bilindiği üzere davalının adresi meçhul ise davacı dava dilekçesine davalının adresini yazmaz. Bu halde Tebligat Kanununun 28. maddesi hükmünce adresin tespiti bakımından soruşturma yapılmak ve bu soruşturma ile edilemezse davalıya ilanen tebligat yapılmak gerekir. Yargılama sırasında davalılardan bazılarının ölmesi ve bunların mirasçılarının kimler olduklarının bilinememesi durumunda da mahkeme, davanın takibi için terekeye kayyum tayin edilmesini HUMK.nun 41. maddesi uyarınca Sulh Mahkemesinden ister. Mirasçıların kimler oldukları belli ve fakat adresleri bilinmiyorsa mirasçılar Tebligat Kanununun 28. maddesi uyarınca işlem yapılarak davaya çağrılır.
Açıklanan tüm bu işlemler kesin önel verilen davacının ihtiyarında olan, onun tarafından bizzat yapılabilecek türden işlemler olmadığı gibi ara kararının kapsam ve sınırları da açık bulunmamaktadır. Önele uymamanın doğuracağı sonuçlar da sade bir vatandaş olan davacının idrak edebileceği biçimde açıklanmamıştır. Bu itibarla açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın kesin mehilden söz edilerek davanın reddi doğru değildir.” (YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ T. 24.10.2000 E. 2000/4512 K. 2000/6600)

“Ölü oldukları anlaşılan kişiler adına gerekçeli kararın ilanen tebliğ edilmiş olması aleyhlerinde hukuki bir sonuç doğuramaz.”(YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ T. 11.06.2001 E. 2001/3843 K. 2001/3860)

29- İLANIN ŞEKLİ
İlan Yoluyla Tebligat Usulü
A- Gazete ile ilan yapılmısı:
1-İlan, tebligat muhatabının en emin biçimde öğrenebileceği umulan gazetede yapılmalıdır. Bu gazete bazan herhangibir şehirdeki gazete olabilir. Eğer ilgilinin o şehirde bulunması kuvvetle muhtemel ise veya muhataba haber verebilecek yakınları o şehirde yaşıyor olabilir ise; ilan o şehirdeki bir gazete ile yapılmalıdır. İlanın bu şekilde yapılacağı gazetenin takdiri, doğrudan doğruya tebligatı çıkartacak olan kişiye veya kuruma aittir. Ancak; serbest satılan ve her yerde dağıtılan bir gazete olmadığından, muhatabın ıttılaına en emin yol olarak kabul edilemeyeceğinden Resmi Gazete ile ilan yapılmamalıdır.
2- İlanın ayrıca varsa tebliği çıkaran mercinin bulunduğu yerde yayınlanan bir gazete ile daha yapılması zorunlu olup; bu aynı zamanda, ilan yoluyla tebligatın geçerlilik şartıdır.(TT Md 47,III) İki ayrı gazete ile ilanın tek istisnası muhatabın ıttılaına en uygun gazetenin tebliği çıkartan merciinin bulunduğu yerde yayınlanan gazete olmasıdır.
3- Tebligat ayrıca elektronik ortamda da yapılmalıdır.
B-Tebliğ olunacak evrak ve ilan suretinin tebliği çıkarkan merciinin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde asılarak bu durumun tutanakla belgelenmesi gereklidir.İlan ve tebliğ evraklarının askıda kalma süresi bir aydır.Bu süreye ve şartlara uyulmaması tebligatı geçersiz hale getirir.(TT Md 47/2)
C-İkinci kez ilan yapılması hususu özel yasalarla emredilmemiş ise tebligatı çıkartan kurumun ihtiyarında ve taktirindedir.Gerek görür ise bu yola gider.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 29 -
İlan suretiyle tebliğ, tebliği çıkartacak merciin mucip sebep beyaniyle vereceği karar üzerine aşağıdaki şekilde yapılır.
    1. İlan alakalının ıttılaına en emin bir şekilde vasıl olacağı umulan ve varsa (*) tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden birer (Değişik ibare: 11/01/2011-6099 S.K./8.mad.) gazetede ve ayrıca elektronik ortamda yapılır. (**)
    2. Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti, tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerine de asılır.
    (Değişik fıkra: 06/06/1985 – 3220/9 md.) Merci, icabına göre ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İki ilan arasındaki müddet bir haftadan aşağı olamaz. Gerekiyorsa ikinci ilan, yabancı memleket gazeteleriyle de yaptırılabilir.
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 47 – İlanen tebliğ, alakalı merciin yukarıki maddeye müsteniden sebebini göstermek suretiyle vereceği karar üzerine aşağıdaki şekilde yapılır:
1 – İlan, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin ıttılaına en emin bir surette
vasıl olacağı umulan bir gazete de yapılır.
Ayrıca, varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden bir gazeteye de ilan verilir. Bu gazetenin intihabında da yukarıki fıkra hükmü nazara alınır.
Muhatabın ıttılaına en emin surette vasıl olacağı umulan gazete, tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden bir gazete ise, ayrıca bir diğer gazete ile ilan yapılmaz.
2 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti bir ay süreyle tebliği çıkaran mercide herkesin kolayca görebileceği bir yere asılır.
Merci, gerekirse, ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İkinci ilan da yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre yapılır. İki ilan arasındaki süre bir haftadan az olamaz. İkinci ilan gerekiyorsa, yabancı memleket gazeteleriyle de yaptırılabilir.
Adresi yabancı memlekette bulunanlara ilan yoluyla tebliğ yapılmasını gerektiren hallerde, tebliği çıkaran merci,tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin bilinen en son adresine, ayrıca, iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasında saklar. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Dava dilekçesi ve gıyap davalının adresinin bilinememesi nedeniyle Resmi Gazete`de ilan yolu ile tebliğ edilmiştir. Tebligat Yasasında ilanen tebligat biçimi gösterilmiş olup, ilanın ilgilinin ıttılaına en emin biçimde ulaşacağı umulan ve varsa tebligatı çıkaran merciin bulunduğu yerde yayınlanan gazete ile yapılması öngörülmüştür. Tebligat Yasasının anılan hükmü yargıcın takdirine yer verecek biçimde değildir. Ayrıca Resmi Gazete serbestçe ve her yerde satılmadığından ilgilinin ıttılaını sağlayacak emin bir duyuru aracı da sayılamaz. Hal böyle olunca yasanın öngördüğü biçimde tebligat yapılarak, davalı davadan haberdar edilmeden duruşma yapılıp tek yönlü delil toplanarak hüküm kurulması doğru değildir.” (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ T. 01.10.1985 E. 1985/7200 K. 1985/10242)
“ Sanığın gıyabında verilen hüküm resmi gazete ile tebliğ edildiğinde kararın bir örneğinin mahkeme divanhanesinde asıldığının tutanakla belgelendirilmesi gerekir.” (YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ T. 22.04.1994 E. 1994/3341 K. 1994/3831)
“Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır ( Tebligat Yasası m. 10 ). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder ( T.Y. m. 28 ). Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir. İlgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini barodan, Adliye Bakanlığı`ndan, askerse, askerlik şubesinden, Savunma Bakanlığı`ndan sorarak öğrenmeye çalışır ( Tebligat Tüzüğü m. 13 ). Tebligat Tüzüğünün 13. maddesine göre yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise, o halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüz. m. 46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir.
Ancak, belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim, aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebliğatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği ilk cümlede vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşların içinde adres tesbitinin yapılabileceği nüfus, tapu idareleri, belediye, sivil savunma gibi kuruluşlar da vardır.
Davada, savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir.
O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı yapılması gerekir.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır ( Teb. Tüz. m. 47/2 ). Ayrıca, varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde (mahkeme divanhanesinde) askıya çıkarılır.
Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırılmasıyla yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
Diğer yönden, tebligatın mahkeme divanhanesinde yasal kurallara uygun olarak askıya çıkarılmamış olması da kanuna aykırıdır ( Teb. K. m. 29 ).
İlanen tebligat enson başvurulacak bir çaredir. O nedenle adres araştırılmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması zorunluluğu açıktır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 73. maddesi uyarınca taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunma için mahkemeye çağırılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz. Olayımızda, davalının usulüne uygun olarak çağrılmadığı, savunma hakkının kısıtlandığı anlaşıldığından, yokluğunda yapılan tahkikat sonundaoluşturulan hükmün bozulması gerekmiştir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 24.06.1994 E. 1994/5855 K. 1994/6458) (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 13.09.1994 E. 1994/6088 K. 1994/7993)
“Dava dilekçesi ve duruşma günü davalıya gazete ilanı ile bildirildiği anlaşılmakta ise de, Tebligat Kanunu uyarınca mahkeme divanhanesine asılmak suretiyle de tebliğ edildiğini gösterir belge dosyada bulunmadığından, tebligat usulsüzdür.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 31.10.1995 E. 1995/8635 K. 1995/11308)
“ Tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. ( Teb. K.m.10 ) Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştınr. Bulamazsa durumu, mahalle, köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. (Teb.K.madde 28 ) Bu husus, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
İlgili kuruluş, tebligat alacak kişi memursa veya esnafsa adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini Barodan, Adalet Bakanlığından, askerse askerlik şubesinden, Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır. ( Teb. Tüzüğü m.13 ) Yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya iş yeri bulunamamış ise bu halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüzüğü m.46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak, belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebligatı çıkaran mercün lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşlar içinde adres tesbitinin yapılabileceği, Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye gibi kuruluşlar da vardır.
Savunma hakkı ile sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulmasının hakkın kısıtlanmasına yol açacağı kuşkusuzdur. O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içerisinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı ve özellikle kanuni karine ile tesbit edilen ikametgahta yapılması gerekir. Yapılan soruşturma ile adres tesbiti imkanı bulunmamışsa ilanen tebliğ zorunlu hale gelir.
Uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır. ( Teb. Tüz. Madde 47/2 ) Aynca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebliği çıkaran merciin, herkesin kolayca görebileceği bir yerinde (mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
İlanen tebligat en son başvurulacak bir çaredir. Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırması ile yetinilerek, adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 29.9.1999 E. 1999/1-609 K. 1999/744)

“ Kamulaştırılan taşınmaz’ın maliklerinin adresleri tesbit edilemediğinden; tebligatın gazete ilanı ile yapılması halinde, 30 günlük hak düşürücü süre; ilanen tebliğ tarihinden başlar. Bu sürenin geçirilmesi halinde ise bedel artırım davasının reddine karar verilmelidir.” (YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ T. 19.09.2000 E. 2000/14582 K. 2000/13156)
30- İLANIN İHTİVA EDECEĞİ KAYITLAR
İlanın ihtiva edeceği kayıtlar T.K. 30. maddesinde ve T.T. 48. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme de belirtilen hususlardan merci tarafından tespit olunalarının ilan metnide bulunması zorunludur.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 30 – İlanda, alakalıların ad ve soyadları, işleri, ikametgah veya mesken yahut iş yerleri, tebliğ olunacak evrak muhteviyatının hulasası, tebliğin anlaşılabilecek şekilde mevzuu, sebebi, ilanın hangi merciden verildiği, ilan daveti tazammun ediyorsa nerede ve ne için, hangi gün ve saatte hazır bulunulacağı yazılmak lazımdır. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 48 – İlanda, alakalıların ad ve soyadları, işleri, ikametgah veya mesken yahut işyerleri, tebliğ olunacak evrak muhteviyatının hülasası, tebliğin anlaşılabilecek şekilde mevzuu, sebebi, ilanın hangi merciden verildiği, ilan daveti tazammun ediyorsa nerede ve ne için, hangi gün ve saatte hazır bulunacağı yazılmak lazımdır. 

31- İLANEN TEBLİGATTA TEBLİĞ TARİHİ
İlanen tebligatın teblig tarihi Tebligat Kanunu’nun 31. maddesi ve Tebligat Tüzüğü’nün 49. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre ilanen tebligat son ilan tarihinden itibaren 7 gün sonra yapılmış sayılır. Ancak ilanen tebligat yapılmasına karar veren merci 15 günü geçmemek şartıyla daha uzun bir süre sonra ilanın yapılmış sayılacağına karar vereblir. Bu durumda merciin bildiridiği sürenin sonunda ilanen tebligat yapılmış sayılır.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 31 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/10 md.)
İlanen tebliğ, son ilan tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır.İlanen tebliğe karar veren merci, icabına göre daha uzun bir müddet tayin edebilir. Ancak, bu süre 15 günü geçemez. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 49 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
İlan yoluyla tebliğ, son ilan tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır. İlan yoluyla tebliğ yapılmasına karar veren merci, işin gereğine göre daha uzun bir müddet tayin edebilir. Ancak bu süre onbeş günü geçemez. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Tebligat usulsüz olmasına rağmen ödeme emrine itiraz süresinin geçtiğinden bahisle itirazın reddedilmesi mümkün değildir. Zira Tebligat Kanunu m.32′ye göre usulsüz tebligat öğrenilmekle geçerli hale gelir ve muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi kabul edilir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 24.01.1990 E. 1989/12-598 K. 1990/15)
“Kamulaştırılan taşınmaz’ın maliklerinin adresleri tesbit edilemediğinden; tebligatın gazete ilanı ile yapılması halinde, 30 günlük hak düşürücü süre; ilanen tebliğ tarihinden başlar. Bu sürenin geçirilmesi halinde ise bedel artırım davasının reddine karar verilmelidir.” (YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ T. 19.09.2000 E. 2000/14582 K. 2000/13156)

USULÜNE AYKIRI TEBLİĞİN HÜKMÜ

Geçersiz tebligat muhatap tarafından öğrenildiği takdirde geçerli hale gelir. Bu durumda tebliğ tarihi muhatabın tebligatı öğrenme tarihidir. Süreler öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Muhatabın usulsüz tebligata muttali olduğunu ve bunun tarihini iddia ve ispata hukuken cevaz yoktur. (TT MD. 51/III) Yani tebligat usulsüz ise; muhatap bunu öğrendiğini açıkça bildirmemiş ise veyahut öğrendiğini açıkça belli eden bazı işlemlere girişmemiş ise tebligat hükümsüz olduğundan sonuç doğurmayacaktır. Tebligat usulsüz ise eski hale getirme istemine gerek yoktur. Usulsüz tebligat sonuç doğurmamış sayılır.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 32 – Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. 

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 51 – Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteberdir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış addedilir. Muhatap, her ne suretle olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alır veyahut bunların münderecatını öğrenirse tebliğe muttali olmuş sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.
Muhatabın tebliğe muttali olduğunun ve bunun tarihinin iddia ve ispatına cevaz yoktur. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“7201 sayılı Yasa`nın 32. maddesinde de belirtildiği gibi, bildirim, usulüne uygun biçimde yapılmamış olsa bile, kendisine bildirimde bulunulan kişi bunu öğrenmemişse, bildirim geçerli olur. Ancak, ilgili kişinin açıkladığı tarih, öğrenme tarihi sayılır. Borçlu, “ödeme emri” bildirimini öğrendiğine göre, m.32 uyarınca öğrenme tarihinden başlayarak yedi gün içinde bildirimin usulsüzlüğünü şikayet konusu etmelidir. Ancak, takibin esasına ilişkin itirazını da usulüne uygun olarak bildirmek zorundadır.
Olayda borçlu, bildirimin usulsüzlüğünü öne sürerek iptalini istemekle yetinmiş, takibin esasına ilişkin itiraz nedenlerini göstermemiştir. Ödeme emrini öğrenme tarihinden başlayan itiraz süresini geçirmekle de hakkındaki takip kesinleşmiştir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 10.02.1969 E. 1968/1654 K. 1969/1549)
“Gecikmiş itiraz, yasaya uygun bir bildirime karşın, borçlunun önleyici nedenlerle, yasal süresi içinde itiraz hakkını kullanamamış olması durumunda söz konusudur. Ödeme emri bildirimini Tebligat Yasası hükümlerine uygun biçimde yapılmadığına ilişkin sav, gecikmiş itiraz niteliğinde değildir; bu nedenle, İİK m.65`e göre değil, 7201 sayılı Yasa`nın 32.maddesine göre incelenir. Yani, yasaya aykırı bildirime karşın, borçlu bildirimi öğrenmişse, bu durumu açıkladığı tarih, öğrenme tarihi sayılır ve bu tarihten başlayarak itiraz ve şikayet haklarını kullanması gerekir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 05.12.1969 E. 1968/11528 K. 1969/11769)
“Gecikmiş itiraz, yasaya uygun bir bildirime karşın, borçlunun önleyici nedenlerle, yasal süresi içinde itiraz hakkını kullanamamış olması durumunda söz konusudur. Ödeme emri bildirimini Tebligat Yasası hükümlerine uygun biçimde yapılmadığına ilişkin sav, gecikmiş itiraz niteliğinde değildir; bu nedenle, İİK m.65`e göre değil, 7201 sayılı Yasa`nın 32.maddesine göre incelenir. Yani, yasaya aykırı bildirime karşın, borçlu bildirimi öğrenmişse, bu durumu açıkladığı tarih, öğrenme tarihi sayılır ve bu tarihten başlayarak itiraz ve şikayet haklarını kullanması gerekir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 05.12.1969 E. 1969/11528 K. 1969/11769)
“A”nın borcundan dolayı üçüncü kişi “E” nin elindeki bir kısım malların haczedilmesinden sonra, “E” nin avukatı, borçlu “A” ya usulüne uygun ödeme emri gönderilmediğini ileri sürerek şikayette bulunmuştur. İcra tetkik merciinin bu şikayeti husumet yönünden reddetmesinden sonra, bu kez de borçlu “A” dan vekaletname alıp, aynı nedene dayanan şikayeti yinelemiştir. “A”nın ve avukatının, usulsüz bildirimi en geç, vekaletnamenin düzenlendiği tarihte öğrendiklerinin kabulü zorunludur. 7201 sayılı Yasa`nın 32. maddesinde açıklandığı gibi, bildirim usulsüz olsa bile, kendisine bildirimde bulunulan kimse bunu öğrenmiş ise, bildirim geçerlidir. Bu kimse, öğrenme tarihinden başlayarak, yasal süre içinde öğrenme ile elde ettiği hakları kullanmak ve yüklendiği borçları yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durum karşısında, ödeme emrinin iptali söz konusu olamaz. Adı geçen kimse, ancak İİK/m.168`de yazılı biçim ve koşullar çevresinde itiraz ve şikayet haklarını kullanabilir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 26.11.1971 E. 1970/12297 K. 1971/11937)
“ İİK m.65`te açıklandığı gibi, borçlu, kusuru olmaksızın, bir engel nedeniyle süresi içinde takibe itiraz edememişse, paraya çevirme işlemi sonucuna değin, fakat engelin kalkmasından başlayarak üç gün içinde, gecikmiş itiraz yoluna başvurabilir. Borçlu, bu itirazında, mazeretini gösterir kanıtlarla birlikte, itiraz nedenlerini ve dayanaklarını bildirmek ve duruşma giderlerini ödemek zorundadır. Gecikmiş itiraz, icra tetkik merciinde incelenir ve mazeret kabul edilirse takip durur. İİK m.65`e dayanan “gecikme itiraz”ı, 7201 sayılı Tebligat Yasası`nın 32.maddesinde öngörülen “usulsüz bildirim” nedenine dayanan itirazla karıştırmamak gerekir. Ödeme emri bildirimi yasaya aykırı biçimde yapıldığı takdirde, ilgili, bu konuyu şikayet yolu ile tetkik merciinde ileri sürer, Ancak, bildirimi öğrenme gününden başlayarak, yasal süre içinde, itiraz nedenlerini görevli merciye bildirmek zorundadır.” (YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ T. 20.11.1973 E. 1973/10675 K. 1973/10252)
“ 7201 sayılı Tebligat Kanununun 11/1 madde ve fıkrası vekil marifetiyle takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır amir hükmünü içine almakta, aynı Kanunun 32. maddesinde; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebligata muttali olmuşsa muteber sayılacağı ve bu maddenin 2. fıkrasında da muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi addolunacağı hükmünü taşımakta ise de, konu olan davanın vekil ile takip edilen bir iş olduğunda tereddüt bulunmadığından sanık vekili avukat E.’nin “muhatap” olduğunun kabulüyle, tarafından usulsüz tebliğe ve hükme muttali olduğu tarihi bildiren yazılı bir irade açıklamasının evrak arasında mevcut olmaması nedeniyle temyiz süresinin geçirildiğinden söz edilemez.” (YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 04.10.1976 E. 1976/9-411 K. 1976/407)
“İİK m.62`ye göre, genel haciz yolu ile takiplerde, itirazı icra dairesine yapılması kuralı benimsenmiştir. Ayrık durum olarak da, itiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde, bu icra dairesinin gereken harç ve giderlerle birlikte, itirazı yetkili icra dairesine göndermesi kabul edilmiştir Yanlış mercie itiraz eden kişinin itirazına geçerlilik tanınamaz. Buna göre, icra tetkik merciinin, kendisine gelen işlerde, itirazın usulsüz yapıldığından söz ederek icra dairesine gönderme yetkisi yoktur. Borçlu, ödeme emrine 7 gün içinde itiraz etmezse, hakkındak takip kesinleşmiş olur.” ( YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 14.06.1979 E. 1979/5584 K. 1979/5564)
“Tebliğ usulüne aykırı olsa dahi tebliğ edilen kişi konusunu biliyorsa geçerlidir. Bu kişinin açıkladığı tarihi tebliğ tarihi sayılır. Taşınmaz malın paydaşının satıştan haberinin olmaması ihalenin bozulmasını gerektirir.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 12.12.1979 E. 1978/12-319 K. 1979/1557)
“Ödeme emri bildirimi yasanın öngördüğü yönteme aykırı biçimde yapılmış olsa bile borçlunun öğrendiğini açıkladığı tarih bildirim günü olarak kabul edilir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 07.05.1984 E. 1984/3285 K. 1984/5645)
“Ödeme emri bildirimi yöntemine aykırı ise borçlunun gecikmiş itiraz yoluna gitmesine gerek yoktur. Çünkü, usulsüz tebliğde, ödeme emri bildirimi yapıldığı tarih borçlunun öğrendiğini bildirdiği tarihtir ve itiraz süresi bu tarihten itibaren başlar.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 30.04.1986 E. 1985/11307 K. 1986/5111)
“ Borçlunun adresi takip talepnamesinde 38 numara olarak gösterilmiştir. Ödeme emri tebligatı ( 38 veya 40 numara ) üzerinden düzenlenmiştir. Tebligat, iş ortağı H.Ç. imzasına tebliğ edildiği belirtilmiş ise de, bu kişi icra dairesine başvurarak tebligatın 38 numaralı kendisine ait işyerinde işçisine bırakılmak suretiyle yapıldığını, borçlunun 40 numaralı dükkanda olduğunu belirterek icra memurluğuna ödeme emri ve tebligat parçasını iade ettiği anlaşılmıştır. 19.1.1987 tarihli haciz tutunağına göre borçlunun 40 numaralı dükkanda faaliyette bulunduğu tespit edilmiştir. Borçlu haciz tarihinden üç gün sonra merciye başvurarak usulsüz tebligatın geçersizliğine karar verilmesini istemiş ve aynı tarihte icra memurluğu nezdinde borcun esasına itiraz etmiştir.
Yukarıdan beri açıklanan safahat karşısında, ödeme emri tebligatının 7201 sayılı Kanun hükümlerine uygun düşmediği açıktır. Borçlu bu usulsüz tebligatı er geç haciz tarihinde öğrenmiş ve takibe muttali olmuş bulunmakla tebligat 7201 sayılı Kanun`un 32. maddesine göre geçerli hale dönüşmüştür.
O halde ( borçluya ödeme emri tebligatının 19.1.1987 tarihinde yapılmış sayılmasına ) karar verilmek üzere merci kararı bozulmalıdır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 04.02.1988 E. 1987/2659 K. 1988/955)
“ 1 )İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte, satış kararının, borçlunun ipotek akit tablosunda yazılı adresine tebliğ edilmesi gerekir. Usulüne uygun tebliğ yapılmamışsa, borçlu satış bedelini artırıcı girişimlerde bulunamayacağından, ihalenin feshi gerekir.
2 ) Tebligat Kanunu 35. maddeye göre yapılan tebligatta da kanun hükümlerine uyulmamıştır. Tebligat İlmuhaberinde aynen ( 7201 Sayılı Teb. K`nunun 35. maddesi gereğince muhatabın kapısına asılarak tebligat yapıldı ) şerhi ile tebliğ edilmiş ancak, tebliği yaptıran kazai merciin divanhanesine talik hususu yerine getirilmemiş olduğundan bu tebligat usulsüz bulunmuştur.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 24.02.1988 E. 1988/1030 K. 1988/2012)
“ Usulsüz tebligat halinde; Tebligat Kanununun 32. maddesine göre tebliğ tarihinin, borçlunun beyan ettiği tarih olarak düzeltilmesine karar verilmelidir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 26.09.1989 E. 1989/4361 K. 1989/11221)
“Borçlunun talepnamede yazılı ( K. ) Evleri 8. Blok. Daire, 18.4. Levent/İstanbul adresinde ihtiyati haciz 25.1.1989 tarihinde uygulanmış; adresin kapıcısı ve bu adreste olduğunu ve oturduğunu bildirdiğinden çilingir vasıtasıyla kapı açılmış ve menkuller haczedilmiştir. Haciz sırasında borçlunun baldızı olduğu anlaşılan ( E.K. ) gelerek borçlunun kızkardeşi olan karısından boşandığını bildirip boşanma ilamını ibraz etmiştir.
1 – Bilahare bu adrese çıkartılan ödeme emri ayrıldı şerhiyle 17.2.1989 tarihinde bila tebliğ iade edilmiş, bu kere Demirhane Cad., Eski İş Bankası Yanı, No. 57. Kazlıçeşme adresine ödeme emri gönderilmiş, bu ödeme emri de iki sene önce kiraya verilip ayrıldığı şerhiyle iade edilmiş bu tebliğ ilmühaberinde 4. Levent adresinde yapılan hacizde beyanda bulunan ( E. )`nin boşandığını bildirdiği kızkardeşi ( Ç.K. ) ( borçlunun boşandığı ileri sürülen eşi ) borçlunun adresten ayrıldığını bildirmiştir. Bu olgular muvacehesinde borçlunun haciz yapılan 4. Levent adresinde oturduğu anlaşılmaktadır. Haciz yapılan yerde eski karısı ( Ç. ) bulunmamış, Kazlıçeşme adresinde oturduğu bu adrese çıkan ödeme emri, tebliğ ilmuhaberindeki meşruhattan anlaşılmıştır.Bu kere yeniden ihtiyati haciz yapılan adrese ödeme emri gönderilmiş, Teb.K.`nun 21. maddesine göre tebliğ edilmiştir. Bu durumda tebligat yasalara uygun olduğu halde Teb.K.`nun 32. maddesine dayalı şikayetin kabulü isabetsiz olduğu gibi…” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 15.02.1990 E. 1989/13870 K. 1990/1273)
“Borçluya çıkartılan kıymet takdirinin ve satış ilanının tebliğinin Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapıldığı bu tebligatın nizamnamesinin 28. maddesine uygun olmadığı borçlu müştekinin hacze başka suretle muttali olduğu iddia ve ispat edilmediği şu suretle şikayetin Tebligat Kanunu`nun 32. maddesine göre süresinde olduğu nazara alınmadan şikayetin süre yönünden reddi isabetsiz temyiz itirazları yerinde görüldüğünden merci kararının İİK`nun 366. ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların şimdilik incelenmesine mahal olmadığına 22.6.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 22.06.1990 E. 1990/6928 K. 1990/7917)
“İtiraza dayanak yapılan protokolün mevcudiyeti, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmamasına, 19.1.1989 tarihinde tebliğ edilen ödeme emri tebligatı usulsüz ise de, 14.8.1989 tarihli protokolde takip dosyasından söz edilip borcun protokole bağlandığının anlaşılmasına, şu suretle borçlunun en geç bu tarihte takibe ve usulsüz tebligata muttali olduğu bu duruma rağmen Tebligat Kanununun 32. maddesine göre icra dairesine takibin şekline göre 27.9.1989 tarihinde yapılan itirazın süresinde olmadığı takibin kesinleştiği nazara alınmadan, tebliğ tarihi düzeltilmek suretiyle süresinde olmayan itiraza geçerlilik vererek takibin durdurulmasını sağlar şekilde tebliğ tarihinin borçlunun beyan ettiği tarih olarak düzeltilmesine karar verilmesi isabetsizdir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 10.10.1990 E. 1990/2643 K. 1990/9784)
“ İlgili banka şubesi tarafından düzeltme hakkının kullanılması için sanığa ihtarların tebliğ edilmesi gerekir. Elden tebligat yapılması yasa koyucu tarafından kabul edilmediğinden, banka şubesi tarafından hesap sahibine iadeli taahhütlü mektupla ihbarda bulunulmalıdır. Ancak, Tebligat Yasasının 32. maddesi gereğince, usulüne aykırı yapılan tebligat, muhatabın tebliği öğrenmesi ile muteber sayılacağından sanığın, ihtarı aldığını kabulü veya tebligata ilişkin belge okunduğunda bir diyeceği olmadığını beyan etmesi halinde de tebligat geçerlilik kazanacaktır.” (YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 03.12.1990 E. 1990/7-298 K. 1990/320)
“Borçlu vekili, tebligata ıttıla üzerine, tebliğ işleminin usulsüzlüğünü şikayet etmekle kalmamış, icra müdürlüğüne başvurarak seçilen takip şekline göre yasal süre içinde ve doğru mercie borca itirazlarını da bildirmiştir.
Bu durumda, Özel Daire bozma kararında da değinildiği üzere, mahkemece 7201 sayılı Kanunun 32. maddesine göre işlem yapılmalı, ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğünü dolayısıyla borçlu vekilinin ıttıla tarihi olarak beyan ettiği tarihi, ödeme emrinin tebliğ tarihi olduğu vurgulanmalı ve böylece borca itirazın süresinde olduğu sonucuna varılmalıdır.” YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 05.06.1991 E. 1991/12-258 K. 1991/344)
“ 1. Ölen bir kimse hakkında takip yapılamayacağından, bu konuda yapılacak itiraz da süreye tabi değildir.
2. Usulsüz tebligat yapıldığı takdirde, itiraz süresi borçlunun takibi öğrendiği tarih, esas alınarak belirlenmelidir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 13.02.1992 E. 1992/425 K. 1992/1350)
“Sanığın muhatap bankaca iadeli taahhütlü mektupla çıkardığı tebligattan haberdar olduğunu açıklaması, suçun oluşumu için yeterlidir.” (YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ T. 13.02.1992 E. 1991/1721 K. 1992/819)
“3167 sayılı Yasaya aykırı davranışta bulunmak suçundan sanık Erol’un, aynı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca 1 sene hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 1 sene süreyle çek hesabı açmasının ve çek keşide etmesinin yasaklanmasına ilişkin, ( İzmir Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.4.1991 gün ve 1989/949-1991/292 sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Onuncu Ceza Dairesi 13.2.1992 gün ve 1991/ 1721, 1992/819 sayı ile Üyeler M.İ. Ünal ve H. Demirörs’ün; “3167 sayılı Kanunun 7. maddesi yeterli karşılığı olmadığı için çeki kısmen veya tamamen ödemeyen muhatap bankanın ibraz tarihini izleyen bir işgünü içinde hesap sahibine madde içeriğine uygun ihtarnamenin iadeli taahhütlü mektupla tebliğini zorunlu kılmıştır.
Muhatap bankaca suca konu çeklerde ilgili olarak ihtarname çekildiği ve hesap sahibinin düzeltme hakkını kullanmadığı bildirilerek ihtarname ile alındı belgeleri yazı ekinde gönderilmişse de;
22.4.1991 günlü duruşmada sanık adres değişikliğim bankaya bildirmediğini bu nedenle tebligatın kendisine ulaşmadığım beyan etmiş olup alınan belgelerin incelenmesinde ihtarnamenin tebliğ edildiği veya 3167 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş sayıldığına dair bir kayıda rastlanmamıştır.
Böylece, anılan Yasanın 7. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak zorunlu ihtaratın yapıldığım kabul etmek mümkün değildir.
Bu durum karşısında şikayet hakkının belirlenmesi bakımından düzeltme hakkını kullanması için sanığa çıkartılan ihtarnamenin tebliğine veya tebliğ edilmiş sayıldığına ilişkin belgeler celp edilmeden, eksik soruşturma ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırı bulunduğundan hükmün bozulması görüşünde bulunduğumuzdan onama şeklinde tecelli eden çoğunluk kararma iştirak etmiyoruz” biçimindeki karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile kararı onamıştır.
Bu karara karşı 9.4.1992 gün ve 43984 sayı ile itiraz yoluna başvuran C. Başsavcılığı;
“Şikayet hakkının varlığım belirlemek bakımından sanığa düzeltme hakkını kullanması için iadeli taahhütlü mektupla ihtarname çıkartılması ve tebliğine veya 3167 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş sayıldığına ilişkin belgenin banka şubesinden celp ve hükme dayanak alınan belgenin CMUY.nın 250. maddesi uyarınca huzurda sorgusu yapılan sanığa okunarak ne diyeceğinin sorulması yasal olarak zorunludur. Sanığın sorgusunda “Süre verilirse ödeyeceğini şeklindeki kabulü nedeniyle ihtarnamenin tebliğ edildiğine ilişkin belgenin önemi ortaya çıkmaktadır. İhtarnamenin tebliğ edildiğine veya tebliğ edilmiş sayıldığına ilişkin hükme dayanak alınması mümkün dosyada bir belge mevcut değildir. Temyiz dilekçesinde de tebligat yapılmadığı ileri sürülmüş olmasına göre mücerret ikrarı mahkumiyet hükmü kurulmasına yeterli değildir” görüşüyle Özel Daire onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
İncelenen dosyaya göre;
Karşılıksız çek vermek suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlığın konusunu “Düzeltme hakkını kullanması için sanığa yapılan bildirimin geçerli sayılıp sayılmayacağı” hususu oluşturmaktadır.
3167 sayılı Yasanın 7. maddesinde, düzeltme hakkının kullanılmasına yönelik ihtarın “iadeli taahhütlü mektupla” yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
Ancak, 7201 sayılı Yasanın 32. maddesine göre, “Usulüne aykırı yapılan tebligat muhatabın tebliği öğrenmesiyle geçerli sayılacağından” keşidecinin, ( hesap sahibi ) ihtarı aldığım sarahaten kabulü veya tebligata ilişkin belge okunduğunda itirazı bulunmadığım açıkça söylediği takdirde usulüne aykırı yapılan tebligat geçerli sayılmalıdır.
İncelenen dosyada muhatap banka 18.4.1989 ve 28.6.1989 günlü cevabi yazılarında sanığa ( keşideciye ) suç konuşu çeklerle ilgili olarak ihtarda bulunulduğunu, ancak sanığın düzeltme hakkını kullanmadığım bildirerek ihtarname ve alındı belgelerini göndermişse de alındı belgelerinde tebligatı alan şahsın adı yazılı olmadığı gibi tebliğ tarihi de bulunmamaktadır.
22.4.1991 günlü oturumda sanık tebligatın kendisine ulaşmadığım bildirdiğine göre, bu tebligatın geçerli sayılmasına olanak yoktur.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 25.05.1992 E. 1992/10-103 K. 1992/161)
“Kamulaştırma tebligatı usulüne aykırı yapılsa da, taşınmaz sahibi bunu öğrenerek taşınmaz bedelini almış ise, bedeli aldığı tarihten itibaren hak düşürücü süre başlar.” (YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ T. 15.04.1993 E. 1993/3523 K. 1993/5012)
“ Tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmaması sebebini bilmesi muhtemel kimselerden sorup saptanması ve bu hususu bir tutanakla tevsik etmesi gerekir. Tebliğ memurunca bu maddelere uygun işlem yapılmadığından yapılan tebliğ usulsüzdür.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 13.01.1994 E. 1993/16752 K. 1994/268)
“Tebligat Kanunu`nun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliği, PTT memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunup bulunmadığının tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır.
Tebliğ memuru yukarıda açıklanan ilkelere riayet etmediği için 7201 Sayılı Kanun`un 21. maddesine göre yapılan tebligat usulsüzdür.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 15.06.1994 E. 1994/12-258 K. 1994/411)
“Satış ilanının tebliği borçluya usulüne uygun biçimde yapılmadığından, ıttıla tarihi esas alınarak şikayetin süresinde olduğunun kabulü ve satış ilanının usulsüz tebliği sebebiyle ihalenin feshine karar verilmelidir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 19.01.1995 E. 1994/15660 K. 1995/230)
“ Tebligatı imzalayan kişinin kendisini tebliğin muhatabı olarak göstermesi fakat bunun gerçeği yansıtmaması tebligatın geçersiz olmasına sebep olur.Ancak belirli bazı sürelerin tebliğle birlikte başlayacak olması muhatabın sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmaz. Bu yüzden kendi üzerine düşen görevi yerine getirmeyen ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı hareket eden kendi kusurundan faydalanarak istediği sonuca ulaşamaz.” (YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ T. 14.02.1995 E. 1995/1101 K. 1995/1350)
“Tebligatı öğrendiğini resmi bir işlem olan kamulaştırma bedelini çekmek suretiyle belgeleyen davacılar, bu tarihten çok sonra olan dava tarihinde tebligatı yeni öğrendiklerini ileri süremezler. Böyle bir iddia açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.” (YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ T. 09.05.1996 E. 1996/3903 K. 1996/4624)

“Sanık adına çıkartılan ödeme emrinin, aynı takipte borçlu A.`ya tebliğ edilmesi, Tebligat Kanunu`nun 39 uncu maddesine aykırı ise de, sanığın, 22.05.1991 günlü süresinde verdiği mal beyanı dilekçesinden, ödeme emrini aldığı anlaşılmıştır.” (YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 17.06.1996 E. 1996/7366 K. 1996/9122)
“Ödeme emri ve duruşma davetiyesinin yanlış adreslere tebliğ edilmesi,temyiz dilekçesinde ve tebligat parçalarındaki imzaların farklı olması nedeniyle,duruşma davetiyesi yeniden tebliğ edilmelidir.” (YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 24.06.1996 E. 1996/8900 K. 1996/9572)
“Gayrimenkulün satışı İİK.`nun hükümlerine göre yapılır.Satış hazırlıkları sırasında yeniden bir kıymet takdiri yapılmak gerekirken izaleyi şuyuu dosyasının gerekleri için dava sırasında yapılmış kıymet takdiri ile yetinilerek ilgiliye bu raporun tebliğ edilmesi suretiyle taşınmazın ihalesi usulsüzdür.”YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 18.06.1997 E. 1997/6903 K. 1997/7191)
“Bir taraf ihtarın kendisine tebliğ edilmediğini iddia ediyor ve fakat noter kayıtlarında tebliğ yapıldığı yer alıyorsa kayıtlarda yer alan imzanın söz konusu tarafa ait olup olmadığının dolayısıyla tebliğin geçerli olup olmadığının araştırılması gerekir.”
(YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ T. 01.12.1997 E. 1997/8164 K. 1997/8702)
“Borçluya yapılan tebligat usulsüz ise de, yapılan haciz sırasında tebliğe yetkili olan borçlunun eşi hazır bulunmuş ve İİK.`nun 103. maddesi uyarınca haciz tutanağının bir örneği kendisine verilmişse borçlunun bu tarihte takibe muttali olduğu kabul edilir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 09.12.1997 E. 1997/13449 K. 1997/13688)
“Tebliğ yanlışlıkla davalıdan başkasına yapılırsa tebligat geçersizdir. Bu yüzden davetiyenin davalının tespit edilen doğru adresine yeniden gönderilip ona göre yargılama yapılmalıdır.” (YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ T. 22.01.1998 E. 1997/20321 K. 1998/421)
“Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliği PTT memurunun yapacağı tahkikata göre muhatabın bu adreste oturduğunun tesbitine ve bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlıdır. 21. mddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi iki numaralı fişin ( ihbarnamenin ) kapıya yapıştırıldığı tarihtir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 15.02.1999 E. 1998/13708 K. 1999/1061)
“Kararın Kayyım vekili Avukat Atila Kayak’a tebliği, Tebligat Yasası’nın 35. maddesinde gösterilen unsurları ihtiva etmediğinden usulsüzdür ( geçersizdir ). Ancak Toplanan delillerden kayyım vekilinin usulsüz tebligata muttali olduğu ve hükmün yazılı emir yolu ile bozulması için 5.1.1999 tarihinden önce Adalet Bakanlığına başvurduğu anlaşılmaktadır. Bu işleme başladığı anda usulsüz tebligatı öğrendiğini, tebligatında işlem tarihinde yapıldığının kabulü gerekmektedir ( TK md.32 ve Niz. M.51 ) Temyiz ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 431. maddesinde öngörülen süre geçtikten sonra 23.2.1999 da yapılmıştır. Temyiz süresi geçmiştir. Bu nedenle de temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 21.4.1999 E. 1999/3605 K. 1999/3949)
“Yargı organları ile diğer adalet daireleri talep halinde yahut işin özelliğine göre tebligatı kendi memurları vasıtasıyla de yaptırabilir. Kalemde tebligat yapılırken tebligat tutanağına, tebligatı yapan memurun kimliği, imzası, tebligat tarihi, tebellüğ edenin isminin ve onunda imzasının alınması zorunludur. Mahkeme kaleminde karara ilişkin tebligatın kimin tarafından yapıldığı yazılı olmadığı gibi imzası da yoktur. Bu nedenlerle davalıya yapılan tebligat geçersizdir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 10.03.2000 E. 2000/995 K. 2000/3140)
“Tebligatın yapılamaması halinde, yasanın öngördüğü şekilde gerekli araştırma yapılmadan ilanen tebligat yapılamaz. Somut olayda, gerekli araştırma yapılmadan karar ilanen tebliğ edilmiştir. Kararın tebliği usulsüzdür. Bu sebeple, temyiz süresi içindedir. Koca, kadın ve yanındaki çocuğun geliş-dönüşü için yeterli gideri göndermesi gerekir. Somut olayda, dönüş masrafları karşılanmadığı için ihtar geçerli değildir. Açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, boşanmaya karar verilmesi bozmayı gerektirir.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 27.9.2000 E. 2000/2-1160 K. 2000/1172)

“Tebligatın usulsüz olması halinde, Tebligat Kanununun 32. maddesine göre, borçlunun beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. Bunun aksi, tanıkla ispat edilemez.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 01.12.2000 E. 2000/18136 K. 2000/18872)
“Borçlu şirkete gönderilen 163 örnek ödeme emri 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12 ve 13. maddelerine göre tebliğ edilememiştir. Aynı Kanunun 21. maddesine göre yapılan tebligat ise tüzüğün 28. maddesi uygulanmadığından usulüne uygun bulunmamaktadır. Borçlunun gecikmiş itirazdan söz ederek mercie başvurması sonucu etkilemez. Zira HUMK.nun 76. maddesi gereğince, hukuki tavsif hakime aittir. Somut olayda tebligat usulsüz olduğu için 7201 sayılı Yasanın 32. maddesi gereğince borçlunun mercie başvurusu süresinde kabul edilip itirazın esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 14.03.2001 E. 2001/12-246 K. 2001/248)
“Usulsüz tebligat, mutlak olarak batıl olmayıp muhatap tarafından öğrenildiği tarihte geçerli olur. Bunun için ise muhatabın, tebliği öğrendiğini beyan etmesi ve tebliğden yeni haberdar olduğunu beyan ederek tebliğin usulsüzlüğünü şikayet etmesi gerekir. Muhatap, tebliği öğrendikten itibaren yedi gün içinde İcra Tetkik Mercüne tebligatın usulsüzlüğünü şikayet etmelidir. Ayrıca öğrenme tarihinden itibaren kanuni süresi içinde takip şekline göre, ilgili merciiye itirazlarını bildirmek zorundadir. Aksi halde takip kesinleşir. Tebligatın usulsüzlüğünün şikayet edilmesi, itiraz süresinin işlemesini engellemez. Somut olayda, borçlu öğrenme tarihine göre icra dairesine itirazlarını bildirmemiş; takip kesinleşmiştir.” ( YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 30.4.2001 E. 2001/5857 K. 2001/7291)
“Usulsüz tebligatın ileri sürülmesi durumunda süresi içinde itiraz yoluna başvurulmaması usulsüz tebligat nedeniyle yapılan şikayetin incelenmesine engel değildir. Tebligatın usulsüzlüğünün tespiti halinde borçlu mal beyanında bulunabilir ve konulan hacizleri kaldırabilir. Açıklanan nedenlerle borçlunun şikayette hukuki yararı vardır. Bu durumda yaptlacak iş, işin esasına girilerek hasıl olan sonuca göre karar vermekten ibarettir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 27.6.2001 E. 2001/12-543 K. 2001/560)
“Usulsüz tebliğ işlemini öğrenen muhatabın bu tebliği öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde şikayet yolu ile tebligatın usulsüzlüğünü tetkik mercii önüne getirmesi gereklidir. Ayrıca, işin önemli yönü yine öğrenme tarihinden itibaren kanuni süresi içinde alacaklının seçtiği takip şekline göre borçlu, ait olduğu merciye itirazlarını da bildirmek zorundadır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 03.07.2001 E. 2001/11065 K. 2001/12075)
“Mercice, borçlunun tebligatı öğrendikten sonraki başvurusunda esasla ilgili itiraz nedenlerini ileri sürmediğinden bahisle istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Borçlu tarafından esasla ilgili itirazlar bildirilmemiş olsa bile, sadece tebliğ tarihinin düzeltilmesinde, takibin kesinleşmesinden önce uygulanan hacizlerin kaldırılması, mal beyanında bulunma süresinin belirlenmesi ve takibin kesinleşme tarihinin değişeceği için derece kararını etkileyebilmesi ve bunun gibi nedenlerle hukuki yararı vardır. Bu nedenle tebliğ tarihinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 02.11.2001 E. 2001/16958 K. 2001/17767) (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 20.11.2001 E. 2001/18598 K. 2001/19472)

RESMİ VE ADLİ TATİL GÜNLERİNDE VEYA GECE VAKTİNDE YAPILAN TEBLİGAT
Resmi ve adli tatil günlerinde veya gece vaktinde tebligat yapılabilir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 33 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/11 md.)
Resmi ve adli tatil günlerinde de tebligat caizdir. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 52 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Gece vakti tebligat yapılabilir. 
T.T. Madde 53 – Resmi ve adli tatil günlerinde de tebligat yapılabilir. 

34- YARGISAL TEBLİGATIN KAPSAMI
Tebligat Kanununun 34. maddesinde yargısal tebligat hükümlerinin uygulama alanı olarak yargı mercilerinin yapacağı tebligat işleri gösterilmiş ve bu işlerde tebligat giderlerinin ne şekilde ödeneceği ve ödenmemesinin sonuçları düzenlenmiştir.
I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 34 – Bu fasıl hükümleri adli, idari ve askeri kaza mercilerince yapılacak tebligat işlerinde tatbik olunur.
(Ek: 19/3/2003-4829/10 md.) Yukarıdaki fıkra gereğince yapılacak tebligatlara ilişkin giderler 5 inci maddeye göre ödenir. Verilen süreye rağmen ödenmeyen tebligat gideri dava dilekçesinin tebliğine ilişkin ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesi uyarınca işlem yapılır. Diğer hallerde tebligat konusu talepten vazgeçilmiş sayılır. 
II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 54 – Adli, idari ve askeri kaza mercilerince yapılacak tebligat işlerinde bu fasıl hükümleri ile birinci babın bu fasla muhalif olmıyan hükümleri tatbik olunur. Mali kaza mercilerince yapılacak tebligatta bu fasıl hükümleri cari değildir.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Tebligat Kanununa göre; kalemde tebligat, sadece muhatabın kendisi veya vekiline yahut varsa kanuni temsilcisine yapılır. Müşteki vekilinin 22.10.1993 günlü oturumda yaptığı açıklamada şikayet dilekçesi üzerindeki duruşma gününü aldım yazısı altındaki imzanın ev hanımı olduğu belirtilen eşine ait bulunduğunun anlaşılması karşısında, usulüne uygun olmayan tebligatın geçerli kabulüyle yazılı şekilde şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmesi,” (YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 03.03.1994 E. 1994/873 K. 1994/2090)
“Borçlu ile alacaklı arasında yapılan akitte, sözleşmede yeralan adreslerin ikametgah adresi olarak kabul edileceği ve adres değişikliği zamanında bildirilmezse eski adrese yapılacak tebliğin geçerli olacağı kararlaştırılmıştır. Akit serbestisi ve yukarıda belirtilen Tebligat Hükümleri ve sözleşmenin özel hükümleri karşısında genel kredi sözleşmesinde belirtilen adrese çıkan ve “taşınmıştır şerhi” ile bila tebliğ iade edilen tebligatların notere tevdii tarihinde muhataplarına tebliğ edildiğinin kabulü gerekir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 25.06.1998 E. 1998/7140 K. 1998/7768)
“ İpotek akit tablosunda “İİK. 21. maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla banka tarafından yapılacak her türlü tebligat ………………. Adresine vuku bulduğu takdirde, tebligatın şahsına yapılmış tebligat olacağını şimdiden kabul ve beyan ederim.” İbarelerinin yazılı olması İİK.’nun 150/ı maddesinin uygulanabilmesi için gerekli olan hesap kat ihtarnamesinin tebliğ şartını ortadan kaldırmaz.
Akit tablosundaki bu hüküm, borçluya belirlenen adreste ama usulüne uygun bir tebligatın gerekli bulunduğunu ifade eder.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 30.6.1999 E. 1999/12 – 552 K. 1999/556)

35- ADRES DEĞİŞİKLİĞİNİN BİLGİRİLMESİ MECBUNİYETİ VE YAPILACAK İŞLEMLER
Tebligat Kanunu 35. maddesinde kendisine tebligat yapılmış bulunan kişilere adreslerindeki değişiklikleri bildirme mecburiyeti getirilmiştir. Bu mecburiyeti yerine getirmeyenlere çıkartılan tebligat bu nedenle yapılamaz ve posta görevlisi tarafından muhatabın yeni adresi de tespit edilemez ve alakadarlar da muhatabın yeni bir adresini bildirmez ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemez ise Tebligat Kanunu 35. maddesine göre tebligat çıkartılması gerekir.
Burada gözden ırak tutulmaması gereken konu, adres değişikliği nedeniyle tebligat yapılamaması hali gerçekleşmeden önce tebligatın Tebligat Kanunu 35. maddesine göre çıkartılamayacağı hususudur. Yani muhatabın önceden tebligat yapılan veya maddede belirtilen nitelikte bulunan adresine önce normal tebligat çıkartılacak, bu tebligat muhatabın adresi terketmiş olması nedeniyle yapılamayacak, tebligatı yapmakla görevli memur muhatabın yeni adresini tespit edememiş olacak, ilgililer muhatabın yeni adresini bildiremeyecek ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemeyecek ki T.K. 35. maddeye göre tebligat çıkartılabilsin. Bu şartlardan biri bile eksik ise T.K. 35. maddeye göre tebligat çıkartılamaz ve çıkartılmış olsa bile bu şekilde yapılan tebligat geçerli olmaz.
Tebligat Kanunu 35. maddesine göre çıkartılan tebligatla birlikte Tebligat Tüzüğünün 55. maddesi gereğince 6. numaralı örneğe göre tebligat evrakı düzenlenir ve eski adrese ait kapıya talik ettirilir. Bu şekilde muhataba tebligat yapılmış olur. Eski adresin kapısına talik tarihi tebliğ tarihi olarak kabul olunur. Bundan sonra eski adrese çıkartılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.

I- KANUN METNİ:
T.K. Madde 35 – Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
(Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
    (Değişik fıkra: 19/03/2003 – 4829 S.K./11. md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
    (Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.
    (Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.

II- TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 55 – Muhataba veya adresinde bu Tüzüğün gösterdiği usullere göre onun yerine tebellüğ edebilecek birine veya 30 uncu madde mucibince tebligat yapılmış ve fakat muhatap sonradan adresini değiştirmiş, olursa yeni adresini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini alakalı mercie bildirmez ve fakat çıkarılan tebligat üzerine tebliğ memuru 28 inci maddenin ilk fıkrasındaki usule göre yeni adresi tesbit ederse aynı maddenin üç ve dördüncü fıkraları mucibince ve son fıkrasındaki hal vakı ise 30 uncu maddeye tevfikan muamele yapar.
Tebliğ memuru bu suretle muhatabın yeni adresini tesbit edemezse, tebliğ evrakı, çıkaran mercie iade edilir. Bu mercie muhatabın yeni adresi bir diğer alakalı tarafından bildirilirse, tebliğ evrakı o adrese gönderilir. Aksi takdirde mercice tahkik muamelelerine tevessül olunmayarak bu Tüzüğe ekli 6 numaralı örneğe göre düzenlenecek tebliğ evrakının bir nüshası eski adrese ait kapıya ve diğer nüshası da divanhaneye talik ettirilir. Eski adresin kapısına talik tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
Mütaakıp tebliğler, yalnız o kazai merciin divanhanesine talik suretiyle yapılır.
Tebliğ evrakı kapıda iki gün, divanhanede bir ay müddetle asılı kalır.
(Ek: 5.10.1987 – 87/12170 K.) Daha önce tebliğ yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adreslerle kamu idare, kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI

ÖZET: Adli mercilere 7201 sayılı Yasa ‘nın 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için iki ihtimal kabul edilmiştir. Birincisi; ilgili kişiye daha önce anılan yasa hükümlerine göre tebligat yapılmış olması ve bu kişinin, yeni adresini adli mercilere bildir,nemesidir. İkincisi ise; daha önce adli mercilerce usulüne uygun tebligat yapılmamışsa, anılan yasanın 35/son maddesinde belirtilen kurum, kuruluş ve mercilere ilgili tarafindan bildirilen veya imzası resmi merciler önünde ikrar edilmiş sözleşmede taraf ise bu adrese önce usulüne göre tebligat çıkarılır ve tebligatın yapılamaması halinde bu madde hükmüne göre tebligat yapılır. (7201 Tebligat K. m.35)
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Ali Yaşar’ın 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca 64.955.700.000 Türk Lirası ağır para cezasıyla cezalandırılmasına dair, (Ankara Yedinci Asliye Ceza Mahkemesi)nin 9.7.2003 gün ve 2001/902 esas, 2003/689 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi:
Tüm dosya kapsamına göre, sanık Ali Yaşar hakkında açılan kamu davasında, adı geçenin savunmasının alınması için çıkarılan gıyabi tevkifin infaz edilememesi üzerine, adı geçene savunma hakkı verilmek üzere 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un 4814 sayılı Kanun’la değişik 16/b. maddesinin dördüncü fıkrası ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 225. maddeleri gereğince çıkanlan tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiş ise de; 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için, evvelce sanığa usulünce bir tebliğ yapılması gerektiği cihetle, sanığa savunma hakkı tanınmadan yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle;
CMUK’nın 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğünün ifadeli 23.2.2005 gün ve 08544 sayılı yazılı emirlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.2005 gün ve YE. 36021 sayılı tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekte incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Tebligat Kanunu’nun “kazai tebligat” faslının, “adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti” konu başlıklı 35. maddesi uyarınca, adli mercilerce, tebligat yapılabilmesi için iki ihtimal kabul edilmiştir.
Birinci ihtimal; ilgili kişiye daha önce adli mercilerce anılan yasa hükümlerine uygun olarak bir tebligatın yapılmış olması ve tebligat yapılan bu kişinin, yeni adresini adli mercie bildirmemesi durumudur:
Bu durumda, daha önce tebligat yapılan ve adli mercice en son bilinen adrese Tebligat Kanununun 35. maddesi dışındaki maddeler uyannca yeniden tebligat çıkarılması, ilgilinin adresten ayrıldığının anlaşılması durumunda Tebligat Tüzüğünün 28. maddesi uyarınca, tebliğ memurunun adreste bulunmama nedenini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti kurulu veya meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından araştırarak, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekmektedir. Adres araştırmasına ilişkin söz konusu imzalı açıklamanın tebliğ tutanağında yer alması, zorunlu şekil şartı olup; belirtilen usule uygun olarak araştırma yapılmaması ve bu nedenle mahkemece, en son bilinen bu adresten sanığın ayrıldığının ve yeni adresinin tespit edilemediğinin koltuk görevlileri aracılığı ile de belirtenmemesi durumunda, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinde belirtilen şekilde tebliğ evrakının kapıya asılması suretiyle tebligat yapılması mümkün değildir.
Tebligat memurunca Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinde öngörülen zorunlu araştırma belirtilen şekilde yapılıp teşvik edildikten sonra, ilgilinin yeni adresi belirlenemez ise, tebliğ evrakı mercie iade edilir ve ilgili kişilerce yeni bir adres de bildirilmez ise, herhangi bir adres araştırması yapılmaksızın bundan sonraki tüm tebligatlar 6 örnek numaralı tebligat evrakının eski adrese ait binanın kapısına asılması usulüyle yapılır.
Ikincisi ihtimal ise; daha önce adli mercilere ve usulüne uygun olarak tebligat yapılmamış olsa bile, anılan yasanın 35/son maddesinde belirtilen kurum, kuruluş, mercilere ilgili tarafından bildirilen veya imzası resmi merciler önünde ikrar edilmiş sözleşmelerdeki (sadece taraflar yönünden) adreslere de bu madde uyarınca tebligat yapılabilmesidir:
Bu durumda daha önce adli mercilerce usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat bulunmasa bile, belirtilen nitelikteki sözleşmelerde yer alan veya söz konusu kurum ve kuruluşlar tarafından bildirilen adrese veya bir kamu kurumu olan adli mercilere, tebligatın ilişkin olduğu soruşturma veya davaya ilişkin olarak tebligat yapılacak kişinin kendisinin bildirdiği en son adrese, önce, bu adresin değişip değişmediğinin bilinememesi nedeniyle anılan Yasanın 35. maddesi dışındaki maddeler uyarınca tebligat çıkarılması ve tebligatın yapılamayarak, tebligat memurunca, ilgilinin adresinin değiştiğinin belirlenmesi ve yine Tebligat Tüzüğü’nün 55/2. maddesi yollamasıyla 28. maddesinde belirtilen usule uygun olarak yapacağı araştırma sonucunda yeni adresinin de tespit edilememesi durumunda, bu araştırma yukarıdaki
açıklanan şekil koşuluna uyularak imza ile de tevsik edildikten sonra, evrak yine mercie iade edilir, ilgili kişilerce yeni bir adres de bildirilmez ise, herhangi bir adres araştırması yapılmaksızın bundan sonraki tüm tebligatlar 6 örnek numaralı tebligat evrakının eski adrese ait binanın kapısına asılması usulüyle yapılır.
Bu tebligattan sonraki tebligatlar da, sanığın yeni adresinin hala bilinmemesi durumunda, kapıya asma usulüyle yapılır.
3167 sayılı Kanuna aykırılık suçlarında; adli mercilerce daha önce tebligat yapılmamış olması ve dosya içerisinde, muhatap banka şubesi tarafından gönderilen ve tebligat yapılacak kişinin adresini içeren Ticaret Sicili Gazetesi nüshası, noterlikçe düzenlenen resmi senetler, vergi levhası örneği ve bu gibi kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları, ticaret sicilleri ve esnaf ve sanatkarlar odalarınca düzenlenmiş belgelerin yer alması durumunda, bu belgelerde yer alan adreslere öncelikle Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi dışındaki maddelere göre tebligat çıkarılması ve tebligatın yapılamaması halinde, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan usullere uyularak tebligat yapılması gerekmektedir.
Dosya kapsamına göre; sanığın duruşmaya çağrılması için gönderilen meşruhatlı davetiyenin, muhatap banka şubesi tarafından gönderilen ve Tebligat Kanunu’nun 35/son maddesi kapsamında olan resmi kurumlardan, “Ticaret Sicili Müdürlüğü”nce çıkarılan Ticaret Sicili Gazetesi ve “noterlik” tarafından düzenlenen imza sirküleri ve düzenleme şeklindeki vekaletnamedeki sanığın iş adresine, yukarıda açıklanan usullere uygun olarak tebliğ edilmesi gerekirken, başka bir kişiye ait imza beyannamesindeki adrese tebliğe çıkarılması ve öncelikle, anılan kanunun 35. maddesi dışındaki maddeler uyarınca tebliğe çıkarılıp, belirtilen prosedür yerine getirilmeksizin, doğrudan 6 örnek numaralı tebligat evrakının kapıya asılması suretiyle, yasaya aykırı olarak tebliğ edildiğinin, böylelikle sanığın usulüne uygun olarak duruşriıaya çağrılmaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlanmış olduğunun anlaşılması karşısında, yazılı emre dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 9.7.2003 gün ve 2001/902 esas, 2003/689 karar sayılı kararının (BOZULMASINA)
Benzer bir durumda Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 7.12.2004 gün ve 2004/6-178 esas, 214 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, dosyanın, müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına (TEVDİİNE), 16.3.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (YARGITAY 10 CD T: 16.3.2005 E: 2005/4007 K: 2005/2776)
“Borçlu, şikayetinde, alacaklının, kendisinin yeni adresini bildirimden önce bildiğini ve bu adrese başka bir takip nedeniyle bildirimde bulunduğunu ileri sürmüştür. İncelenen icra dosyasında, alacaklı vekilinin, Tebligat Yasası`nın 35. maddesine göre bildirim yapılmasını istediği ve bu isteğin 22.06.1974 gününde icra memurunca kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu takipte alacaklı, borçlunun yeni adresini saptadığını bildirmiş ve bildirim, bu yeni adrese yapılmıştır. Alacaklı, önceki bir tarihte borçlunun yeni adresini bildiğine göre, bu adresi ne yoldan öğrenirse öğrensin, bildirimin buraya yapılması gerekir. Hakların kullanılmasına ilişkin iyi niyet kuralı bunu gerektirdiği gibi, Yasa da alacaklıya, kendisinin bildiği borçlu adresine bildirim yaptırmasını buyurur. Bu nedenlerle, bildirimin usulsüzlüğünün kabulü gerekir.”(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 01.04.1976 E. 1976/200 K. 1976/3997)

“ Satış ilanının usulüne göre borçluya bildirilmemesi ihalenin feshi için yeterli bir nedendir.(YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 11.02.1986 E. 1986/915 K. 1986/1528)
Satış ilanının borçluya bildirilmemesi, ihaleye katılımı azaltıcı bir neden olduğundan ihalenin feshi nedeni oluşturur. (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 03.06.1986 E. 1985/13134 K. 1986/6648)
“Borçluya çıkarılan tüm tebligatlar 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 35. maddesindeki koşullar oluşmadan yapılmıştır. Bu nedenle sözkonusu tebligatlar geçersizdir. İİK`nun 127. maddesine göre, satış ilanının borçluya tebliği zorunludur.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 15.11.1993 E. 1993/13922 K. 1993/17758) 
“Dava dilekçesinde gösterilen adres değişmedikçe, tebligatlar gene aynı adrese yapılır.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 02.02.1994 E. 1993/2-791 K. 1994/23)
“Taraflar arasında daha önce görülen davadaki adres yalnız o dava için geçerlidir. Davanın taraflarına dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmemesi savunma hakkını ihlal eder niteliktedir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 01.11.1996 E. 1996/10682 K. 1996/11100)
“1. Borçluya çıkartılan icra emri tebligatının Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapıldığı şerhi mevcut ise de; Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinde belirtilen kimselerden muhatabın tevziat saatlerinde adreste bulunmayış nedeni sorulup tutanak düzenlenmemiştir. Bu hali ile tebligat eksik ve geçersizdir.
2. Tebligat parçasında borçlunun yeni adresi yazılı ise, eski adrese Tebligat Kanunun 35. maddesine göre tebligat yapılması yasaya aykırı ve geçersizdir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 9.4.1997 E. 1997/13-93 K. 1997/321)
“ Borçlu ile alacaklı arasında yapılan akitte, sözleşmede yeralan adreslerin ikametgah adresi olarak kabul edileceği ve adres değişikliği zamanında bildirilmezse eski adrese yapılacak tebliğin geçerli olacağı kararlaştırılmıştır. Akit serbestisi ve yukarıda belirtilen Tebligat Hükümleri ve sözleşmenin özel hükümleri karşısında genel kredi sözleşmesinde belirtilen adrese çıkan ve “taşınmıştır şerhi” ile bila tebliğ iade edilen tebligatların notere tevdii tarihinde muhataplarına tebliğ edildiğinin kabulü gerekir.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 25.06.1998 E. 1998/7140 K. 1998/7768)
“İpotek akit tablosunda “İİK. 21. maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla banka tarafından yapılacak her türlü tebligat ………………. Adresine vuku bulduğu takdirde, tebligatın şahsına yapılmış tebligat olacağını şimdiden kabul ve beyan ederim.” İbarelerinin yazılı olması İİK.’nun 150/ı maddesinin uygulanabilmesi için gerekli olan hesap kat ihtarnamesinin tebliğ şartını ortadan kaldırmaz.
Akit tablosundaki bu hüküm, borçluya belirlenen adreste ama usulüne uygun bir tebligatın gerekli bulunduğunu ifade eder.”(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 30.6.1999 E. 1999/12 – 552 K. 1999/556)
“Dava konusu olayda davalılara tebligat, Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılmış, yargılama yokluklarında sürdürülüp sonuçlandırılmıştır. Dava dilekçesinin tebliğ edildiği adrese mahkeme kararı da tebliğe çıkarılmıştır. Tebligat zarfına sokak numarasının yazılması unutulduğundan tebligat evrakı bu gerekçeyle mahkemeye iade edilmiştir. Bundan sonra mahkemenin sokak numarasını da yazarak adrese yeniden tebligat çıkarması gerekirken Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca karar tebliği yoluna gidilmiştir. Bu durumda davalılara yapılan tebligatlar yasaya uygun değildir. Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Satış vaadi sözleşmesinde, irsen intikal eden hissenin satışı vaad edildiği ve davada bu paya yönelik olduğu halde intikal eden payları bulunan davalıların paylarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ T. 14.12.1999 E. 1999/7600 K. 1999/8940)
“Borçlu yeni adresini, daha önce tebligatları yapan icra dairesine bildirmediğine göre, aynı adrese Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasında bir usul süzlük yoktur.
Kaldıki, ipotek tablosunda gösterilen adrese çıkan tebligatın bila tebliğ iadesi üzerine, bu adrese 35. maddeye göre tebligat yapılabilir. Yasaya uygun olarak yapılan tebligatın MK.2 maddesinden bahsedilerek geçersiz sayılması ve buna bağlı olarak ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.” YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 2.2.2000 E. 2000/12-44 K. 2000/37)

“Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır ( Tebligat Yasası md. 10 ). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. ( Tebligat Kanunu m. 28 ) Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
Tebligat Yasasının 35. maddesine 15.6.1985 gün ve 3220 sayılı yasa ile bir fıkra eklenmiş ve daha önce kendisine tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurumu ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, ticaret sicillerine ve esnaf sanatkarlar siciline verilen en son adresteki değişiklikler hakkında da bu madde uygulanır kuralı getirilmiştir. Taraflar arasında geçen boşanma davasındaki davalının bildirilen adresi yalnız o dosya hakkında hüküm ifade eder. Maddede ifadesini bulan davalının bildirdiği adres olarak esas alınamaz.
Şu halde davalının aşağıdaki açıklanan biçimde adresinin araştırılması zorunludur, ilgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini barodan Adliye Bakanlığından, Askerse askerlik şubesinden Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır ( Tebligat tüzüğü md. 13 ). Tebligat tüzüğünün 13. maddesine göre yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise o halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ( Teb. Tüz. m. 46 ) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, Tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği ilk cümlede vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşların içinde adres tesbitinin yapılabileceği Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye, Sivil Savunma gibi kuruluşlarda vardır.
Davada savunma hakkıyla sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının davalının boşanmadan sonra nüfusa kayıtlı olduğu yer belirlenmeden zabıtaya davalının açık kimliği gösterilmeden yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulması savunma hakkının kısıtlanmasına yol açabilecek bir durum yaratabilir.
O halde adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması soruşturmanın çok yanlı yapılması gerekir.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır. ( Teb. Tüz. m. 47/2 ). Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay sûre ile tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde mahkeme divanhanesinde ) askıya çıkarılır.
Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırılmasıyla yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
İlanen tebligat enson başvurulacak bir çaredir. O nedenle adres araştırılmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması zorunluluğu açıktır. j-
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi uyarınca taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunma için mahkemeye çağırılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz. Olayımızda davalının usulüne uygun olarak çağrılmadığı, savunma hakkının kısıtlandığı anlaşıldığından, yokluğunda yapılan tahkikat sonunda oluşturulan hükmün bozulması gerekmiştir. (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 30.03.2000 E. 2000/3808 K. 2000/3900)
“Tebligat Kanunun 35. maddesine göre yapılan tebligatta divanhane tutanağının bulunmaması, tebliği geçersiz kılar.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 13.2.2001 E. 2001/1881 K. 2001/2590)
“Davalıya daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, Trafik Sicil Amirliği’ne beyan etmiş olduğu adrese Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılması taraf teşkili bu suretle sağlandıktan sonra işin esasına girilmek gerekirken; ilanen tebligat yapılmadığı için davanın reddi isabetsizdir”
( …..Davacı vekili, davalıların maliki ve zorunlu trafik sigortacısı bulunduğu aracın müvekkiline kasko sigortalı araçta çarpışması sonucu sigortalı araçta meydana gelen hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini ileri sürerek kendilerine ödenen miktar dışında kalan 124.208.417 TL nin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, iddia ve toplanan kanıtlara göre, davalı Hulusi Tırmıkçı’nın dava dilekçesinde gösterilen adreste bulunmadığı, zabıtaca yapılan araştırmada açık adresinin tespit edilemediği, davacıya ilanen tebligat yaptırması için süre verilmiş ise de, ilanen tebligat yaptırmayacağını bildirip, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılması hususunda ısrar ettiği, ancak bu istemin yasaya uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dilekçesi, davalıya davacı vekili tarafından gösterilen adreste tebliğ edilememiş, zabıtaca yapılan araştırmada davalının ikamet ettiği adres tebliğ edilemediği gibi, Trafik Sicil Amirliğine bildirdiği adreste ikamet etmediği saptanmıştır.
Uyuşmazlık; bu durumda davalıya Trafik Sicil Amirliği’ne beyan ettiği ikamet adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca, tebligat yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmıştır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine 6.6.1985-3220/12 sayılı madde ile eklenen ek fıkrada “daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar siciline verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da, bu madde hükümlerinin uygulanacağı” öngörülmüştür.
O halde davalının Trafik Sicil Amirliği’ne beyan etmiş olduğu adres değişikliğini bildirme zorunluluğu mevcut olduğu gibi, 2918 sayılı KTK. nun 32. maddesinde de bu zorunluluk açıkça düzenlenmiştir.
Bu durumda mahkemece, davalıya daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, Trafik Sicil Amirliği’ne beyan etmiş olduğu adrese Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılmak, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilmek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir .” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU T. 28.03.2001 E. 2001/11-295 K. 2001/3/3)
“ÖZET : Davalı şirketin dava dilekçesinde belirtilen adresten dava tarihinden önce ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalı şirketin terk ettiği adresine yapılan tebligatla yargılamaya devam olunması davalı şirketin yokluğunda karar verilmesi, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
KARAR : Davalı şirket vekilinin temyiz dilekçesine ekli 29/01/1996 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi örneğinden davalı şirketin dava dilekçesinde belirtilen Aksaray/İstanbul’daki adresinden dava tarihinden önce ayrılıp Torbalı İzmir adresine naklettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalı şirketin terk ettiği adresine Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca yapılan tebligatla yargılamaya devam olunması ve davalı şirketin yokluğunda karar verilmesi, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğundan ve bu husus hükme etkili bir nitelik taşıdığından, usul ve yasaya aykırı görülmüştür.”(YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ T. 20.09.2001 E. 2001/1703 K. 2001/5764)

36- DURUŞMA SIRASINDA TEBLİGAT
Tebligat Kanunu 36. madde duruşma sırasında veya kalemde ilgili evrakın muhataba imza karşılığında veya tutanağa geçirilmek suretiyle verilmesini bu evrakların tebliği hükmünde olduğu kuralını koymuştur.

I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 36 – (Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./10.mad.)
    Celse esnasında veya kalemde, soruşturmaya, davaya ya da takibe ait evrakın, taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana veya vekillerine tutanağa geçirilmek suretiyle veya imza karşılığında, tebliğ konusu belirtilerek tevdii, tebliğ hükmündedir. Bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmesi gerekmez ve masraf da alınmaz.
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 56 – Celse esnasında davaya ait evrakın taraflara, mudahillere,temsilcilerine veya bunların vekillerine verilmesi, tebliğ hükmündendir. 
37- AVUKAT KATİPLERİNE VE STAJYERLERİNE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 37. maddesi avukat katibi ve stajyerlerine duruşma sırasında bir sonraki duruşma gün ve saatinin bildirilmesini avukata tebliğ hükmünde kabul etmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 37 – Celse esnasında kazai merci tarafından sıfatları tesbit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine mütaakip celse gün ve saatinin bildirilmesi avukata tebliğ hükmündedir. 
II-TÜZÜK METNİ:
T.T Madde 57 – Celse esnasında kazai merci tarafından, sıfatları usulen tesbit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine mütaakıp celse gün ve saatinin bildirilmesi, avukata tebliğ hükmündedir.

38- VEKİLLERİN BİRBİRLERİNE TEBLİGAT YAPMASI
Tebligat Kanunu 38. maddesi vakil ile takip edilen davalarda vekillerin birbirlerinde makbuz karşılığı tebligat yapması imkanı getirmiştir.

I-KANUN METNİ:
Madde 38 – Vekil vasıtasiyle takibedilen davalarda, vekiller makbuz mukabilinde yekdiğerine tebligat yapabilirler. 

II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 58 – Vekil vasıtasiyle takip edilen davalarda, vekiller makbuz mukabilinde yekdiğerine tebligat yapabilirler. 
T.T. Madde 59 - 56, 57 ve 58 inci maddeler mucibince yapılan tebligatta, ayrıca tebliğ mazbatası tanzim edilmez. 

39-TEBELLÜĞ EDECEK KİŞİNİN HASIM OLMASI
Tebligat Kanunu 39. maddesine göre Tebligat Kanunu hükümlerine göre muhatap yerine kendisine tebligat yapılması yasal olan kişilerden olsa bile aynı davada muhatabın hasımı olan kişiye muhatap yerine tebligat yapılması geçerli olamaz.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 39 – Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz. 

II-TÜZÜK METNİ:
T.T.Madde 60-Bu Tüzük hükümlerine göre muhatap namına kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin, o davada hasım olarak alakaları varsa, muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz.
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“ Duruşma davetiyesinin 10.5.1985 tarihli haciz zabıt varakasında icra kefili olan kızı S.`ye tebliğ edildiği, bu tebligatın Tebligat Kanunu`nun 39. maddesine aykırı olduğu …” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 15.12.1986 E. 1986/15172 K. 1986/14333)
“ Borçlunun kıymet takdirine 13.2.1990 tarihinde itiraz etmiş olmasına göre sair temyiz itirazları yerinde değilse de müşteki borçluya gönderilen satış ilanının takipde diğer borçlu olan A.A.`ya tebliğ edildiği bunun Tebligat Kanunu`nun 39. maddesine aykırı olduğu, şu suretle İİK`nun 127. maddesine uygun hareket edilmediği müştekinin satıştan haberi olması halinde talebi ve talibi artıracak girişimlerde bulunabileceği düşünülmeden İİK`nun 134. maddesinde yazılı dava şartı olan zarar unsurunun taşınmazların muhammen değeri ile satış değeri arasındaki farkla mevcut bulunduğu nazara alınmadan davanın reddolunması isabetsiz ….” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 28.06.1990 E. 1990/1242 K. 1990/8139)

“ Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak şahıs bulunmadığı takdirde birlikte oturan aile fertlerinden birine yapılacaktır. Ancak, “kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak ilgileri olduğu takdirde muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamayacağı”da hükme bağlanmıştır.Buna göre borçlunun malları haczedilip yediemin olarak eşine bırakılması halinde ikisi arasında bir menfaat çatışması olacağından söz konusu hacizle ilgili tebliğler ilgisi olmayan eşe yapılamaz.” (YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 24.10.1994 E. 1994/4-207 K. 1994/231)
“Sanık adına çıkartılan ödeme emrinin, aynı takipte borçlu A.`ya tebliğ edilmesi, Tebligat Kanunu`nun 39 uncu maddesine aykırı ise de, sanığın, 22.05.1991 günlü süresinde verdiği mal beyanı dilekçesinden, ödeme emrini aldığı anlaşılmakla, bu tarihte tebliği öğrendiği ve aynı Yasanın 32. maddesi uyarınca tebligatın geçerli sayılacağı, ödeme taahhüdünün de usulüne uygun olarak daha sonra yapıldığı gözetilmeden mahkumiyeti yerine yazılı biçimde beraatine karar verilmesi,..” (YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 17.06.1996 E. 1996/7366 K. 1996/9122)
“ Tebligat kanunu hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz kişilerin o davada hasım olarak ilgileri varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz. Somut olayda, davalıya çıkarılan tebligat birlikte sakin kardeşine yapılmıştır. Ancak bu şahıs davada davacı konumundadır. Açıklanan nedenlerle tebligat usule uygun değildir. Usule uygun tebligat yapılmadan yargılamanın devam etmesi isabetsizdir.” (YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ T. 22.1.2001 E. 2000/10769 K. 2001/58)
“Her ne kadar merciye başvuru gecikmiş itiraz adı altında yapılmış ise de hukuki tavsif hakime ait olacağından bu şikayetin usulsüz tebligata ilişkin olduğu açıktır. Kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak davaları varsa muhatap namına kendilerine tebligat yapılamaz o halde bu şekilde yapılan tebliğ işleminin usulsüzlüğünün kabulü gerekir. Bu durumda borçluya yapılan ödeme emri tebliğ yukarıda açıklandığı üzere usulsüz olduğundan usulsüz tebliğe muhatabın muttali olduğunu beyan ettiği tarih tebliğ tarihi sayılır.” (YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ T. 23.11.2001 E. 2001/18764 K. 2001/19791)

40-TEBLİGATA İLİŞKİN KARARLARIN İVEDİLİĞİ
Tebligat Kanunu 40. maddesine göre tebligata ilişkin kararlar ivedi olup belirlenen celse dahi beklenmeden verilmelidir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 40 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/13 md.)
Tebligata ait kararlar, muayyen celse beklenmeden verilir. 
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 61 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Tebliğe dair kararlar, daha önce tayin edilmiş celse günü beklenmeden verilir.

41- YARGI YERLERİNDE MEMUR VASITASIYLA TEBLİGAT
Kalemde bulunan muhataba müracaatı veya kabulü halinde katip veya yazı işleri müdürü tarafından kalemde tebligat yapılabilir. Ayrıca işin ivediliği veya gerektirici bir sebebe dayalı olarak müracaat üzerine veya resen tebligatın görevlendirilecek bir memur tarafından yapılmasına karar verilebilir ve bu karar doğrultusunda tebligat yapılabilir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 41 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/14 md.)
Adli, idari ve askeri kaza mercileri ile diğer adalet daireleri re`sen veya talep halinde işin mahiyetine göre, dairelerinde çalışan memurlar vasıtasıyla tebligat yapılmasına karar verebilirler. 
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 62 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Adli, idari ve askeri yargı yerleriyle diğer adalet daireleri, re’sen veya talep halinde, işin mahiyetine göre, memurları vasıtasıyla tebligat yapılmasına karar verebilirler. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Yargı organları ile diğer adalet daireleri talep halinde yahut işin özelliğine göre tebligatı kendi memurları vasıtasıyla de yaptırabilir. Kalemde tebligat yapılırken tebligat tutanağına, tebligatı yapan memurun kimliği, imzası, tebligat tarihi, tebellüğ edenin isminin ve onunda imzasının alınması zorunludur. Mahkeme kaleminde karara ilişkin tebligatın kimin tarafından yapıldığı yazılı olmadığı gibi imzası da yoktur. Bu nedenlerle davalıya yapılan tebligat geçersizdir.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 10.03.2000 E. 2000/995 K. 2000/3140)

42- (MÜLGA)
T.K. Madde 42 – (Mülga: 6/6/1985 – 3220/21 md.) 
43-CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA TEBLİGAT
Tebligat Kanunu 43. maddesi Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacak tebligatların ne şekilde yapılacağını hükme bağlamıştır. Buna göre Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacak tebligat, tebliğ olunacak belgenin aslının Cumhuriyet Başsavcısı veya O’nun görevlendirdiği Cumhuriyet Savcısına gösterilmesiyle olur. Bu tebliğ bir mehle başlangıç olacak ise; Cumhuriyet Savcısı gösterildiği günü evrakın aslına işaret ve imza eder.

I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 43 – Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacak tebligat, tebliğ olunacak varaka aslının kendisine gösterilmesiyle olur. Bu tebliğ bir mehile başlangıç olacaksa, Cumhuriyet Müddeiumumisi gösterildiği günü varakanın aslına işaret ve imza eder. 

II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 65 – C. Müddeiumumiliğine yapılacak tebligat, tebliğ olunacak varaka aslının gösterilmesi suretiyle yapılır. Tebligatın tevsikı için, C. Müddeiumumisi varaka aslına (Görüldü) diye yazarak altını imzalar.
Şu kadar ki, bu tebliğ bir mehile başlangıç olacaksa C. Müddeiumumisi gösterildiği günü de varakanın aslına işaret ve imza eder. 

44- ASKERİ YARGIDA TEBLİGAT
Tebligat kanunu 44. maddesi askeri yargıda yapılacak tebligatları düzenlemiştir.

I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 44 – Askeri kaza makam ve mercilerince askeri şahıslara yapılacak tebligat tahriri bir emirle ifa olunur ve tebellüğ ilmühaberi, tebligatı talep veya emreden makam veya mercie gönderilir.
Amiri adliye yapılacak tebligat, tebliğ olunacak varakanın kendisine gösterilip imza ettirilmesi suretiyle yapılır. Bu tebliğ bir mehil başlangıcı olursa,tarihi de işaret edilir.
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 66- Askeri kaza makam ve mercilerince askeri şahıslara yapılacak tebligat, tahriri bir emirle ifa olunur ve tebellüğ ilmühaberi, tebligatı talep veya emreden makam veya mercie gönderilir.
Tebellüğ ilmühaberinin:
1 – Tebliği çıkaran merciin adını,
2 – Tebliği talep veya emreden makam veya merciin adını,
3 – Tebliğ olunan şahsın, adını, soyadını ve künyesini,
4 – Tebliğin mevzuunu, 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Tebligat Kanununa göre; kalemde tebligat, sadece muhatabın kendisi veya vekiline yahut varsa kanuni temsilcisine yapılır. Müşteki vekilinin 22.10.1993 günlü oturumda yaptığı açıklamada şikayet dilekçesi üzerindeki duruşma gününü aldım yazısı altındaki imzanın ev hanımı olduğu belirtilen eşine ait bulunduğunun anlaşılması karşısında, usulüne uygun olmayan tebligatın geçerli kabulüyle yazılı şekilde şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmesi,” (YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ T. 03.03.1994 E. 1994/873 K. 1994/2090)
45- İDARİ TEBLİGATIN KAPSAMI
Tebligat Kanunu’nun 45. maddesi idari tebligatın kapsamını belirlemiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 45 – Kazai ve mali tebligatın dışında kalan tebligat, idari tebligattır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 45. ve Tebligat Nizamnamesinin 68. maddesi; idari tebligatı tarif ve düzenlemiş olup, kazai ve mali tebligatın dışında kalan tebligat, idari tebligattır. Yine Nizamnamenin 68/2. maddesinde; idari tebligatta, maddenin içinde bulunduğu fasıl hükümleri ile birinci babın bu fasıla muhalif olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olmakla, Tebligat Kanunu`nun 1. maddesinde sayılan idarelerden olan davacı idarece yapılacak tebligatların bu hükümlere uygun olması gerekir.
Elektrik dağıtım müesseselerince, satış tarifesinin 12. maddesi hükmünce düzenlenip tebliği gereken faturaların, muhatap tüketiciye, Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ edildiklerini gösterir belge bulunmadıkça, tüketici aleyhine sözleşme hükümleri uyarınca fatura bedellerine gecikme zammı uygulanması olanaksızdır.” (YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ T. 10.10.1994 E. 1993/8484 K. 1994/9186)
46- PTT TEŞKİLATININ OLMAMASI
I-KANUN METNİ:
Madde 46 – (Mülga: 6/6/1985 – 3220/21 md.) 
47-BİRDEN ÇOK KİŞİYİ TEMSİL EDEN KİŞİYE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu 47 madde ile birden çok kişiyi temsil eden şahsa nasıl tebligat yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumdaki kişiye tebliğ evrakının 1 nüshasının verilmesi yeterlidir. Örneğin kendisine asaleten küçük çocuklarına velayeten aynı kişiye tebligat yapılması gerektiğinde bu şekilde tebligat çıkartıldığı tebligata şerh verilerek tek tebligat çıkartılır ve muhataba tebliğ edilmekle bütün tebligatlar geçerli olarak yapılmış olur. Ancak sadece tebligat almık için kendisine tekvil verilmiş olan kişiye yapılacak tebligatta muhatap sayısınca tebligat evrakı verilmesi zorunludur.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 47 – Birden ziyade şahsı temsil eden kimseye tebliğ olunacak evrakın ancak bir nüshası verilir. Şu kadar ki, yalnız evrakı tebellüğ için tevkil olunan kimseyi temsil ettiği şahısların adedi kadar nüsha verilmek lazımdır. 

48- GÜMRÜK VE TEKEL İŞLERİNDE TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 48. maddesinde gümrük ve tekel işlerinde tebligatın nasıl yapılabileceği düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 48 – Gümrük ve inhisar işlerinde, kendi kanunlarının imkan verdiği hallerde muamelenin cereyan ettiği yerde hazır bulunan alakalıya tebligat memur vasıtasiyle yapılır.
49- TAPU İDARESİNCE YAPILACAK TEBLİGAT
Tebligat Kanunu 49. maddesinde tapu idaresince yapılacak tebligatlarda ne tür işlem yapılacağı düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 49 – (Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./11.mad.)
    Tapuda kayıtlı taşınmazların veya miras, istimlak, cebrî icra veya mahkeme ilâmı ile iktisapta bulunan hak sahipleri, adreslerini ve değiştirdikleri takdirde yenisini, bulundukları yerin tapu idaresine bildirmeye mecburdur. Davetiye veya tebliğ evrakı, bu suretle bilinen son adrese gönderilir. Hak sahiplerinin adres bildirmemeleri hâlinde adres kayıt sistemindeki adresleri tebligat adresleri olarak kabul edilir.
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 72 – (Değişik: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Tapuda adına kayıtlı taşınmazı olan veya miras, istimlak, cebri icra veya mahkeme ilamıyla iktisapta bulunan hak sahipleri, adreslerini, değiştirdikleri takdirde yenisini, bulundukları yerin tapu dairesine yazılı olarak bildirmek mecburiyetindedirler. Buna karşılık kendilerine durumu belirleyen bir makbuz verilir. Çağrı veya tebliğ kağıtları bu yolla tespit edilen son adrese gönderilir.
Tapuda adresi bulunmayan veya adresine tebligat yapılamayan ve tebliğ memuru tarafından da yeni adresi tespit edilemeyen hak sahibine bu Tüzük hükümlerine göre ilan yoluyla tebliğ yapılır. Ayrıca ilanın bir örneği tapu idaresince, alışılmış yolla ilan edilmek üzere taşınmazın bulunduğu köy veya mahalle muhtarına gönderilir veya verilir. İlan asılmak suretiyle yapılmışsa, onbeş gün süreyle askıda bırakılır. Muhtar ilanı yaptıktan sonra ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleriyle birlikte ilanın yapıldığını ve tarihini belirleyen bir tutanak düzenler ve ilgili tapu dairesine gönderir.
Tapu dairesinin herkesin kolayca görebileceği bir yerine asılmak, gazetede yayımlanmak ve muhtar aracı kılınmak suretiyle yapılan ilanlardan en sonra yapılanın tarihinden itibaren onbeş günün hitamında hak sahibine tebligat yapılmış sayılır. 

50- DİVANI MUHASEBATÇA YAPILACAK TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 50. maddesi ile Divanı Muhasebatça yapılacak tebligat düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 50 – Divanı Muhasebatça yapılacak tebligat, tebliğ yapılacak şahıslardan merkez teşkilatında vazifeli bulunanlara, bağlı oldukları daireler, bunlarınharicinde kalanlara mahalli mülkiye amiri vasıtasıyla yaptırılır.
Adresin tesbit olunamaması veya tebellüğden imtina hallerinde tebligat, bu kanunun umumi hükümleri dairesinde yapılır.
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 73 – Divanı Muhasebat tarafından yapılacak tebligat, tebliğ yapılacak şahıslardan merkez teşkilatlarında vazifeli bulunanlara bağlı oldukları daireler, bunların haricinde kalanlara mahalli mülkiye amiri vasıtasiyle ve memur marifetiyle yaptırılır.
Adresin tesbit olunamaması veya tebellüğden imtina hallerinde tebligat, Tebligat Kanunu ve bu Tüzük hükümleri dairesinde yapılır.
51- DİĞER MALİ TEBLİGAT
Tebligat Kanunu’nun 51. maddesi ile diğer mali tebligatların ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 51 – Mali tebliğler, kendi kanunlarında sarahat bulunmıyan hallerde, bu kanunun umumi hükümlerine tevfikan yapılır. 

II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Madde 74 – Mali tebliğler, kendi kanunlarında sarahat bulunmıyan hallerde Tebligat Kanunu ve bu Tüzük hükümlerine tevfikan yapılır. 
52- KANUNU UYGULAMAKLA YÜKÜMLÜ OLANLARIN İŞLEYECEKLERİ SUÇLAR
Tebligat Kanunu’nun 52. maddesi ile bu kanunu uygulamakla yükümlü olanların işleyecekleri suçlar nedeniyle nasıl cezalandırılacakları düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 52 – Bu kanunun tatbikında vazifeli bulunan memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti ve meclisi azaları işledikleri suçlardan dolayı fiillerinin mahiyet ve derecelerine göre Türk Ceza Kanununun Devlet memurlarına ait hükümleri ile cezalandırılırlar.
Yukardaki fıkra hükmüne göre yapılacak takibat inzıbati ceza tatbikına mani değildir. 
53- YANLIŞ ADRES BİLDİRMEK
Tebligat Kanunu’nun 53. maddesi ile yanlış adres veya isim bildirmenin suç olduğu düzenlenerek nasıl cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 53 – (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 – 3220/16 md.) Bu Kanun mucibince tebligat yapılması gereken hallerde bir kimse kendisine veya başkasına ait isim veya adresi yanlış olarak bildirir ise fail hakkında bir milyar liradan üç milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. (1)
Eğer bu yanlış bildirme yüzünden her hangi bir gecikme veya zarar husule gelirse yukarıki fıkra gereğince verilecek para cezasına üç aydan bir yıla kadar hapis cezası da ilave olunur. 
54- TEBLİĞ EVRAKININ MUHATABA VERİLMEMESİ VE TEBLİGATI KABULDEN KAÇINMA
Tebligat Kanunu’nun 54. maddesi ile, muhatap namına kendisine tebligat yapılan kimsenin tebligat evrakını muhataba en kısa zamanda vermemesi veya tebligatı kabule zorunlu olmasına rağmen tebligatı kabul etmemesi suç olarak tanımlanarak nasıl cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 54 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/17 md.)
Muhatap namına kendilerine tebligat yapılan kimseler tebliğ evrakını muhataplarına en kısa zamanda vermedikleri ve bundan gecikme veya zarar vukua geldiği takdirde beşyüz milyon liradan iki milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.
Kendisine yapılması gereken tebligatı almayan muhatap ile muhatap adına tebligatı kabule mecbur olup da tebligatı kabul etmeyenler hakkında da yukarıda belirtilen cezalar uygulanır. 

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Kocasının borcu nedeniyle haczedilen ve yediemin olarak kendisine bırakılan mahcuz malları, tebliğe rağmen satış yerinde hazır bulundurmadığından bahisle sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık, C. Savcılığı ve duruşmada alınan beyanlarında, satış yer ve zamanını bilmediği için eşyaları götüremediği, satış gününü bildirir davetiyenin tebliğ edilmediğini savunmuştur.
Mahcuz malların belli gün ve saatte satış mahallinde hazır bulundurulmasına ilişkin icra memurluğu muhtırası, 13.07.1992 tarihinde, sanığın eşine, yani icra dosyasının borçlusuna tebliğ edilmiştir.
Yediemin yükümlülüğünden kaçınma suçunun oluşması için; usulüne uygun tebligata rağmen mahcuz malların satış mahallinde hazır bulundurulmaması, sanığın satış gününü bilmesine rağmen kendisine teslim edilen eşyaları hazır bulundurmayarak, satışa bilerek engel olması gerekir.
7201 sayılı Tebligat Yasasının 16. maddesi gereğince sanığın eşine tebliğ olunan satış gününü bildirir muhtıranın, aynı Yasanın 54. maddesi uyarınca en kısa zamanda muhatabı olan sanığa verilmesi gerekmektedir. Sanık ise aşamalarda, tebliğ evrakını almadığını savunmuş ve bu konuda bir araştırma yapılmamıştır.
Öte yandan, tebligatı alan sanığın eşi, icra dosyasında borçlu olup haczolunan ve sanığa teslim edilen malların sahibidir. Bu nedenle yediemin olan eşi ile çıkarları çatışmaktadır. Yedieminin satış gününü öğrenerek eşyaları satış yerine getirmesi ve satışın yapılması aleyhinedir. Tebligat Yasasının 39. maddesinde “kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak ilgileri olduğu takdirde muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamayacağı”da hükme bağlanmıştır. Bu nedenle de, sanığın geçersiz olan tebligatı öğrenip öğrenmediğinin, tebligatı alan borçlu da dinlenmek suretiyle araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.”(YARGITAY CEZA GENEL KURULU T. 24.10.1994 E. 1994/4-207 K. 1994/231)

55- TEBLİGAT İŞLERİNDE YALAN BEYAN
Tebligat Kanunu’nun 55. maddesi ile tebligat işlerinde yalan beyanda bulunmak suç olarak düzenlenerek nasıl cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 55 – (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 – 3220/18 md.) Kanunen daha ağır cezayı gerektirmeyen hallerde:
a) Muhatap kendisi hakkında tebliğ memuruna yalan beyanda bulunursa bir milyar liradan üç milyar liraya kadar,(1)
b) Muhatap namına tebligat yapılabilecek bir kimse, bu Kanunun tatbiki dolayısıyla tebliğ memuruna muhatap hakkında yalan beyanda bulunursa beşyüz milyon liradan iki milyar liraya kadar,(1)
c) Muhatap olmadığı veya muhatap namına tebellüğ etmeye yetkisi bulunmadığı halde tebliğ memuruna hüviyet ve sıfatı hakkında yalan beyanda bulunarak tebliğ evrakını alan kimse bir milyar liradan üç milyar liraya kadar, (1) ağır para cezası ile cezalandırılır. 
Yukarıki bentlerde yazılı hallerde bir gecikme veya umumi veyahut hususi bir zarar husule gelirse fail hakkında ayrıca (a) ve (b) bentlerindeki fiiller için üç aydan bir yıla ve (c) bendindeki fiil için bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası hükmolunur.

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“PTT. dağıtıcısına yalan bilgi vererek usulsüz tebligat yaptıran apartman kapıcısının eylemi, 7201 sayılı Tebligat Yasasının 55/b madde ve bendinde yazılı suçu oluşturur. PTT. dağıtıcısının, apartman kapıcısının verdiği yalan bilgiden haberi olup, onunla birlikte davranarak usulsüz tebligat yapması halinde her ikisinin eylemleri, TCK.nun 240/1. madde ve fıkrasına uyar.” (YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ T. 14.09.1994 E. 1994/3589 K. 1994/6633)
56- TEBLİĞ EVRAKININ BIRAKILMASI İLE İLGİLİ SUÇLAR
Tebligat Kanunu’nun 56. maddesi ile tebligat evrakının talikine karşı koymak veya talik olunan evrakı koparmak, imha etmak veya okunamaz hale getimek suç olarak tanımlanarak nasıl cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 56 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/19 md.)
Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ evrakının veya ihbarnamenin talikine karşıkoyanlar ile talik edilen bu kabil evrakı bulunduğu yerden koparan imha eden veya okunmaz hale getirenler hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis ve beşyüz milyon liradan üç milyar liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.
57- TEBLİGAT MEMURLARI ALYEHİNE İŞLENEN SUÇLAR
Tebligat Kanunu’nun 57. maddesi ile tebligat memurları aleyhine işlenen suçların nasıl cezalandırılacağı düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 57 – Bu kanunun tatbikında vazifeli bulunan memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti ve meclisi azaları aleyhine işlenen suçlar hakkında Türk Ceza Kanununun Devlet memurları aleyhine işlenen cürümlere mahsus hükümleri tatbik olunur. 
III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“PTT görevlileri aleyhine adli tebligat nedeniyle sıfat ve hizmetinden dolayı işlenen suçlarda memur sayıldıklarından, cezanın TCK’ya göre artırılması gerekir.” (YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ T. 26.02.1990 E. 1990/601 K. 1990/1021)

58- TEBLİGATIN VAKTİNDE YAPILMAMASI VEYA TEBLİĞ BELGESİNİN DÖNMEMESİ
Tebligat Kanunu’nun 58. maddesi ile tebligatın vaktinde yapılamaması veya tebliğ belgesinin dönmemesi halinde yapılacak işlem düzenlenmektedir.
Bu düzenlemeye göre tebligat vaktinde yapılmaz veya teblig mazbatası Tebligat Tüzüğü’nün 12. maddesinde belirtilen süreler geçmesine rağmen gelmez ise tebligatı çıkaran merciin durumu mahalli PTT merkezine bildirmesini amirdir. Bu bildirimden sonra PTT nin yetkili organlarının gerekli araştırmayı yaparak sonucunun tebligatı çıkartan mercie bildirilmesi yasal düzenlemenin gereğidir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 58 – Tebliğ vaktinde yapılmaz veya tebliğ mazbatası muayyen zamanda gelmezse alakalı merci keyfiyeti mahalli PTT merkezine bildirir. 
Bu merkez şikayet mevzuu olan evrakın, ne muamele gördüğünü tetkik ve icabederse mevrit merkezinden tahkik ve takibeder. 
Bunların neticesi mahalli PTT merkezi ve icabında Umum Müdürlük tarafından mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda alakalı mercie bildirilir. 
59- TEBLİĞ MAZBATALI KAPALI ZARF
Tebligat Kanunu’nun 59. maddesi ile tebliğ evrakının ne şekilde gönderileceği hükme bağlanmıştır.
Bu düzenlemeye göre kural olarak tebliğ evrakı tebliğ mazbatalı kapalı zarf içerisinde dönderilir. Bu kuralın istisnasını düzenleyen maddenin ikinci fıkrası basit usulü muhakeme davetiyesi ve yemin davetiyesinin bu zarfın içerisine konulmadan da gönderilebileceğini hükme bağlamıştır.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 59 – Kanunun 1 İnci maddesinde yazılı mercilerden çıkarılacak tebliğ evrakı, tebliğ mazbatalı kapalı bir zarf içinde gönderilir. 
(Değişik: 19/3/2003-4829/16 md.) Davetiye, basit usulü muhakeme davetiyesi, yemin davetiyesi bu zarfın içine konmadan da gönderilebilir.
60- TEBLİGAT TÜZÜĞÜ
Tebligat Kanunu’nun 60. maddesinde çıkartılacak tebligat tüzüğü düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 60 – Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./12.mad.)
    Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar İçişleri, Maliye ve Ulaştırma bakanlıklarının görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

III- KONUYLA İLGİLİ YARGITAY İÇTİHATLARI
“Tebligat Kanunu’na göre muhatabın adreste bulunmaması durumunda takip edilmesi gereken yöntem uygulanmadan tebligatın muhtara teslim edilmesi durumunda usulsüz tebligat yapılmış olur. Usulsüz tebligat savunma hakkının kısıtlanması anlamına geleceğinden bu tebliğe istinaden hüküm kurulamaz.” (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ T. 14.01.1991 E. 1990/12621 K. 1991/995)

61- DİĞER KANUNLARDAKİ ATIFLAR
Tebligat Kanunu’nun 61. maddesi ile diğer kanunların tebligat ile ilgili olarak HUMK ve Adli Evrakın PTT İdaresi Vasıtasıyla Tebliğine Dair Kanun’a yapılan atıflarda Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 61 – Diğer kanunların tebligat ile ilgili olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa ve adli evrakın PTT İdaresi vasıtasiyle tebliğine dair kanuna atfettiği yerlerde bu kanun hükümleri tatbik olunur. 

62- KALDIRILAN HÜKÜMLER
Tebligat Kanunu’nun 62. maddesi ile bu kanunla kaldırılan hükümler düzenlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Madde 62 – Bu kanunla:
1. Adli evrakın PTT İdaresi vasıtasiyle tebliğine dair olan kanun ile bu kanuna ek 4347, 4574,4856 ve 5045 sayılı kanunlar,
2. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 81 inci maddesinin ikinci fıkrası ile 10 ncu faslının birinci kısmı,
3. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 36,37,38,271 ve 274 üncü maddeleri,
4. Askeri Muhakeme Usulü Kanununun 74,75 ve 76 ncı maddeleri,
5. Noterlik Kanununun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 75 inci maddesi,
6. Harclar Kanununun 33 üncü maddesi,
7. Diğer kanunların bu kanuna uymıyan hükümleri,
Kaldırılmıştır. 
62-EK 1- BAĞIMSIZ BÖLÜM SAHİPLERİNE TEBLİGAT
Tebligat Kanununun Ek 1. maddesi ile Kat Mülkiyeti veya İrtifakı kurulmuş bulunan bölümlerde bağımsız bölüm maliklerine yapılacak tebligata ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
I-KANUN METNİ:
T.K. Ek Madde 1 - (6/6/1985 – 3220 sayılı Kanunun 20 nci maddesi gelen numarasız ek madde olup teselsül için numaralandırılmıştır.)
Kat Mülkiyeti Kanununun uygulandığı hallerde, ortak taşınmazda oturmayan her bağımsız bölüm sahibi, apartman yönetimi ve ortak giderler ile ilgili tebligat yönünden geçerli olmak üzere, Türkiye`de bir adresini yöneticiye yazılı olarak bildirmek zorundadır.
Apartman yönetimi ve ortak giderler ile ilgili tebligatlar bu adrese yapılır.
Bağımsız bölüm sahibinin adres bildirmemesi veya yazılı olarak bildirdiği adrese tebligat yapılamaması hallerinde, bundan sonraki bütün tebligatlar, o kişiye ait bağımsız bölümde fiilen oturana yapılır. Tebligatın bir örneği apartman girişinde bulundurulacak ilan tahtasına asılır. Bağımsız bölümde fiilen oturana bu şekilde yapılacak tebligat, bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır.
(Ek: 19/3/2003-4829/17 md.) Bağımsız bölümde fiilen oturan yoksa ilân tahtasına asılan tebligat örneği bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır.
II-TÜZÜK METNİ:
T.T. Ek Madde – (Ek: 5.10.1987 – 87/12170 K.)
Kat Mülkiyeti Kanununun uygulandığı taşınmazlarda, ortak taşınmazda oturmayan her bağımsız bölüm sahibi, apartman yönetimi ve ortak giderlerle ilgili tebliğler yönünden geçerli olmak üzere, Türkiye’de bir adresini yöneticiye yazılıolarak bildirmek mecburiyetindedir.
Apartman yönetimi ve ortak giderlerle ilgili tebligatlar bu adrese yapılır.
Bağımsız bölüm sahibinin adres bildirmemesi veya yazılı olarak bildirdiği adrese tebligat yapılamaması hallerinde, bundan sonraki bütün tebligatlar, o kişiye ait bağımsız bölümde fiilen oturana yapılır. Ayrıca tebligatın bir örneği apartman girişinde bulundurulacak ilan tahtasına asılır. Bu şekilde bağımsız bölümde fiilen oturana yapılacak tebligat, bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır.
TEKNİK ALTYAPININ KURULMASI, TÜZÜK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI:
    Geçici Madde 1 - (Ek madde: 11/01/2011-6099 S.K./13.mad.)
    Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü, elektronik ortamda yapılacak tebligatla ilgili her türlü teknik altyapıyı bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde kurarak faaliyete geçirir.
    60 ıncı maddede belirtilen yönetmelik, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen altı ay içinde hazırlanır. Anılan yönetmelik yürürlüğe girene kadar Tebligat Tüzüğünün bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.
    Mevzuatta, Tebligat Tüzüğüne yapılan atıflar 60 ıncı madde hükmü uyarınca çıkarılacak yönetmeliğe yapılmış sayılır.

63- KANUNUN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ
Tebligat Kanunu’nun 63. maddesi kanunun Resmi Gazete’de yayınlandıktan altı ay sonra yürürlüğe gireceğini düzenlemiştir
KANUN METNİ:
T.K. Madde 63 - Bu kanun neşri tarihinden altı ay sonra mer`iyete girer. 

64- KANUNUN İCRASI
Tebligat Kanunu’nun 64. maddesi Kanunu yürütmeye Bakanlar Kurulunun görevlendirildiğini hükme bağlamıştır.
KANUN METNİ:
T.K. Madde 64 - Bu kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

Bir Hukukçu Bilirkişinin Mikro ve Makro Tespitleri

Bir Hukukçu Bilirkişinin
Mikro ve Makro Tespitleri
 
KARAYALÇIN VE YONGALIK; “Hukukda Öğretim –Kaynaklar- Metod: Problem Çözme” adlı kitaplarının yedinci baskısında, esere “makro-mikro problemler” başlıklı yeni bir bölüm eklemişler (Karayalçın-Yongalık s. 211–215).
Kitabın yeni bölümünde ayrıntılı açıklama olmamakla birlikte, bilimsel problemleri ilk defa fizik alanında “makro-mikro” ayrımı yaparak inceleyen Hesienberg ve bunu ekonomi alanına makro ekonomi- mikro ekonomi ayrımıyla uygulayan Keynes’ten yola çıkarak; hukuksal problemleri “makro hukuk problemleri” ve “mikro hukuk problemleri” olarak tasnif etmişler. Yazarların tasnifine göre: makro düzeyde hukuk sorunlarını, toplum düzeyinde ve küresel düzeyde hukuk problemleri oluşturmaktadır. Mikro düzeyde hukuk problemleri ise; kişisel veya işletme düzeyindeki hukukî problemleridir.
  Kitapta, yargı sistemimizde sürekli tartışma konusu olan bilirkişilik kurumu ve özellikle hukukçu bilirkişilik olgusunu makro düzeyde hukukî sorun olarak nitelendirilmiş.
Karayalçın ve Yongalık’ın bu nitelemesinden yola çıkarak bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum. Bu yazıyı kaleme almamın diğer bir nedeni de uzun yıllar feraiz dâhil olmak üzere aktüerya hesaplarından marka hukukuna kadar birçok konuda hukukçu bilirkişilik yapmış,  bu vesileyle bilirkişilik kurumunun işleyişiyle ilgili birçok mikro gözlem yapmış olmamdır.
Hemen belirtmeliyim ki, hastalık makro bir problemdir, ama nedeni mikro(p)dur. Bu nedenle tüm organizmayı (makro) etkileyen hastalıkların nedeni mikro (p) olduğu için olduğu teleskopla değil, mikroskopla incelenir.  Meslekî tecrübelerime göre, “adlî hastalıklarımızın” nedenleri mikro olmasına karşın, hastalık makro düzeyde yayılmışsa,  mikro seviyede sorun âdeta değiştirilemez bir olgu, bir veri olarak ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyimle; sorun makro düzeyde ortaya çıkmışsa; bu sorunla yüzleşen bir şahsın, avukatın veya işletmenin, sorunun çözümünde çok fazla seçeneği bulunmamaktadır. Makro düzeydeki sorunlarla, mikro düzeyde mücadele etmeye çalışan insana, en iyimser nitelemeyle  “hayatın gerçeklerini kavramamış” anlamında “idealist” deniyor ve olgunlaşmamış insan gözüyle bakılıyor.
Son birkaç yıldır,  sadece avukatlar ve müvekkilleri arandaki avukatlık sözleşmelerinden kaynaklanan avukatlık ücreti alacağı davalarında hukukçu bilirkişilik yapmış olmam, yargılamaya ilişkin mikro ve makro problemleri bütüncül bir bakış açısıyla tespit etmemi sağladı. Zira bu davalarda, avukat müvekkil ilişkileri, hâkimlerin davayı ele alış biçimlerini ve bilirkişilerin yaklaşımını bir arada görme ve yaşama fırsatını buldum.  Özellikle Avukatlık Sözleşmelerine dayalı ücret alacağı davaları, yargı sistemimizin hiçbir aktörünün –müvekkiller dâhil-  sorumluktan kaçamayacağı şekilde sorunları ve sorumluları ortaya koyan davalardır. Bu yönüyle, benim için bu bilirkişilik dönemi çok öğretici oldu.
Yargıya dair sorunlarda herkesin bir diğerini suçladığı, kendi yanlışına diğerlerinin yanlışını gerekçe gösterdiği,  bir günah keçisi belirlediği bu konuda, meslekî bir şovenizme kapılmadan, hatta çuvaldızı kendime/mize batırarak objektif bir yaklaşımla tespitlerimi paylaşacağım.
Akademik bir dille konuyu ele almak yerine,  üç kişilik bir kurulun üyesi olarak hazırladığım tipik bir dosya öyküsü üzerinden konuyu ele almayı daha doğru buldum.
Bu dosya, bir Lego-kurgu dosya. Yani, bu dosyayla ilgili her bir unsur, aynı nitelikteki dosyalardan seçilerek tipik sorunları içeren yeni bir dava oluşturuldu. Bu anlamda dosya ve bu dosyayla ilgili öykü tamamıyla gerçek, ama bir o kadar da tamamen hayalidir.
Böyle bir yöntem izlenmesinin nedeni ele alacağımız davanın kişiselleştirilmesinin veya belli kişi veya kurumlarla ilişkilendirilmesinin önüne geçmek. Çünkü bu incelemedeki amacımız günah keçisi tespit etmek değil. Benim de parçası olduğum, sorumlusu olduğum sistemin röntgenin çekmek, tahlillerini yapmak ve herkesin müşteki olduğu, acı çektiği “adlî hastalıklarımızı” tedavi etmek değilse bile,  hatalığın teşhisine katkıda bulunmak.
Attila İlhan’ın romanlarının protokol sayfasındaki epilog cümlesinde dediği gibi: “ben bunları bir aynada gördüm”.
1.     Dosyanın bilirkişi heyetine tevdi öyküsü
Dava bir avukatın, bir kamu kurumuna karşı açtığı avukatlık ücreti alacağı davasıydı. Mahkeme benim de aralarında bulunduğum avukatlardan oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyeti tayin etmiş ve dosyayı 2007 yılı Aralık ayında bilirkişilerden birine teslim etmişti. Dosyada bilirkişi seçildiğimden uzun süre haberim olmadı.
Zira adliyenin yerleşik geleneklerine göre, mahkeme kalemi tarafından dosya, heyetteki bilirkişilerden birine teslim edilir, dosyayı teslim alan bilirkişi raporu hazırlar ve kaleme teslime eder; mahkeme kalemi diğer iki bilirkişiye haber verir; diğer iki bilirkişi kaleme gelerek, çoğu kez raporu okumadan imzalar.
Böylelikle, aslında tek kişi tarafından hazırlanmış olan rapor; dosyadan bîhaber diğer iki bilirkişinin imzasıyla “bilirkişi heyeti raporu” niteliği kazanmış olur. Tabiî yaşamadığım için bilmiyorum, ama insan merak ediyor: Heyet halinde çalışan mahkemelerde  (ağır ceza, Asliye Ticaret) davaların görülmesi de böyle mi oluyor? Esasında kararları tek hâkim veriyor, tek hâkim yazıyor; tek hâkim çalışıyor diğer ikisi sadece ispatı vücut edip,  imza mı atıyor?
Bilirkişi heyetinin bu geleneksel çalışma biçimine uymadığınız zaman; yani heyet üyesi olarak dosyayı ve heyetten birinin yazdığı rapor taslağını gereği gibi incelemeksizin imzalamaktan imtina ederseniz; görünüşte bu talebinize karşı çıkan olmaz. Ama lisânı hâlden ve daha sonraki size karşı mesafeli davranışlardan bunun çok hoş karşılanmadığını anlıyorsunuz. Hele, dosyayı ve rapor taslağını okuyup; rapordaki görüşün doğru olmadığını düşünerek,  karşı görüş veya ayrık oy yazmaya kalkışırsanız işi yokuşa süren, zorluk çıkaran bilirkişi olarak değerlendiriliyorsunuz.  
Her neyse, konumuz olan dosyayı teslim alan heyet üyesi haber verinceye kadar; bu dosyada bilirkişi olduğumdan haberdar değildim. Dosyayı 2007 Aralık Ayında teslim almıştı. Bu dosyada bilirkişi olduğumdan birkaç ay sonra haberdar olmuştum. Ancak, arkadaşımızın yeni doğan bebeği vardı, aile sorunları yaşıyordu. Bu nedenle raporu yazmayı ben üstlendim ve dosyayı 26 Mayıs 2007 tarihinde ondan teslim aldım. Ne var ki, Eylül 2007 olmuştu. Bu zaman zarfında yaşadığım çalkantılı bir zaman dilimi nedeniyle dosyayı hazırlayamamıştım.
Mahkeme kaleminden aradılar. Mahkeme, bilirkişi heyeti hakkında, zamanında dosyayı teslim etmediği için suç duyurunda bulunmaya karar vermişti Dosyayı iki gün içinde yazıp vermezsem, bilirkişi heyeti hakkında görevi ihmal veya suiistimalden suç duyurusunda bulunulacaktı. 
Dosyayı inceledim. Sadece esas dosya bendeydi. Dosyanın eki niteliğinde olan ve incelenmesi gereken 103 adet dava dosyası vardı ve bunlar bir çuvalın içinde Mahkemenin duruşma salonunda incelenmeyi beklemekteydi.  Mahkemece daha önce bir bilirkişi incelemesi yaptırılmıştı. İtiraz üzerine, yeniden bilirkişi incelemesi yapmak üzere seçilmiştik.   Aslında, suç duyurusu tehdidini atlatmanın en pratik yolu eski raporu biraz değiştirerek aynen yazmaktı.
Diğer bilirkişi arkadaşım, soruşturma tehdidini atlatmak için geçici bir rapor vermemizi, dosya tekrar geldiğinde ayrıntılı inceleme yapabileceğimizi söylüyordu. Bunu kabul etmedim. Avukat olarak takip ettiğimiz davalarda, bilirkişilerin özensizliğini eleştirip, hâkimleri dosyaları okumamakla suçlayıp; kendimiz söz konusu olduğunda benzer hataları yapmak büyük bir çelişkiydi. Raporu geciktirmiş olma hatası, gelişigüzel bir rapor hazırlayarak telafi edilmemeliydi.  Bu içime sinmiyordu; içimdeki bir ses; raporu vermememi; burada anlatacağım mikro ve makro tespitlerimi, bilirkişilik görevini ihmal suçundan sanık olduğumda mahkemeye savunma olarak sunmamı söylüyordu.
Hâkimle görüşmeye gittim. Yerinde yoktu. Kalemdekiler Hâkimin duruşma salonunda karar yazmakta olduğunu söylediler.  Yazı işleri Müdürüyle konuyu görüşmeye karar verdim. 
Müdüre; dosyanın eklerinin duruşma salonunda olduğunu; bu ekler olmadan raporu yazamayacağımı; daha önceki dosyalarda da ekleri duruşma salonunda inceleme yapmaya çalıştıysam da, çoğu kez hâkimin salonda karar yazması veya başka nedenlere duruşma salonunda çalışma imkânı bulamadığımı,  dosyalar bana şimdi teslim edilse bile, raporu iki gün içinde yazmamın olanaksız olduğunu; isterlerse dosyayı iade edebileceğimi; yalan yanlış bir rapor vermektense yargılanmaya razı ve hazır olduğumu söyledim.  Raporu iki günde teslim etmeye söz veremeyeceğimi söyledim. 
Müdür, mübaşire duruşma salonundan dosyaları getirmesini söyledi. Bir çuval içinde mübaşir dosyaları getirdi. Müdür, bunu benim taşımamın olanaksız olduğunu, çuvalı öğleden sonra gönderteceğini, raporu iki gün içinde olmasa bile en kısa zamanda yazmamı, suç duyurusuyla ilgili teskereyi bekleteceğini beyan etti. Öğleden sonra bir çuval dosya, esas dosyayı teslim aldığım bilirkişi arkadaşın ofisine (ben “yazıhane” sözcüğünü tercih ediyorum)  teslim edilmişti.
2.     Dosyanın incelenmesi
Ana dosyayı baştan sonra okudum. Davanın konusunu teşkil eden 103 dosyayı, hangi yönlerden inceleyeceğimize karar verebilmek için dosyanın tamamına, en ince detayına kadar hâkim olmalı; uyuşmalık konusunu iyi tespit etmeli ve sınırlandırmalı; heyete verilen bilirkişilik görevinin kapsamını doğru tayin etmeliydim.
Uzun sayılabilecek meslek yaşamımda çoğu kez rastladığım gibi, bu kalın klasörün içindeki cirmi çok küçük olan bir evraktaki bir cümle veya kelime davanın kaderini değiştirebilir; ama saatlerinizi vererek okuduğunuz 50–60 sayfa hukuksal değer itibarıyla kelimenin tam anlamıyla atık kâğıt da olabilir. Bunu bilmenin tek yolu hiçbir evrakı atlamadan, bıkmadan, usanmadan dikkat ve tecessüsle okumak.
Bir hukukçunun bu dosyayı ve eklerini hakkını vererek gerçekten okuması, anlaması, değerlendirmesi için, başka hiç bir işe vakit ayırmadan ve rahatsız edilmeden en azından aralıksız iki tam mesaisini sadece bu dosyaya ayırması gerektiğini söylemeliyim. Fakat bu sırada, yanlış tevzi edilen iki dava dosyamla ilgili akıllara ziyan
Bir hâkimin haftanın 4 günü öğleye kadar günde en az 50 dosya ile duruşmaya çıktığını biliyoruz. Bu her bir dosyanın bir duruşma için 4,8 dakika ayırması, onlarca tanık dinlemesi, yerli yersiz birçok talep hakkında karar vermesi anlamına geliyor. Öğleden sonra keşif, ihtiyati tedbir gibi acele verilmesi gereken kararlarla ilgili dosyalar, gerekçeli karar yazım, ertesi gün duruşması yapılacak dosyaların okunması gibi işleri de dikkate aldığımızda hâkimin bu dosyayı gereken dikkat ve özenle okumamasının ve gerekli incelemeleri yaparak bir kanaat oluşturmasının biyolojik ve fiziksel olarak imkânsız olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. 
Dosyayı incelediğim gün 3 duruşmaya girmiştim; ayrıca yanlış tevzi edildiği söylenen iki dosyamla ilgili olarak adliye bürokrasisiyle kafkaesk ve akıllara ziyan bir tartışmayı bir Tıpkı avukat olarak benim, tek işimin sadece bilirkişilikten haftadır sürdürmekteydim; dişim ağrıyordu ve dişçiye gidecek vakti bile bulamıyordum.
Muhakeme Kanunları açıkça “hâkimlik bilgisiyle çözülebilecek konularda bilirkişi dinlenemeyeceğini emretse de; hâkimin, bu koşullar altında hukukçu bir bilirkişiye başvurmaktan başka çaresinin kalmadığını kabul etmek zorunda olduğumuz söylenebilir.  Ama hâkimlerin terfi için gerekli olan yılda kırk adet dava dosyasının bile olmadığı taşra mahkemelerinde de avukatlık yapmış biri olarak, bu kadar acele yargı vermemek gerektiğini biliyordum.
Çünkü iş miktarı ne olursa olsun; yargılama kalitesinde bir değişik olmadığını; yılda kırk adet dosyası olan mahkemede de dört yüz adet dosyası olan mahkemede de, bir iki istisna hariç, mikro ve makro sorunlar değişmiyordu.  O halde hukukçu bilirkişiliği meşrulaştırma gerekçesi olarak ileri sürülen iş yoğunluğu mazeretini kabul etmekte acele etmeden; iş yoğunluğunun nedenleri üzerinde durmak daha isabetli sonuçlar elde edilebilir.  
Neyse dosyayı hukukçu bilirkişi olarak incelemeye başlayalım.  Sonunda da tüm yargılama süjeleri âdil bir biçimde sorumluluğu paylaşalım.
a)    Dava dilekçesindeki makro ve mikro problemler
Dava dilekçesinin sonunda avukat imzası olmasa, bu metnin liseyi zar zor bitirmiş bir kalemden çıktığını düşünebilirdiniz. Temel eğitim kompozisyon dersinden sınıfta kalacak bir dilekçeyle karşı karşıyayım. Avukatsız dosyalarda yurttaştın yazdığı veya istidacıya yazdırdığı dilekçelerde bu zafiyet hiç de üzücü bir şey değil; hatta bazen sevimli bile geliyor insana.  Ama bir hukukçunun kaleminden çıkmış bir dilekçede asgarî gereklerin yerine getirilmediğini görmek gerçekten çok can sıkıcı.
Dilekçe, 103 adet dava dosyasından dolayı avukatlık ücreti alacağı istemine ilişkin. Böyle bir dava dilekçesinde, her şeyden önce düzgün bir tabloda 103 adet davanın sıra numarası altında listelenmesini; her bir dava için ne talep edildiğinin açık ve anlaşılır biçimde açıklanmasını; kısaca olayların özetini ve talebin hukuksal dayanağının izah edilmesini beklersiniz (HMUK 179) .
Hazırlanan tabloda; davalar çok özensiz olarak listelenmişti. Her şeyden önce liste bir mantığa dayalı değildi. Sıralamada bir ölçüt (Dava tarihi, Mahkeme adı, sonuçlanmış ve derdest dosyalar veya küçükten büyüğe doğru esas numarası)  kullanılmamıştı. Yargıtay’dan bozulup gelen ve yeni esas alan dosyalar; sanki farklı davalarmışçasına eski ve yeni esas numaralarıyla farklı sıra numarası altında mükerrer olarak listeye yazılmıştı, aynı davadan dolayı iki kez ücret talep ediliyordu. Davaların son durumu dilekçeden ve listeden anlaşılmıyordu. Hatta listede anlamsız bir sözcüğün  (sanırım bir isim veya soyadı) olduğu ve başka bir açıklamanın olmadığı bir satır vardı. Üstelik çift sütun hazırlanmaya çalışılan liste, tek sayfaya sığmayınca sıra numaralarındaki teselsül de bozulmuştu. Davanın sonuna kadar; yargılamadaki her işlemde tabloda yer alan hangi davadan söz edildiğini açıklamak için referans olarak kullanılacak ve en az sekiz kişi ( Hâkim, Kâtip,  en az dört bilirkişi, Yargıtay tetkik hâkimi, kuramsal olarak beş, belki bir Yargıtay üyesi)  tarafından anlaşılmak için emek harcanacak, anlaşılmaya çalışılacak bu temel metnin hazırlanmasına hiç mi hiç özen gösterilmemişti.
Davayı kısaca özetleyecek olursak: Davacı avukat, bir kamu kurumuyla bir avukatlık sözleşmesi imzalamıştı. Bu sözleşmeyle avukat, kamu kurumunun tüm dava icra işlerini takip etmeyi üstlenmişti. Sözleşmeye göre davacı avukat, ücret olarak sadece kurum adına takip ettiği icra takiplerinin takip miktarı üzerinden ve tahsil şartına bağlı olarak %1,5 prim ve karşı taraftan tahsil edilecek yargılama gideri niteliğindeki karşı taraf avukatlık ücretinin %80’ini ücret olarak almayı kabul etmişti.
Sözleşmede; aylık maktu bir ücret belirlenmediği gibi,  avukatın takip edeceği davalar için bir ücret belirlenmemiş; hatta icra takipleri için belirlenen ücret dışında avukatın herhangi bir ücret talep etmeyeceği konusunda açık bir hükme yer verilmişti. Sözleşme şartları; ilgili kamu kuruluşunun Yönetim organı tarafından tek yanlı olarak “tip sözleşme olarak” düzenlenmiş ve bu sözleşme avukat tarafından imzalanmıştı. Sözleşme bir yıl süreliydi. Sözleşme, eğer taraflarca sürenin bitiminden 15 gün evvel fesih bildiriminde bulunulmazsa aynı koşullarda bir yıl daha yenilenecekti.
Sözleşme, taraflar arasında 4 yıl uygulanmış; dördüncü yılın sonunda davalı kamu kuruluşu sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirerek, sözleşmeyi feshetmişti. Sözleşme süresince davacı avukat; icra takipleri için öngörülmüş ücreti düzenli olarak almıştı.  Huzurdaki davada davacı avukat; sözleşmenin yürürlükte kaldığı sürede kamu kurumunu temsilen takip ettiği, sözleşmede ücret belirlenmeyen,  103 adet dava için Avukatlık Kanunu ve avukatlık ücret tarifesine göre hesaplanacak ücreti kısmî dava yoluyla şimdilik 25.000 TL’sini talep etmekteydi.
Yukarıda özetlediğimiz olayı, ne yazık ki dava dilekçesinden açık ve seçik olarak anlamak mümkün değildi. Olayı anlamak için, dava dilekçesini okumak yeterli olmuyordu. Oysa dilekçeyi okumak olayı anlamak için yeterli olmalıydı.
 Bu özeti yapabilmek için dava dosyasının tümünü okumak zorunda kaldık. Oysa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 179. maddesine ve Türkçe kompozisyon ilkelerine uygun olarak hazırlanmış bir dilekçeden olay, hukuksal dayanak, deliller ve talep anlaşılabilmeliydi.  
Davacı avukat; sözleşmede hüküm altına alınmış avukatlık ücretini talep ediyormuş izlenimi yaratacak şekilde kaleme almıştı. Oysa bu davalar için sözleşmede ücret belirlenmediği tartışmasız bir şekilde anlaşılıyordu. Avukat; eğer sözleşme geçersiz sayılırsa Avukatlık Kanunun 164. maddesine ve tarifeye göre avukatlık ücreti talep ediyordu. Bu davalarda karşı taraf avukatlık ücretinin avukata ait olması gerektiğini muğlâk bir cümle ile ifade etmesine karşın, bu konuda bir talebinin olup olmadığını anlamak olanaksızdı. Her bir dava için, ne kadar ücret talep ettiği açıklanmamıştı. Davacı avukat fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak bu davalar için şimdilik 25.000 TL avukatlık ücreti ve faizini talep ediyordu. Davacı avukat; hukuk muhakemesinin en temel ilkesi olan “ taraflarca hazırlanma” ilkesini ihlal ederek toparladığı muğlâk ve tasnifsiz bir belge yığınını usule aykırı bir dilekçeyle hâkimin kürsüsüne koymuştu.
Önceki bilirkişi raporuna göre; dava konusu edilen 103 dava dosyasının 35 adedi Yargıtay’da olduğundan, bu davalarla ilgili inceleme davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen tasdiksiz karar fotokopileri üzerinden yapılmıştı. HMUK’na göre bunların Mahkemece kabul edilebilmesi için mahkemesince “aslının fotokopisi” olduğunun onaylanması gerekirdi. Eğer bu 35 dosya, diğer bilirkişi arkadaşımın ofisinde açılmayı bekleyen dosya çuvalından çıkmazsa, bir hukukî problemle karşı karşıya olduğumuz söylenebilirdi.
Davacı avukat ilk bilirkişi incelemesinden sonra, 6 adet dosyadaki talebini sadece dosya numarası belirterek (dava dilekçesindeki listedeki sıra numarasını zikretmeden) bu dosyaların temyiz incelmesinde olduğundan bahisle “âtiye” bırakmıştı. HMUK 185/1 maddesi gereğince, “âtiye” bırakmanın anlamı, bu dosyalar için talebinden vazgeçmek demekti ve bu talep davadan feragatin aksine karşı tarafın kabulüne bağlıydı. Duruşmada, bu altı dosya için davadan vazgeçmeyi kabul edip etmediği davalıya sorulmamıştı ve bu konuda ara kararıyla bir hüküm verilmemişti. Bu durumda, Bilirkişi olarak bu dosyaları inceleyip inceleyemeyeceğimiz belli değildi.
Dava dilekçesinde olması gerekenlere yer vermeyen davacı avukat;  “avukatlığın kamu hizmeti ve serbest meslek olması,  yargının kurucu unsurlarından olması, mahkemenin vereceği hükümle,   yargının kurucu unsuru olan avukatların toplum üzerinde bıraktığı intibanın aynı zamanda yargıya da yansıyacağı dolayısıyla adalet mekanizmasının güvenirliğine katkıda bulunacağı…” gibi dava ile ilgisiz ve son derece sıkıcı birçok açıklamaya yer vermişti. Kompozisyon ilkelerinden yoksun dilekçelerde, bu tür gereksiz açıklamaların arasında, aniden ve beklenmedik şekilde davanın kaderini etkileyecek tuzak bir cümleye rastlamak her zaman muhtemel olduğundan bu gereksiz açıklamaları daha fazla dikkatle okumak zorundasınız.  
Öte yandan Hukuk Usulü Muhakemeleri kanunun 179. maddesinin 3. fıkrasına göre; delillerin dava dilekçesinin ekinde mahkemeye sunulması emredilmesine karşın; dava dilekçesi ekinde delil sunulmamıştı.  Hukukumuzda dava dilekçesi ekinde delillerin sunulmasına ilişkin norm, ihmal yoluyla ve yargılama süjelerinin ittifakıyla yürürlükten kaldırılmıştır; daha doğrusu hiç yürürlüğe girmemiştir.
Hukukumuzda muhakeme kanunlarındaki uygulanmayan hükümler azımsanmayacak sayıdadır. Benim kişisel tespitlerime göre muhakeme kanunlarının tüm hükümlerin yaklaşık üçte biri uygulanmamakta veya yasak savma kabilinden özü ihmal edilerek uygulanmaktadır. Muhakeme normlarının tam olarak uygulanmasında ısrar eden avukatlar, diğer avukatlar tarafından dahi yadırganmakta ve hâkimler tarafından çoğu kez adlî mobbing uygulamalarıyla pasifize edilmektedir.
Bu tarz dava dilekçeleri, ne yazık ki, bilirkişi olarak incelediğim dosyalarda ve avukat olarak taraf olduğum davalarda ortalama kaliteyi temsil etmektedir. Bundan daha vahim dilekçeler,  istisna kabul edilemeyecek sayıdadır.
Biz avukatların adliye koridorlarında yargı sistemine yönelik olarak  “hâkimler dosya okumuyor”  klişe eleştirimizin cevabını kendimiz verme yürekliliğini gösterme vakti gelmiştir:
“Biz avukatlar, hâkimlerin önüne okunmaya değer ve anlaşılabilir dilekçeler koyuyor muyuz?”
O halde iş yoğunluğunun ve davaların uzamasının nedenlerinden bir kısmını tespit etmiş bulunuyoruz: Hukuk davalarında dava dilekçelerinin birçoğu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 179. maddesinin aradığı koşulları taşımamaktadır. Biçimsel olarak bu koşulları taşıyan dilekçelerin birçoğu; dilekçenin anlaşılmasını güçleştirecek derecede Türkçe dilbilgisi ve kompozisyon kurallarından yoksundur.  Ayrıca kanunun emredici hükmüne rağmen dava dilekçesiyle birlikte, deliller ibraz ve ikame edilmemektedir. Dava açılmasından yaklaşık bir buçuk-iki ay sonraya verilen ilk duruşma gününde taraf avukatları delillerin ibrazı için süre istemektedirler. Deliller en erken, ikinci duruşmada, yani dava açıldıktan 2–4 ay sonra sunulmaktadır. Daha davanın başında iki duruşma gereksiz icra edilmektedir. Çoğu davada delil bildirme süresi mahkemece sınırlandırılmadığından taraflar davanın son aşamasına kadar delil ibraz etmeye devam etmektedir.  Bu uygulamada taraf avukatları ve hâkimler arasında zımnî bir mutabakat ve karşılıklı hoşgörü vardır. Bir avukatın tek yanlı çabası; uygulamanın istikrarı karşısında yenilgiyle sonuçlanmakta, o avukat da kısa bir süre sonra çoğunluğun uygulamasına tâbi olmaktadır.   Sonuç olarak hâkimlerin günlük 50 duruşmasının önemli bir bölümünün açıkça gereksiz duruşmalar olduğunu söyleyebiliriz. 
b)    Avukat-müvekkil ilişkilerindeki mikro ve makro problemler
İncelediğimiz dava dosyası; avukat-müvekkil ilişkilerindeki mikro ve makro problemleri de ortaya koymaktadır.
İncelenen davada aleyhine ücret davası açılan bir kamu kurumudur.  Avukatlık Sözleşmenin altında; kamu kurumunu temsilen bir avukatın imzası vardır. 
Kamunun koşullarını tek yanlı belirlediği bu sözleşmenin içeriği birçok yönden Borçlar Kanuna ve Avukatlık Kanununa açıkça aykırıdır. Bu sözleşme, Devletin avukatlık mesleğine biçtiği değerin en açık ifadesi ve sembolüdür.
Her şeyden önce; davacı avukatın takip ettiği icra takipleri için tahsil şartına bağlı olarak % 1,5 avukatlık ücreti belirlenmesi Avukatlık Kanununa aykırıdır.
Avukatlık Kanununa göre; avukatlık sözleşmesiyle belirlenebilecek ücret miktarının alt ve üst sınırları bulunmaktadır. Buna göre, değeri parayla ölçülebilir işlerde, avukat ve müvekkili yapacakları sözleşmede avukatlık asgari ücret tarifesinin altında olmamak kaydıyla işin değerinin %25’ini aşmamak üzere bir ücret belirleme özgürlüğü bulunmaktadır. Değeri parayla ölçülemeyen davalarda ise asgari ücret tarifesindeki maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla ücretin miktarını belirlemek serbesttir.
Başka bir ifadeyle ücretin alt sınırını Asgari ücret tarifesi tayin etmektedir. Avukat ve müvekkilin asgarî ücret tarifesinin altında ücret kararlaştırma özgürlüğü yoktur.  Davacı avukatın takip ettiği icra işleri parayla ölçülebilir işlerden olması nedeniyle; bu işler için yapılacak sözleşmede belirlenen tarifenin altında olmaması gerekir. İncelediğimiz davada, sözleşmeyle belirlenen ücret, kaba bir hesapla tarifenin yaklaşık sekizde biri kadardır.  İkincisi, bu ücretin tamamının tahsil koşuluna bağlanması da hukuka aykırı bir şarttır.
Öte yandan, sözleşmede % 80’inin avukata ait olacağı kararlaştırılan icra takiplerinde karşı taraftan alınan avukatlık ücretinin tamamı,  yasa gereği avukata aittir.
Davacı avukat, sözleşmeyle sadece icra takiplerini üstlenmiş olsa bile; sözleşmede bu işler için öngörülen ücret yasanın öngördüğü asgari miktarın çok altında ve bu yönüyle yasaya açıkça aykırıdır.
Davacı avukat, ahde vefa gösterip bunu dava konusu yapmamıştır.  Benzer sözleşmelerde davacı avukatların, sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek geçmişe dönük Avukatlık Kanununa göre hesaplanacak ücreti talep ettikleri de vakidir.
Davacı avukatın talep ettiği ücret;  sözleşme gereğince ücretsiz takip etmeyi yüklendiği davalara ilişkindir. Başka bir ifadeyle; sözleşmede avukat icra takiplerinin yanı sıra başka davaları da takip edeceğini taahhüt etmiş; ancak bunlar için bir ücret talep etmeyeceğini kabul etmiştir. Sözleşmenin feshedilmesinden sonra, takip ettiği bu davalar için avukatlık ücreti talep etmektedir. Ücret talep ettiği davaların, icra takipleriyle fiili veya hukuksal bağı bulunmamaktadır.
Peki, pek çok avukat böyle bir kölelik sözleşmesini niçin imzalar ve bunu dört yıl sürdürür?
Avukat sayısının çokluğu ve avukatlık hizmetinde haklı ve haksız rekabetin yoğunluğu artık herkesin malumu. Bir kamu kuruluşunun veya bir bankanın avukatlığı; genel seçimlerde ve baro seçimlerinde siyasilerin  “seçim vaatleri” arasına girmiştir.
Kamu kurumları ve özellikle bankalar,  açıkça hukuka aykırı bu kölelik sözleşmelerini, avukatların içinde bulunduğu geçim sıkıntısını istismar ederek imzalatabilmektedir.
Bu sözleşmeler, bir süre uygulandıktan sonra, ya müvekkil tarafından bir azil sebebi ya da avukat tarafından haklı bir istifa sebebi yaratılarak feshedilmekte ve istisnasız hepsi avukatlık ücreti alacağı davasının konusu olmaktadır. 
  Bu durum kamu veya özel hukuk tüzel kişileriyle avukatlar arasında yapılan sözleşmelerle sınırlı değildir. Gerçek kişilerde de benzer sorunlar gündemdedir.
  Müvekkilini, avukatlık ücreti konusunda tam olarak bilgilendiren, Avukatlık Kanununun çizdiği sınırlar içinde reel ücretler talep eden, bu konuda şeffaf davranan, karşılıklı hak ve yükümlülükleri açık seçik yazılı sözleşmeye bağlamak isteyen bir avukatın o işi üstlenmesi ve avukatlık sözleşmesi yapması neredeyse olanaksız hale gelmiştir. 
İş sahipleri, avukatlık asgari ücret tarifesinin çok altında ücret teklif etmekte, hatta masrafların avukat tarafından karşılanmasını beklemektedir. Bu tekliflerini kabul eden veya kabul etmiş gözüken avukata işini teslim etmektedir. 
 Gözlemlerimize göre bu tür sözleşmeler, uygulanma aşamasında, mutlaka avukat-müvekkil uyuşmazlığıyla sonuçlanmaktadır.  Avukat ya işi bitirmenden haklı bir istifa nedeni yaratarak ücret davası açmaya, ya da işi bitirdikten sonra yaptığı yazılı sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek yasal ücret talep etmek yolunu seçmektedir. Ya da emeğinin sömürüsünü sineye çekip; elinden geldiği kadar işini yapmaya odaklanmaktadır. Bu yolun sonu da, meslekî tükenmeyle sonuçlanmaktadır.
Avukatın yasal sınırlar içindeki ücret sözleşmesi tekliflerine ve yasal dava masraflarının talep edilmesine sıcak bakmayan iş sahipleri; ne yazık ki davasının hukuk dışı yol ve yöntemlerle çözüleceğine ilişkin vaatlere ölçüsüz bir şekilde ödeme yapmaya  ( aslı olsun olmasın bilirkişiye, hâkime veya diğer kamu görevlilerin rüşvet verileceği vs.) daha hevesli gözükmektedir.
Özetle, tam bir güven ilişkisine dayanması gereken avukat müvekkil ilişkisi, giderek daha fazla oranda güvensizliğe ve birbirini tuzağa düşürme çabasına doğru evrilmektedir.
Bu ücret rejiminin başka yan etkileri de vardır:  
Uzlaşma olanağı olan ve danışma aşamasında avukatın küçük bir gayretiyle dava açmadan çözülebilecek uyuşmazlıklar için, doğrudan dava açılması tercih edilmektedir. Çünkü bir avukat için uyuşmazlığı dava ile çözmekten daha çok beceri, anlayış ve fedakârlık gerektiren danışma ve uzlaşma safhası için iş sahibi ücret ödemeyi reddetmektedir.
 Fiili ücret rejimi avukat için önüne gelen her uyuşmazlığı enine boyuna irdelemeden, hatta davanın başarı ihtimali konusunda bir değerlendirme yapmadan, başarı şansı olmayan uyuşmazlıkları dava konusu yapmayı ve hatta uyuşmazlığı tahrik etmeyi kârlı (!)  ve hatta zorunlu hale getirmektedir.
Zaten, iş sahibi “bir hukuksal sorununu danışmaya” değil; “bir davasını avukata vermeye” gelmektedir. Hukuksal değerlendirmesi sonuncunda bir davayı üstlenmeyi reddeden bir avukat, iş sahibi tarafından ve hatta deneyimli meslektaşları tarafından dahi hayretle karşılanmaktadır.
Ülkemizde avukat müvekkil ilişkileri problemlidir. Başta avukatların kendisi olmak üzere,  kamu kuruluşları da dahi olmak üzere iş sahipleri avukatın emeğine saygı duymamaktadır. Ekonomik koşullar, avukatları uygulanması bir insandan beklenmeyecek koşullarda iş kabulüne ve kendisine sunulan her uyuşmazlığı yeterli inceleme yapmadan mahkemeye taşımaya zorlamaktadır. 
Bu şartlar altında, avukatın işi reddetme hakkını kullanması, ya da uyuşmazlığı alternatif uyuşmalık yolları, uzlaşma vs. yollarla davasız olarak çözmeye teşebbüs etmesi beklenemez.    
c)     Cevap dilekçesindeki mikro ve makro problemler
Cevap dilekçesinin durumu da, dava dilekçesinden çok farklı değildi. Azilnamede avukatın bir kusur ve ihmalinden söz edilmemesine ve sözleşmenin sözleşme süresinin dolması ve yeni dönem için sözleşmenin yenilenmeyeceğinin bildirilmesine karşın cevap dilekçesinin dörtte üçü avukatın kusur ve ihmallerine ayrılmış ve sözleşmenin haklı olarak feshedildiği savunması yapılmıştı. Uzun uzun avukatın ihmalinden ve kusurlu davranışından bahsetmesine karşın; bu kusur ve ihmallerin ne olduğu, hangi dosyada avukatın nasıl bir ihmalinin olduğuna ilişkin genel ve soyut açıklamalardan başka somut bir açıklama yoktu.  Dilekçede sözü edilen ihmallerden birisi de, avukatın aylık raporları hiç vermediği yönündeydi. Sözleşme tam beş yıl üst üste yenilenmiş, davacı avukat yüzlerce dosyayı takip etmiş; sözleşmede açıkça bu durumda sözleşmenin sürenin sonu beklenmeden derhal fesih hakkı tanınmasına rağmen bu hak kullanılmamıştı. Davalı vekili; avukatın kusur ve ihmali olmasa bile, sözleşmedeki feshi ihbar hakkını kullandığını terditli savunma olarak açıklamıştı. Bu savunma aslında, azilname içerdiğine uygun olanıydı. Davalı avukat, davacı avukatın, yasaya aykırı olduğunu bile bile sözleşmeyi imzalayıp, sözleşme feshedildikten sonra hak talep etmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu da ileri sürüyordu.
Bu dilekçe de, kalite bakımından, dava dilekçesinden farksızdı. Bu nedenle aynı şeyleri tekrarlamamak için dava dilekçesiyle ilgili söylediklerimize atıf yapmakla yetiniyoruz.
     Taraflar replik ve düplik dilekçesi vermemişlerdi.
      
d)    Tahkikat Aşamasıyla İlgili mikro ve makro problemler
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 216. maddesine göre Mahkemenin tahkikat aşamasına ilk yapması gereken şey,  iki tarafların mutabık kaldıkları cihetleri ve tespit ve ihtilaflı olanları bir ara kararıyla ayırmak olmalıdır. Mahkemece yapılması gereken diğer bir usul işlemi, tarafların yeterince açıklamadığı olgularla ilgili olarak aynı kanunun 213. maddesi gereğince tarafları olgular konusunda isticvap etmektir.
Başka bir deyimle, hakimin ilk duruşmada yapacağı işlerden biri; uyuşmazlık konusu olan olaylarla, tarafların mutabık kaldığı olayları tespit etmektir. Ne yazık ki bu hükümlerin uygulandığına, yirmi iki yıllık meslek hayatımda, iki kez tanık oldum. Hakim ilk celsede; dilekçelerdeki anlaşılmayan hususları taraf vekillerine sormuş, beyanlarını tutanağa geçmiş ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın ne olduğunu ve hangi hususlarda delil gösterebileceklerini ara kararına yazdırmıştı.    
Bu hükmün uygulanması, davaların süresini çok kısaltabilecek bir uygulamadır. Ama, şu ana kadar yukarıda zikrettiğim iki olay dışında bu hükmün uygulandığına hiç tanık olmadım.
İncelediğimiz dosyada da bu yapılmamış; taraflara delil bildirmek üzere bir sonraki duruşmaya kadar süre verilmiş, delillerin karşılıklı tebliğine ilişkin bir hüküm verilmemiş; delillerini hasretmeleri istenmemişti. Taraflar yargılamanın ikinci bilirkişi incelemesi aşamasına kadar parça parça delillerini sunmuşlar; mahkemede bu delillerin hepsini, hiç bir değerlendirme yapmadan dosyaya kabul etmişti. Mahkemenin kabul ettiği bu delillerden birçoğu uyuşmalıkla ilgili değildi.
İlk bilirkişi raporundan sonra davalı vekili, aslında taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan icra takip dosyalarıyla ilgili ödemelerin yapıldığına ilişkin bir tomar makbuz ve belge sunmuştu. Oysa bu husus uyuşmazlık konusu değildi. Davacı da, yine dava konusu etmediği bu ücretlerin tam olarak almadığını ileri sürmüştü. Mahkeme bu belgeleri hiçbir değerlendirme yapmadan, dosya arasına koymuştu. Esasen bunların ne için ibraz edildiği ibraz eden tarafa sorulup, davayla ilgisiz olduğu anlaşılacak şekilde taraf beyanı alındıktan sonra,    HMUK 242. maddesi gereğince bir ara kararıyla verene iade edilmesi gereken belgelerdi.
HMUK 242. maddenin uygulanmasında, istisnai olarak meslek hayatımda birkaç kez rastlama mutluluğuna erdim. Ama incelenen dosyada, Mahkeme evrak olarak taraflar ne vermişse dosyaya koymuş; bu belgeler hakkında bir karar vermemişti. Dosya, tasnifsiz bir belge yığınıydı.
Tarafların; da sonraki dilekçelerinde, dava konusu 103 dosyayla ilgili beyanlarında, dava dilekçesindeki sıralamaya uyulmadığından ve mantıklı ve bilimsel bir atıf sistemi kullanılmadığından; inceleme tam bir eziyet halini almıştı. Örneğin; “dava dilekçesindeki tablonun 3. sırasındaki Ankara 3. Asliye Hukuk mahkemesinin 2002/12 esas numaralı davasında…” gibi bir açıklama dilekçeyi değerlendiren kişi için büyük bir kolaylı sağlayacakken; “Fahrettin Kayhan dosyasında …” gibi bir açıklamayla yetinilmiş; hâkimin bahsedilen dosyanın hangisi olduğunu bulması için gereksiz zaman harcamasına yol açacak ifadeler kullanılmıştır.
Cevap dilekçesinde somut bir ihmal iddiası ileri sürmeyen davalı, delil listesinde; dava konusu olan 103 dosyadan hiç birinin yer almadığı, davalı avukatın kusur ve ihmalinin bulunduğunu iddia ettiği 15 adet dava listesi sunmuştu. Bunların içinde, davacı avukatın avukatlık ücreti istediği 103 adet dosyadan hiç biri yoktu. Bu dosyalarla ilgili iddialar, sözleşmenin son dönemine ilişkin değildi. İkisi açıkça sözleşme kapsamı dışındaydı. Bu dosyaların incelenmesinin yine ara kararıyla uyuşmazlıkla ilgili olmaması nedeniyle HMUK 242. maddesi gereğince reddi gerekmekteydi. Hukuksal niteleme çerçevesinde, bilirkişilerin ve hâkimin incelemesi gerekmeyen dosyalardı.
Yargılamada bilirkişi incelemesine kadar geçen iki yılık süre içinde yapılan 17 duruşmanın 5 tanesi hariç, diğerleri gereksiz duruşmalardı. 
  e) Bilirkişiye verilen Görev
HMUK 279. maddesine göre hâkimin bilirkişiye sorulacak soruları belirlemesi, başka bir ifadeyle bilirkişinin görevinin sınırlarını çizmesi gerekmektedir.  Ne var ki bu hüküm de, fiilen yürürlükte olmayan hükümlerdendir.
Ara kararında “dosyanın üç kişilik bilirkişi heyetine tevdiine, bilirkişiler için 200’er TL bilirkişi ücreti takdirine” karar verilmişti.
Biz hangi konuda bilirkişilik yapacaktık? Bizden hangi “özel ve teknik bilgi” gerektiren olgu soruluyordu?
f)      Çuvaldan çıkan hayal kırıklığı
Dosyadaki ilk incelemeden sonra sıra 103 dosyanın incelenmesine gelmişti. Dosyaların niçin çuvalla bize verildiğini anlamak mümkün değil. Zira, Mahkemesinden getirtilen bu dosyaların, duruşmada tarafların huzurunda incelenip, dava için önemli noktalarının tutanağa geçirilmesi (ki bunu ceza davasında C. Savcıları yapıyorlar) ve dava için önemli görülen bir iki belgeden fotokopi alınarak tasdik edilip dosyaya konması ve dosyanın Mahkemesine iadesi gerekli ve yeterliydi.  Zira dosya esas mahkemesine de gerekebilir. Böylelikle, dava dosyasının arkasından bu çuvalın Yargıtay’a kadar sürüklenmesine gerek kalmazdı. Bu çuvalın içindekileri okuyanları değilse bile,  hiç olmazsa taşıyanları düşünmek gerekmez mi?
Neyse, meslektaşımın bürosundayım. Dosya çuvalını açıyoruz. Çuvalın içinden 103 dosyanın 72 adedi çıkıyor. İki adet de davayla ilgisi olmayan dosya çıkıyor. Belki de bu iki dosyanın tarafları, şu anda Mahkemede dosyalarını arıyorlardır.  Dosyaları, dava dilekçesindeki listeyi esas alarak sıraya sokuyoruz. Yarım gün içinde raporun sadece dosyaların incelenmesi tamamlanıyor. Raporu, tamamlamak üzere büroma dönüyorum.
Esas dosyaya tekrar okuyorum. Çuvaldan çıkan 72 dosya dışındaki diğer dosyalar ana dosyaya hiç gelmemiş. Mahkemelerinden dosyaların temyizde olduğu belirtilmiş. Davacı avukat bu davalarda verilen kararların onaysız fotokopisini ibraz etmiş. Mahkeme onaysız fotokopileri kabul etmiş. İlk bilirkişi incelemesi de bunlar üzerinden yapılmış. O zaman biz bir çuval dosyayı niçin inceledik? Pekala bu dosyaların kararlarından da tasdiksiz fotokopi alınıp dosya içine konabilirdi.
Bu onaysız karar fotokopileri incelemeye esas alacak mıyız? Almayacaksak dosyada bunların işi ne? Bunun takdiri hâkime ait değil mi?   
Ne yapmalı? 
Raporu yazmayıp, bir ön raporla iade mi etmeli? Önceki deneyimlerimden biliyorum: Dosya tekrar bize verildiğinde dosyanın durumunda bir değişiklik olmuyor ki.
Hiçbir şey yapmayıp, hakkımızda suç duyurusu yapılmasını mı beklemeli?  
Makro problemlere mikro çözümler üretmeye çalışmanın sonucunu biliyorum: dışlanma, yalnızlık, hayatın gerçeklerini bilmemekle suçlanmak, günah keçisi olmak.
Raporu yazmaya karar veriyorum. Raporu yazmak için büroda geceledim. Rapor gece 04.30’da bitti. Yarın diğer bilirkişi arkadaşa gönderirim. Üçüncü bilirkişi dosyayı hiç görmedi. Onu da kalem çağırır, imzalatır.
Üçüncü bilirkişi dosyayı inceler mi?
Bilmiyorum.
Sonuç: Mesleğe başladığım günden bu yana yargılama reformundan söz edilir. Yargının yüceliğinden ve savunma mesleğinin kutsallığından…
Reform olarak önerilen ise genellikle yasa değişikliğidir. Hukukçular olarak hep reform halindeyizdir. Zihniyet reformu olmadan, yasalardaki reform, hukuku ciddîye alan az sayıdaki insanı daha da mutsuz etmekten başka bir işe yaramıyor.  
Artık yasa değişikliğinin çok az şeyi değiştirebildiğini; yasa değişikliklerinin kökleşmiş alışkanlıkları değiştirmeye yetmediğini; değişen yasalara rağmen biz avukatların, yargıçların savcıların ve bilirkişilerin eski uygulamaları devam ettirmekte ısrar ettiklerini; bu kültürün hukuk eğitimi ve staj eğitimi adı altında kuşaktan kuşağa aktarıldığını ve bu kısır döngüyü kırmanın neredeyse olanaksız olduğunu bilecek yaştayım.
Raporu tamamladığım gün, 46. doğum günüm.
Bu güne kadar niçin mi hukukçu bilirkişilik yaptım?
Bu satırları yazabilmek için desem…   
                                                Ankara, 21 Ekim 2007
                                                Avukat Fahrettin Kayhan 
 
Kaynaklar
Mehmet Kamil Yıldırım, Medenî Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, Kazancı Yayınları, İstanbul 1990.
Yaşar Karayalçın ve Aynur Yongalık, Hukukda Öğretim-Kaynaklar-Metod Problem Çözme, Genişletilmiş ve Güncelleştirilmiş 7. Baskı Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü Yayınları, Ankara 2008.
Okan Gündüz, Anglo-Amerikan Hukuku Işığında Medenî Yargılama Hukukunda Dava Yönetimi, Yetkin Yayınları, Ankara 2009.
Ramazan Arslan, Medenî Usul Hukukunda Dürüstlük Kuralı, S

Yayınları, Ankara 1998.

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

Bilirkişilik Ve Uzman Görüşü


Bilirkişilik Ve Uzman Görüşü

Yazan : Av.Salih Gülgeldi [Yazarla İletişim]

İÇİNDEKİLER
SAYFA I)BİLİRKİŞİLİK……………………………………………………………….3
A )BİLİRKİŞİLİK KAVRAMI…………………………………………………..3
B ) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNİ GEREKTİREN HALLER………………….4
C )BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNE KARAR VERİLMESİ …………………….5
D )BİLİRKİŞİ SEÇİMİ……………………………………………………………5
E )BİLİRKİŞİNİN REDDİ……………………………………………………….8
F )BİLİRKİŞİLİK YAPMAK KURAL OLARAK ZORUNLU DEĞİLDİR…9
G )BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ VE RAPORU……………………………………10
H )BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ BAĞLAMAZ………………………………12
J )BİLİRKİŞİ ÜCRETİ…………………………………………………………..13
K )BİLİRKİŞİNİN SORUMLULUĞU………………………………………….14
L )BİLİRKİŞİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ……………………………………..15
a)Bilirkişinin haber verme yükümlülüğü…………………………………..15
b)Bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü………………16
c)Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü……………………………………16
M )BİLİRKİŞİNİN YETKİLERİ………………………………………………..16
II )UZMAN GÖRÜŞÜ……………………………………………………….17
III )SONUÇ…………………………………………………………..18
IV ) BİBLİYOGRAFYA…………………………………………….20
BİLİRKİŞİLİK VE UZMAN GÖRÜŞÜ
Yaptığım bu çalışma da bilirkişi ve uzman görüşü müessesesini anlatmaktan ziyade HUMK’un maddeleri ile HMK’nın maddeleri arasındaki farklılıklara ve HMK’nın usul hukukumuza getirdiği yeniliklere değindim.Ayrıca HUMK’un kanun maddelerinin sırası takip edilerek farklılıkları ve değişiklikleri anlattım.
I )BİLİRKİŞİLİK
A ) BİLİRKİŞİ KAVRAMI
Ne yürürlükteki HUMK’ta ne de yürürlüğe girecek olan HMK’ta bilirkişiliğin tanımı yapılmaktadır.Sadece maddeler de bilirkişiliğe ilişkin bazı unsurlara yer verilmektedir.
Bilirkişilik çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır;
a)Bir davada, çözümü hakim tarafından bilinmeyen özel ve teknik bilgi gerektiren hallerde oy ve görüşüne başvurulan üçüncü kişiye, bilirkişi denir.1
b)Yargılama sürecinde,özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda,hakim tarafından bilgi ve görüşüne başvurulan uzman kişilere, bilirkişi denir.2
c)Başka bir tanımda.bilirkişi,bir ihtilafı sona erdirme durumunda olan hakimin,bilgisinde olmayan tecrübe kurallarına ulaşılması veya tecrübe kurallarına dayanılarak mevcut ihtilaf bakımından sonuçlara varılması şeklinde ortaya çıkabilen konularda çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde sıklıkla başvuracağı kişidir.3
Hukukumuzda deliller kesin ve takdiri deliller olarak 2’ye ayrılır.Takdiri delillerden olan bilirkişilik gibi delillere;hakimin bu delilleri serbestçe takdir yetkisine sahip olmasından dolayı, takdiri deliller denir.

B) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNİ GEREKTİREN HALLER
Yürürlükteki kanunumuzun yani HUMK’un 275.maddesinde; mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez,hükmü yer almaktadır.Bu madde ile bir nevi bilirkişiliğin tanımı yapılmaktadır.
Yürürlüğe girecek olan HMK’ta ise madde 266 da “bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller” şeklinde düzenleme yapılmış ve HUMK’tan farklı olarak “çözümü hukuk dışında”ibaresi getirilmiştir.Yine aynı şekilde maddeye “taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden” ibaresi de getirilmiştir.
Uygulamada,Yargıtay “çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde” ibaresinden yola çıkarak hemen her konuda hakimin bilirkişiye başvurmak zorunda olduğuna karar vermektedir.4
Madde de “çözümü hukuk dışında”ibaresi ile hakimin,hakimlik mesleğinin gereği olarak hukuki konular ve sorunlarda bilirkişiye başvuramayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.Ama eski hukuk ve yabancı hukukun bunun istisnası olduğu ve bu istisnalardan dolayı bilirkişiliğe gidilebilinir.
Hukuki konularda gereksiz yere bilirkişiye başvurulması gerek Anayasa’nın 141.maddesinde gerekse HUMK’un 76.maddesinde belirtilen usul ekonomisine aykırıdır.Çünkü gereksiz yere bilirkişiye başvurulması,gereksiz masraf yapılmasına ve zaman kaybına neden olur.5
Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
Özeti:“HUMK’un 275. maddesi hükmüne göre hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenmez.
HUMK’un 275. maddesi hükmüne göre hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenmez. Buna rağmen mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmış olması kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırıdır……….)”6
C )BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNE KARAR VERİLMESİ
Yürürlüğe girecek olan HMK ile beraber HUMK 275’ten farklı olarak mahkeme gerek taraflardan birinin talebi gerekse kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınabileceğini açıkça hüküm altına almaktadır
”Taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden”ibaresi eklenmiştir.Ayrıca bir taraf,iddia ve savunmasının ispatı için bilirkişi incelemesinin yapılmasını isteyebilir.7
D )BİLİRKİŞİ SEÇİMİ
HUMK madde 276/1 de,bilirkişi seçiminde iki taraf uyuşamazlarsa bilirkişiyi hakimin seçeceği hükmü yer almaktadır.
276/2 de ise özel konularda oy ve düşüncelerini açıklamak üzere resmi kurumlar tarafından saptanmış bilirkişi varsa bilirkişinin bunlar arasında seçilmesi gerekir.
276/3 de ise yalnız bir kişi,bilirkişi seçilebilir.Üçten çok seçilemez.
Yürürlüğe girecek olan HMK 267 ve 268. maddeler HUMK 276.maddeye karşılık gelmektedir. HMK 267 de;bilirkişi sayısının belirlenmesi HMK 268 de ise bilirkişilerin görevlendirilmesi başlıkları düzenlenmektedir.
HMK 267’ye göre; mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.
HMK 268’e göre; (1) Bilirkişiler, yargı çevresinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları tarafından, her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan kişiler arasından görevlendirilirler. Listelerde bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişinin bulunmaması hâlinde, diğer bölge adliye mahkemelerinde oluşturulmuş listelerden, burada da yoksa liste dışından bilirkişi görevlendirilebilir.
(2) Kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak öncelikle başvurulur. Ancak, kamu görevlilerine, bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez.
(3) Bilirkişi listelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yer verilmiş olanların liste dışına çıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca hazırlanacak olan yönetmelikte gösterilir.
HUMK 276/2 de;bir husus için kanun tarafından belirlenmiş resmi bilirkişiler varsa,hakim bilirkişileri bunlar arasında seçmelidir,hükmü yer almaktadır ve bunlara da resmi bilirkişiler denir.Örnek olarak;Adli Tıp Kurumu gibi.Ayrıca resmi bilirkişiler dışında resmi olmayan bilirkişiler de vardır,bunların seçimi de taraflara ve hakeme aittir.
HMK 267 de üç kişiden fazla kişinin de yani gerekçesi gösterilerek birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun da bilirkişi olarak görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır.Bu kurulunda yine tek sayı olacağı belirtilmiştir.
HMK 268/1’de;mahkemelerin,bilirkişileri görevlendirilmesinde yargı çevreleri içinde yer aldıkları bölge adliye mahkemeleri adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenecek bilirkişi listelerinin gözetilmesi esası hüküm altına alınmıştır.
268/2’de ise;resmi bilirkişi mevcutsa,listeye dahi müracaat edilmeden öncelikli olarak onun,mahkeme tarafından bilirkişi sıfatıyla görevlendirileceği hususu hüküm altına alınmıştır.Ancak kamu görevlisi varsa,bağlı bulunduğu kurumla ilgili olarak bilirkişi olarak görevlendirilemez.
268/3 ise; bilirkişi listelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yer verilmiş olanların liste dışına çıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikte gösterilir
Yürürlüğe girecek olan HMK ile,CMK’da ,olduğu gibi bilirkişilerin adli yargı çevrelerinde oluşturulacak listelerde seçilmesi yöntemini benimsemektedir.Bu listelerde istenilen alanda bilirkişi bulunmaması halinde diğer illerin listelerinde bilirkişi seçilecek bu da olmaz ise,hakim re’sen bilirkişi seçecektir.Böylece HUMK madde 276 ile taraflara tanınan ve yıllardır uygulanmayan bilirkişinin tarafların kararları ile seçilebilmesi eğer bu sağlanamıyorsa hakim tarafından re’sen seçilmesi ilkesi ortadan kaldırılmış olmaktadır.8
Hakimin bilirkişiye başvurması kararı üzerine,tarafların bilirkişi seçiminde anlaşıp anlaşamayacaklarının araştırılması gerekir.Yargıtay bu konuya titizlik göstermektedir.9
Bilirkişi sayısında,nitekim karmaşık ve yoğun olan davalarda beş hatta yedi bilirkişi incelemesi yapılması gerekliliği maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından büyük bir ihtiyaç hatta zorunluluktur.Yeni düzenleme bu sıkıntının giderilmesini sağlamıştır.10
Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
Özeti:” Üçten fazla yerel bilirkişi seçimi HUMK’un 276. maddesi hükmüne aykırıdır. Ancak, bilirkişi seçimindeki bu usulsüzlüğün davada, bilirkişiler ittifakla beyanda bulunduklarından sonuca ulaşmada etkili bir usul yanlışlığı olmadığı açık bir olgudur. Kaldı ki bu husus HUMK’un 428’inci maddesinin son fıkrasında da hükme bağlanmış durumdadır. Bu nedenle olayda, sonuca etkili olmayan, salt bilirkişi seçimindeki adette yapılan usulsüzlük, bozma sebebi yapılamaz. O itibarla, mahkemenin bu yöne değinen direnmesi yerindedir.
….HUMK.nun 276. maddesinde "yalnız bir kişinin ehli vukuf olarak seçilebileceği, 3’den fazla bilirkişi seçilemeyeceği" gereğine işaret edilmiştir. Bu hüküm keşif ve tatbikat yapılmasına ilişkin amir bir hükümdür. Mahkemece hükmün kendiliğinden göz önünde tutulması gerekir. 4 kişi tarafından yapılan uygulamaya göre hüküm verilemez….)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne direnme yolu ile gelen Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davada 4 yerel bilirkişi dinlenmek suretiyle sonuca ulaşılıp ulaşılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki HUMK.nun deliller ve ikamesi başlıklı 8 inci fasılın, 3 üncü kısmında, ehlivukuf ile ilgili olarak getirilen düzenlemede, ehlivukufun iki taraf ittifak edemedikleri halde tahkikat Hakimi tarafından intihap olunacağı, özel uzmanlığı gerektiren hususlarda görüşlerini bildirmek üzere hükümet tarafından seçilen ehlivukuf varsa bunlar arasında seçim yapılacağı vurgulandıktan sonra, yalnız bir kişi ehlivukuf seçilebilir, üçten fazla seçilemez hükmüne yer verilmiştir (HUMK. 276).
Somut olayda, 4 yerel bilirkişi seçilmiş ve tümü aynı beyanda bulunmuşlardır. Üçten fazla yerel bilirkişi seçimi HUMK.nun 276. maddesi hükmüne aykırıdır. Ancak, bilirkişi seçimindeki bu usulsüzlüğün davada, bilirkişiler ittifakla beyanda bulunduklarından sonuca ulaşmada etkili bir usul yanlışlığı olmadığı açık bir olgudur. Kaldı ki bu husus HUMK.nun 428 inci maddesinin son fıkrasında da hükme bağlanmış durumdadır. Yine (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.3.1980 gün 1978/7-1119 esas 1980/1404 karar sayılı ilamında da aynı görüş benimsenmiştir).
Bu nedenle olayda, sonuca etkili olmayan, salt bilirkişi seçimindeki adette yapılan usulsüzlük, bozma yapılamaz. O itibarla, mahkemenin bu yöne değinen direnmesi yerindedir……)”11
E )BİLİRKİŞİNİN REDDİ
Bilirkişiliğin tarafsızlığını ve dürüstlüğünü sağlamak üzere kabul edilen kurumlardan birisi de “bilirkişinin reddi”konusudur.
HUMK 277 de;bilirkişiler,hakimler gibi reddolunacağı belirtilmiştir.Ret sebepleri de aynıdır.Ret süresinin seçildiği tarihten itibaren üç gün içinde istemde bulunacağı fıkra 2 de belirtilmiştir,bu süreden sonra ortaya çıkan ve öğrenilen ret sebepleri için bilirkişi raporuna itiraz edilerek yeni bir bilirkişi seçilmesi istenebilmektedir.12Aynı şekilde 277/1 de ret talebi hakim tarafından hadise şeklinde incelenerek karar vereceği hükmü yer almaktadır.Bilirkişiyi ret talebi,karşı tarafça kabul edilmezse,hakim tarafından(madde 222-225)şeklinde incelenir ve karara bağlanılır.Ret sebebinden dolayı yemin teklif olunmaz.
HMK da ise madde 272’de aynı hüküm yer almaktadır.272/1’de HUMK’a ek olarak bilirkişinin aynı dava ve işte daha önce tanık olarak dinlenmiş bulunması bir ret sebebi teşkil etmeyeceği hükmü yer almaktadır.Kanunun gerekçesinde belirtildiği gibi fıkra bir ile beraber bilirkişilerin hakimin yardımcısı konumunda bulunması olgusunun ağırlık kazanmasını sağlamıştır.
272/2 de;yasaklılık sebeplerinden biri bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi halinde herhangi bir talep olmasa da mahkeme re’sen görevden alabileceği düzenlenmektedir.
272/3 de ise; Ret sebeplerinden birinin bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde taraflar, bilirkişinin reddini talep edebileceği gibi, bilirkişi de kendisini reddedebilir. Ret talebi veya bilirkişinin kendisini reddetmesinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılmış olması şarttır. Ret sebeplerinin ispatı için, yemin teklif edilemez
Üç günlük sürenin bir haftaya çıktığını görmekteyiz.Üç günlük sürenin ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılması şartı getirilmiştir.
272/4’ün HUMK’tan farklı bir düzenleme olduğu görülmektedir.272/4’e göre; Görevden alınma, ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talep, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır. Kabule ilişkin kararlar kesindir. Redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna başvurulabilir,hükmü yer almaktadır.
HUMK 276/4’de gerekli görmesi halinde,hakimin bilirkişiye tarafsızlığına dair yemin ettirebileceği hükmü yerine HMK 271’de bilirkişiye yemin verdirilmesi zorunluluğu getirilmiştir ve yeminin içeriğinin nasıl olacağı da yeni düzenlemeyle belirtilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Özeti:”Bilirkişilerin şahıslarına karşı yapılan itirazların, hadise şeklinde incelenerek karara bağlanması gerekir. Mahkemece, yapılan itirazlar incelenip karara bağlanmadan, şahıslarına itiraz olunan kişilerin bilirkişi seçilmesi ve bu kişilerin hazırladıkları rapora dayanarak hüküm tesisi doğru değildir.
……Hukuk usulü Muhakemeleri Kanununun 276. maddesinde tarafların birleşmedikleri hallerde bilirkişinin hami tarafından re’sen seçileceği ve aynı Kanunun 277. maddesinde de bilirkişinin şahsına karşı yapılan itirazların hadise şeklinde incelenerek karar verileceği öngörülmüştür. olayda bilirkişilik yapacak kişilerin adlarının saptanması için ilgili merciilere yazılan yazıya gelen karşılık yazıya eklenen listede adları açıklanan kişilerin şahıslarına karşı duruşma zaptında yazılı nedenlerle temyiz edenler tarafından itiraz olunmuştur. Mahkemece, yapılan itirazlar incelenip karar verilmeden şahıslarına itiraz olunan kişilerin bilirkişi seçilmesi ve seçilen bu bilirkişilerin düşüncesine dayanılarak karar verilmesi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.”13
F )BİLİRKİŞİLİK YAPMAK KURAL OLARAK ZORUNLU DEĞİLDİR
HUMK 278/1’e göre;resmi bilirkişiler,bilirkişilik yapmak zorunda ama resmi olmayan bilirkişilerin, bilirkişiliği kabul etmek zorunda olmadığı ifade edilmiştir.Ancak,bilirkişi olarak görüşüne başvurulan hususu bilmeksizin sanatını icra etmesi kabil olmayan ve alenen sanatını icra eden kimseler,o husus hakkında bilirkişiliği kabul etmek zorundadırlar.14
HMK 270’de ise;bilirkişilik görevini kabulle yükümlü olanlar belirtilmiştir.Madde 270’e
göre; (1) Aşağıda sayılmış olan kişi ya da kuruluşlar, bilirkişilik görevini kabulle yükümlüdürler:
a)Resmî bilirkişiler ile 268 inci maddede belirtilmiş bulunan listelerde yer almış olanlar.
b) Bilgisine başvurulacak konuyu bilmeksizin, meslek veya zanaatlarını icra etmesine olanak bulunmayanlar.
c) Bilgisine başvurulacak konu hakkında, meslek veya sanat icrasına resmen yetkili kılınmış olanlar.
(2) Bu kişiler, ancak tanıklıktan çekinme sebeplerine veya mahkemece kabul edilebilir diğer bir sebebe dayanarak, bilirkişilikten çekinebilirler.
HMK 269’da HUMK 278/3’de farklı olarak bilirkişiye “yemin ettirilmesi”diye bir ibare konulmuştur.
Yargıtay 18.Hukuk Dairesi Kararı:
“…….Her iki bilirkişi kurulunun Antakya Kavaslı mıntıkasında 2633 parseli emsal alarak düzenledikleri raporlara göre, emsal taşınmaz 5 kata müsaadeli 631.90 m2 alanında bir imar parselidir…..
Sonuç olarak, her iki bilirkişi kurulundan taşınmazın gerçek değeri konusunda yukarıdaki bozma esaslarını gözetecek şekilde ek raporlar alınmalı, ve hasıl olacak duruma göre karar verilmelidir." hükmünün ikamesine, sair karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, 24.6.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi”.15
G )BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ VE RAPORU
HUMK 281/1 ve 2’de,bilirkişinin belirttiği oy ve görüşü hemen tutanağa geçirilir.Birden fazla bilirkişi varsa aralarında görüşülür ve görüşme sonucu bildirilen oy ve düşünceler tutanağa yazılır,hükmü yer almaktadır.
HUMK 281/3’de işin niteliğine göre bilirkişilerin oy ve görüşlerini yazılı olarak bildirmeleri gerekiyorsa, hakim, raporun kaç nüsha olacağını ve verileceği süreyi belli eder. Bu süre işin niteliğine göre üç ayı geçemez ve aynı zamanda fıkrada bilirkişi raporunda nelerin yer alması ve nasıl düzenleneceği yer almaktadır.
HMK 279/1’de mahkeme,bilirkişinin oy ve görüşünü seçimine göre yazılı yahut sözlü olarak bildirebileceği yer almaktadır.HMK 279;HUMK 281’den farklı olarak son fıkrada bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki değerlendirmelerde bulunamaz,hükmü yer almaktadır.Bilirkişi yalnız maddi vakıalar hakkında görüş bildirir,hukuki sorunlar hakkında görüş bildirmez.Fakat, uygulamada raporunda hukuki görüş bildiren hatta kendisini hakim yerine koyarak mahkeme kararı gibi rapor düzenleyen bilirkişilere rastlanmaktadır.Bu tamamen kanuna aykırı bir tutumdur.16
HMK’ta HUMK 281’den farklı olarak HMK 274’de üç aylık sürenin bilirkişinin talebi üzerine üç ayı geçmemek üzere uzatabilir.Aynı şekilde 274/2’de belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişinin görevden alınıp yerine başka bir kimse bilirkişi olarak görevlendirebilinir,hükmü yer almaktadır.
HUMK 282’de bilirkişi,raporunu mahkeme kalemine verir,verildiği tarihi, yazı işleri müdürü rapora yazar ve yargılama gününden önce örneklerini iki tarafa yazılı olarak gönderir,hükmü yer almaktadır.HMK’ta HUMK 281’den farklı bir düzenleme yoktur.
HUMK 283 önemli bir madde ve 283/1’de hakim raporda eksik ve belirsiz gördüğü konuları tamamlamak ve açıklamak için bilirkişiye yeni sorular düzenleyebilir,sorabilir buna bilirkişide ek rapor istenmesi denmektedir.283/2 ‘de iki tarafta,raporun kendilerine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde hakimden,bilirkişiden izahat alınmasını isteyebilir,hükmü yer almaktadır.Buna da bilirkişi raporuna itiraz denmektedir.
Raporun eksik ve açık olmayan kısımlarının tamamlanması amacıyla başvurulması halinde ek rapor istenmesi;bilirkişi raporunun tamamen kabul edilmemesi halinde ise rapora itiraz edilmesi söz konusudur.17
Yargıtay,bazı kararlarında tarafların madde 283’teki bir haftalık süre içinde bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olmalarının,bilirkişi raporunun kesinleşmesi sonucunu doğurmayacağı,hüküm verilinceye kadar bilirkişi raporuna itiraz edebilecekleri görüşünü benimsemiştir.18Baki Kuru’ya göre ise bir haftalık sürenin,hak düşürücü süre niteliğinde olduğudur.
HMK 281/1’de bu sürenin onbeş gün olduğunu görmekteyiz.HUMK 284’de bir değişiklik olmadığını görmekteyiz.Yani hakim,birinci bilirkişi raporu ile durumun aydınlanmadığı kanısındaysa ikinci bilirkişi incelemesini isteyebilir.
Yargıtay,taraflardan sadece birinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi halinde,onun lehine usuli müktesap hakkın oluşacağını kabul etmektedir.Bilirkişi raporu değerlendirilirken bu hususun da göz önünde tutulması gerekir.19
Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
Özeti: “Taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi, diğerinin itiraz etmemesi yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu verilen rapor itiraz edenin, öncekine göre, daha da aleyhine ise önceki rapor itiraz eden taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur, bunun sonucu olarak itiraz etmeyen tarafın razı olduğu miktar aşılarak daha fazla değer belirleyen sonraki rapora dayanılarak karar verilemez.
……Taşınmaz mala az değer biçen birinci bilirkişi kurulu raporu hakkında diyeceklerini bildirmeleri için yan vekillerine mahkemece 5.11.1981 günlü oturumda önel tanınmış ve bunu izleyen 12.11.1981 günlü oturumda rapora davalı idare vekili itiraz ettiği halde davacı vekili tarafından itiraz edilmemiş ve böylece bu değer davalı idare yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu düşünülmeden daha fazla değer biçen rapora tutunularak arttırmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır…….
Taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi, diğerinin itiraz etmemesi halinde sonradan yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu verilen rapor itiraz edenin, öncekine göre, daha da aleyhine ise önceki rapor itiraz eden taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur, bunun sonucu olarak itiraz etmeyen tarafın razı olduğu miktar aşılarak daha fazla değer belirleyen sonraki rapora dayanılarak karar verilemez. Mahkemece usuli kazanılmış hak gözetilmeden önceki kararda direnilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirir. Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…..”20

H )BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ BAĞLAMAZ
HUMK 286/1’de bilirkişinin oy ve görüşleri hakimi bağlamaz,hükmü yer almaktadır.HMK 282’de aynı anlamın çıktığını görmekteyiz sadece, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebileceği yazılmaktadır.
Baki KURU’ya göre “bilirkişi raporu hakimi bağlamaz”ilkesinin anlamı şudur;hakim,bilirkişi raporunu serbestçe takdir eder,bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa,bilirkişiden ek rapor isteyebilir veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabilir.Fakat,hakim bilirkişi raporunda yazılı olan özel ve teknik açıklamalardan,bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa,yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan bilirkişi raporunun aksine de karar verebilmelidir.
Fakat,Yargıtay ise madde 286’yı hakimin,bilirkişi raporunu yeterli görmezse,yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerektiği şeklinde anlamaktadır.
Bilirkişinin raporu hakimi bağlamaz.Çünkü bilirkişi raporu takdiri bir delildir ve hakim bu takdiri delili serbestçe takdir eder.Bilirkişi raporunun hakimi bağlaması,hakimin bağımsızlığı ile bağdaşmaz.21
J ) BİLİRKİŞİ ÜCRETİ
HUMK 285’te bilirkişi ücretinin,hakim tarafından kararlaştıracağı belirtilmiştir.
HMK 283’te aynı hüküm yer almakta ayrıca madde de ücret dışında Adalet Bakanlığınca çıkarılacak ve her yıl güncellenecek bir tarife üzerinde ücret ile inceleme, ulaşım, konaklama ve diğer giderlerinin de ödeneceği hüküm altına alınmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
“Davacı, davalının mahkeme kanalıyla yaptırdığı tesbitle bilirkişi olarak görev yaptığını ancak ücretin çok az olması nedeniyle 600.000.000 TL ek bilirkişi ücreti talep ettiğini talebinin 3.1.2000 tarihli hakim kararı ile de kabul edildiğini, davalının ise bilirkişi raporunu dosyadan almadığını ücreti de yatırmadığını belirterek, bilirkişi ücretinin tahsili için başlatmış olduğu icra takibine yapılan itirazın iptalini %40 inkar tazminatının ödetilmesini istemiştir.
……Delil tesbitinde mahkeme bilirkişi düşüncesine başvurulacak ise bilirkişiye takdir edilen ücret veya ödemesi gereken avans ücret mahkemece saptanır ve tesbit isteyen tarafından saptanan bu ücret mahkeme veznesine makbuz karşılığı yatırılır…. Öte yandan tesbit sırasında bilirkişiye tesbit dilekçesini verilmiş, yapacağı işler anlaşılmış olmasına ve bilirkişinin mesleği gereği yapacağı işin ne nisbette emek ve masrafı gerektirdiğini bilmesinin gerekçesine göre mahkemece önceden tesbit edilen ücretin yeterli olmadığını .belirterek, mahkemeden ek ücret talep etmesi bu talebinin mahkemece kabulü halinde de bunun tesbit isteyen huzurunda tesbit tutanağına mahkemece bir karar şeklinde yapılması gerekir. Oysaki mahkemenin tesbit tutanağında bu yönde verilmiş bir karar da yoktur…….
Hukuk genel kurul kararı:
1- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle HUMK.’nun 285. maddesinde "Ehlivukuf ücretinin hakim tarafından takdir edileceğinin" belirtilmiş olup anılan takdiı hakkının hakim tarafından kullanılmasinın herhangi bir şekil şartına bağlanmamış bulunmasına yine anılan yasanın 414-420 maddelerindeki yükümlülüklerde değerlendirildiğinde yerel mahkemenin direnme kararı yerinde görülmesine göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
2- Her ne kadar mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmiş ise de bilirkişi ücretinin arttırılmasına ilişkin hakimin takdirini gösteren belge ve artırım olgusu davalıya bildirilmemiştir. Davanın kendine özgü durumu da gözetildiğinde mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykındır. Bozma nedenidir.” 22
K )BİLİRKİŞİNİN SORUMLULUĞU
HUMK 286/2’de; mahkemeye sunulan bilirkişi raporunun maddi olgu ve fiili gerçeklerle bağdaşmadığı yönünde kuvvetli emare ve şüphelerin bulunduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde, bu bilirkişiler hakkında diğer kanunlardaki hukuki ve cezai sorumluluklar saklı kalmak şartıyla 19/04/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının tasdikli bir örneği yetkili Cumhuriyet savcılığına gönderilir,hükmü yer almaktadır.
HMK 285.madde ile bilirkişinin hukuki sorumluluğuna özel bir düzenleme getirilmiştir.Bu maddenin 1.fıkrasına göre; bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için devlete karşı tazminat davası açabileceği öngörülmüştür.
285/2’de ise; devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder,ifadesi ile yeni bir düzenleme getirilmiştir.
Aynı zamanda HUMK 445/1 bent 5’e göre de bilirkişinin kasten gerçeğe aykırı açıklamada bulunduğunun anlaşılması halinde yargılamanın iadesi yoluna gidilebileceği belirtilmektedir.
Aynı zamanda HMK 284’de yeni bir düzenleme ve maddeye göre;bilirkişilerin Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olduğu ifade edilmiştir.
HMK 286 ile de davaların açılacağı mahkemeler başlığıyla özel bir düzenleme yer almaktadır.Bu madde ile yetkili ve görevli yargı yeri belirtilmiştir.HMK 286’ya göre;
(1) Devlet aleyhine açılacak olan tazminat davası, gerçeğe aykırı bilirkişi raporunun ilk derece mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde, bu mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi hukuk dairesinde; bölge adliye mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde ise Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görülür.
(2) Devletin sorumlu bilirkişiye karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür,hükmüne yer vermektedir.
HMK 287 ile de rücu davasında zamanaşımı düzenlenmiş ve bu maddeye göre; devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu bilirkişiye, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder. Hükme esas alınan bilirkişi raporu kasten gerçeğe aykırı olarak düzenlenmişse, bu durumda, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.
.

L )BİLİRKİŞİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
HUMK’ta yer almayan ama HMK’ta düzenlenen yeni kanun maddelerimiz vardır.Bunlar HMK 275’te bilirkişinin haber verme yükümlülüğü,HMK 276’da bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü ve HMK 277’de düzenlenen bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü yeni kanun maddelerimizdir.Şimdi aşağıda bunlara değinmek istiyorum.

a)Bilirkişinin haber verme yükümlülüğü (HMK 275):
(1) Bilgisine başvurulan bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevin, uzmanlık alanına girmediğini, inceleme konusu maddi vakıaların açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan başka bir bilirkişi ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu veya görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak mazeretini bir hafta içinde görevlendirmeyi yapan mahkemeye bildirir.
(2) Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirebilmek için, bazı hususların önceden soruşturulması ve tespiti ile bazı kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunun sağlanması için, bir hafta içinde kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi verir ve talepte bulunur,hükmüne yer verilmektedir.
HMK 275 ‘te bir haftalık süre,Adalet Komisyonu tarafından getirilmiştir.Tasarıda ilgili madde de hemen ibaresi vardı.

b)Bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü(HMK 276):
Bilirkişi, mahkemece kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye bırakamaz,şeklinde düzenlenmiştir.Gerekçe de bu hüküm,bilirkişinin yargılama süreci içinde bir kamu görevini yapmakta olduğunu,dolayısıyla bu görevin yerine getirilmesi de,diğer kamu görevlerinin yerine getirilmesinde olduğu gibi kamu hukuku ilke ve kurallarına tabiidir.Kamu hukuku alanında bu konuda işlerlik kazanmış olan temel ilke ise,bir kamu görevinin ilgilisi tarafından bizzat yerine getirilmesidir
.
c)Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü(HMK 277):
Bilirkişi, görevi sebebiyle yahut görevini yerine getirirken öğrendiği sırları saklamak, kendisi ve başkaları yararına kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür,ifadesine yer verilmiştir.

M )BİLİRKİŞİNİN YETKİLERİ
HMK 278’de bilirkişinin yetkileri başlığıyla HUMK’tan farklı olarak yeni bir düzenleme daha getirilmişitir.HMK 278’e göre;
(1) Bilirkişi, görevini, mahkemenin sevk ve idaresi altında yürütür.
(2) Bilirkişi, görev alanı veya sınırları hakkında tereddüde düşerse, bu tereddüdünün giderilmesini, her zaman mahkemeden isteyebilir.
(3) Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirirken ihtiyaç duyarsa, mahkemenin de uygun bulması kaydıyla,  tarafların bilgisine başvurabilir. Taraflardan birinin bilgisine başvurulacağı hâllerde, mahkemece bilirkişiye taraflardan biri bulunmaksızın diğerinin dinlenemeyeceği hususu önceden hatırlatılır.
(4) Bilirkişinin oy ve görüşünü açıklayabilmesi için bir şey üzerinde inceleme yapması zorunlu ise mahkeme kararı ile gerekli incelemeyi yapabilir. Bu işlemin icrası sırasında taraflar da hazır bulunabilir,şeklinde düzenlenmiştir.

II ) UZMAN GÖRÜŞÜ
HUMK’ta olmayan ama HMK ile birlikte usul hukukumuza girecek olan yeni kurumlardan birisi de uzman görüşü kurumudur.Kanunun gerekçesinde söylediği gibi uzman görüşü,bilirkişilikten farklı bir kurumdur.
Uzman görüşü HMK madde 293’te düzenlenmektedir.Bu maddeye göre ;
(1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.
(2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir.
(3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz,şeklinde düzenlenmektedir.
293/1’e göre;tarafların bilirkişi dışında uzmanından bilimsel mütalaa alabileceği de düzenlenmektedir.Ayrıca,kişilere uzman görüşüne başvurulduğunda yeni bir süre verilemeyecektir.Maddenin gerekçesinde belirttiği gibi hakim dosyaya sunulan uzman görüşünü serbestçe takdir edecektir.
293/2’de ise uzman kişinin mahkemede talep üzerine veya re’sen dinlenebileceği belirtilmiştir.
293/son fıkrada ise geçerli özrü olmadan gelmeyen uzman kişinin hazırladığı rapor mahkeme tarafından değerlendirmeye tabii tutulamayacağı belirtilmiştir. HMK 285.madde ile bilirkişinin hukuki sorumluluğuna özel bir düzenleme getirilmiştir

 
 
 
 
 
 
 
III )SONUÇ:
Hukukumuzda önemli kurumlardan olan bilirkişiliğin ne HUMK’ta ne de HMK’ta tanımının yapıldığını görmekteyiz.Maddeler de sadece özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulacağı belirtilmektedir
Bilirkişi seçiminde HMK 268/1’de;mahkemelerin,bilirkişileri görevlendirilmesinde yargı çevreleri içinde yer aldıkları bölge adliye mahkemeleri adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenecek bilirkişi listelerinin gözetilmesi esası hüküm altına alınmıştır.
Bilirkişiliğin tarafsızlığını ve dürüstlüğünü sağlamak üzere kabul edilen kurumlardan birisi olan bilirkişinin reddi konusunda bir takım değişikler bulunmaktadır. Üç günlük sürenin bir haftaya çıktığını görmekteyiz.Üç günlük sürenin ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılması şartı getirilmiştir.
Bilirkişilik görevini kabulle yükümlü olanlar madde de detaylı şekilde gösterilmiştir.
HMK’ta HUMK 281’den farklı olarak HMK 274’de üç aylık sürenin bilirkişinin talebi üzerine üç ayı geçmemek üzere uzatabilir.Aynı şekilde 274/2’de belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişinin görevden alınıp yerine başka bir kimse bilirkişi olarak görevlendirebilinir,hükmü yer almaktadır.Bilirkişi raporuna itiraz süresinin bir haftadan iki haftaya çıktığını görmekteyiz.
HUMK 286/1’de bilirkişinin oy ve görüşleri hakimi bağlamaz,hükmü yer almaktadır.HMK 282’de aynı anlamın çıktığını görmekteyiz sadece, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebileceği yazılmaktadır
Bilirkişinin ücreti konusunda önemli bir değişiklik olmadığını görmekteyiz,sadece diğer giderlerinin de ödeneceği belirtilmektedir.
HMK 285.madde ile bilirkişinin hukuki sorumluluğuna özel bir düzenleme getirilmiştir. Aynı zamanda HMK 284’de yeni bir düzenleme ve maddeye göre;bilirkişilerin Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olduğu ifade edilmiştir.
HMK 286 ile de davaların açılacağı mahkemeler başlığıyla özel bir düzenleme yer almaktadır.Bu madde ile yetkili ve görevli yargı yeri belirtilmiştir.
HUMK’ta yer almayan ama HMK’ta düzenlenen yeni kanun maddelerimiz vardır.Bunlar HMK 275’te bilirkişinin haber verme yükümlülüğü,HMK 276’da bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü ve HMK 277’de düzenlenen bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü yeni kanun maddelerimizdir.
HMK 278’de bilirkişinin yetkileri başlığıyla HUMK’tan farklı olarak yeni bir düzenleme daha getirilmiştir.
HUMK’ta olmayan ama HMK ile birlikte usul hukukumuza girecek olan yeni kurumlardan birisi de uzman görüşü kurumudur.Kanunun gerekçesinde söylediği gibi uzman görüşü,bilirkişilikten farklı bir kurumdur.HMK 293/1’e göre;tarafların bilirkişi dışında uzmanından bilimsel mütalaa alabileceği de düzenlenmektedir.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BİBLİYOGRAFYA:
1 ) Budak, Ali Cem: Hukuk Muhakemeleri Kanunu (4.Baskı,2011)
2 ) Kuru/Arslan/Yılmaz: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (32.Baskı,2008)
3 ) Deryal,Yahya :Türk Hukukunda Bilirkişilik (3. Baskı,2010)
4 ) Budak,Ali Cem :Medeni Usul Hukuku Ders Malzemesi (1.Baskı,2009)
5 ) Pekcanıtez/Atalay/Özekes :Medeni Usul Hukuku (5.Bası,2006)
6 ) Kuru/Arslan/Yılmaz :Medeni Usul Hukuku (19.Baskı,2008)
7 ) Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler (4.Bası,2010)
 
 
1 Kuru,Arslan,Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.451.
2 Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.41.
3 Alangoya/Yıldırım/Yıldırım,Medeni Usul Hukuku Esasları,6.Bası,İstanbul 2006,s.386(Yahya Deryal Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.41.)
4 Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.452.
5 Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku,5 Bası,s.461.
6 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:1986/4724,Karar Numarası:1987/583,Karar Tarihi:01.07.1987(http://www.legalbank.net/)
7 Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.454.
8 Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.259.
9 Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal.Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.259.
10 Öztürk/Erdem,s.490;Dönmez,2007,s.1155,1156.( Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı)
11 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Masası:1992/8-855,Karar Numarası:1993/593,Karar Tarihi:20.10.1993(http://www.legalbank.net/)
12 Kuru,1990,s.1863.( Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı)
13 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:1982/7-619,Karar Numarası:1984/677,Karar Tarihi:08.06.1984(http://www.legalbank.net/)
14 Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.456.
15Yargıtay18.Hukuk Dairesi,Esas Numarası:1999/6034.Karar Numarası:1999/8654.Karar Tarihi:24.06.1999(http://www.legalbank.net/)
 
 
16 Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.457.
17 Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,341.
18 Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.458.
19 Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku,5 Bası,s 466.
20 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:1983/5841,Karar Numarası:1985/573,Karar Tarihi:07.06.1985(http://www.legalbank.net/)
21 Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler,4.Bası,s.263.
22 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:2000/13-1839,Karar Numarası:2000/1849,Karar Tarihi:20.12.2000(http://www.legalbank.net/)
—————
————————————————————
—————
————————————————————
AV.SALİH GÜLGELDİ

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

Tecavüzün önlenmesi ve tazminat dava dilekçesi

tecavüzün önlenmesi ve tazminat dava dilekçesi

……………. ASLİYE HUKUK HAKİMLİĞİ’NE

DAVACI :

DAVACI VEKİLİ :

DAVALI :

DAVA KONUSU : Tecavüzün önlenmesi ve tazminat talebinden ibarettir.

OLAYLAR :
1. Müvekkilimin …………ı İlçesi, ………………. Mahallesi ……………….. mevkiinde tapunun ……parsel nosun da kayıtlı bulunan fındık bahçesi mevcuttur.
2. Davalı ……………… maliki bulunduğu müvekkilimin arazisine komşu olan yine aynı mevkide ………….. Yolu kenarında bulunan ve davalıya ait olan evin altından su çıkmaktadır.
3. Davalıya ait bulunan evin alından çıkan su daha önceden var olan arkın kapatılması sonucu önce yola yoldan da ark olmadığı için müvekkilime ait yere akmaktadır. Müvekkilimin arazisine akan bu su yaklaşık olarak 5-6 yıldan bu yana akmakta ve müvekkilimin arazisine ve ürününe zarar vermektedir. Araziyi tamamen su bastığı için ürün ocakları kurumaktadır.
4. Davalı ile yapılan görüşmeler hiçbir sonuç vermemiş davalı yerin kenarına evin altından çıkan suyun tahliyesi için ark açılmasına izin vermemiştir. Hatta müvekkilimin bu konuyla ilgili olarak ……. yılında bir şikayeti olmuş davalı bu konuyu çözüme kavuşturacaklarına dair söz vermiştir. Ancak yapılan anlaşmaya davalı uymamış ve müvekkilime ait araziye zarar vermeye devam etmiştir.
5. Davalının bu güne kadar müvekkilime yaklaşık olarak ……………….-(…………………..) TL zararı olmuştur.
6. İş bu nedenlerle dava açma zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER : Medeni Kanun ve ilgili sair mevzuat.

SUBUT DELİLLER : Tapu kayıtları, tanık, bilirkişi, keşif, davalı ile müvekkilim ararsında yapılan 05.06.1996 tarihli anlaşma ve diğer her türlü hukuki deliller.

CEVAP SÜRESİ : 10 Gündür

SONUÇ ve TALEP : Yukarıda sayılan nedenlerle, davamızın kabulü ile davalının haksız tecavüzünün men-i ile suyun tahliyesi için ark açılmasına, davalının müvekkilime vermiş olduğu …………………..-(…………….) TL zararın tazminine, yargılama masrafları ile ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

……/……/200…
Davacı Vekili

EK:
1.) Onanmış vekaletname örneği
2.) Anlaşma zaptı örneği
3.) Tapu fotokopisi

Yorum yapın

Filed under Uncategorized

Hukuk Dünyama Hoşgeldiniz

Yorum yapın

Mayıs 9, 2012 · 12:16 pm